2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

PKK’den süreç ve Kıbrıs açıklaması

PKK yöneticilerinden Helin Ümit, Medya Haber TV’de gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Abdullah Öcalan’ın “fiziki özgürlüğünü istemenin Türkiye’nin özgürlüğünü istemek” olduğunu vurgulayan Ümit, “Sözde milliyetçiler ‘Türkiye’de barış olsun fakat biz Apo’yla görüşmeyiz, Apo’yla olmaz’ şeklinde bir yaklaşım geliştiriyor. Bu mümkün değildir. Eğer Türkiye bugün prangalarından kurtulacaksa, öncelikli olarak Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması gerekir” ifadelerini kullandı.

Öcalan için yapılan eylemlere destek

DEM Parti’nin Meclis’teki toplantısında atılan “Bijî Serok Apo” sloganları ve Diyarbakır’da “Öcalan’ın özgürülüğü” için yapılan eylemleri destekleyen Ümit, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “Provokasyon” sözleri hakkında ise, “Bunlara çok aldırmamak lazım” yorumunu yaptı.

Helin Ümit, “Türkiye’deki ulus devletçi yaklaşım Kürtlüğü inkar ederek Türklüğü de inkar etti. Türklüğün kendi özgün renkleri kayboldu. Türkiye’de 50 farklı halk yaşıyor. Sen bunların hepsine Türk’tür dersen, Türklüğün rengi de kalmaz” şeklinde konuştu.

“Komisyon sorunun ciddiyetini kavramış değil”

Meclis çatısı altında kurulan “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun çalışmalarını dikkatle takip ettiklerini kaydeden Ümit, komisyondan pratik adımlar beklediklerini vurguladı.

“Komisyonun bir amacı, demokratik toplum ve barış sürecini toplumsallaştırmaktı” diyen Ümit, “Bu kapsamda bakıldığında, komisyon çalışmaları için insan şunu rahatlıkla söyleyebiliyor. Zamana yayma ve oyalama çok barizdir” dedi.

Komisyonun Öcalan ile görüşmesi

Komisyonun İmralı’da Öcalan ile görüşmesine dair tartışmalara da değinen Helin Ümit, bazı komisyon üyelerinin “biz gitmeyiz” dediğini anımsattı.

Ümit, şöyle devam etti:

“Demek ki hala birbirlerini ikna edememişler. Hala sorunun kapsamını, derinliğini, olayın ciddiyetini kavramış değil. Yeni Türkiye Yüzyılı deniliyor ya, Cumhuriyet’in yeni bir dönemine, yeni değerlerle gireceğiz. Gerçekten böyle bir süreçte kurulan bir komisyon rolünü oynayacak mı, oynamayacak mı? Yani biz o ciddiyeti göremiyoruz.

Elbette ki bir tarafı olarak sen gideceksin. Olay olgularla ilgisiz en uç kesimleri dinleyeceksin ama bu mücadelenin birinci dereceden sorumlusuyla oturmayacaksın, konuşmayacaksın, görüşlerini almayacaksın. Böyle bir şey olabilir mi? Açıkça söyleyebilirim. Hareketimiz adına kimse başka türlü temsiliyet yapamaz.”

Helin Ümit, “Önder Apo’yu muhatap almayan, onunla görüşmeyen bir komisyonun ciddiyeti olamaz. Kendi ciddiyetini de oluşturamaz. Bir oyundu, yaşandı geçti deriz. Biz komisyonu süreç açısından bir ölçü olarak görüyoruz tabii ki. Çünkü Türkiye toplumunun siyasi haritası oradadır” diye ekledi.

“DEM Parti, PKK’yi temsil edemez”

Bu konuda DEM Parti’nin tek muhatap olarak alınmaması gerektiğine işaret eden Ümit, “DEM Parti PKK değil. DEM Parti, PKK’yi temsil edemez. Türkiye’nin siyasi bir partisidir. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından sıkı bir mücadele veriyorlar” şeklinde konuştu.

Kendilerini en fazla tereddüde düşüren şeyin “Komisyonun Öcalan ile görüşme konusunda ayak diremesi” olduğunu vurgulayan Ümit, “Bu bizim için bir ölçü” dedi.

PKK’nin 50 yıllık örgütsel varlığını sonlandırdığını” hatırlatan Ümit, “Bu çok büyük bir olaydır. Aslında farkında değiller, idrak edemiyorlar. Politik söylemde bunun karşılığı çok büyüktür. 50 yıldır dünya birleşti, bu hareketin üzerine geldi; geri adım attıramadı. Silahlı mücadele stratejisine son verdi. Yani düşünün, Kürt varlığı bu savaşta kendisini ortaya koydu, kazandı. Temel yöntemi buydu. Bundan bir değişiklik var. Ve tüm bunları ne için yaptı? Neden Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne bağladı? Önder Apo yürütürse bu süreç yürür. Baş müzakereci odur” sözlerini sarf etti.

Numan Kurtulmuş’a “Kürtçe” eleştirisi

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Diyarbakır’da okuduğu Kürtçe şiir ve “anadil ana sütü kadar helaldir” şeklindeki sözlerine de değinen Helin Ümit, “Aynı Numan Kurtulmuş, Meclis Komisyonu’nda Kürtçe konuşan 60-70 yaşındaki bir anayı susturdu. Siyasiler söyledikleri ve yaptıkları ile tutarlı olmalı. Bir yerde ‘Kürtler de kendi dilini kullanmalı’ diyeceksin ama başka bir yerde buna izin vermeyecek, yasaklayacaksın. Bu böyle olamaz” ifadelerini kullandı.

Ümit Fırat, şunları kaydetti:

“Komisyon şuna cevap vermeli, bu konuda netleşmeli. Kürt toplumunun kollektif hakları tanınacak mı, tanınmayacak mı? Demokratik entegrasyon dediğimiz şey bu. Meclis’te konuşamazsın, resmiyette konuşamazsın ama evinde, sokakta konuşabilirsin demek, asimilasyonist politikanın devam etmesidir. Niye Kürt toplumunun dili yasak olsun? Niye resmi olmasın?  60 milyon Kürt’ten bahsediyoruz.”

“Proje, devletten dışlanan kürtleri devlete dahil etmektir”

Helin Ümit, komisyonun “eğer gerçekten rolünü oynayacaksa ve kararlıysa” atacağı adımları ise, “Bir; Öcalan’ın fiziki özgürlüğü temelinde umut hakkı çalışmalarını yürütmeli. İki; Kürt toplumunun demokratik entegrasyonu için bir planlaması ve tartışması olmalı” şeklinde sıraladı.

Ümit, “Yüzyıldır cumhuriyetin kuruluşundan beri devletsizleşen, devletten dışlanan Kürtleri devlete dahil etmektir. Proje budur. Öyle olacak mı olmayacak mı? Bu ittifak olacak mı olmayacak mı? Şimdi komisyon çalışmalarının gelip dayandığı nokta budur” dedi.

“Başka seçeneklerimiz var”

Komisyonun çalışma sürecisinin bittiğini belriten Ümit, “Anadolu’da çok söylenen bir sözdür. Dananın kuyruğunun kopacağı zaman derler. Şimdi artık öyle bir zamana girdik. Oyalanmayı ancak bu kadar yapabilirler. Hem komisyon için, hem de Türkiye Devleti’nin sorumlu yetkinler için söylüyorum. Cumhurbaşkanlığından tüm meclise kadar. Tarihsel rolünü oynayacak mı bu kritik dönemde?” diye konuştu.

Meclis’te İYİ Parti’liler ile DEM Parti Milletvekili Pervin Buldan arasında yaşanan tartışmaya işaret eden Ümit, “Her şey Pervin Buldan’a bırakılmış. Ama bu sorun sadece DEM Parti’nin ve Kürtlerin sorunu değil ki! Sorun Türkiye halklarının sorunu. ‘Kürtler zor durumdalar, şimdi devlete entegre olmak istiyorlar, kapımızdalar’ yaklaşımı çok şovenist, çok egemen bir yaklaşım. Böyle bir mecburiyet yoktur. Kürtler buna mecbur değil. Böyle deyince de ‘tehdit’ diyorlar. Başka seçeneklerimiz var. Evet boyun eğmeye, köleliğe, teslimiyete, inkara, soykırıma mecbur değiliz. Ama tercihimiz Türkiye halkıyla, demokratik cumhuriyet temelinde entegrasyonu gerçekleştirmektir” değerlendirmesinde bulundu.

Helin Ümit, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un yazısını okuduğunu belirterek, “Geçiş süreci ve demokratikleşme sürecini ikiye ayırıyor. Kendisince bir mantık silsilesi var. Fakat işin pozitif tarafı şu. Üstü örtük de olsa Türkiye’nin ağır bir demokrasi sorunu olduğu kabul edilmiş oluyor. Bizim hem ideolojik duruşumuz hem felsefik yaklaşımımız bir halkın, bir toplumun, bir coğrafyanın en acil ihtiyacının demokrasi olduğunu gösterir. Bu ekmekten, sudan, ekonomiden önemlidir” dedi.

Kıbrıs seçimleri: “Bahçeli başka türlü, Erdoğan başka türlü yorumladı”

KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine de değinen Ümit, “Bakın Kıbrıs’ta gelişmeler var. Bahçeli başka türlü, Erdoğan başka türlü yorumladı. Ama bizim de bir yorumumuz var. Biz bunları söylüyoruz. Biz bu coğrafyanın insanlarıyız. Biz Türkiye toplumunun içinden çıktık geldik. Biz ülkemizi seviyoruz. Fakat böyle tekçi, birbirini inkar eden, çatışmalı bir Türkiye istemiyoruz” yorumunu yaptı.

Rojava meselesi: “Tartışmanın sadece Kürtler üzerinden yapılması tehlikeli”

Rojava’daki gelişmeleri basından takip ettiklerini ifade eden Ümit, “Öncelikle diyalog içerisinde olmak önemli. Görüşüyor olabilmek, birbirinin iradesini tanımak, tartışıyor pozisyonda olmak önemli bir husus. Hem ideolojik hem politik olarak mevcut Şam hükümeti karşısında çekincelerimiz, şüphelerimiz, kaygılarımız var. Fakat oradaki yerel güçler DSG ile görüşmelerini sürdürüyorlar” dedi.

Türkiye’nin barış sürecini ısrarla Suriye’deki duruma bağlamaya çalıştığını vurgulayan Ümit, şu ifadeleri kullandı:

“Fakat herkes bu kızılca kıyametin içerisinde, bu kadar savaş iklimi varken Kürtlerin savunmasız olmasını istiyor. Dikkatimi çeken en çarpıcı husus budur. Tüm dünya, tüm Orta Doğu silahlanıyor. Belli ki bir şeye hazırlık var. Türkiye’de var, İsrail’de var, İran’da var, Rusya’da var. Herkes böyle bir hazırlık içerisinde.

Bu, Orta Doğu’daki savaşın devam edeceğini gösteriyor. Bir plan devrededir. Özellikle Birleşmiş Milletler toplantısında esen hava, bu savaş ikliminin yeni bir aşamaya geçtiğine dairdir. Ama böyle bir atmosferde, ‘Kürtler teslim olsun, silahlarını bıraksın, savunmasız olsun’ deniliyor; bu kabul edilecek bir şey değildir. Hele hele karşılarında cihatçı bir kesimden gelen bir iktidar varken…”

DSG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunun “bir bütünlük içinde yapılması” gerektiğini vurgulayan Ümit, “Bu, önemli bir husus. Suriye’de halklar birlikte yaşamalılar. Ortak bir sistem oluşmalı. Fakat bu Kürtlerin silahsızlandırılmasına değil, ortak bir yaşamın kurulmasına dayanmalı” dedi.

Tartışmanın sadece “Kürtler üzerinden” yapılmasını “itici” bulduğunu dile getiren Helin Ümit, “Orada Süryani toplumu var, Aleviler var, Düzriler var, onlar nasıl entegre olacak? Silahlı güçlerin durumundan başlamak, gerçekten çok geriletici, tehlikeli, kaygı uyandıran bir durum. Ama niyeti temiz olan, yani yeni bir Suriye’yi ya da yeni bir Türkiye’yi oluşturmak isteyen, süreci böyle tartışmaz. Bu sağlıklı bir yöntem değildir” şeklinde konuştu

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...