28 Temmuz 2026
25.2 C
İstanbul

Sancar: Kapatma davası bir korku ve korkaklık davasıdır

‘Tekçi, baskıcı, inkarcı zihniyet ile eşitlik, adalet ve özgürlük isteyen zihniyet arasındaki mücadelenin final yılındayız’

Partisine yönelik kapatma davası için “bir korkaklık davası” diyen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bu iktidarın korkusu büyüktür, boyun eğmeyen. Büyük birliktelik, geniş demokrasi ve eşit yurttaşlık ittifakı hayata geçsin, yürüyüşünü büyütsün. Bütün korkular, korku duvarları yerle bir olacaktır” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına, Şeyh Said, Seyid Rıza ve Orhan Doğan’ı anarak başlayan  Sancar, “Ömrünü demokrasi ve barış mücadelesine adayan çok sevgili dostum yoldaşım Orhan Doğan, bundan 14 yıl önce aramızdan ayrıldı. Kendisini buradan saygıyla, özlemle ve minnetle anıyorum. Orhan Doğan barış ve onurlu yaşam mücadelesin bir meşalesidir.  Bu meşale bizlere ışık tutmaya devam ediyor. Sevgili Orhan Doğan’ın barış hayali bu ülkede mutlaka gerçekleşecektir. Son vasiyeti; bu ülkeye barışı getiremedik, o nedenle burukuz, idi. Biz de diyoruz ki; Sevgili Orhan Doğan, yerinde rahat uyu, bu halk ve bu mücadele birliği bu özlemini mutlaka gerçekleştirecektir. Anısı da mücadelemize her zaman ışık tutacak ve mücadelemizde yaşamaya devam edecektir” dedi.

MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ

Bugün Kürt halkının özgürlük ve direniş mücadelesinin sembol isimlerinden Şeyh Said ve 47 arkadaşının idam edilmesinin 96 yıldönümü olduğunu ifade eden Sancar, “Onu da saygıyla anıyorum, zulme baş eğmeyen, zulüm karşısında diz çökmeyen Şeyh Said’in direniş mirası demokrasi ve barış mücadelemizde yaşamaya devam edecektir. Değerli canlar, geçtiğimiz Perşembe ve Cuma günü Dersim’de idik. Eşit yurttaşlık ve halklar buluşması gerçekleştirdik. İlk gün Seyid Rıza Meydanı’nda halkımızla buluştuk. ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu ama sizin önünüzde de diz çökmedim, bu da size dert olsun’ diyerek darağacına yürüyen Seyit Rıza’ya ve bizi bağrına basan halkımıza yaşadığımız tarihsel deneyim ve mücadeleler ışığında o yalanlarla baş etmeyi öğrendiğimizi, doğruluğun ve dürüstlüğün kültürünü ve siyasetini inşa ettiğimizi, bu yolda mücadeleden vazgeçemeyeceğimizi bir kez daha haykırdık” ifadelerini kullandı.

HALKIN KARARI DURUŞU

Seyit Rıza’nın diz çökmeyen baş eğmeyen duruşunun mirasları olduğunu aktaran Sancar, “Ama artık kendisinin baş eğmediği hile ve yalanlarla mücadele edebilecek düzeye geldik. Halkımızın kararlı duruşu mücadele geleneğimiz ve bizlerin kararlı duruşu ve ısrarı işte bizim hilelerle baş etmemizin yolu. Onların hileleri ile de oyunlarıyla da baş ediyoruz ve baş edeceğiz. Bunu da böyle bilsinler. Buradan bir kez daha Seyid Rıza’yı saygıyla anıyorum” dedi.

DERSİM’DEKİ BULUŞMALAR

Dersim’de gerçekleştirdikleri buluşmaları da anlatan Sancar, “Alevi canlarla, inanç kesimleriyle ve kanaat önderleri ile yapmış olduğumuz toplantıda, inanç özgürlüğünden eşitlik talebine, eğitim hakkından yüzleşmeye varıncaya kadar bütün sorunların, ülke gündemine dair değerlendirmelerini ve dağ gibi büyüyen ülke sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini dinledik. Birlikte tartıştık, birlikte konuştuk, birlikte cevaplar aradık. Yol ve erkanın temel düsturu olan hakikat ve adalet yürüyüşünde Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözleriyle ‘bir olalım, iri olalım, diri olalım’ dedik. Hünkarın 800 yıllık birlikte ve eşit yaşam manifestosu olan 72 millete bir nazarda bakmayan kırk yıl müderris olsa hakikate asidir. sözlerini hep birlikte dillendirdik. Davetimize icabet edip gelen, görüş, öneri ve eleştirileriyle bizleri irşat etme zahmetinde bulunan tüm canlara aşk olsun diyorum” diye belirtti.

‘MÜCADELE ORTAKLIĞINI PEKİŞTİRMEK İSTİYORUZ’

İçinden geçtiğimiz bu dönemin tekçi, baskıcı, inkarcı ve kıyıcı zihniyet ile eşitlik, adalet ve özgürlük isteyen zihniyet arasındaki mücadelenin final yılı olacağını aktaran Sancar, “Finale doğru gidiyoruz. İşte bu final yılında başta Alevi canlarımız ve Kürt halkı olmak üzere bu ülkedeki tüm ezilenlerin mücadele ortaklığını pekiştirmek istiyoruz. Bu çağrımızı da her vesile ile yineliyoruz. Bunu neden bu kadar sıklıkla vurguladığımızı da açıklıyoruz. Bugün de biraz daha açacağız. Bundan sonra da bunun sebeplerini anlatmaya çalışacağız. Ama bugün burada konuşma yaparken bundan üç gün sonrasına bir saygı göndermemek, anmamak olmaz” şeklinde konuştu.

‘VAZGEÇMEYECEĞİZ’

Sancar 2 Temmuz Sivas Katliamı’nda katledilenleri de anarak, “Şimdiden onların anısı önünde de saygıyla eğiliyorum. Orada o canlarımızı bizden alan o vahşet ateşi değil, o canların temsil ettiği ışık aydınlatıyor bu ülkenin geleceğinin yolunu. Bu ülkede halkların ortak mücadelesinin yolunu orada katledilen canlarımızın bize bıraktığı onurlu miras aydınlatıyor. Bu mirasa da sonuna kadar bağlı kalacağımızın sözünü bir kez daha veriyoruz. Ayrıca canlarımızın hesabını sorma mücadelesinden bir an bile vazgeçmeyeceğiz. Hak, hakikat ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz” diye belirtti.

‘ZULÜM VE TALAN ÜRETEN BİR SİSTEM’ 

Sancar, konuşmasının devamında şunlara yer verdi: “Çürüyen ve çürüten, her gün şiddet, yoksulluk, yolsuzluk, adaletsizlik, zulüm ve talan üreten bir yıkım sistemi ile karşı karşıyız. Ortaya saçılanların haddi hesabı yok ama kime sorarsanız bunlar daha buz dağının görünen kısmı. Biz de biliyoruz bunlar daha buzdağının görünen kısmı. Boğazına kadar yolsuzluğa, ranta ve talana bulaşmış kurumlardan medyasına, yargısından bürokrasine varana kadar, her yeri bu kirli çarkının dişlisi haline getiren bir iktidar düzeni var ve bu düzeni besleyen sistem var bu ülkede. 

MAFYATİK DÜZEN

Biz on yıllardır süren bu sistemi ve bu sistemin ürettiği en büyük canavarlardan olan bu mafyatik düzeni değiştirmek için mücadele ediyoruz. Bu mücadelemizin hedefi bu mafyatik iktidar düzenini, tepeden tırnağa kire ve batağa batmış olan bu iktidar düzenini ve onun beslendiği, on yıllardır devam eden sistemini değiştirmektir.  Karşımızda bulunan sistem 10 yıllardır aynı araç ve yöntemlere son 30 yıldır aynı şahıslarla işliyor. Bunlarla varlığını sürdürüyor. Yapmamız gereken şu arkadaşlar. Ayak izlerine bakarak suçun merkezi olan mağaradan uzaklaşmamak. Hep birlikte yapmamız gereken şey suçun merkezine ilerlemektir. Bugün suçun en büyük merkezi tepeden tırnağa mafyalaşmış bu düzen ve sistemdir. Ama bundan da ibaret bırakırsak, ışığımız, fenerimiz yine sonuç alamayacağız. Çünkü bu sistem kaynaklarıyla böyle canavar düzenler üretmektedir. Bunları yaparken de en başta savaş politikalarını kullanmaktadır. Kürt sorununda çözümsüzlüğü, inkarı ve imhayı esas alarak işlemektedir bu sistem. Her seferinde bazı eski aktörleri de kullanır ama yeni isimlerle de bulur ve yoluna devam eder.

GENİŞ DEMOKRASİ İTTİFAKI

Bütün yalanları, soygunu, tecavüzleri işte Kürt sorununda savaş politikalarını kullanarak örtmeye beceriyorlar. Bugüne kadar bunu yaptılar. İşe final yılı derken bunu kastediyoruz. Şimdi önümüzde savaş politikalarını Kürt sorununda inkarı imhayı en ileri boyutlara vardıran bu iktidara karşı mücadele var.  Bu sistemi ve onun ürünü olan bu canavar iktidar değiştirecek şey geniş toplumsal mücadele ve geniş bir demokrasi ittifakıdır. HDP bunun öncülüğe taliptir.  Bu deneyime sahiptir, bunu başarıya ulaştıracak kararlılığa da sahiptir. Dahası bu kirli düzende zerre parmağı en ufak bir menfaati olmamış bir partiden ve gelenekten söz ediyoruz.  HDP bütün bu kirli geçmiş ve bugün içinde hiç bir pisliğe bulaşmamış bir mücadele, özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesi geleneğinin bugünkü adresidir. Bundan önce yürütülen mücadelelerde, ödenen bedellerle, yaratılanların bugünkü mirasıdır. İşte bu temizliği, inancı ve kararlılığı ile bu düzen ve sistemde çıkışı sağlayacak olan güç HDP fikriyatıdır ve HDP mücadelesidir. HDP’ye bu kadar saldırmalarının sebebi budur. Biliyorlar bu sisteme gerçek alternatif halklar için özgürlük, inançlar için eşitlik, gençler için umut ve kadınlar hayatlarını kendilerinin belirlediği bir düzen.

HDP’YE YÖNELİK SALDIRI

Bu iktidar düzenine ve beslendiği kirli sisteme gerçek kurtuluşunun adresi bu fikriyattır, bu program, inanç ve kararlılıktır.  HDP saldırıya devam edecekler çünkü sebebi biz de biliyoruz onlar da biliyor bu iktidarın korkusu büyüktür boyun eğmeyen. HDP bu iktidarın kimyasını bozmuştur. 7 Haziran 2015’te kimyalarını bozdu,  sonrasında bütün baskıların adalesi ve seçimlerde aldığı sonuçlarla inançlı yürüyüşünü sürdürdü. En son 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde ağır bir yenilgi tattırarak bu kimyanın odağı olmasını sağlamıştır. İşte suçlar üzerine kurulan iktidar düzenleri, suçluluk ortaklıkları eğer geleceklerinin devamını tehlikede görmeye başlarlarsa, birbirlerine karşı ellerindeki araçları kullanmaya ve birbirleriyle savaşmaya başlarlar. Bu savaşın asıl nedeni de ranttan daha fazla pay almak ve daha da ötesi de var. Her bir suç odağı kendini güvence altına almaya çalışıyor, şimdiden güvenli mevziler yaratmaya çalışıyorlar. Çünkü iktidarın gittiğini görüyorlar. 

HER GÜN MÜCADELE

Fakat biz bekleyerek burada oturarak iktidarın sonu geldi diyerek bu sonu beklemeyeceğiz. Sonun gelmesi için her gün her alanda demokrasi özgürlük eve eşitlik mücadelesini en geniş birlikteliklerle sürdürmeliyiz. Halkların, ezilenlerin, dışlananların geleceği gasp edilen gençlerin hayatları talan edilen kadınların kararlı mücadelesini her gün yeniden büyüterek ancak bu sonu getirebiliriz. Demokrasi ittifakı çağrımızın amacı da budur. Biz çağrımızı sadece seçimlere endeksli bir çağrı olarak görmediğimiz defalarca söyledik. Evet, seçimler önemsiz değil hatta hiç değil hatta çok önemli ama her şeyi seçimde halledeceğini düşünerek, bugünün mücadele gereklerini yerine getirmeksizin oturup seyretmek ve boş sözler söylemekle bu düzen değişmez.

DEMOKRASİ KONFERANSI

Herkesin her an ve her alanda yapacağı şeyler vardır. İşte 25 Haziranda gerçekleşen Demokrasi Konferansı. 200’ü aşan kuruluş bir araya gelerek bu konferans gerçekleştirdi. Bu ülkede herkesin partilere bakmadan ve bağlanmadan her şeyi partilere havale etmeden toplumsal mücadeleyi nasıl örebileceklerinin güzel bir örneğimi verdiler. Biz parti olarak bu mücadelenin içindeyiz. Görevimizi kimseye havale etmiyoruz, mücadeleden kaçmıyoruz. Tam tersine mücadelenin her alanında her gün her an var olacağız ama bu mücadeleyi yürütürken de sadece parti teşkilatlarına partinin kurullarına bırakmıyoruz. Görev ve yol sadece partimizin kurlularından oluşmuyor, Dersim’de de canlara söz verdiğimiz gibi yürüyüşümüzün her aşamasında dışlananlarıyla, ezilenleri ile bir araya gelerek karar vereceğiz. Halk buluşmaları gerçekleştireceğiz. Dersim’deki gibi buluşmalar gerçekleştireceğiz programımızı yakında sözcülerimiz kamuoyuna açıklarlar. 

KAPATMA DAVASI

Kapatma davasında savunmayı sadece bizim hukuk büromuz sadece bizim avukatlarımız yapmayacak. Çünkü bu dava esasen HDP’ya karşı açılmış bir dava değil. Bu dava Türkiye’de demokrasi mücadelesi, barış, umudun özgürlüğe karşı açılmıştır. Bu sistem ve kirli mafyatik düzenin devamını sağlamak için açılmıştır. Ona karşı mücadeleyi engellemek için açılmış bir davadır. O nedenle diyoruz ki sadece bizim işimiz gibi görmüyoruz bu davayı. O nedenle dün İstanbul’da Türkiye’nin önde gelen hukukçuları ile bir araya gelip konuştu, fikir aldık ve çalışma grupları oluşturduk. Savunmayı da mahkeme salonlarında okumak için yazmayacağız.  Bu savunma sadece bir hukuki savunma olmayacak bu savunmayı hukuk yoluyla demokrasi mücadelesinin gelecekte parlat bir belgesi olacak şekilde hazırlayacağız. Şüphesiz bu iddianameyi de çürüteceğiz, o zor iş değil, zaten bu iddianame çürük, çürütmek için uzun uzun uğraşmayacağız. Yapacağımız savunma tarihe karşı, hakların vicdanına yazılmak üzere hazırlanacak bir savunma olacaktır. AYM de hala bütün bu çürüme ve hukuksuzluğu ve hatta hukuk sefalet ve rezalete karşı içi sızlayan hakimler vardır.  İşte onların da vicdanlarına korkusuzca sarılabilmenin yolu toplumsal mücadeleye sarılabilmekten geçer.

FİKRİYAT OLARAK YAŞATACAĞIZ

Biz HDP’yi kapattırmayacağız derken mahkemeden kapatma kararı çıkmaz demiyoruz. Biz HDP’yi fikriyat ve teşkilat olarak da yaşatacağız.  Ama mahkemenin bu kararı verirken sadece o salonla sınırlı bir karar vermediğini de göstereceğiz. Verdikleri karar uluslararası alanda bir araya geldikleri, demokrat vicdanlı hukukçulara verdikleri hesap da olacaktır.  Verecekleri karar bu toplumun vicdanlı büyük çoğunluğuna verecekleri hesap olacaktır. Biz onlara yardımcı olacağız, ondan sonrası kendilerine düşüyor.  İktidarın kendisi bu davayı açtırmıştır, iddianameye de HDP2yi şiddetle ilişkilerin güya deliller koymuş. Hangi şiddet? Kurdukları sistemin kendisi baştan aşağı şiddet üretiyor. Asıl şiddet odağı olan bu iktidarın kendisidir.

DENİZ POYRAZ

İzmir il binasında yapılan saldırıda Deniz Poyraz yoldaşımızı katlettiler. Katleden kimdi? Nefret ve Kürt düşmanlığı siyaseti ile ilişkili olan korunan kollanan bir kişiydi. Şiddet arıyorsanız bize değil bize yapılana bakacaksınız, bizim yaptığımız şey bu ülkede barışı savunmaktır. Şiddetin odağı kim? Siirt Pervari’de daha dün bir mülteci katliamı, göçmen katliamı yaşandı. Bunlar aktüel güncel örnek, buraya sayısız örneği sıralayabilirim. Hafta sonu İstanbul’da gerçekleşen Onur Yürüyüşüne polis vahşice saldırdı. Bir gazetecinin boynuna basarak öldürmeye teşebbüs etti. George Floyd örneği hala hafızalardayken bundan bile ürkmeyen pervasız bir şiddet aygıtı ürettiler.  Evet, şiddet İşleri Bakanlığı’nın sözcüleri çıkıp da açıkça savundukları şeydir. Yani açıkça tekrar ediyorum, şiddetin odağı iktidarın kendisidir. Bu ülkeyi boğan, nefessiz bırakanların sırtını sıvazlarken, İzmir katliamcısına ‘abicim’ derken, kadınları nefessiz bırakmaya çalışan bu iktidar düzeni şiddetin odağı değil nedir? HDP midir şiddetin odağı. HDP onurun, eşitliğin, özgürlüğün, birlikte yaşamanın adresidir. Sizin şiddetinizi sonlandırmak için her türlü bedeli ödeyerek kararlılıkla mücadele yürüten insanlar topluluğudur HDP. Hakkari’deki sivil ölümlerini mi sayayım? Orman yangınlarını mı sayayım? Bingöl dört gündür yanıyor, yüreğimiz yanıyor. Ülkenin neresinde bir çalı, bir çiçek yanarsa en önce yüreği yanan bizleriz. O ormanları yakanların hangi rant planları için hareket ettiklerini biliyoruz. Binlerce kez de halkın önüne serildi bunlar.
 
BİR ARADA YÜRÜMEK İSTİYORUZ
 
HDP işte ormanımızı, doğamızı, derelerimizi, Dersim’in gözelerini, Munzur’u, Hopayı, İkizdere’yi, Şexan’ı, Kanal İstanbul adı altında İstanbul’u talan etmek isteyen bu düzene karşı en kararlı mücadelenin adresidir. Çıkış yolu budur arkadaşlar. Biz Türkiye’de bütün talan politikalarından şiddet gören, zarar gören ve canı yanan insanlarımızın hepsine ve bütün kuruluşlarla bir arada yürümek istiyoruz. Çağrımız parti merkezlerine değildir, parti merkezleri bunu dinler veya dinlemezler, bu onların kendi sorumluluğudur. Sonra da bu sorumluluğu halka nasıl anlatacaklarını onlar düşünecekler. Bizim sorumluluğumuz işte ezilenlere, sömürülenlere, inkar edilenlere karşıdır. Biz onların sorumluluğunu omuzlarımızda, yüreğimizde taşıyoruz. O nedenle çıkış yolu budur. Çıkış yolu temiz vicdanla, inançla, rant için değil temiz vicdanla mücadele edip, bedel ödeyenlerdir.

YENİ YOLLAR AÇACAĞIZ

Siz bu partiyi mi kapatabileceğinizi düşünüyorsunuz? Açıkçası kapatma davası bir korku ve korkaklık davasıdır. Korktukları için açtıkları davadır. Sonuç ne olursa olsun, sonuç mahkeme kararı ne olursa olsun, HDP fikriyatıyla ve halkların ortak mücadelesiyle her gün yeniden bu düzene karşı mücadelesini sürdürecek, eğer hesap seçimse inananın kapatsanız da seçimlerde ülkenin geleceğini belirleyecek gücünü sonu kadar ortaya koymanın yolunu yaratacaktır. O yolu kapatabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Elinizde bir tek toplu iğne kalsa dahi o toplu iğnelerle yeni yollar açacağız.  Bu inançla kuracağız arkadaşlar. 

İSTEDİKLERİ KADAR DAVA AÇSINLAR

İstedikleri kadar dava açsınlar her türlü oyuna sahneye koysunlar istedikleri kadar yalan söylesinler, bunların miadı doldu. Onlara sonun geldiğini gösterecek şey de hepimizin ortak mücadelesidir. Hepimizin ortak mücadelesine her seferinde yeniden hatırlatmaya çalışıyorlar. AKP’ye oy veren bütün yurttaşlarımız da dahildir. AKP’ye oy veren bütün yurttaşlarımız da dahildir. AKP’ye oy veren yurttaşlarımızın gerçeği görmemeleri mümkün değil. Şu yalana, talana ve sefalete bakarsanız her şeyi açıkça görürsünüz. Her şeyi açıkça görüyorsunuz. Artık bu iktidarın sizin oylarınızla bu düzeni sürdürmesine izin vermeyin. Eğer size korku salacak propaganda yaparlarsa,  biz iktidardan gidersek sizin de bütün kazanımlarınız gidecek buna inanmayın. 

Siz bu partiyi mi kapatabileceğinizi düşünüyorsunuz? Açıkçası kapatma davası bir korku ve korkaklık davasıdır. Korktukları için açtıkları davadır. Sonuç ne olursa olsun, sonuç mahkeme kararı ne olursa olsun, HDP fikriyatıyla ve halkların ortak mücadelesiyle her gün yeniden bu düzene karşı mücadelesini sürdürecek, eğer hesap seçimse inananın kapatsanız da seçimlerde ülkenin geleceğini belirleyecek gücünü sonu kadar ortaya koymanın yolunu yaratacaktır. O yolu kapatabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Elinizde bir tek toplu iğne kalsa dahi o toplu iğnelerle yeni yollar açacağız.  Bu inançla kuracağız arkadaşlar. 
 
BÜYÜK BİRLİKTELİK

Bu büyük birliktelik, geniş demokrasi ve eşit yurttaşlık ittifakı hayata geçsin yürüyüşünü büyütsün, bütün korkular, bütün korku duvarları yerle bir olacaktır. İte gerçek kurtuluş budur. bunun yolu da bizim fikriyatımızda azmimiz, inancımız vicdanımızda ve zerre kir bulaşmamış mücadelemizdedir. Bir araya geleceğiz, iri olacağız, diri olacağız ve bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Bu konuda umutsuzluğa yer yok çoğunluk biziz. Haklı biziz, o nedenle kazanacak olan biziz buna en önce bizler inanmalıyız. Sesimin ulaştığı her yurttaşa söz veriyoruz. Birlikte yürürsek bu talan yalan soygun ve kan düzenine son vereceğiz hepimizin özgür eşit bir gelecekte birlikte yaşamasının yolunu mutlaka açacağız.”

Son Haberler

‘Netanyahu, Trump’ın Suriye, Lübnan ve Gazze’den çekilme talebini reddedecek’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail ordusunun Suriye ve Lübnan'ın güneyinin yanı sıra Gazze Şeridi'nden çekilmesi yönündeki talebi reddedeceği öne sürüldü. İsrail’de yayın yapan Kanal 13 televizyonunun haberinde, Netanyahu'nun ABD’ye hareket etmeden önce düzenlediği haftalık kabine toplantısında, Washington yönetiminin İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nden çekilmesini talep ettiği aktarıldı. Netanyahu'nun kabine üyelerine, "Buna şiddetle karşı çıkacağım ve onlara hayır diyeceğim" dediği belirtilen haberde, Trump'ın İsrail ordusunun çekilmesini istediği Gazze Şeridi'ne Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) girişine Tel Aviv yönetimince onay verildiğine dikkati çekildi. Kanal 13'e konuşan kaynaklar, Tel Aviv yönetiminin Hamas tamamen silahsızlanana ve Gazze Şeridi’nden çıkarılıncaya kadar İsrail ordusunun "Sarı Hat" üzerindeki kontrolünü sürdüreceği ve geri çekilme olmayacağı ilkesini savunduğunu söyledi. Sadece 200 temcilci var Kaynaklar, şu aşamada ISF'de Uganda ve Fas gibi İsrail’le dost ülkelerden yalnızca yaklaşık 200 temsilci bulunduğunu ifade etti. İsrail kabinesinin ISF'ye "Uluslararası Kuruluşlar İçin Dokunulmazlıklar" yasası çerçevesinde dokunulmazlık tanınmasını onayladığına işaret eden kaynaklar, bu güçlerin İsrail ordusunun işgali dışındaki bölgelerde ve orduyla tam koordinasyon içinde faaliyet göstereceğini vurguladı. Bir yetkili, "Herhangi bir ISF unsurunun ülkeye girişi başbakan, savunma bakanı ve dışişleri bakanının ayrı ayrı onayına tabi olacaktır. İsrail, hangi ülkelerin güç gönderebileceğini yalnızca barış anlaşmamız bulunan ve uluslararası alanda ülkeye veya yetkililerine karşı faaliyet yürütmeyen devletler arasından seçecektir” ifadelerini kullandı. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun yarın Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geleceği bildirilmişti.

Şara: ‘İsrail ile anlaşmaya çalışıyoruz’

Suriye'de geçiş yönetiminin Devlet Başkanı Ahmed Şara, ülkesinin İsrail...

CENTCOM, Trump’tan İran’a yönelik bombardımanın durdurulmasını istedi: ‘Hedefler tükendi’

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM), Hürmüz Boğazı çevresindeki bombalama harekatının etkinliğinin üst sınırına ulaştığı, daha fazlasının "hedeflerin çoğunun tükendiği" gerekçesiyle durdurulmasını tavsiye ettiği öne sürüldü. Axios'a konuşan iki kaynağa göre, CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper'ın, ABD Başkanı Donald Trump'a Hürmüz çevresini daha fazla bombalamaya gerek olmadığını önerdiği, bu önerinin Başkan'ın cuma günü İran'a yönelik saldırıları durdurma kararını etkilediği iddia edildi. Kaynaklara göre Cooper, saldırıların Tahran'ın ticari gemileri hedef alma kabiliyetini "önemli ölçüde zayıflattığını" ve tam ölçekli bir çatışmaya dönüşmeden devam eden saldırıların stratejik bir amaca hizmet etmeyeceğini belirtti. Haberde, bombalamaların durdurulması tavsiyesinin Trump'a, hem askeri hem de sivil danışmanlar tarafından yapıldığı, bundan sonra özellikle havadan yapılacak saldırılarla "ek başarı elde edilecek hedefin kalmadığının" vurgulandığı iddiasına yer verildi. Trump, yaklaşık iki haftadır her gün ABD ordusunun sunduğu saldırı planlarını onaylıyor ve bu planlar Orta Doğu'daki yerel saate göre gece yarısı sularında hayata geçiriliyordu. Başkan'ın cuma günkü saldırıları durdurma talimatı, önceki 13 gün boyunca her gün gerçekleşen saldırılara ne kadar ara verildiği hakkında tam bir netlik taşımıyor. Cuma gecesi başkent Washington'da Beyaz Saray Muhabirleri Derneğinin yemeğinde konuşan Trump, İran'ın şu anda bir anlaşma yapmaya hazır olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştu. Trump'ın İran'a yönelik yeni bir saldırı emrini onaylamamasıyla, Umman heyetinin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda görüşmeler yapmak için dün Tahran'a ulaşması yaklaşık aynı saatlere denk geliyor. Öte yandan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, İran'a saldırılara iki gündür ara veren Başkan Donald Trump'ın İran ile diplomatik görüşmelere "alan tanıdığını" söylemiş, Başkan'ın hala "tüm seçenekleri masada tuttuğunu" kaydetmişti.

Trump, İran’a yönelik saldırıları durdurma talimatı verdi

ABD medyası, ABD Başkanı Donald Trump'ın orduya cuma günü İran'a yönelik askeri saldırıları durdurma talimatı verdiğini bildirdi. Böylece 13 gündür aralıksız devam eden günlük saldırı zinciri ilk kez kesintiye uğradı. 24 Temmuz 2026 Cuma günü, konuya yakın iki kaynak ABD merkezli Axios'a yaptığı açıklamada, Donald Trump'ın yaklaşık iki haftadır ilk kez ABD ordusunun sunduğu saldırı planını onaylamadığını aktardı. Trump, önceki 13 gün boyunca İran'daki hedeflere yönelik bombardıman emirlerini her gün veriyor ve bu saldırılar birkaç saat içinde uygulanıyordu. Ancak bu kararın geçici mi yoksa kalıcı bir duraklama mı olduğu henüz netlik kazanmadı. Analistler, Trump'ın bu kararının diplomasiye daha fazla fırsat tanıma isteğinin bir yansıması olabileceğini değerlendiriyor. Kaynaklar, ABD ordusunun geniş çaplı askeri saldırıların yeniden başlatılması ihtimaline karşı tüm planlarını hazır tuttuğunu, ancak Trump'ın şu ana kadar bu yönde yeni bir emir vermediğini belirtti. Güvenlik güçlerinin ise talimat verilmesi halinde kısa sürede yeniden harekete geçebileceği ifade edildi. Trump, söz konusu talimattan kısa süre sonra Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırıları sürdürme ya da artırma seçeneğinin hâlâ masada olduğunu söyledi. "Sahip oldukları her şeyi yok edebiliriz" diyen Trump, buna rağmen daha akıllıca stratejinin İran'la bir anlaşmaya varmak olduğunu ifade etti. ABD Başkanı, "Şu anda İranlılarla görüşüyoruz. Bence her geçen gün daha da yorgun düşüyorlar. Harekete geçmeye hazırız ve tamamen silahlıyız, ancak onlarla konuşuyoruz" dedi. Trump daha sonra Beyaz Saray muhabirleriyle düzenlediği resmi toplantıda ise, "İran'ın şu anda bir anlaşmaya hazır olduğunu düşünmüyorum, ancak ben dinlemeye hazırım" ifadelerini kullandı. Trump'ın saldırıları durdurma kararı, cuma günü Umman'dan bir diplomatik heyetin Tahran'a ulaşmasının ardından geldi. Heyetin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik yeni bir anlaşmayı görüşmek amacıyla İranlı yetkililerle temaslarda bulunduğu belirtildi. Bölgeden iki kaynak, müzakerelerde önemli ilerleme sağlandığını ve hafta sonu içerisinde Umman ile İran arasında bir anlaşmanın imzalanabileceğini aktardı. Ardından Başkan Trump'ın, önerilen anlaşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesi bekleniyor.

17 yıl sonra bir ilk: BM Genel Sekreteri Guterres, Suriye’de

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, resmi ziyaret kapsamında beraberindeki heyetle Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. SANA muhabirinin aktardığına göre, Guterres ve beraberindeki heyeti Şam Uluslararası Havalimanı'nda Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani karşıladı. 17 yıl aradan sonra Şam’ı ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri olan Guterres’in, temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya gelmesi öngörülüyor.

Trump: İran’la ya anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili iki seçenek bulunduğunu belirterek, "Ya onlarla anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz" dedi. Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran yönetiminin anlaşma yapmak istediğini söyleyen Trump, "Bazen güçlü görünmek için anlaşma istemediklerini söylüyorlar ama gerçek bu değil" ifadelerini kullandı.    Trump, Tahran yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "İki yol var: Ya onları parça parça dağıtabiliriz ya da onlarla müzakere edebiliriz. Şu anda yaptığımız da bu" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in İran tarafıyla doğrudan temas halinde olduğunu söyleyen Trump, Tahran'ın son günlerde bir uzlaşmaya varma konusunda daha istekli göründüğünü ifade etti. Trump, "Bence akıllıca olan yol bu. Ancak diğer yol, yani savaş, belki daha kolay olabilir. Biz buna da hazırız. Hazırız ve silahlıyız" dedi. "Büyük saldırılar" konusunda karar vermedi İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon kararı alıp almadığı yönündeki soruya Trump, "Hayır, henüz karar vermedim çünkü şu anda onlarla konuşuyoruz" yanıtını verdi. Trump, Venezuela örneğini hatırlatarak, başlangıçta eleştirilen bazı kararlarının daha sonra destek gördüğünü belirterek, İran konusunda da benzer bir sürecin yaşanabileceğini söyledi. "Rusya ve Çin'in İran'a yardım edeceğini düşünmüyorum" Rusya ve Çin'in İran'a destek vereceği yönündeki iddiaları da değerlendiren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisine bu yönde güvence verdiğini dile getirdi. Trump, "Şi Cinping ve Vladimir Putin bana müdahil olmayacaklarını ve Tahran'a yardım etmeyeceklerini söylediler. Onlara güveniyorum ve beni hayal kırıklığına uğratacaklarını sanmıyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamaları, ABD ile İran arasında devam eden gerilimin sürdüğü ve diplomatik temasların devam ettiği bir dönemde geldi. Öte yandan New York Times'ın haberine göre Trump'ın, İran'a yönelik askeri seçenekleri değerlendirmek üzere Beyaz Saray Durum Odası'nda üst düzey askeri yetkililerle bir toplantı yapması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması İsrail’de tepkiyle karşılandı

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Riyad'ın Amerikan teknolojisiyle nükleer santral kurup uranyum zenginleştirmesine imkan tanıyan anlaşma, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açtı. İsrailli muhalif siyasetçiler, anlaşmanın Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. ABD ve Suudi Arabistan, Riyad'ın sivil nükleer program geliştirmesini öngören tarihi anlaşmaya imza attı.Çarşamba günü duyurulan ve yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı gereken anlaşma, İsrail siyasetinde geniş yankı uyandırdı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, muhalefet ve eski üst düzey yetkililer anlaşmaya sert tepki gösterdi. Bennett: "Büyük bir stratejik başarısızlık" 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bennett yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan ile İsrail göz ardı edilerek yapılan bu nükleer anlaşma, büyük bir stratejik başarısızlıktır ve güvenliğimizi riske atmaktadır. Suudi toprağında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede kontrolsüz bir nükleer yarışa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Çılgınca bir silahlanma yarışı başlayacak" Anlaşmaya bir tepki de eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'dan geldi. Liberman, Suudi Arabistan'ın sivil programının nihayetinde askeri boyut kazanacağını öne sürerek şunları söyledi: "Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programı, nükleer silah elde edilmesiyle sonuçlanacak ve tüm Orta Doğu'da çılgınca bir silahlanma yarışına neden olacaktır." İsrail'in bölgedeki tek nükleer güç olma konumunu koruması gerektiğini vurgulayan Liberman, Tel Aviv yönetiminin ABD Kongresi nezdinde girişimde bulunarak anlaşmayı engellemesi gerektiğini kaydetti. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz ise konunun bölgesel ittifaklardan bağımsız ele alınmasını eleştirerek, "Bölgesel ılımlı bir ittifakın parçası olmadan Suudi Arabistan'a sivil nükleer kapasite verilmesinin İsrail'in güvenliğine fayda sağlayacağını savunacak hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur" değerlendirmesinde bulundu. 123 Anlaşması imzalandı 22 Temmuz 2026'da ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, kamuoyunda "123 Anlaşması" olarak bilinen çerçeve metni ve beraberindeki güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasında milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek stratejik bir ortaklığın hukuki zeminini oluşturduğu kaydedildi. Anlaşma, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sıkı denetimi altında Suudi Arabistan'ın elektrik üretimi için Amerikan teknolojisini kullanmasına imkan tanıyor. Böylece Riyad yönetimi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, ABD'li şirketler için de Suudi nükleer pazarına giriş fırsatı doğuyor. Wright: "Trump sayesinde nükleer rönesans başladı" İmza töreninin ardından konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın en yüksek güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına sahip olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın vizyonuna dikkat çeken Wright, "Başkan Trump sayesinde ABD'nin nükleer rönesansı başladı. Bu adım, her iki ülke halkına uzun vadeli ekonomik ve stratejik kazançlar sağlayacaktır" dedi. ABD Kongresi'nin onayına sunulacak olan anlaşmanın temel hedefleri arasında ABD nükleer teknolojisinin ihracatını artırmak, nitelikli istihdam yaratmak ve Washington-Riyad hattındaki stratejik ortaklığı derinleştirmek yer alıyor.

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.