3 Ekim 2026
15.1 C
İstanbul

Selahattin Demirtaş’tan Kobani Davası açıklaması: Bana ceza verildi diye ‘benden sonrası tufan’ demem…

“Siyaseti bırakmamın bir nedeni siyaset keneleri ve ne yazık ki bu kenelere değer verilmesidir”

“Bir noktanın da altını ben çizmek isterim; “kendisinin siyasi mücadele yürütmesinden rahatsızlık duyanlara” ilişkin olarak Demirtaş’ın şu sözleri de çok konuşulacak: “Siyaseti bırakmamın bir nedeni, bahsettiğim siyaset keneleri ve ne yazık ki bu kenelere halen bazı durumlarda değer verilmesidir. Ancak biz halkımızın öz evlatları ve bu hareketin yetiştirdiği siyasetçiler olarak partiyi de mücadeleyi de bu zihniyete teslim etmeyeceğiz. Genel Merkezimiz daha hassas ve dikkatli olursa kimse mücadelemize, birliğimize zarar veremez.””

Avukatları aracılığı ile soruları yanıtlayan Demirtaş “Bana ceza verildi diye ‘Benden sonrası tufan’ demem, yeter ki demokratik bir çözüm ve barış sağlansın, desteklemekte tereddüt etmeyiz” dedi.

Demirtaş’ın sorulara verdiği yanıt şöyle:

– Kobani Davası’nda yaptığınız savunmanın son kısmında şöyle demiştiniz: “Vereceğiniz kararı yüzüme okumanıza fırsat vermeyeceğim. Kararı kendi kendinize okuyacaksınız. Eşime, aileme, kızlarıma, tüm halkıma vasiyetimdir: Karar açıkladığında halaylarla, coşkularla, zılgıtlarla karşılamalısınız kararı. Çünkü biz burada öyle karşılayacağız. Bundan taviz verip onursuzca yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz.” Kararı nasıl duydunuz, nasıl karşıladınız?

Mahkemenin açıkladığı karar, yıllar öncesinden bizzat iktidar ve ortakları tarafından verilmiş ve miting meydanlarında defalarca ilan edilmişti. Mahkemedeki ağır ceza heyeti, sadece şekli bir görevi yerine getirerek siyasetin verdiği kararı okumuş oldu.

Kararı hücremizde televizyondan izledik. Benim için de Selçuk Hoca için de sürpriz olmadı. Zaten öngörüyorduk, her yönüyle hazırdık. Güçlü ve moralli karşıladık.

Biz halk için tüm gücümüzle direnirken morali de yine halkımızdan alıyoruz. Kimse merak etmesin; bizim boynumuz bükülmez, dizimiz çökmez. Halkımız nasıl dimdik ve onurlu şekilde duruyorsa biz de onlara layık olacağız ve halkımızı asla mahcup etmeyeceğiz.

“6-8 Ekim’de katledilen insanların gerçek faillerini gizleyip korumuş oldular”

– İddianame ilk çıktığı andan itibaren hukuki değil, siyasi bir dava olduğu pek çok hukukçu tarafından da dile getirildi. Ancak sonuçta devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya yardım suçundan 20 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan 4 yıl 6 ay, Newroz konuşmasından 2 yıl 6 ay, halkı kanunlara uymamaya teşvik suçundan 1 yıl altı ay, başka iddialarla toplamda 42 yılı geçen bir ceza verildi. Yorumunuz nedir?

Verilen cezaların tamamı bir tweet ve birkaç miting konuşmamdan dolayı verilmiş. Yani yıllardır yalan ve iftirayla yarattıkları algılara dayalı. Ne bir şiddet eyleminden ceza verildi ne de şiddeti teşvik ya da destekten. Sadece düşüncelerimden, söylediklerimden 42 yıl ceza verilmiş oldu. Bu da davanın siyasi bir dava, cezaların da siyaseten verilmiş cezalar olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu.

– Davanın en önemli iddiası ‘insanların öldürülmüş’ olmasıydı. Hem hukuki hem siyasi olarak özellikle ölümlerdeki sorumlulukla suçlanmıştınız. Tüm sanıklar bu konuyla ilgili beraat etti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elbette biz değil bir insanı öldürmek veya yaralamak, bir karıncayı bile incitmedik. Bunu devlet de hükümet de mahkeme heyeti de çok iyi biliyor. Ancak yıllarca bizi “katil, terörist” diye yaftalayıp bunun üzerinden hem kamplaştırma yaratarak seçim malzemesi yaptılar hem de 6-8 Ekim’de katledilen insanların gerçek faillerini gizleyip korumuş oldular. Buradan da anlaşılıyor ki ölümlerin çoğunun failleri bir şekilde devletle bağlantılıydı ki onları koruyup bizi hedef göstermiş oldular.

Dosyada zaten sıfır delil vardı, bizi cinayetle suçlayanlar da bunu biliyordu ancak açıkça yalan söyleyip halkın bir kesimini kandırmayı başardılar.

Tekrar ifade etmek istiyorum ki 42 yıl cezanın tamamı konuşmalarımdan dolayı verildi ki o konuşmaların tamamının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında ifade özgürlüğü kapsamında olduğu tespit edilmişti. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uygulansaydı bu dava beraatle sonuçlanmalıydı. Elbet bir gün, hepimizin beraat edeceğimizden kuşkum yok.

– Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olan Ahmet Türk’e de 10 yıl hapis cezası verildi. Bu aynı zamanda yeni bir kayyım uygulamasının başlangıç işareti mi?

Sayın Ahmet Türk başta olmak üzere ceza verilen tüm arkadaşlar için çok üzgünüm. Arkadaşlarımıza verilen cezaların tümü hukuk dışıdır ve siyasi intikam cezalarıdır. Elbette bu cezaları kayyım atamaya gerekçe yapabilirler. Umarım öyle bir şey olmaz ama bu tehlike maalesef ki var.

– Yargıtay Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle 21 Haziran 2021’de açtığı davanın omurgalarından birini Kobani davası oluşturuyor. Kapatma davasının iddianamesinde, Kobani iddianamesinin büyük bölümüne yer verilmişti. Ayrıca siyasi yasak talep edilen 687 kişinin içerisinde Kobani davası sanıkları da var. Bugünkü karardan sonra HDP kapatma davasının nereye evrileceğini düşünüyorsunuz?

Kobani kumpas davasındaki ceza kararları HDP kapatma davasında etkili olabilir. Anayasa Mahkemesi de sonuçta politik davranan ve iktidarın dümen suyunda hareket eden bir yargı organı. HDP’yi kapatırlarsa bir kez daha hukuku katledecekler ve bu “şaşırtıcı” olmaz çünkü kanunsuzluk, adaletsizlik bu iktidarın normali, maalesef.

“Bizimle konuşmak yerine ağır cezalar veriliyorsa; demek ki yumuşama ve normalleşme Kürtleri kapsamıyor”

– Mahkemeye değil halka ve tarihe karşı yaptığınızı söylediğiniz savunmanızın bir kısmında şu hatırlatmayı yapmıştınız: “Ben genç bir avukatken DEP’li milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan AİHM kararıyla yeniden yargılanıyordu. Onlar tutuklandığında ben üniversitedeydim. İkinci yargılamalarında avukattım. Milletvekili olarak tutuklandılar. Dokunulmazlıkları hukuka aykırı şekilde kaldırıldı. DGM’de yargılandılar.” Siz aynı geleneğin bir temsilcisi olarak mevcut durumu Türkiye’de Kürtlere siyaseti geçmişte de bugün de ve yarın da kapatmanın bir şekli olarak mı okuyorsunuz?

Bir defa, şundan herkes emin olmalı ki Kobani kumpas davasında ağır cezalarla karşılaşan tüm siyasetçiler barış yanlısıdırlar, barış için çalışmışlar ve her zaman demokratik siyaseti savunmuşlardır. Şu anda dışarıda siyaset yapan arkadaşlarımız gibi hepimizin temel hedefi silahsız, şiddetsiz çözümü sağlamaktır.

Fakat Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kürtlerin demokratik siyasette mücadele etmelerini ve bu yolla güçlenmelerini, dağa çıkıp silah almalarından daha tehlikeli görüyor. Devlet, savaşı ve şiddeti her zaman siyasete tercih etti, bugün de bu anlayış değişmiş değil. Çünkü savaşarak Kürtleri yok edebileceğine inanıyor ama siyaseten baş etmenin mümkün olmadığını düşünüyor. Bu nedenle Kürt siyasetçilerini her zaman büyük tehdit olarak algılayıp sert şekilde üstüne gitti. Devlete kalsa hepimizin dağa çıkıp silah almamızı, bizimle savaşıp bizi öldürmeyi tercih eder. Oysa biz silahla çözüm olmayacağını düşündüğümüz için barışçıl demokratik siyaseti tercih ettik. Gelin görün ki devlet açısından Kürt’ün siyasetçisi de dağa çıkanı da hatta kedisi, tavuğu bile teröristtir, hepsi aynıdır ve bir şekilde yok edilmelidir. İşte bu zihniyet değişmedikçe Kürtlerin hakları konusu da bir türlü çözüm yoluna girmiyor.

– Verilen kararlar bir süredir iktidar ve muhalefet arasındaki görüşmeler ‘yumuşama, normalleşme’ sözlerinin neresine düşüyor?

Valla bu sorunun cevabını normalleşme, yumuşama girişimlerinde bulunan siyasetçiler verse daha iyi olur. Biz hücredeyiz ve burada yıllardır hiçbir şey, tek bir saniye bile normal değildi. Elbette siyasette diyalog önemlidir, konuşabilmek kıymetlidir, şarttır. Fakat biz de siyasetçiyiz ve halkın seçilmiş temsilcileriyiz ve bizimle konuşmak yerine bize ağır cezalar veriliyorsa demek ki yumuşama, normalleşme Kürtleri ve dostlarını kapsamıyor diye düşünürüz.

“Savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır”

– İHD Genel Merkezi ve Diyarbakır Şubesi tarafından “Kürt Meselesinin Çözümü ve Barış Konferansı”na yolladığınız bir mesajda Kürt sorununun çözümü için bir masa kurulacaksa bu masada hükümetin de olması gerektiği söylemiş ve eklemiştiniz: “Hükümet de bugün itibarıyla Sayın Erdoğan şahsında temsil edildiğine göre, bu işin birinci muhatabı Sayın Erdoğan’dır. Yine geçmiş deneyimlerden bilinen, kabul gören ve devletin de resmi hafızasında meşruiyeti kayıt altına alınmış Sayın Öcalan bir başka muhataptır.” Sizce Erdoğan hâlâ birinci muhatap olarak duruyor mu?

Ben ölümlerin, akan kanın durmasını yürekten istiyorum, diliyorum. Bu savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır. Savaşı durdurup bitirmede, çözüm bulmada inisiyatif alabilirlerse, bunun koşullarını oluşturabilirlerse, tecrit kaldırılıp görüşmelere başlanırsa ben şahsen sonuna kadar desteklerim. Bana ceza verildi diye “benden sonrası tufan” demem. Yeter ki demokratik bir çözüm ve barış sağlansın, biz desteklemekte tereddüt etmeyiz. Bu konudaki düşüncelerim, ağır ceza aldım diye değişmedi yani.

– 31 Mart seçimleri öncesinde Erdoğan’a ‘çözüm sürecini buzdolabından yeniden çıkarma çağrıları’ yapılmıştı. Sizce bundan sonra ne olur?

Evet, çözüm sürecini buzdolabından çıkarmak gerekiyor. Demokratik, barışçıl bir çözümü savunmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan bundan sonra hangi adımları atar, daha da mı sertleşir yoksa tüm bu hukuksuzluklara, çatışmalara son verecek girişimleri mi başlatır, göreceğiz. Ancak bizim barışçıl duruşumuz ve diyaloga açık tavrımız bellidir. Halka karşı sorumluluğumuzun gereği olarak bu ilkeli duruşumuzdan geri adım atmayız, atamayız.

– Siz bir süre önce aktif siyasetten çekildiğinizi ifade etmiştiniz. 2023 öncesi yoğun yazı-söyleşi faaliyetinize son vermiştiniz. Bu karardan sonra ne yapacaksınız?

Aktif siyaseti bıraktım ve dönmeyi de düşünmüyorum. Çünkü bunun koşulları yok benim açımdan. Kaldı ki buradan yaptığım açıklamalar bazen çarpıtılıyor, bazen yanlış anlaşılıyor veya istismar ediliyor. Dolayısıyla günlük siyasete hiçbir şekilde dahil olmayı düşünmüyorum.

“Siyasete çöreklenmiş bazı zihniyetler, benim buradan siyasi mücadele yürütmemden çok rahatsızlardı”

Şunu da yine açık yüreklilikle söylemek isterim ki siyasete çöreklenmiş bazı zihniyetler, benim buradan siyasi mücadele yürütmemden çok rahatsızlardı. Dışarıda olsam yanımda iki cümle kurmaya cüret edemeyecek tipler, nasılsa cezaevinden cevap veremem diye arkamdan atılmadık iftirayı, edilmedik hakareti bırakmadılar. Çıktığımda hepsiyle yüzleşeceğiz elbette ancak halkımız bilmeli ki bizi bunca yıl içeride tutup ağır cezalar verilebilmiş olunmasının bir nedeni de bu siyaset tüccarlarıdır. Günü geldiğinde, bütün bu siyaset tüccarı keneleri halkımızın yakasından silkeleyip atacağımızdan herkes emin olsun.

Dışarıdaki siyasetçi yoldaşlarımız da koltuk için her türlü ilkesizliği yapan bu düşürülmüş unsurlara, onların yaydıkları dedikodulara, iftiralara karşı dikkatli ve duyarlı olmalılar, oyunlara gelmemeliler.

Bunların kim olduklarından çok, bu zihniyetin kendisi önemlidir. Bu zihniyeti reddetmek ve onlara alet olmamak gerekir. “Demirtaş karşıtlığı” üzerinden prim yapan, koltuk kapan kim varsa bilinsin ki bu halkın dostu değildir. Çünkü ben ve tutsak arkadaşlarımız bu halkın direnen öz evlatlarıyız ve bu mücadelenin sonuçlarıyız. Mesele ben değilim, benim şahsımda değerlere saldıran kim varsa objektif veya subjektif olarak art niyetlidir.

Aktif siyaseti bırakmamın bir nedeni de bahsettiğim siyaset keneleri ve ne yazık ki bu kenelere halen bazı durumlarda değer verilmesidir. Ancak biz halkımızın öz evlatları ve bu hareketin yetiştirdiği siyasetçiler olarak partiyi de mücadeleyi de bu zihniyete teslim etmeyeceğiz. Genel Merkezimiz daha hassas ve dikkatli olursa kimse mücadelemize, birliğimize zarar veremez.

Tüm bunlarla birlikte şunları da belirtmeliyim; günlük siyasete dahil olmayacağım ancak elbette yazılar yazabilirim. Belki düzenli olarak köşe yazısı yazmaya başlarım, henüz karar vermedim. Ancak şurası nettir ki benim söyleyeceklerim, yazacaklarım DEM Partiyi bağlamaz, kimse de bu şekilde algılamamalı. Ben DEM Partinin yöneticisi, temsilcisi, sözcüsü hatta üyesi bile değilim. DEM Parti elbette bizim partimizdir ve parti yönetimi siyaseti yürütüyor, yürütür. Ben sadece kişisel görüşlerimi paylaşabilirim. Ve yine açık söyleyeyim, siyasette yanlışlar yapan, halkı esas almayan kim olursa olsun net şekilde eleştirmekten çekinmeyeceğim. Herkes buna hazır olsun şimdiden.

Parti politikalarına karışmamaya özen göstererek kendi görüşlerimi açıklarken, siyasetçilerin hatalarını eleştirmekten de geri durmam. Nitekim dışarıdaki bazı siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar benim hakkımda düşüncelerini açıklarken son derece cüretkâr davranıyorlar, ki haklarıdır. İstedikleri kadar eleştirebilirler, saygı duyarım. Ama artık benim de çok net cevap verdiğimi görecek, duyacaklar, ben de buna saygı gösterileceğini biliyorum.

“Moralliyiz, güçlüyüz, dirençliyiz”

Son olarak sizler aracılığıyla tüm halkımıza, dostlarımıza sıcak selam, sevgilerimizi gönderiyor, Selçuk Başkan’la birlikte hepinize hasretle sarılıyoruz.

Bu günler gelip geçer, geriye onuruyla direnenlerin tarihe düştüğü notlar kalır. Tüm bu süreç boyunca koşulsuz şekilde yanımızda olan dostlarımızı da arkamızdan kuyu kazanları da bizi tasfiye etmeye yeltenen muktedirleri de unutmayacağız.

Her zamanki gibi moralliyiz, güçlüyüz, dirençliyiz. Ve mutlaka kazanacağız. Berxwedan jîyan e!

Selam, sevgilerimizle…

 

Son Haberler

Felsefenin öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu...

Irak Dışişleri Bakanı Hüseyin duyurdu: ABD talebimizi kabul etti

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, ABD Hazine Bakanı Scott...

Kaynak: Irak’ta silahlı gruplar ‘silah bırakma’ taleplerini esnetiyor

Irak hükümetinin silahlı gruplarla silahların devlete teslim edilmesine yönelik...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Türkiye Gündemi

Felsefenin öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.