1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Sırrı Sakık: Bir halkın yarısıyla barışıp diğer yarısıyla savaşamazsınız

Devletin mevcut inkâr politikasını artık sürdüremediğini savunan Sakık, 1993’teki çözüm girişimleriyle bugünü kıyasladı.

Sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğinin altını çizen Sakık, bölgesel dinamiklere dikkati çekerek, “Bir halkın bir bölümüyle barışıp diğer bölümüyle savaşamazsınız” dedi.

Sakık, Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin “kolaylaştırıcı” rolüne işaret ederek, “Güney’in dahil olmadığı bir süreç zaten çok zahmetli ve riskli ilerlerdi” tespitinde bulundu.

Sorduğumuz sorular ve Sırrı Sakık’ın yanıtları şöyle:

– Devlet Bahçeli tarafından atılan adımla başlayan çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Türkiye’nin çok uzun süre önce başladığı, Kürtlerin inkârına dayalı politika son yıllarda artık devlet tarafından sürdürülebilir ve idare edilebilir bir halden çıkmış durumda.
Yıllar önce çok temel demokratik hakların verilmesiyle çözülecek bir mesele, ret ve inkâr siyasetinden dolayı bugün bölgesel bir hal almıştır. Önceki yıllarda sadece Türkiye Kürtlerine karşı konumlanan bu siyaset, artık Ortadoğu ve hatta Avrupa’daki bütün Kürt nüfusuyla karşı karşıya gelmeye başladı.

Kürt meselesinin çözüme kavuşmadığı her saniyede Türkiye, Kürtler ve Türkler açısından maliyet artıyor. Bence Devlet Bahçeli bu noktada devlet içindeki bir çizginin de temsili olarak bu sorunu aşmak ve kendilerince ortaya çıkan “bölgesel riskleri” Türkiye açısından azaltmak amacıyla bir çıkış yaptı. Sayın Öcalan zaten 40 yıldır çözüm için her türlü görüşmeye hazır olduğunu söylüyor. Bu anlamda çözüm ve barış herkes için çok hayırlı olur. 100 yıllık acı ve ölümle dolu bir mesele barışla sonuçlanırsa çok büyük bir eşik aşılmış olur.

– Türkiye tarihinde birkaç kez çözüm süreçleri başlatıldı. Fakat siz 1993’te Şam’a gittiniz. Celal Talabani ve Abdullah Öcalan ile görüştünüz. O zamanki zemini bugünle karşılaştırdığınızda tablo nedir?

– O yıllarda yine Sayın Öcalan barış girişimlerine çok kıymet veriyordu. Biz de yaptığımız temaslarda Turgut Özal’ın benzer bir isteği olduğunu gördük. Bu amaçla ve Özal’ın isteğiyle Şam’a gittik. Aynı zamanda dostum olan Mam Celal de katkı sunmak amacıyla geldi.

O dönem Sayın Öcalan’ın kaygısı, Özal’ın güçsüz olduğu ve devlet içindeki güçlerin onu öldürebileceğiydi. Nitekim biz daha Şam’dayken Özal’ın ölüm haberi geldi. O dönem devlet, bazı devlet içi örgütler tarafından rehin alınmıştı. Siyasetten çok bu derin güçler yönetiyordu. Karanlık yapılar kirli bir politika yürütüyorlardı. Bugün devlet içinde benzer çetelere rastlamak zor. Güçlü siyasi figürler var; fakat bugün de Kürt sorunu bağlamında siyaseti rehin alan bir oy kaygısı ve iktidarda kalma isteği görülüyor. Uzun yıllardır milliyetçi hamaset ve propaganda ile yoğrulmuş bir kamuoyu karşısında herkes oy kaybetmekten korkup çekingen davranıyor.

– Çözüm sürecinde ilerleme kaydedildi, bir heyetin İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştüğü konuşuldu. Net bir mesaj açıklanmamış olması sürecin hassasiyetinden mi kaynaklanıyor?

– Ben en başından beri sürecin şeffaf yürütülmesinin güveni artıracağını söyledim. Sayın Öcalan’ın da bu fikirde olduğunu biliyorum. Ancak oy kaybetme kaygısı, milliyetçi kesimlerin tepkileri gibi nedenler bir tarafı süreci daha kapalı yürütmeye itiyor. Fakat böyle olunca da şüpheler oluşuyor. İnsanlar bir şeylerin saklandığını düşünüyor ve sürece karşı güvensizlik gelişebiliyor. Bu ortamdan yararlanan bazı süreç karşıtları, elde ettikleri görüşme tutanaklarını kırpıp biçerek halkları karşı karşıya getirmek için tahrif ederek yayınlıyor.

– TBMM’de gelişmeleri yakından takip etme fırsatınız var. Bahçeli’nin girişiminden sonra MHP’li milletvekilleriyle ilişkileriniz değişti mi?

– Aslında süreç konusunda hemfikir değiliz. Onların kendilerine göre bir perspektifi, bizim ise başka bir bakışımız var. Hemfikir olduğumuz tek konu, bu meselenin müzakere ile sonlanması. Süreç başladıktan sonra iletişimde artış ve ilişkilerde yumuşama oldu. Irkçılıktan oy devşirmeye çalışan ufak birkaç kesim dışında herkes sözünü daha dengeli ve saygılı kuruyor.
Hatta bütün Meclis’te gerginlik azaldı. CHP’ye yönelik operasyonlar olmasa çok daha iyi bir hava yakalanabilirdi.

– Türkiye’de sürece karşı gelenler hangi eylemleri yapıyor?

– İçerideki provokasyonlar çoğunlukla milliyetçi–Türkçü kesimler ve bunların devlet içindeki uzantılarından geliyor. Bunların dışarıda da bağları var. Sosyal medya üzerinden barış karşıtı propaganda yapan birçok hesabın yurt dışından yayın yaptığı, Twitter (X) konumları açılınca ortaya çıktı. Bu hesapların bireysel kullanıcılar olmadığı da çok açık. Ayrıca savaştan ve milliyetçi hamasetten beslenen bir kesim var. Bunlar barış olursa ekranlara çıkamaz, milliyetçilik ve ulusalcılık satamaz. Bu nedenle aşırı söylemlerle toplumu kışkırtmaya çalışıyorlar.

– Ankara, üçüncü göz kabul etmese de DEM Parti’nin Kürdistan Bölgesi ziyaretleri sürüyor. Sizce Kürdistan Bölgesi, Ankara tarafından bir üçüncü göz olarak kabul edildi mi?

– Bence güçlü ve adil hakemlerin olması yerinde olurdu. Bu illa devletler olmak zorunda değil; BM gibi kurumsal yapılar da olabilir. Türkiye de Filipinler’de arabulucu devlet rolünde. Dünya örnekleri de böyle süreçleri destekliyor. Bu açıdan Güney Kürdistan’dan güçlerin sürece dahil olması önemli olur. Zannımca kolaylaştırıcı, arabulucu ve destekleyici roller var; ancak tam anlamıyla “üçüncü göz” olarak tarif edilebilir mi, emin değilim.

– Kürdistan Bölgesi ve özellikle Neçirvan Barzani’nin Ankara ile sürekli teması sürece katkı sağladı mı?

– Türk–Kürt ilişkilerini yeniden düzenleyeceksek bu süreç Kürdistan Bölgesi’ni de Rojava’yı da kapsayacaktır.
Bölgesel etkisi olan bir süreçte hiçbir parça dışarıda bırakılamaz.

Kimse “Ben sadece Türkiye’deki Kürtlerle barışıyorum” diyemez; çünkü bir insanın yarısıyla barışıp diğer yarısıyla kavga edemeyeceğiniz gibi, bir halkın da bir bölümüyle barışıp diğer bölümüyle savaşamazsınız.

Bu açıdan Başur’da görüşmeleri kolaylaştırıcı aktörlerin olması çok önemlidir. Sayın Neçirvan Barzani bu açıdan kıymetli bir rol üstleniyor. Güney’in dahil olmadığı bir süreç zaten çok zahmetli ve riskli ilerlerdi.

– Kürdistan Bölgesi halkına mesajınız nedir?

– Başur’daki Kürt halkına şu mesajı verebilirim: Bizler Bakur, Başur, Rojhilat ve Rojava olarak bir arada durduğumuz müddetçe Ortadoğu’daki halklarla çok daha eşit ve adil bir ilişki geliştirebiliriz. Birimizin ezildiği bir denklemde diğerimizin kârlı çıkması mümkün değildir.
Bu açıdan Kuzey’de yapacağımız onurlu bir barış, Başur’a da büyük güç sağlar. Kürt halkı ölümden ve zulümden bıktı. İnşallah ileriki günlerde dört parçada huzur ve refah içinde bir gelecek bizi bekliyor. Yeter ki birbirimize güç verelim, bir arada duralım. Hezar silav ji we re. (Size binlerce selam olsun.)

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...