2 Ekim 2026
14.8 C
İstanbul

Rusya’nın Afrin üzerinden Suriye’yi aşan hesapları I Analiz I

İznews I Haber Merkezi – Rusya, Suriye’de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün toprak kaybı ve askeri yenilgisiyle birlikte, siyasi çözümü ve bu ülkenin yeniden inşasını önceliklerinden biri haline getirmek istiyor. Ancak Kremlin bir süredir bu yeni sürecin zorluklarıyla da yüzleşmeye başladı.

Kürt sorunu, Suriye’de özellikle dış askeri güçlerin durumu, bölgedeki İran-Suudi Arabistan rekabeti gibi birçok mesele Rusya’nın tek başına çözebileceği konular değil. Üstelik Rusya’nın “yeni Suriye’ye” yönelik planlarını revize etmesine yol açabilecek riskleri de içinde barındırıyor.

Rusya, Eylül 2015’te doğrudan askeri müdahaleyle Suriye’de sahadaki güç dengelerini değiştirdi. Daha sonra da 2017 başında Türkiye ve İran’la beraber kurduğu Astana masasından önemli kazanımlar elde etti. Suriye’deki asıl başarısı ise bahsi geçen sorunları ne şekilde aşabileceği veya idare edebileceğiyle yakından ilgili olacak.

Ortadoğu’ya dönüş yapan Rusya’nın Suriye’yle beraber bölgesel nüfuzunun sınırları, dış politikasının iki temel enstrümanı olan silah ve enerjinin çok ötesinde, bölgenin kangrene dönüşmekte olan 100 yıllık sorunlarına dair ortaya koyacağı vizyonu ve karmaşık ilişki ağlarını yönetebilme kapasitesiyle netlik kazanacak.

Farklılaşan Kürt Vizyonları

Suriye’de Kürt sorunu, krizin başından beri hem gelişme gösteren hem de bütün aktörlerce ötelenen bir mesele oldu.

Krizin ilk yıllarında Suriye’nin kuzeyi önemli ölçüde Kürt Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve askeri kanadı Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) kontrolüne bırakılırken, ne Ankara ne de diğer birçok aktör sorunun şimdiki gibi karşılarına çıkacağını düşünmüyordu.

O dönem PYD’ye yönelik farklı tehdit algısına sahip olan Ankara, uzun süre PYD yönetimiyle diyalog arayan ve PYD’yi PKK’dan ayrıştırmaya çalışan bir politika izledi.

Bu süreçte muhaliflere verdiği destekle Esad’ın koltuğundan indirilmesini birinci önceliği olarak belirleyen Türk hükümeti, PYD’yi henüz “terör tehdidi” parantezine almış değildi.

ABD’nin Suriye’deki askeri mevcudiyetini meşrulaştıran IŞİD’le mücadele ise özellikle 2014 yılında örgütün Kobani kuşatması sonrasında hız kazanırken, Washington’ın PYD/YPG’yle sahada önce taktiksel, şimdilerde de stratejik işbirliğine evrilen sürecin kapısını araladı.

ABD’nin PYD’yle artan bu işbirliğine paralel olarak Türkiye’de Kürt sorununa yönelik yürütülen çözüm sürecinin 7 Haziran 2015’teki genel seçim sonrası son bulmasıyla Ankara’nın PYD’ye yönelik tehdit algısında da keskin bir dönüş yaşandı.

Rusya, Suriye’de Kürtlere Özerkliği Savunuyor

Rusya ise Suriye’deki Kürt sorununu hep siyasi çözüm sürecinde ele alınıp belirli parametreler çerçevesinde çözülebilecek bir mesele olarak gördü.

“Yeni Suriye”de Kürtlerin siyasi, idari ve sosyal haklarının her halükarda daha fazla olacağını öngören Kremlin yönetimi, Kürtlere Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde bir çeşit özerklik teklifini Ocak 2017’deki ilk Astana toplantısında sunduğu anayasa taslağıyla somut bir şekilde gündeme getirdi.

Geçen yıl muhaliflerin ve Ankara’nın tepkisiyle karşılaşan Moskova, bu önerisini geri çekmediği gibi şimdilerde daha rafine bir şekilde Birleşmiş Milletler (BM) meşruiyetinde gündeme getirmenin yollarını arıyor.

Ocak ayı sonunda Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nden çıkan en somut kararlardan biri olarak, Suriye’nin yeni anayasasının yazımına dair BM gözetiminde bir komisyon kurulması bu açıdan önemli.

Ankara’nın da desteğini alan Suudi merkezli önemli muhalif gruplardan Yüksek Müzakere Komitesi’nin Soçi’deki zirveye katılmaktan son anda vazgeçip söz hakkını Türkiye’ye devretmiş olması, bu anlamda Moskova’nın işine gelen bir tablo da oluşturdu.

‘Afrin’, Türkiye’yi Moskova’nın Vizyonuna Yaklaştırabilir

Zira anayasa yazım sürecine eş zamanda Ankara’nın başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı’nda Türk ordusunun sahada belli ölçüde yıpranarak muhtemel kayıplarının artması günün sonunda muhaliflerin yanı sıra Türkiye’yi de Moskova’nın Suriye’deki Kürt vizyonuna yaklaştıracak bir araç görevi görebilir.

Öte yandan, yeni dönemde PYD/YPG’yi Suriye’nin dış politika kararlarında, savunma/güvenlik stratejilerinde ve enerji kaynaklarının kullanımı ile transferinde Şam’a maksimum derecede bağımlı kılmaya çalışan Moskova’nın özerklik tasavvurunun, ABD’nin söz konusu bu başlıklarda PYD/YPG güçlerine açmayı planladığı manevra alanıyla temelden çeliştiğini de vurgulamak gerekiyor.

ABD’nin bölgedeki askeri varlığını Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ismi altında YPG üzerinden ilerletmesi ve tasarladığı “sınır güvenliği birimleriyle” YPG’yi güvenlik/savunma alanında Şam’dan olabildiğince bağımsız bir aktör konumuna getirmek istemesi, Rusya’nın “tek Suriye” vizyonunu oldukça zedeleyen ve Moskova’yı bir Arap ülkesinde Kürt unsuru üzerinden Washington ile komşuluğa taşıyan bir görüntü oluşturuyor.

Suriye’nin enerji kaynaklarının kontrolünde ABD’nin PYD/YPG’yi söz sahibi yapmak istemesi de yine aynı şekilde Moskova ile Washington yönetimi arasında sert bir mücadeleye yol açıyor.

En son geçtiğimiz günlerde Suriye ordusunun bölgedeki farklı bileşenleriyle beraber Deyr ez Zor’daki enerji kaynaklarını PYD/YPG’nin kontrolünden almak için başlattığı operasyon, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin gerçekleştirdiği karşı saldırıyla sonuçsuz kaldı.

Suriye’nin yeni anayasa yapım sürecinde ABD ile Rusya arasında PYD/YPG üzerinden lokal plandaki bu tarz enerji kaynaklarına yönelik mücadele önümüzdeki dönemde muhtemel ki şiddetlenerek devam edecek.

Bununla beraber, Suriye’de ABD’nin askeri varlığının kısa vadeli olmayıp tam aksine uzun dönemli bir perspektif içerdiği kanaatini taşıyan Moskova, Washington’ın bölgedeki Kürt vizyonunu -başta Türkiye nezdinde- müttefikleriyle çatışma riski hayli yüksek bir teste tabi tutma yoluyla bu müttefikleri kararlarında “teşvikkar bir tutum” izleyebilir.

Moskova’nın Stratejik Öngörüsü: Türkiye-ABD/NATO Hattında ‘Nihai Kırılma’

Her ne kadar henüz daha ziyade söylem boyutunda gözlense de Ankara’nın “terörle mücadele” kapsamında Afrin’de PYD/YPG güçlerine karşı yürüttüğü operasyonun bir süre sonra bölgede ortaya çıkarabileceği tablonun Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi, Moskova açısından uzun vadede stratejik anlamı oldukça yüksek bir jeopolitik kazanım sağlayabilir.

Pek tabii, ABD’yle haddinden fazla yakınlaşan PYD/YPG’nin Türkiye eliyle “hizaya getirilmesi”, Moskova’nın kısa vadeli hedefleri arasında yer alıyor. Ancak Rusya’nın Zeytin Dalı başladıktan sonra da olmak üzere uzun bir süredir Esad yönetimi ile PYD/YPG arasında Suriye’nin yeni devlet yapısına dair müzakerelerde bir çeşit moderatörlük görevi üstlendiği dikkate alındığında, Ankara’nın Afrin operasyonuna yaktığı “yeşil ışıkla”, Moskova’nın asıl neyi amaçladığı gözden kaçmamalı.

Türkiye’nin bir süre sonra ABD’yle ilişkilerinde girebileceği olası bir çatışma ortamı hem Washington’ın bölgedeki planlarını oldukça zora sokabilme, hem Ankara-Washington hattında ciddi kırılmalara yol açabilme, hem de Türkiye’nin siyasi ve diplomatik açıların ötesinde askeri planda da Rusya’ya ihtiyacının artması gibi Moskova için açılabilecek bazı “fırsat pencereleri” anlamına gelebilir.

Zeytin Dalı, Afrin Merkezine Girmeden Menbiç’e Yönelebilir

Bu bağlamda, Ankara’yla Afrin’e sınırlı bir operasyon için anlaşan Moskova’nın, elindeki Kürt kartını tamamen kaybetmeyecek şekilde bölgedeki güç dengeleri ve tarafların askeri yıpranmışlıkları belli bir “kıvama” geldikten sonra, Zeytin Dalı’nın Afrin merkezine ulaşmadan Menbiç’e yönelmesi konusunda Ankara’ya zorluk çıkarmama ihtimali hiç de düşük değil.

Pek tabii söz konusu bu tablo, kısa vadede Moskova açısından kendi ev ödevlerini tamamlamasıyla da yakından ilgili olacak.

Rus üslerine yakın bölgede yer alan İdlib’in kontrolünün bir an önce Şam yönetimine devri Kremlin’in 2018 ajandasının ilk sıralarında yer alıyor.

Bir süredir Rusya’nın hava desteğindeki rejim ordusunun İran destekli milis kuvvetlerle beraber sahada İdlib’e yönelik çatışmasızlık planını göz ardı ederek Astana mutabakatının aksine operasyonlarını artırması bununla yakından ilgili.

Nitekim bölgede uzun bir süredir etkinlik kazanan Heyet Tahrir Şam gibi El-Kaide bağlantılı “terör örgütlerinin” yanı sıra onlarca muhalif grubun faaliyetleri de son dönemde Rusları rahatsız edici boyutlara vardı.

Bu anlamda, 2017 sonu ve yılbaşını takip eden günlerde Rus üslerine gerçekleştirilen saldırılar ve yine geçtiğimiz günlerde bir Rus savaş uçağı Su-25’in düşürülmesi Moskova’nın bu bölgeye yönelik hedeflerini askeri bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

Ancak öte yandan, Türkiye’nin İdlib’deki sürece dair kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi de Rusya’nın arzuladığı bir durum.

Bölgedeki muhalif grupların ya silah bırakarak “terör örgütlerinde” ayrışıp siyasi süreçte masaya oturmaları ya da Rusya’ya güvenlik tehdidi oluşturmaktan çıkıp geçici bir süreliğine de olsa Türkiye’nin Suriye’deki nüfuz alanlarına doğru coğrafi olarak ötelenmeleri, Moskova’nın şimdilik olumlu değerlendirdiği iki geçerli senaryo.

İdlib’in Tamamen Muhalifsizleştirilmesi

Ancak bunlar gerçekleşmediği takdirde Kremlin yönetimi İdlib’in tamamen muhalifsizleştirilmesi yolunu takip edebilir, ki bu da İdlib’deki dengelerin askeri güç enstrümanlarıyla yeniden “harmanlanması” anlamına gelebilir.

Bu çerçevede muhtemel ki bir süre daha Moskova, Ankara’nın bölgede kurmayı üstlendiği askeri gözlem noktalarının fonksiyonelliğini kullanıp aynı zamanda Zeytin Dalı’na yaktığı yeşil ışığın feriyle de rejim ordusunun İdlib’de yolunu “aydınlatmaya” çalışacak.

Bu anlamda, Moskova’nın Zeytin Dalı’na dair kendi kırmızı çizgileri de operasyonun gidişatında önce İdlib-Afrin pazarlığındaki gelişmelerde, daha sonra Şam-PYD diyalogunda, en son olarak da Ankara-Washington hattındaki olası krizlerde daha yakından ve somut bir açıdan görülebilecek.

Bütün bu süreçte Rusya’nın karşılaşabileceği risklere bakıldığında ise iki husus öne çıkıyor.

Rusya için iki Risk

Birincisi, Ankara’nın terörle mücadele kapsamında PYD/YPG’ye karşı yürüttüğü Afrin operasyonunun bir müddet sonra kontrolden çıkıp bölgede Türk-Kürt çatışması olarak adlandırılması muhtemel bir krize yol açması.

Bu senaryonun Moskova’nın sadece Suriye’de değil Ortadoğu’daki bütün hesaplarını alt üst etme olasılığı oldukça yüksek.

Dolayısıyla her halükarda Kremlin, PYD/YPG konusunda ABD’yle de bir şekilde temasta kalmanın ve uzlaşmanın da yollarını aramaya devam edecektir.

İkinci hususu ise Rusya’nın, askeri araçlarla kendi lehine değiştirme imkanına sahip olduğu Suriye’deki denklemi ne ölçüde “yumuşak gücüyle” siyasi sürece kanalize edip kazanımlarını kalıcı hale getirmesi oluşturuyor.

Soçi Kongresi’nde bunun ön sınavını veren Moskova’nın işinin kolay olmayacağını söylemek hiç de abartı değil.

Ancak öte yandan, bölgede Arapından Acem’ine, Türkünden Kürdüne, İsraillisinden Suudisine herkesle konuşabilen tek aktörün henüz hala sadece Rusya olduğu dikkate alındığında, Moskova’nın Suriye’deki siyasi çözüme dair kapasitesini de tamamen ihmal etmek mümkün değil.

Yakın çevresinde yaşadığı güvenlik sorunlarını büyük oranda askeri güç yoluyla çözme yolunu tercih eden Rusların kılcallarına kadar güç ilişkilerinin hakim olduğu Ortadoğu’daki kazanımlarının kalıcılığı için her halükarda günün sonunda “yumuşak güç” unsurlarına başvurmak zorunda kalacak olması ise tarihin ironisi olsa gerek…

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...