2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Kılıçdaroğlu: Soylu’nun elinde Erdoğan’la ilgili bilgiler var

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Erdoğan’ın gönderdiği talimat ‘Asla bu konularda konuşmayacaksınız.’ Soylu’nun elinde Erdoğan’ı, yakın çevresini, ailesini zora sokacak çok bilgi var. Görevli savcılar soruşturma açmamakla suç işliyorlar” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, bu sabah Fox TV canlı yayınına katılarak, Organize suç örgütü liderli olduğu suçlamasıyla hakkında arama kararı çıkarılan Sedat Peker’in iddiaları ve gündemin diğer başlıkları hakkındaki soruları yanıtladı.

Peker’in iddialarının ardından yargının harekete geçmediğini belirten Kılıçdaroğlu, AK Parti hükümetine sert eleştiriler yöneltti.

Kılıçdaroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını gündeme getirerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a dolaylı mesaj verdiği görüşünü savundu.

CHP Lideri, özetle şunları söyledi:

Türkiye savruluyor. Kimin ne yaptığı belli değil. Türkiye yönetilmiyor. Akdeniz’de bizim bir gemimize arama yapılacaktı. 4 saat Erdoğan’a kimse ulaşamıyor. 5 saat geçiyor, ya savaş olsaydı ne olacaktı? Çünkü Dışişleri Bakanlığı devre dışı bırakılmış. İbrahim Kalın da konuşuyor. Niye Dışişleri Sözcüsü yok. Milli Savunma Bakanı da dış politikada aktif geziyor. Sistemde bir sorun değil çok sorun var. Bütün yetkilerin bir kişiye bağlanması.

Merkez Bankası’nın şu anda net rezervi eksi 47 milyar 600 milyon dolar. Merkez Bankası’nda kendisine ait 1 cent dahi yok. Bu para dışarıdan alınıp getirilip, kasasına konan para. 47 milyar 600 milyon dolar var ama başkasının parası.

‘Mafyanın Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı olduğu ortaya çıktı’

Mafyanın Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı olduğu kapalıydı, açıkça ortaya çıktı. Gideceğiz seçime, bu sonbaharda ya da ne zaman olursa. Ancak geciktiğimiz her gün maliyet artıyor. Topluma maliyeti artıyor. Vatandaşın hakemliği son derece önemlidir. İktidar değişecek. Ben bu ülkede yaşayan insanların ferasetine inanıyorum. Siyaset kirlilikten arınacak, temiz bir siyasetle yolumuza devam edeceğiz.

Sedat Peker yer altı dünyasının aktörlerinden birisi. Bunların bir kısmı zaten daha önce ifade edilmişti. Parlamento tutanaklarına geçmişti ama iktidar partisi bunu muhalefetin suçlaması olarak sundu, ‘böyle bir şey yoktur’ dedi. Ancak şimdi işin içinde olan bir kişi açıkladı. O kadar rahattı ki ‘Erdoğan’ın dağıttığı kahveleri ben verdim’ dedi. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, parasını partinin ödemediği bir kahveyi alır dağıtırsa ne olur? Savcı yukarıdan talimat gelmediği için harekete geçmiyor. Savcı harekete geçse pislikler ortaya çıkacak. Savcının talimat olmaksızın doğrudan doğruya soruşturma açması lazım.

Bu konuda verilen önergeler iktidar ve ortağı tarafından reddedildi. Araştırmayın, soruşturmayın demektir bu. Olayın içinde olan kişi anlatıyor. Yer veriyor, isim, zaman veriyor. Her şeyi veriyor. Bunlar oldu diyor. Bakıyorsunuz, zaten bunlar doğru. ‘Eğer suçluysak içinizde en az suçlu olan benim’ diyor.

‘Bu siyasetçinin AKP MKYK’nın üyesi olduğunu da herkes biliyor’

İçişleri Bakanı kalktı bir açıklama yaptı. ‘Bir siyasetçiye her ay 10 bin dolar para veriliyor’ dedi. Yani rüşvet. Bir siyasetçiye, yer altı dünyasının bir aktörü neden her ay para versin? Bu siyasetçiyi biliyoruz, gazeteler yazıyor. Erdoğan’ın sesi çıkıyor mu? Bu siyasetçinin AKP MKYK’nın üyesi olduğunu da herkes biliyor.

Ortada bir şey yokken 17/25’e gönderme yaptı Sayın Soylu. Bakanların çocuklarının aldıkları rüşvetin para sayma makinalarını gündeme getirdi. Yani Erdoğan’a diyor ki ‘Ben 10 bin dolar rüşvet alanı biliyorum. Bana bir şey olursa azdan az, çoktan çok gider’ diyor. Yani asıl senden gider diyor. Savcı harekete geçmedi. Erdoğan, Soylu’yu çağırıp da ‘Sen çok ciddi bir iddiada bulunuyorsun, bu kişi kim? Bana söyle’ demedi. Erdoğan Soylu’yu çağırmadı. Çağıramaz ve konuşamaz. Rüşvet alan bir kişiyi büyükelçi yapan bir kişi. Onu da başka bir yere atayacak.

’Şimdi tepedekiler mafyayla beraber çalışıyorlar’

Erdoğan’ın gönderdiği talimat ‘Asla bu konularda konuşmayacaksınız.’ Soylu’nun elinde Erdoğan’ı, yakın çevresini, ailesini zora sokacak çok bilgi var. Görevli savcılar soruşturma açmamakla suç işliyorlar. Peki ona bakan kim? Hiç kimse.

Susurluk ayrı bir olaydı. Bu buzdağının görünen tarafı, alt tarafında tam bir felaket olduğuna inanıyorum. Susurluk’ta araştırma komisyonu kuruldu, ayrıntılar alındı. Burada hiçbir şey yok, tam bir sessizlik var. Orada tepedeki kişiler mafyaya bulaşmamışlardı, şimdi tepedekiler mafyayla beraber çalışıyorlar.”

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...