25 Eylül 2026
15.4 C
İstanbul

Alman Bakan Roth: Türkiye’nin güneydoğusundaki siyasetçileri dışlama politikasına son vermesini çok umut ediyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth,  Almanya’nın Doğu Akdeniz’deki gerilimini düşürmek için Türkiye ile Yunanistan arasında yürüttüğü arabuluculuk, Türkiye’nin AB süreci, Dağlık Karabağ ihtilafı, Türkiye’deki insan hakları, HDP’ye ve muhalefete yönelik politika, genç işsizliği gibi konularda açıklamalarda bulundu.

HDP’ye yönelik operasyonları değerlendiren Roth, “Türkiye’de tüm siyasi temsilcilerle, yani sadece AK Parti ile değil, CHP ve HDP ile irtibat var. Geçmiş yıllarda defalarca Türkiye’nin güneydoğusundan yerel yöneticilerle görüşmeler yaptım. HDP ile görüşmeler yaptım. Gayet tabii ki bunu sürdüreceğiz. İktidar temsilcileri kadar muhalefetle görüşmek demokrasinin bir parçası. Biz Türkiye’nin güneydoğusundaki, muhalefetteki siyasetçileri dışlama politikasına son verilmesini çok umut ediyoruz. Net dayanışma sinyalleri veriyor, bunları Türk Hükümeti temsilcileri ile görüşmelerimizde de dile getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye hakkında açıklamalarda bulunan Michael Roth, “Özellikle şu anda çok zor bir durumda bulunan çok sayıdaki Türk gençlerini düşünüyorum. Genç işsizliğinin çok dramatik bir şekilde artıyor olduğunu Almanya’da ve AB’de büyük bir hassasiyetle dikkate alıyoruz. Genç Türklerin, tıpkı genç Almanlar, genç Fransızlar, genç İtalyanlar gibi iyi, özgür, korkmadan farklı olabildikleri, baskı olmadan, kendi perspektifleriyle, kendileri, aileleri, dostları için hayatlarını inşa edebilecekleri bir yaşam istediklerini biliyorum. AB, Türkiye için bir hedef ve çıpa olmaya devam ediyor. Bizler mümkün olan yakın bir ilişkiye ilgi duyuyoruz. Bu zor dönemde Türkiye’yi unutmayacağız. Özellikle halkı. Türkiye sadece bir cumhurbaşkanı, sadece bir bölge değil. Türkiye 80 milyon insan. Onlarla yakın ilişki istiyoruz. İyileştirmek isteriz. Geleneksel yakın ilişkiler üzerine inşa etmek isteriz” dedi.

Devlet Bakanı Michael Roth, DW Türkçe’den Elmas Topcu, Aydın Üstünel’in sorularını yanıtladı.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim bir süredir AB’yi de etkiliyor. Berlin iki taraf arasında arabuluculuk yürütüyordu ancak olumlu gittiği düşünülen süreçte, Türkiye’nin yeniden Doğu Akdeniz’e sondaj gemisini göndermesi üzerine, Alman Dışişleri Bakanı Maas Türkiye ziyaretini iptal etti… Süreç neden sekteye uğradı? Maas neden ziyaretini iptal etti?

Şu anda iki NATO üyesi devletin arasında keskin bir gerilimin tırmanmakta oluşu, (…) çok acı veren bir süreç. Biz sadece konseyin görevlendirmesi üzerine, dönem başkanı olarak arabuluculuk değil, aynı zamanda Türkiye ile geleneksel olarak çok yakın olan ilişkilerimizi, burada başka bir askeri tırmanışı engellemek için kullanmak istiyoruz. Sonunda, ziyaretin iptal edilmesine yol açan, Türkiye’nin yenilenen provokasyonu oldu. Ben bunun ne amaçla, neyi sağlamak için yapıldığını bilmiyorum. Bu tür provokasyonlar bizi tek bir milimetre ileriye götürmeyecek. Bu bölge zaten halihazırda çok hassas.

Suriye’deki iç savaş, İsrail ve komşuları arasındaki zorlu durum nedeniyle zaten yeterince sorunlarımız var. Şimdi neden bunların tepesine ilave güçlükler yükleniyor? Ben şundan oldukça eminim: Enerji kaynakları, doğal kaynakları ile ilgili ihtilafları işbirliği içerisinde de çözebiliriz. Tabii ki Kıbrıs ve Yunanistan dayanışmamıza güvenebilir. Ama aynı zamanda da, bu tırmanışı, mümkün olduğu ölçüde, aynı göz hizasındaki diyalog, görüş alışverişi zeminine getirmek için çalışıyoruz. Ama siyaset ve diplomasi böyle bir şey. Hayal kırıklığı ve ihtilaftan muaf değilsiniz. Yine de iyimseriz ve çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

AB son zirvede Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini “provokasyon” olarak nitelendirerek kınadı, Türkiye’nin bu faaliyetlerine son vermemesi halinde AB’nin yaptırım uygulaması gündemde. Ankara’ya göre gerilimi tırmandıran Atina. Yunanistan’ın AB’den Gümrük Birliği’ne son vermesi, Berlin’in Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması talebi… Bunlar da pek de öyle gerilimi düşürecek nitelikte durmuyor sanki…

Kesinlikle doğru değil. Türkiye’de yıllardır hukuk devleti alanında devasa boyutlarda gerileme yaşanıyor. İnsan hakları, basın özgürlüğü baskı altında, ifade özgürlüğü bir Avrupa ülkesinde olması gerektiği gibi değil, buna rağmen üyelik müzakerelerine son vermedik, dondurduk. Geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye ile ortak değerler zemininde, mümkün olduğu ölçüde yakın bir işbirliği çıkarımıza. Ama bazı şeylerin Türkiye’de, iç siyasette kötüleştiğini ve Türkiye’nin bölgede gerilimin tırmanmasına yol açtığını göz ardı edemeyiz. Ben kim gerilimi önce başlattı tartışmasını lüzumsuz buluyorum. Şunu açıkça söylemem gerekiyor: Türkiye çok bilinçli ve aleni bir şekilde, sürekli yinelediği tabu ihlalleri yoluyla bazı şeyleri itekliyor.

Ama bu, aslından çok daha yakın bir işbirliği hedefleyen Avrupa ülkelerinin partnerlik yoluyla işbirliğine uymayan bir politika. Almanya ve AB, gerçekten büyük bir hızla müzakerelerde yol almaya hazır. Ama Türkiye’de günümüzde yaşanan gelişmelere gözlerimizi kapatamayız. Bu nedenle, silah ve savunma sanayi alanındaki işbirliği, destek olunabilecek alanlarda en aza indirildi. Türkiye’nin askeri faaliyetleri konusunda biz silah ve savunma sanayi angajmanımızı azalttık. Çünkü Federal Hükümet silah ihracat politikamız yangına körükle gitmeyi değil, gerilimlerin azaltılmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

“GÜMRÜK BİRLİĞİ MÜZAKERELERİNİ, İLERLEME İÇİN BİR ZEMİN GÖRMEDİĞİMİZ İÇİN DONDURDUK”

Peki, ya Gümrük Birliği? Askıya alınır mı?

Bu konuda AB’de farklı görüşlerin ortaya konduğu bir tartışma var. Biz, bu tür yaptırımlar hakkında ciddi bir istişare yürütmek zorunda kalmamak için yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Ancak Avrupalı liderler, Aralık’ta AB Konseyi’nde güncel gelişmeler ışığında bu konuyu görüşecek. Biz zaten Gümrük Birliği müzakerelerini dondurduk. Türkiye’yi cezalandırmak istediğimiz için değil. Tam da aksine, ilerleme için bir zemin görmediğimiz için dondurduk. ‘More for more’ ifadesinde olduğu gibi gayet tabii ki bazı alanlarda ilerleme olduğu takdirde çekici bir teklifimiz olur. Ama insan hakları, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, çoğulcu basın alanlarında ilerleme olmadığı müddetçe daha yakın iktisadi işbirliği söz konusu olamaz. Ama bunu Türk partnerlerimiz biliyor çünkü ne mutlu ki açık bir diyalog yürütüyoruz…

Aralarında tanınmış Alman hukukçuların da olduğu bazı uluslararası uzmanlar, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki taleplerinin haklı yanlarının da olduğuna dikkat çekiyor. Ankara’nın taleplerine, beklentilerini de dikkate alacak şekilde karşılıklı adımlar atılabilir mi?

Ciddi görüşmeleri reddeder, tek taraflı eylemler ve provokasyonlarla süreci zora sokarsanız taraflar arasında yakınlaşma sağlanamaz. Bir masaya oturarak karşılıklı konuşulsa, çözüm bekleyen konuları açıklığa kavuşturabilirsiniz. Hepimizin fosil yakıtları terk ettiğimiz bir dönemde, yenilenebilir enerji ve iklimin korunmasından söz ettiğimiz bir dönemde, enerji ve doğal kaynaklar hakkında bu tür ihtilaflar yaşamak zorunda bırakılmamız yaşadığımız bu döneme uymuyor. Yinelemek istiyorum: Çözüme kavuşturulması gereken, açıkta kalan konular varsa bunları müzakere masasında, yapıcı bir şekilde tartışmalı ve çözümler bulunmalı. Ama şu anda yaşadığımız süreç üzerimizde yapıcı etki yaratmaktan çok uzak. Bu nedenle diyalog sağlanabilmesi için çabalıyoruz… Türkiye’ye her vesileyle, ‘gerilimi tırmandırmayı bırakın’, ‘provokasyona son verin’, ‘niye böyle yapıyorsunuz, bununla hiçbir şey elde edemezsiniz’ sinyalini vermeye çalışıyoruz…

Yunanistan, Kıbrıs, Mısır, Ürdün, İtalya ve Filistin Özerk Yönetimi Doğu Akdeniz Gaz Forumu kapsamında bir araya geldi, Türkiye dışlandı. Ankara’nın kendisini bölgede dışlanmış hissetmesini anlayabiliyor musunuz?

Müdahil olunabilecek çok farklı formatlar olabilir. Ben, Doğu Akdeniz’de farklı ortaklar arasında işbirliğinin geliştirilmesini olumlu buluyorum. Türkiye de yıllar öncesinde örneğin İsrail ile ilişkilerini daha yapıcı bir düzleme taşıma girişimlerinde bulundu… Türkiye’nin çok güçlü ve angaje bir şekilde AB’ye ve üye ülkelerine yakınlaşma süreci vardı… Daha birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’deki Kürt azınlığı ile de yapıcı bir diyalog vardı. Farklı etnik grupların olduğu bir ülkede uzlaşma, barış ve güzel bir partnerlik içerisinde birlikte yaşama konusunda umutlar vardı… Ama geldiğimiz noktada bundan geriye ne kaldı?… Konu Türkiye’nin herhangi bir diyalogdan dışlanması değil. Mesele, yapıcı tutum takınan, kendilerini barış ve bölgesel işbirliği konusunda sorumlu hissedenler arasında mümkün olan ölçüde güçlü bir işbirliğinin inşa edilmesi. Ben, Türkiye’nin buradan dışlanmak istendiğini görmüyorum. Bu aynı zamanda da daha çok gerilime, kutuplaşmaya yönelmiş bir politikanın sonuçları. Bu politika, bu bölgede tehlikeli bu nedenle de bu politikayı aşabilmek için çalışıyoruz. Ama buna herkes katkısını sunmak zorunda.

Peki, Türkiye mevcut politikasından vazgeçmezse Aralık’ta ne olur?

Barış konusunda sorumluluk alan bir dış politika askeri gerilimin tırmanmasına izin vermez. Ama seçenekler masada. AB zaten defalarca bu konuyu ele aldı. Yaptırımlar ve başka araçlar mevcut. Ama hedefimiz bu araçlara başvurulması değil. Biz ihtilafları siyasi olarak çözmek için olağanüstü bir çaba içerisindeyiz. Doğu Akdeniz yeterince hassas, yeterince tehlikeli. Yeni bir gerilim istemiyoruz.

“BİZDE DE, SURİYE’DEN PARALI ASKERLERİN, İHTİLAFA MÜDAHİL EDİLDİKLERİ YÖNÜNDE BİLGİ VAR”

Türkiye sadece Doğu Akdeniz’e değil, Kuzey Kıbrıs’a, Suriye’ye, Libya’ya ve son olarak da Dağlık Karabağ’a da müdahil olan bir aktör. Türk Hükümeti Libya ve Azerbaycan’a silah ve radikal İslamcı yabancı savaşçılar göndermekle suçlanıyor. Bu konuyla ilgili olarak Alman Hükümeti ve AB’nin elinde olan bilgiler nelerdir? Ankara’nın Dağlık Karabağ ihtilafında oynadığı rol nedir?

En azından şu aşikar: Türkiye şimdiye kadar, ön koşulsuz görüşmelerin başlaması yönünde çağrı yapmaya hazır olduğunu göstermedi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) liderliğindeki bu görüşmelere ivedilikle ihtiyacımız var.

Fransa, Rusya ve ABD, AGİT kapsamındaki bu diyalog sürecinde çok önemli bir rol oynuyorlar. Bu acilen yeniden canlandırılmalı. Ermenistan ve Azerbaycan arasında bu tür bir diyalogu fiilen imkansız kılan koşulların öne sürülmesi hiçbir şey getirmez… Evet, bizde de, Suriye’den paralı askerlerin, aleni bir şekilde ihtilafa müdahil edildikleri yönünde bilgi var ve biz ayrıca Türkiye’nin defalarca Azerbaycan’a yakın ortaklığını yinelediğini de duyduk. Bu bağlamda Türkiye çok merkezi bir rol oynuyor.

Benim umut verici bir sinyal olarak gördüğüm konu, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ermeni Patriği ile buluşması ya da buluşacak olması. Bu sinyal, Türkiye’nin de bugüne kadar binlerce kişinin ölümüne yol açan bu korkunç askeri çatışmalarda yeniden yapıcı bir role dönmesi umudunun doğmasını sağlıyor. Çünkü artık silahlar susmalı, en azından insani bir ateşkes konusunda uzlaşı sağlanmalı ve sonrasında müzakerelere ihtiyacımız var. Görünen şu: Donmuş ihtilaflar yeniden alevlenebiliyor. Bu nedenle, kalıcı bir barışı tesis edebilmek ve bölgesel bir işbirliğine imkan sağlayabilmek için Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ihtilafı gerçekten çözüme kavuşturabilmek için, girişiminde bulunmalıyız. Bu bizim için çok çok önemli.

“BUNLAR LÜTUF DEĞİL, TÜRKİYE’NİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ”

Almanya AB Dönem Başkanı, Kasım ayı itibarıyla de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin dönem başkanlığını üstlenecek. Türkiye’de hukuk devleti ve insan hakları ihlalleri ile yoğun bir şekilde ilgileneceksiniz. Birkaç hafta önce gazeteci Can Dündar’ın mal varlığına el konuldu… Ahmet Altan ve Osman Kavala örneğinde olduğu gibi AİHM kararları uygulanmıyor…

Avrupa Konseyi’nin önemine dikkat çeken sorunuz için teşekkürler. Avrupa Konseyi’ne üyeliği ile birlikte Türkiye, yıllar önce, insan hakları ve hukuk devleti konularında bazı yükümlülükler altına girdi. Yani mesele Almanya ve Türkiye arasındaki ikili gerilim değil, mesele şu: Türkiye taahhüt altına girdiği yükümlülüklerine bağlı kalmıyor, bunları yerine getirmiyor. Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamıyor oluşunu büyük bir endişe ile izliyoruz. Ama bu Avrupa Konseyi üyesi olmanın bir ön koşulu. Gayet tabii ki aciliyet gerektiren bu konuları konuşacağız…

AİHM ve kararları insan haklarına riayet edilmesini güçlendirmek için var. Türkiye’de AİHM kararlarının uygulanmıyor oluşu üzücü. Görüşmelerimizde bunun sonuçsuz kalamayacağını açıkça ortaya koyacağız. Rusya’yı da Avrupa Konseyi’nde tutabilmek için çok yoğun çaba harcadık. Ülkeleri atmak çıkarımıza değil. Çünkü bunun ağır bedelini insanlar ödemek zorunda kalacak. Çünkü ancak bir ülke Avrupa Konseyi’ne üye olduğunda yurttaşları kendi çıkarlarını AİHM önüne taşıma hakkına sahip. Bizler devletler taahhüt ettiklerini yerine getirmemeleri halinde ne olacağını konuşmak zorundayız… Bunlar lütuf değil, Türkiye’nin yükümlülükleri…

Türk yargısının, HDP’ye karşı yürüttüğü süreçleri siz de takip ediyorsunuz. Seçilmiş pek çok milletvekili ve belediye başkanı hapiste. HDP ve Türkiye muhalefetiyle irtibatınız, diyalogunuz var mı?

Öncelikle şunu söylemek isterim. Türkiye’de tüm siyasi temsilcilerle, yani sadece AK Parti ile değil, CHP ve HDP ile irtibat var. Geçmiş yıllarda defalarca Türkiye’nin güneydoğusundan yerel yöneticilerle görüşmeler yaptım. HDP ile görüşmeler yaptım. Gayet tabii ki bunu sürdüreceğiz. İktidar temsilcileri kadar muhalefetle görüşmek demokrasinin bir parçası. Biz Türkiye’nin güneydoğusundaki, muhalefetteki siyasetçileri dışlama politikasına son verilmesini çok umut ediyoruz. Net dayanışma sinyalleri veriyor, bunları Türk Hükümeti temsilcileri ile görüşmelerimizde de dile getiriyoruz.

Peki, Türk Hükümeti’nin AB’den talep ettiği vize serbestisi konusunda adım atılacak mı?

Türkiye ile ilişkileri yeni bir evreye taşımak, bağımızı daha da güçlendirmek bizim çıkarımıza. Ama bu ön koşulsuz olamaz. Gerilimler, insan hakları standartları ve hukuk devleti alanlarında kısıtlamalar sürdüğü müddetçe öylesine avantajlar tanıyamayız… Türkiye, vize serbestisi için gerekli çoğu kriteri yerine getirdi. Ama hukuk devleti, yargı bağımsızlığı gibi önemli konularda koşulları yerine getirmedi. Türkiye bu koşulları yerine getirirse o zaman vize serbestisi de tanınır. Bunlar hediye değil. Bunlar şeffaf, anlaşılır koşullara dayanıyor.

“BU ZOR DÖNEMDE TÜRKİYE’Yİ UNUTMAYACAĞIZ”

AB Dönem Başkanı Almanya’nın temsilcisi olarak Türkiye’deki insanlara vermek istediğiniz mesaj var mı?

AB’de, Türkiye ile bu denli yakın ilişkileri devam ettiren başka bir ülke yok. Ben özellikle de Türkiye’de, demokrasi ve hukuk devletine özlem duydukları, barışçıl bir yaşam istedikleri, kendilerini Avrupa’ya ait hissettikleri, Avrupa’yı özgürlüklerin, refahın ve güvenliğin anavatanı olarak gördükleri için, bakışlarını eskiden olduğu gibi, umutla, AB’ye yönelten çok sayıda insanın ilgisi ve angajmanına, çok değer veriyorum. Bizler de tüm Türklere, işbirliği ve dostluk için elimizi uzatıyoruz. Kaybedecek çok şey var… Bu nedenle tüm siyasi sorumlular, hep ne denli büyük bir mirasa sahip olduğumuzu, geride bıraktıklarımızı göz önünde bulundurmalı. Ve krizlerle sarsıldığımız bu dönemde birlikte barışçıl bir şekilde yaşamamızın, dostluğumuzu iyileştirmenin ne denli önemli olduğunu düşünmeliyiz.

Ve özellikle şu anda çok zor bir durumda bulunan çok sayıdaki Türk gençlerini düşünüyorum. Genç işsizliğinin çok dramatik bir şekilde artıyor olduğunu Almanya’da ve AB’de büyük bir hassasiyetle dikkate alıyoruz. Genç Türklerin, tıpkı genç Almanlar, genç Fransızlar, genç İtalyanlar gibi iyi, özgür, korkmadan farklı olabildikleri, baskı olmadan, kendi perspektifleriyle, kendileri, aileleri, dostları için hayatlarını inşa edebilecekleri bir yaşam istediklerini biliyorum. AB, Türkiye için bir hedef ve çıpa olmaya devam ediyor. Bizler mümkün olan yakın bir ilişkiye ilgi duyuyoruz. Bu zor dönemde Türkiye’yi unutmayacağız. Özellikle halkı. Türkiye sadece bir cumhurbaşkanı, sadece bir bölge değil. Türkiye 80 milyon insan. Onlarla yakın ilişki istiyoruz. İyileştirmek isteriz. Geleneksel yakın ilişkiler üzerine inşa etmek isteriz.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”