27 Temmuz 2026
25.8 C
İstanbul

Süleyman Sarılar: 26 günde 766 dakika AKP yayını yapan Olay TV, toplam 51 dakikalık HDP yayını bahane edilerek kapatıldı!

İş insanı Cavit Çağlar’ın yüzde 100 lisans hakkına sahip olduğu Olay TV,  iş insanı Hüseyin Köksal’ın sermaye koymasıyla 30 Kasım’da yayın hayatına başladı.

“Habercilik fabrika ayarlarına dönüyor” sloganıyla yayın hayatına başlayan kanal sadece 26 gün yayında kalabildi. 25 Aralık’ta Nevşin Mengü’nün sunduğu Ana Haber’de kanalın genel yayın yönetmeni Süleyman Sarılar yayına çıkarak süreçle ilgili bilgi verdi ve iş insanı Cavit Çağlar’ın kendisine baskı altında olduğunu söylediğini aktardı. 

Çağlar ise ekranın karardığı akşam “Olay TV yayın ekibinin yaptığı yayınlar beni rahatsız etti” diyerek kanalı kendisinin kapattığını ima etti. Süleyman Sarılar ise 26 günlük yayın boyunca Çağlar’ın her hangi bir rahatsızlığını dile getirmediğini söyledi. 

Türkiye medya tarihine belki de en hızlı yayın kapatma olarak geçecek Olay TV’nin yayın lisans hakkı Cavit Çağlar’da. 180 medya çalışanının istihdam edildiği kanal başka bir isim ve başka bir mecra ile yoluna devam edecek. 

T24’ün sorularını yanıtlayan gazeteci Süleyman Sarılar HDP gerekçesi olmasa da kanalın kapatılacağını söylerken partilere göre canlı yayın sürelerini paylaştı. 766 dakika ile AKP açık ara öndeyken, HDP’nin canlı yayın süresi sadece 51 dakika.

TBMM TV’den canlı olarak verilen HDP’nin Meclis Grup toplantısının Olay TV’den yayınlanmasını “devlete meydan okuma” olarak yorumlayan Çağlar’ın kanalı satmak istediğini ama izin verilmediğini belirten Sarılar, iş insanı Cavit Çağlar’ın “mağdur” olduğunu ifade etti. 

Sarılar baskı olacağını öngördüklerini ama kapatılmayı beklemediklerini, yeni bir mecrada devam etmeleri durumunda mevcut yayın çizgisinden “geri adım atmayacaklarını vurguladı. 

“İp baştan koptu”

Sizce ip ilk nerede koptu? Bunu şu bağlamda soruyorum; kanal açılmadan çıkan bazı haberlerde  “Ekrem İmamoğlu yanlısı kanal” iması vardı. Sonrasında Digiturk’e giremediniz, RTÜK’ten HD yayın lisansı alamadınız. Engellenmeyle karşılaşacağınız işaretleriydi bunlar. Bunlara rağmen yola çıktınız. İp nerede koptu? 

Aslında ip en başında koptu. Çünkü Türkiye’de medyaya girmek isteyen iş adamlarının önünde büyük bir engel var. Bu engel , lisans, yayın lisansı engeli. RTÜK, iktidar yanlısı yayın yapmayan, yapmayacak hiç kimseye lisans vermiyor. Dolayısıyla yayıncılık yapamıyorsunuz. Bu ipin başta kopmasının nedeni aslında Türkiye’deki yayın sisteminin  nasıl düzenlendiği ile doğrudan ilintili. Hüseyin Köksal bir televizyon yaratmak üzere yola çıktığında yapabileceği tel bir şey vardı ya RTÜK’e başvurup yeni bir lisans talep edecek ki bu yıllarca sürüyor ve verilmiyor yeni bir lisans ya da lisansı olan bir insanla birlikte yola çıkacaktı. Cavit Çağlar ve Hüseyin Köksal’ın babası geçmişte birlikte iş yapan, bir birini tanıyan insanlar. Tanışıklıkları oradan geliyor.

Cavit Çağlar ile Hüseyin Köksal’ın buluşması rastgele değil yani?

Aile ilişkisi var, babasıyla tekstilden bir tanışıklığı var. Olay TV maddi imkansızlıklar yüzünden 2019’da yayınına ara vermiş, lisansı var. Lisansın, şirketin tamamı yüzde 100 Cavit Çağlar’a ait. Belirli bir ortaklıkla anlaşıyorlar ve bu kanalı yeniden yayına sokmak istiyorlar. Kanalı kurmak üzere Nuri Çolakoğlu ile birlikte yola çıkıyorlar.

Orada bir parantez açalım. Nuri Çolakoğlu aslında Cavit Çağlar’ın mesleki anlamda iyi bildiği bir isim. NTV’nin kuruluş görevini Cavit Çağlar o dönem Nuri Çolakoğlu’na vermişti. Yani Çolakoğlu ismi bir tercih?

Çolakoğlu öylesine seçilen bir isim değil. Nuri Çolakoğlu’nun seçilmesi değil ipi koparan. İpi  koparan nasıl bir televizyon yayıncılığı, haberciliğin yapılacağına ilişkin karar, kararlılık. Türkiye gerçekten müthiş bir kutuplaşmanın içindeyken, ki bütün bu kutuplaşma Türkiye’ye çok zarar veriyor,  daha makul, herkesin izleyebileceği, herkese eşit duran bir merkez medyaya ihtiyaç var tespiti ipin kopmasına sebep oldu. Çünkü Doğan Grubu’nun oyun dışı kalması, satılmasıyla birlikte merkez medyada müthiş bir boşluk olduğunu herkes kabul ediyor. Nuri Bey, Cavit Çağlar ve Hüseyin Köksal da bu boşluğu doldurma amacıyla bir televizyonu yayın hayatına sokmak istediler.

“Çağlar herkese eşit mesafede yayın çizgisine ikna olmasa neden girsin” 

Cavit Çağlar ikna o zaman, merkez medya konusunda?

Evet, herkese eşit mesafede , kutuplaşmayı azaltacak bir kanal… İkna olmasa neden girsin. Hani bu siyasal gerilimi de biraz azaltmak, belki mümkün diye de düşündüler. Şimdi merkez medya yaratmak üzere, merkezde yer almak üzere yola çıkıldığında merkez medyayı istemeyenlerin hışmına daha başlangıçta uğradıklarını biliyorum.

Ne gibi?

Ben geldiğimde ve hani buradaki haberciliğe ilişkin bir perspektif oluştuğunda buraya alınacak isimlere karşı çıkılmaya başlandı. 

Kim rahatsız oldu?

Türkiye’de böyle bir medyadan rahatsız olacak kim varsa o. Türkiye’de merkez medyayı ortadan kaldıran kimse o. Türkiye’de medyayı kontrol güç kimde ise o. 

“İsme gerek yok herkes biliyor”

İsim verebilir misiniz?

Hani bir isim zikretmenin bir manası yok, bunu herkes biliyor. Evet, kurumlar var bu ülkede, evet bu kurumları harekete geçirecek bir irade var, bir iktidar var, bunu da herkes bilir, herkes biliyor.

Siz çok uzun yıllardır medyanın içindesiniz. ‘Andıç’lar gördünüz. Sonra ‘Alo Fatihler’… Bu dönemle kıyaslar mısınız?

Demokrasileri tam oturmamış ülkelerde iktidarlar maalesef medyayı çeşitli yöntemlerle hep  kontrol altına alıyor, almayı becerebiliyor. Dolayısıyla Türkiye’de her iktidar medyayı kontrol altına almak, kendi çıkarları doğrultusunda kamuoyu oluşturmak ister, istemeye devam ediyor.  Benim 37’inci yılım meslekte, hani geriye dönüp kıyasladığımda ben bu dönemin Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından en ağır dönemi olduğunu söyleyebilirim. 

Bunu bireysel bir deneyim olarak mı söylüyorsunuz yoksa basın özgürlüğü endekslerine bakarak mı?

Bunu içinde yaşamış biri olarak söylüyorum. Zaten bu söylediğimi rakamlar da destekliyor. O basın endeksinde Türkiye’nin düştüğü yerde hani oturup Batı’daki üç tane insan Türkiye’nin yerini buraya düşürelim demiyor. Herkes bunu görüyor zaten. Dolayısıyla ben bizzat içinde yaşayarak bu deneyimi aktarıyorum. Ben 1983 yılında gazeteciliğe başladığımda sıkıyönetim vardı. Kenan Evren devlet başkanıydı, hani yasaklar gelirdi, haberler yasaklanırdı ama hiçbir dönemde demeyim ama bu dönemki kadar tek sesliliğe mahkum edilen bir Türkiye medyası olmamıştı.

“Baskıyı öngörüyorduk ama kapatılmayı değil”

Peki Olay TV’ye dönersek; öngörebildikleriniz vardı mutlaka ama kapatılmayı öngörüyor muydunuz?

Baskı olacaktı biliyoruz. Türkiye’de bağımsız haberciliğe soyunup da güllük gülistanlık bir yayın ortamı olacağını kimse söyleyemez, kimse de zaten öyle bir şey olmayacağını bilmiyor değildi. Esas mesele bizim yayına başladığımızda başladı. Hani  bağımsız ve herkese eşit lafını herkes söyler, herkes bugün iktidar yanlısı ya da iktidarın tam karşıtında  yayın yapan kuruluşlara gidin, biz herkese eşit mesafedeyiz derler. Biz de bunu söyledik ama bunu söylemekle değil bizzat yayınlarımızla bunun örneklerini sergilemeye başladığımızda esas rahatsızlık, esas sorunlar çıkmaya başladı. Kapatılmayı ön görmüyordum ben açıkçası. Evet RTÜK’ten engellenecektik. Evet platforma girmemiz engellendi, ama ben tümüyle kapatılacağımızı  hiç öngörmedim. Hani baskı altına alınmaya çalışılacağız, belki cezalarla susturacaklar bizi,  belki bir iki gün kural hatası yaptın diye kapatacaklar diye düşünüyordum ama tümüyle ekranın kararacağını hiç var saymadık.

İronik bir soru soracağım. Kapatıldı kanal ama buna rağmen daha özgür hissediyor musunuz?

Daha özgür hissediyorum kendimi.

Neden?

Artık sosyal medya, kitlelere ulaşma araçları, çok daha imkan tanıyor insana. Ben geleneksel medyada başladım gazeteciliğe, basılı kağıt ile başladım. Hani burada engellendiysem başka bir yerde aynı ekip arkadaşlarımla birlikte bir dijital alanda yine aynı gazeteciliği yapacağıma olan inancım beni daha özgür hissettiriyor.

“Yayın çizgimizden geri adım atmayacağız”

Peki, yola bir şekilde devam edeceğinizi söylediniz. Hatta şöyle formüle ettiğiniz bir alıntıyla, ‘ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız’. O arayışlar sürüyor mu ve yelpaze geniş mi?

Yayıncılık açısından her şey mümkün, şu anda masada. Hüseyin Bey bir değil bir kaç tane televizyonla, bir sürü televizyonla görüşüyor, hani belki dijitalde yayın yaparız ama yollar tükenmiş değil. 

Peki uzun sürecek mi yayına geçmeniz?

Ben çok uzun sürmeyeceğini biliyorum, tahmin ediyorum. Yani yarın dijitalden yayına başlamamız için hiçbir engel yok. Altyapı olarak hazırız, ekip olarak hazırız, habercilik anlayışı olarak hazırız, yarın dijitalden başlamak için gerçekten hiçbir engel yok. 

Burada 180 tane meslektaşımız çalışıyor. Ona geleceğim ama şunu merak ediyorum, Süleyman Sarılar ve Süleyman Sarıların da arkasında duran Hüseyin Köksal ve yayın çizgisini oluşturduğunuz bütün ekip olarak bu yaşadıklarınızdan sonra geri adım atacak mısınız yayın çizginizden? 

Yayın çizgimizden geri adım atmayacağız, çünkü bizim en iyi bildiğimiz şey herkese aynı mesafeden bakmak. Gazetecilik bir temas ve mesafe ayarlama işidir, biz aynı haberciliği devam ettireceğiz. Bizden şu partiyi, bu partiyi destekleyen bir yayın yapmamızı kimse beklemesin. 

“Cavit Çağlar’ın Taha Dağlı ile görüşmesi baskının, kimlerin rahatsız olduğunun fotoğrafı”

Hep listeden söz edildi. Taha Dağlı da dedi ki Cavit Çağlar benle görüştü. Ama Taha Dağlı şöyle bir şey söyledi 6-7 kişilik bir ekipten söz ediyoruz. Liste bu kadar mıydı?

Ben listedekileri biliyorum hani kimlerle görüşüldüğünü biliyorum, bu listenin nereden geldiğini de biliyorum. Bir kanal yönetecek kadar bir yönetici listesiydi birinci liste. Bu listeyi isim isim söylemenin bir manası yok. Burada benimle birlikte gelen bütün yöneticilerin yerine bir isim listesi dayatıldı.  

Cavit Çağlar gibi Türkiye’nin en kritik zamanlarında bakanlık yapmış, NTV gibi ana akım medyanın kuruluşunu hayata geçirmiş, devletleri barıştıran bir ismin başka bir görüşme yapması sana mantıklı geliyor mu?

Hayır, şöyle mantıksız geliyor, kendiliğinden gidip, bu kanal kurulurken bahsedilen isimlerle yola çıkabilirdi. Cavit Bey o bahsettiğin isimle görüşebilirdi neden görüşmedi de neden bizimle yola çıkıldı? Bu sorunun cevabı ne kadar baskı gördüğünü ve yeniden buradaki insanların yayın çizgisinden kimlerin rahatsız olduğunu, ne kadar baskıya maruz kaldığının fotoğrafı aslında.

“Cavit Çağlar da mağdur; satmak istedi sattırmadılar”

Peki Cavit Çağlar için sence film nerede koptu? Çünkü sermaye koymadığı açık, kaybedecek çok şeyi yok yorumu yapılabilir. Zira Serpil Yılmaz’a yaptığı açıklamada ticari faaliyetinin iki otelle sınırlı olduğunu söylemişti.

Cavit Çağlar da mağdur, o da mağdur duruma düşürüldü. NTV’yi kuran, bakanlık yapmış bir iş adamı. 26 günün sonunda televizyonunu kapatmak durumunda kalıyorsa, aslında o da mağdur, o da bu baskının mağduru. Satıp çıkabilirdi ama Türkiye’de kendi malını bile satamıyorsun. Türkiye öyle bir iklimde yaşıyor.

Cavit Çağlar kuruluşunda yer aldığı kanal için “HDP Grubu yayını Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapılmış bir hareket” dedi. Neye dayanarak mağdur olduğunu söylüyorsunuz? 

Öyle demek zorunda bırakıldı. Kendi malını satamadığı için de mağdur. Satmak istedi sattırmadılar. 

“AKP 766 dakika HDP 51 dakika”

Siz Cavit Çağlar’ın size siyasi baskı altında olduğunu söylediğini aktardınız. Ama Cavit Çağlar “Süleyman Sarılar doğru söylemiyor, on gündür konuşmadım” dedi. Kamuoyunu ikna edebildiğini düşünüyor musunuz Cavit Çağlar’ın?

Kamuoyunu ikna etmek değil ama baskının boyutunu göstermesi açısından ilginç, ben öyle okuyorum. Ne diyebilirler Olay TV’nin kapanması hakkında? Bunun kapanmasına neden olanlar, bu kadar baskıyla kanal kapatanlar ne diyebilir? Diyebilecekleri bir şey yoktu. Ben açıkça söylüyorum, bu kanal baskı üzerine kapandı. Hani, zaten işin doğasına aykırı. Bir kanal açılıp 26 gün sonra kapanıyorsa, hani kapatana neden kapattın demekten çok bunu yaratan iklimi sorgulamamız lazım. Hani bir  insan hevesle gelip açtığı bir kanalı 26 gün sonra niye kapatır? Şimdi Olay TV’nin 26 günlük yayını boyunca hangi partinin ne kadar süre haber olduğunu paylaşacağım.

Arkadaşlarım şimdi paylaştı aktarıyorum. Bunlar canlı yayın rakamları: AK Parti toplam 26 günde 766 dakika, 12 saniye. CHP yayınları, doğrudan canlı yayınlardan bahsediyorum, 605 dakika 3 saniye. MHP yayınları 194 dakika 18 saniye. İyi parti yayınları 72 dakika 9 saniye. HDP 51 dakika 3 saniye. 

Siz AKP nedeniyle kapatılmışsınız…

Galiba (Gülüyor). Hani bir partiden yana yayın yaptıysak, bizim kapatılma nedenimiz her halde AK Partinin 766 dakikalık yayın süresine sahip olması. Tablo çok net. Ama bizim Meclis’te bulunan her partinin grup toplantılarını yayınlama kararımız vardı, yayınladık. Hani bu dakikaların diğer partiler için bu kadar az olmasının nedeni belki partilerin konuşma süreleri o kadardır, onunla da ilintilidir. Ama açık ara  AK Parti önde.

Bunların devamı da gelecek, bunlar sadece canlı yayınlar. Arkadaşlarım yaptığı haber paketlerinin de süreleri çıkarıyor. Onları da paylaşacağım. Bu çamur bizim üzerimizde tutmaz. Hani legal, parlementoda temsil edilen, Meclis’i yöneten bir partinin yayınını yaptık diye suçlanmak bile Türkiye’deki demokrasi iklimini göstermesi açısından ilginç.

“HDP olmasaydı da kapatılırdık”

Tam konuya girmişken. Varsayalım ki HDP nedeniyle kapatıldınız. HDP mevcut iklime uygun bir gerekçe, neden. HDP olmasaydı da kapatılır mıydınız ?

Kapatılacaktık. Maalesef Türkiye neleri tartışıyor? Bu kadar garip ve eksen kaydırıcı bir tartışma olabilir mi? AK Parti yayını yaptım diye kapatılabilirdik, CHP yayını yaptık diye kapatılabilirdik, HDP yayını yaptık diye kapatılabilirdik, MHP yayını yaptık diye de kapatılabilirdik, İyi Parti yayını yaptık diye de kapatılabilirdik. Bakın beş tane parti saydım, bu beş tane parti Meclis’te varlar. Seçilmiş milletvekilleri görev yapıyor. HDP Meclis Başkanvekili Meclis’i yönetiyor. Türkiye’nin yaşamsal konularında kanun yapıyorlar ve oy veriyorlar. HDP yayını yaptın gibi garip bir şey olabilir mi?

 “Türkiye yanlısı” çizgisinde olmadığınız söylendi. Sizce medya buraya nasıl geldi?

Ne demek “Türkiye yanlısı” yayın. Bu ülkenin insanıyız hepimiz, Türkiye’de olan biteni yayınlıyoruz. Bence burada Türkiye yanlısı yayın derken, galiba iktidar yanlısı yayın kastediliyor. İktidarın çizdiği çerçeveden bakmayan herkes Türkiye karşıtı mı? Bu kadar iktidar odaklı bir tanımı kabul etmiyorum. Gazetecinin de kabul etmemesi lazım. Türkiye yanlısı ya da Almanya yanlısı ya da Mısır yanlısı diye bir şey yok gazetecilikte. Gazeteciliğin evrensel ilkeleri var evrensel kuralları var. Verdiğin haber doğru mu, gerçek mi eğmeden bükmeden mi verdin, gazetecilerin temel kurallarına, temel ilkelerine uydun mu uymadın mı, buna bakılır. Ben böyle tanımları ayıp buluyorum. Gazetecilik ilkeleri vardır, gazeteciliğin temel kuralları vardır, biz onlardan ayrılmadan yayın yaptık. İktidar yanlısı olmadık, herhalde kastettikleri o. 

“Çağlar 26 gün boyunca ‘rahatsızım’ demedi”

Peki, siz 26 gün boyunca Cavit Çağlar’ın en ufak bir müdahalesinin olmadığını söylediniz. Cavit Çağlar sizce neden vazgeçti?  

Ben şunu biliyorum, liste geldiğinde Cavit Bey listedeki insanlarla görüştü, hani tanımadığı insanlardı bunlar. 26 günlük yayın politikamızdan ‘rahatsızım’ demedi. Ama şu garip değil mi?  Bu ekibin yaptığı yayın politikasından rahatsızsanız, dükkanı kapatmazsınız. Hani değiştirirsiniz bu ekibi ya da dersiniz ki ben bu yayın politikasından rahatsızım böyle yapmayın. Dükkanı tam kapatıp, şalteri indirip televizyonu siyaha düşürüyorsan, ya da düşürtülüyorsa bu bir yayın politikası rahatsızlığı olamaz. En azından bu siyaha düşüren patronun iradesi olamaz.

Nuri Çolakoğlu neden gitti?

Kanal yayına geçmeden gitti. O da mevcut baskılardan dolayı gitti diye tahmin ediyorum.

Hiç aradı mı sizi? O nasıl bir duygu yaşamış ekran karartıldığında?

Çok üzüldüğünü biliyorum, çok üzüldüğünü bana iletti. Ben de üzgünüm, bizim temel işimiz gazetecilik, habercilik, bir mecrada yayın yapmak. Kapatanlar utansın. 

26 günlük yayın boyunca size şaşırtan destek telefonları ya da mesajları aldınız mı?

Başladığımızda yayıncılığımıza, iktidar çevrelerinden verilen destek, beni doğru yaptığımız konusunda umutlandırmıştı.

Böyle bir yayına, kanala ihtiyacımız vardı mı dediler?

Aynen öyle. Biz Türkiye’nin bütün siyasal görüşlerine ekranımızı açtık, onlardan beklediğimden daha fazla destek gördük bu yayın politikası için. Türkiye’nin gerçekten buna çok ihtiyacı var cümlesini en beklemediğimiz insanlardan bile duydum. Bu iktidarın içinde yer alan insanlar bu cümleleri kurdular. Bizim yayınımıza katıldılar, buradan belli.

Ekran karardı… Sonrasında ne oldu ?

Aslında hepimiz birlikte yarattığımız bir bebeğin, canlının bir güç tarafından boğulduğunu, öldürüldüğünü hissettik, en azından ben öyle hissettim. Bir sürü arkadaşımız da benzer ifadeler kullandılar. Ama galiba o gün ekip olduk. Hani 26 gün çok uzun bir süre değil çünkü, çok farklı siyasal görüşten çok farklı inançtan gelen insanlar var burada ama hepsinin tek ortak özelliği gazetecilik. Bağımsız gazetecilik yapma isteğiydi. O akşam ekran karardığında, hepimiz birbirimize sarıldık, birbirimize kenetlendik.

“180 kişilik ekiple devam edeceğiz”

Kanal çalışanlarının durumu ne olacak?

Biz 180 arkadaştık. Daha kadrolarımıza katacağımız 15-20 kişi daha vardı. Çünkü biz 24 saat yayın yapıyorduk. Buraya bir sürü yerden istifa edip gelen arkadaşlarımız vardı, çalıştıkları kurumun haberciliğinden rahatsız olup istifa edip gelenler vardı. Sektördeki ağır işsizlikten bunalmış, işsizlik kıskacında bir sürü arkadaşımız bizimle yola çıktı. Burası bir yeni kapı olmuştu yeni bir alan açmıştı. Bu ekiple devam edeceğiz.

Demokrat Parti döneminde “besleme basın” tabiri vardı. Bugüne teşmil edersek iktidar sermaye ilişkilerinin medyayı nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

İktidar eliyle medya yeniden dizayn edildi. Uzun yıllar çalıştığım Doğan Grubu’nun, Aydın Bey’in bütün sektörden çıkmak zorunda kaldığını herkes biliyor. İlan vermeyerek, ilanlar kesilerek, yani muhalif medya demek bile garip geliyor bana ama iktidar güdümünde yayın yapmayan, iktidarın istediği yayını yapmayan medya kuruluşlarının ilanı keserek, nasıl hizaya sokulmak istenildiğini, ekonomik olarak öldürülmek istendiğini hepimiz biliyoruz. Hani bu yetmiyor, televizyonlar için, bir RTÜK sopası sallanıyor. Ben Kanal D’den biliyorum, aynı görüntüyü yayınlayan iktidara destek veren kanalların hiçbirine ceza yazılmazken bize ceza yazıldığını biliyorum. Aynı görüntü, çünkü ajanstan gelen bir görüntüydü. Şimdi bana kimse kanunlar neyse o uygulanıyor demesin, kanunlar birileri için uygulanıyor birileri için uygulanmıyor bunu biliyoruz. Dolayısıyla buradaki medyanın dizaynı iki yolla sağlanıyor, bir tanesi doğrudan;  Ziraat Bankası para koyarak Doğan Medya’yı bir işadamı satın aldı. Ziraat Bankası’nın parasıyla, kendi parası olmadan satın aldı, bunu biliyorum, herkes biliyor. Satın alamadıklarını cezalarla, sopalarla susturmaya çalışıyor.

Cavit Çağlar hiç aradı mı sizi?

Kapandıktan sonra aramadı.

Ararsa ne dersin?

Ararsa onun da bir mağdur olduğunu söylerim. Kamuoyuna söylediğim şeyi söylerim yani. Gerçekten o da bir mağdur, samimi duygumu söylüyorum. Yani bir insan 26 gün sonra televizyonunu kapatıyorsa, bu bir mağduriyet.

Ama devam edeceğim diyor?

Ben devam etsin isterim. Sonuçta bir medya çalışanı olarak, yeni medya gruplarının yayına başlamasını, bu sektöre hareket gelmesini, sermaye girişi olmasını isterim. Sonuçta Olay TV yeniden hayata başlarsa istihdam yaratacaktır, meseleye böyle bakıyorum.

Siz öyle bir  bir ihtimal veriyor musunuz? Yani yeniden medyaya girer mi sizce Cavit Çağlar?  

Yani girince başına geleni gördü, bilemiyorum.

“Yeni kanala da baskı gelebilir ama yeniden deneyeceğiz”

Diyelim x kanalının lisansını kiraladınız ya da satın aldınız. Ona da baskı gelebilme ihtimali sizi ürkütüyor mu?

Evet oraya da baskı gelecektir. Burada hedeflenen Türkiye’de tek sesli bir medya ya da iki sesli bir medya. Ya iktidar yanlısısın ya iktidar karşıtısın. Bu kutuplaşmaya itiyor medyayı. Bunun dışına çıkmak isteyenler boğuluyor, biz niye boğulduk bundan dolayı boğulduk. Evet bir kanal alındığında baskı gelecektir, ama ne yapalım denemeyelim mi? Duralım mı gazeteciler olarak? Mevcut bu kutuplaşmaya ve kavgaya odun mu taşıyalım? Ben taşımak istemiyorum. Benim gibi düşünen onlarca meslektaşımın da bu kutuplaşmadan bu kavgadan çok yorulduğunu ve istemediğini biliyorum.

Kapatılan Olay TV’nin genel yayın yönetmeni olarak değil de 37 yıllık bir gazeteci olarak yanıtlamanı isteyeceğim. HDP milletvekili Dilşat Canbaz, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinde “Olay TV’nin kapatılmasında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın baskısı var mıdır? “sorusu soruldu. Fahrettin Altun bu soru önergesiyle ilgili “HDP’li bir şahıs beni suçlayan bir soru önergesi vermiş, HDP’nin de onun efendilerinin de hedefinde olmak bir şereftir” dedi. Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle verilen bir soru önergesine Fahrettin Altun’un yorum yapması garip değil mi?            

Ne diyeyim, bir gazeteci olarak garip buluyorum.

Kanalın diğer ortağı Hüseyin Köksal 78 doğumlu, genç bir iş adamı, aileden üçüncü kuşak bir yönetici, onu ikna eden şey kutuplaşmayı azaltacak bir yayıncılık mı yoksa ticari kaygılar mı sizce?

Türkiye’de şu andaki kutuplaşmadan rahatsız olmayan yok, herkes rahatsız. Bu kutuplaşmayla Türkiye daha ne kadar gidebilir, bence gidemez. Toplumsal olarak da gidemez. Bu kutuplaşmanın yarattığı olumsuz havanın, olumsuz iklimin iş dünyasına ne kadar zarar verdiğini de biliyoruz. Her halde bu kutuplaşmaya karşı yapabileceğimiz bir şey var mı deyip yola çıktı diye düşünüyorum.

“Çağlar, kapatacağım diye bu yola çıkmadı”

Cavit Çağlar’dan ne bekliyordunuz ki yönünde eleştiriler de var ? Bu konuda ne diyeceksiniz?

Hani şunu demek istiyor meslektaşlarımız; Cavit Çağlar ile yola çıktıysan başına bu gelecekti bunu önceden bilmeliydin ve niye yola çıktın? Ben tekrar dönüp diyorum ki ben yine denerim, yine denerim, yine denerim. Hani Cavit Çağlar bu kanalı 26 gün sonra kapatacağım diye yola çıkmadı ki.

Kanal Hüseyin Köksal’ın sermayesi ile mi kuruldu?

Evet, evet. Onun sermayesi. Hani başta da söylediğim şey; Türkiye’de medyada özellikle televizyona yatırım yapacak iş adamının önündeki en büyük sorun lisans sorunu. RTÜK lisans vermiyor. Mecbur kalıyor bir işadamı bir lisans sahibiyle anlaşmaya. Başka türlü yayın hayatına başlayamıyorsunuz.  

Hüseyin Köksal ne dedi bu süreç için?

İşin bu noktaya gelmesinden dolayı çok üzgün ama bu ekiple de yola devam etmek istediğini, bu ekiple birlikte yol alacağını, söyledi, söylüyor, söylemeye de devam ediyor. Bir yol bulacağız diyor. 

Son Haberler

‘Netanyahu, Trump’ın Suriye, Lübnan ve Gazze’den çekilme talebini reddedecek’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail ordusunun Suriye ve Lübnan'ın güneyinin yanı sıra Gazze Şeridi'nden çekilmesi yönündeki talebi reddedeceği öne sürüldü. İsrail’de yayın yapan Kanal 13 televizyonunun haberinde, Netanyahu'nun ABD’ye hareket etmeden önce düzenlediği haftalık kabine toplantısında, Washington yönetiminin İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nden çekilmesini talep ettiği aktarıldı. Netanyahu'nun kabine üyelerine, "Buna şiddetle karşı çıkacağım ve onlara hayır diyeceğim" dediği belirtilen haberde, Trump'ın İsrail ordusunun çekilmesini istediği Gazze Şeridi'ne Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) girişine Tel Aviv yönetimince onay verildiğine dikkati çekildi. Kanal 13'e konuşan kaynaklar, Tel Aviv yönetiminin Hamas tamamen silahsızlanana ve Gazze Şeridi’nden çıkarılıncaya kadar İsrail ordusunun "Sarı Hat" üzerindeki kontrolünü sürdüreceği ve geri çekilme olmayacağı ilkesini savunduğunu söyledi. Sadece 200 temcilci var Kaynaklar, şu aşamada ISF'de Uganda ve Fas gibi İsrail’le dost ülkelerden yalnızca yaklaşık 200 temsilci bulunduğunu ifade etti. İsrail kabinesinin ISF'ye "Uluslararası Kuruluşlar İçin Dokunulmazlıklar" yasası çerçevesinde dokunulmazlık tanınmasını onayladığına işaret eden kaynaklar, bu güçlerin İsrail ordusunun işgali dışındaki bölgelerde ve orduyla tam koordinasyon içinde faaliyet göstereceğini vurguladı. Bir yetkili, "Herhangi bir ISF unsurunun ülkeye girişi başbakan, savunma bakanı ve dışişleri bakanının ayrı ayrı onayına tabi olacaktır. İsrail, hangi ülkelerin güç gönderebileceğini yalnızca barış anlaşmamız bulunan ve uluslararası alanda ülkeye veya yetkililerine karşı faaliyet yürütmeyen devletler arasından seçecektir” ifadelerini kullandı. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun yarın Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geleceği bildirilmişti.

Şara: ‘İsrail ile anlaşmaya çalışıyoruz’

Suriye'de geçiş yönetiminin Devlet Başkanı Ahmed Şara, ülkesinin İsrail...

CENTCOM, Trump’tan İran’a yönelik bombardımanın durdurulmasını istedi: ‘Hedefler tükendi’

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM), Hürmüz Boğazı çevresindeki bombalama harekatının etkinliğinin üst sınırına ulaştığı, daha fazlasının "hedeflerin çoğunun tükendiği" gerekçesiyle durdurulmasını tavsiye ettiği öne sürüldü. Axios'a konuşan iki kaynağa göre, CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper'ın, ABD Başkanı Donald Trump'a Hürmüz çevresini daha fazla bombalamaya gerek olmadığını önerdiği, bu önerinin Başkan'ın cuma günü İran'a yönelik saldırıları durdurma kararını etkilediği iddia edildi. Kaynaklara göre Cooper, saldırıların Tahran'ın ticari gemileri hedef alma kabiliyetini "önemli ölçüde zayıflattığını" ve tam ölçekli bir çatışmaya dönüşmeden devam eden saldırıların stratejik bir amaca hizmet etmeyeceğini belirtti. Haberde, bombalamaların durdurulması tavsiyesinin Trump'a, hem askeri hem de sivil danışmanlar tarafından yapıldığı, bundan sonra özellikle havadan yapılacak saldırılarla "ek başarı elde edilecek hedefin kalmadığının" vurgulandığı iddiasına yer verildi. Trump, yaklaşık iki haftadır her gün ABD ordusunun sunduğu saldırı planlarını onaylıyor ve bu planlar Orta Doğu'daki yerel saate göre gece yarısı sularında hayata geçiriliyordu. Başkan'ın cuma günkü saldırıları durdurma talimatı, önceki 13 gün boyunca her gün gerçekleşen saldırılara ne kadar ara verildiği hakkında tam bir netlik taşımıyor. Cuma gecesi başkent Washington'da Beyaz Saray Muhabirleri Derneğinin yemeğinde konuşan Trump, İran'ın şu anda bir anlaşma yapmaya hazır olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştu. Trump'ın İran'a yönelik yeni bir saldırı emrini onaylamamasıyla, Umman heyetinin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda görüşmeler yapmak için dün Tahran'a ulaşması yaklaşık aynı saatlere denk geliyor. Öte yandan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, İran'a saldırılara iki gündür ara veren Başkan Donald Trump'ın İran ile diplomatik görüşmelere "alan tanıdığını" söylemiş, Başkan'ın hala "tüm seçenekleri masada tuttuğunu" kaydetmişti.

Trump, İran’a yönelik saldırıları durdurma talimatı verdi

ABD medyası, ABD Başkanı Donald Trump'ın orduya cuma günü İran'a yönelik askeri saldırıları durdurma talimatı verdiğini bildirdi. Böylece 13 gündür aralıksız devam eden günlük saldırı zinciri ilk kez kesintiye uğradı. 24 Temmuz 2026 Cuma günü, konuya yakın iki kaynak ABD merkezli Axios'a yaptığı açıklamada, Donald Trump'ın yaklaşık iki haftadır ilk kez ABD ordusunun sunduğu saldırı planını onaylamadığını aktardı. Trump, önceki 13 gün boyunca İran'daki hedeflere yönelik bombardıman emirlerini her gün veriyor ve bu saldırılar birkaç saat içinde uygulanıyordu. Ancak bu kararın geçici mi yoksa kalıcı bir duraklama mı olduğu henüz netlik kazanmadı. Analistler, Trump'ın bu kararının diplomasiye daha fazla fırsat tanıma isteğinin bir yansıması olabileceğini değerlendiriyor. Kaynaklar, ABD ordusunun geniş çaplı askeri saldırıların yeniden başlatılması ihtimaline karşı tüm planlarını hazır tuttuğunu, ancak Trump'ın şu ana kadar bu yönde yeni bir emir vermediğini belirtti. Güvenlik güçlerinin ise talimat verilmesi halinde kısa sürede yeniden harekete geçebileceği ifade edildi. Trump, söz konusu talimattan kısa süre sonra Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırıları sürdürme ya da artırma seçeneğinin hâlâ masada olduğunu söyledi. "Sahip oldukları her şeyi yok edebiliriz" diyen Trump, buna rağmen daha akıllıca stratejinin İran'la bir anlaşmaya varmak olduğunu ifade etti. ABD Başkanı, "Şu anda İranlılarla görüşüyoruz. Bence her geçen gün daha da yorgun düşüyorlar. Harekete geçmeye hazırız ve tamamen silahlıyız, ancak onlarla konuşuyoruz" dedi. Trump daha sonra Beyaz Saray muhabirleriyle düzenlediği resmi toplantıda ise, "İran'ın şu anda bir anlaşmaya hazır olduğunu düşünmüyorum, ancak ben dinlemeye hazırım" ifadelerini kullandı. Trump'ın saldırıları durdurma kararı, cuma günü Umman'dan bir diplomatik heyetin Tahran'a ulaşmasının ardından geldi. Heyetin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik yeni bir anlaşmayı görüşmek amacıyla İranlı yetkililerle temaslarda bulunduğu belirtildi. Bölgeden iki kaynak, müzakerelerde önemli ilerleme sağlandığını ve hafta sonu içerisinde Umman ile İran arasında bir anlaşmanın imzalanabileceğini aktardı. Ardından Başkan Trump'ın, önerilen anlaşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesi bekleniyor.

17 yıl sonra bir ilk: BM Genel Sekreteri Guterres, Suriye’de

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, resmi ziyaret kapsamında beraberindeki heyetle Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. SANA muhabirinin aktardığına göre, Guterres ve beraberindeki heyeti Şam Uluslararası Havalimanı'nda Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani karşıladı. 17 yıl aradan sonra Şam’ı ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri olan Guterres’in, temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya gelmesi öngörülüyor.

Trump: İran’la ya anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili iki seçenek bulunduğunu belirterek, "Ya onlarla anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz" dedi. Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran yönetiminin anlaşma yapmak istediğini söyleyen Trump, "Bazen güçlü görünmek için anlaşma istemediklerini söylüyorlar ama gerçek bu değil" ifadelerini kullandı.    Trump, Tahran yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "İki yol var: Ya onları parça parça dağıtabiliriz ya da onlarla müzakere edebiliriz. Şu anda yaptığımız da bu" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in İran tarafıyla doğrudan temas halinde olduğunu söyleyen Trump, Tahran'ın son günlerde bir uzlaşmaya varma konusunda daha istekli göründüğünü ifade etti. Trump, "Bence akıllıca olan yol bu. Ancak diğer yol, yani savaş, belki daha kolay olabilir. Biz buna da hazırız. Hazırız ve silahlıyız" dedi. "Büyük saldırılar" konusunda karar vermedi İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon kararı alıp almadığı yönündeki soruya Trump, "Hayır, henüz karar vermedim çünkü şu anda onlarla konuşuyoruz" yanıtını verdi. Trump, Venezuela örneğini hatırlatarak, başlangıçta eleştirilen bazı kararlarının daha sonra destek gördüğünü belirterek, İran konusunda da benzer bir sürecin yaşanabileceğini söyledi. "Rusya ve Çin'in İran'a yardım edeceğini düşünmüyorum" Rusya ve Çin'in İran'a destek vereceği yönündeki iddiaları da değerlendiren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisine bu yönde güvence verdiğini dile getirdi. Trump, "Şi Cinping ve Vladimir Putin bana müdahil olmayacaklarını ve Tahran'a yardım etmeyeceklerini söylediler. Onlara güveniyorum ve beni hayal kırıklığına uğratacaklarını sanmıyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamaları, ABD ile İran arasında devam eden gerilimin sürdüğü ve diplomatik temasların devam ettiği bir dönemde geldi. Öte yandan New York Times'ın haberine göre Trump'ın, İran'a yönelik askeri seçenekleri değerlendirmek üzere Beyaz Saray Durum Odası'nda üst düzey askeri yetkililerle bir toplantı yapması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması İsrail’de tepkiyle karşılandı

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Riyad'ın Amerikan teknolojisiyle nükleer santral kurup uranyum zenginleştirmesine imkan tanıyan anlaşma, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açtı. İsrailli muhalif siyasetçiler, anlaşmanın Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. ABD ve Suudi Arabistan, Riyad'ın sivil nükleer program geliştirmesini öngören tarihi anlaşmaya imza attı.Çarşamba günü duyurulan ve yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı gereken anlaşma, İsrail siyasetinde geniş yankı uyandırdı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, muhalefet ve eski üst düzey yetkililer anlaşmaya sert tepki gösterdi. Bennett: "Büyük bir stratejik başarısızlık" 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bennett yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan ile İsrail göz ardı edilerek yapılan bu nükleer anlaşma, büyük bir stratejik başarısızlıktır ve güvenliğimizi riske atmaktadır. Suudi toprağında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede kontrolsüz bir nükleer yarışa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Çılgınca bir silahlanma yarışı başlayacak" Anlaşmaya bir tepki de eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'dan geldi. Liberman, Suudi Arabistan'ın sivil programının nihayetinde askeri boyut kazanacağını öne sürerek şunları söyledi: "Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programı, nükleer silah elde edilmesiyle sonuçlanacak ve tüm Orta Doğu'da çılgınca bir silahlanma yarışına neden olacaktır." İsrail'in bölgedeki tek nükleer güç olma konumunu koruması gerektiğini vurgulayan Liberman, Tel Aviv yönetiminin ABD Kongresi nezdinde girişimde bulunarak anlaşmayı engellemesi gerektiğini kaydetti. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz ise konunun bölgesel ittifaklardan bağımsız ele alınmasını eleştirerek, "Bölgesel ılımlı bir ittifakın parçası olmadan Suudi Arabistan'a sivil nükleer kapasite verilmesinin İsrail'in güvenliğine fayda sağlayacağını savunacak hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur" değerlendirmesinde bulundu. 123 Anlaşması imzalandı 22 Temmuz 2026'da ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, kamuoyunda "123 Anlaşması" olarak bilinen çerçeve metni ve beraberindeki güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasında milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek stratejik bir ortaklığın hukuki zeminini oluşturduğu kaydedildi. Anlaşma, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sıkı denetimi altında Suudi Arabistan'ın elektrik üretimi için Amerikan teknolojisini kullanmasına imkan tanıyor. Böylece Riyad yönetimi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, ABD'li şirketler için de Suudi nükleer pazarına giriş fırsatı doğuyor. Wright: "Trump sayesinde nükleer rönesans başladı" İmza töreninin ardından konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın en yüksek güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına sahip olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın vizyonuna dikkat çeken Wright, "Başkan Trump sayesinde ABD'nin nükleer rönesansı başladı. Bu adım, her iki ülke halkına uzun vadeli ekonomik ve stratejik kazançlar sağlayacaktır" dedi. ABD Kongresi'nin onayına sunulacak olan anlaşmanın temel hedefleri arasında ABD nükleer teknolojisinin ihracatını artırmak, nitelikli istihdam yaratmak ve Washington-Riyad hattındaki stratejik ortaklığı derinleştirmek yer alıyor.

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.