1 Ekim 2026
18.1 C
İstanbul

“Orta Doğu’daki sonsuz savaşlardan kaçınmalı”

Beyaz Saray’ın web sitesinde Trump imzasıyla yayımlanan 29 sayfalık belgede, Trump dönemi iç ve dış politikası ile ülkenin ekonomik vizyonu dahil ulusal ve küresel önceliklere odaklanıldı.

“Güç yoluyla barış” politikası doğrultusunda askeri, diplomatik ve ekonomik gücün öneminin vurgulandığı belgede, “güç en iyi caydırıcı” ifadesi kullanıldı ve bunun Amerika’nın temel ulusal güvenlik çıkarlarının odak noktası olduğu belirtildi.

Dış politika için “pragmatist” olmadan pragmatik, “realist” olmadan gerçekçi, “idealist” olmadan ilkeli, “şahin” olmadan güçlü ve “güvercin” olmadan ölçülü şeklinde nitelemeler tercih edildi ve bu politikanın geleneksel siyasi ideoloji yerine “Önce Amerika” ile motive olduğu bilgisi verildi.

ABD’nin dünya düzenini “ayakta tuttuğu günlerin geride kaldığı” belirtilen belgede, ABD müttefiklerinin kolektif savunmaya daha fazla katkısı için daha fazla harcama taahhüdü sorumluluğu alması gerektiği ifade edildi.

İsmini, 1817-1825’te görev yapan ABD Başkanı James Monroe’dan alan ve batı yarım kürede Avrupa sömürgeciliğine karşı çıkan bir dış politika vizyonu kabul edilen “Monroe Doktrini”ne vurgu yapılan belgede, “Bir deyişle, Monroe Doktrini’ne bir ‘Trump Sonucu’ ileri sürecek ve uygulayacağız” denildi.

Sınır ve savunma

Ülkenin askeri saldırılardan ve düşmanca dış etkilerden korunmasının hedeflendiği belirtilerek, Amerikan varlıkları ve müttefiklerini korumak için dünyanın en güçlü, güvenilir ve modern nükleer caydırıcılığının ve anavatan için “Altın Kubbe dahil yeni nesil füze savunma sistemlerinin” talep edildiği aktarıldı.

Belgede, “Sınır güvenliği ulusal güvenliğin temel unsurudur.” ifadesi kullanıldı ve göç politikalarına yönelik ülkelerin “istikrarsızlaştırıcı nüfus akışlarını kolaylaştırmak yerine durdurmak için birlikte çalıştığı” bir dünya hedeflendiği belirtildi. Ayrıca, göç, uyuşturucu ve bölgedeki “düşman güçlerin” yükselişiyle mücadele etmek için ABD’nin batı yarım kürede daha büyük bir askeri varlık bulundurmasının planlandığı bildirildi.

Avrupa ve NATO

Avrupa’da halihazırda izlenen mevcut politika eğilimlerinin sürmesi halinde, kıtanın “20 yıl veya daha kısa bir sürede tanınmaz hale geleceği” savunulan belgede, diğer yandan ekonomik gerilemenin “medeniyet silinmesi gibi gerçek ve daha çarpıcı bir olasılığın” gölgesinde olduğu öne sürüldü.

“Bazı Avrupa ülkelerinin güvenilir müttefikler olarak kalmaya yetecek kadar güçlü ekonomilere ve ordulara sahip olup olmayacağı henüz belli değil.” denilen belgede, Avrupa Birliği (AB) ve bazı ulus ötesi kuruluşların “siyasi özgürlük ve egemenliği baltalayan” faaliyetlerde bulunduğu, göç politikalarının “çatışma oluşturduğu” iddia edildi.

Avrupa bölgesinin sorunları arasında ifade özgürlüğünün sansürlenmesi ve siyasi muhalefetin bastırılması, doğum oranlarının düşmesi ve ulusal kimlik ve öz güven kaybı olduğu belirtilerek, “vatansever Avrupa partilerinin” bölgede artan etkisi övüldü.

Belgede, NATO ittifakının geleceğine yönelik, “en geç birkaç on yıl içinde bazı NATO üyelerinin çoğunluğunun Avrupalı olmaması oldukça olası” değerlendirmesi yapıldı ve NATO’nun sürekli genişleyen bir ittifak olduğu algısına son verilmesi gerektiği belirtildi.

Avrupa ülkelerinin “siyasi krize sıkıştıklarında kendilerini yeniden yapılandıramadıkları” savunulan belgede, “Avrupa, ABD için stratejik ve kültürel açıdan hayati önem taşıyor.” denildi. “Avrupa’yı göz ardı edemeyiz. Amerikan diplomasisi, Avrupa uluslarının bireysel karakterlerinin ve tarihlerinin pişmanlık duymadan kutlanmasını savunmaya devam etmeli.” ifadesi kullanıldı.

Ukrayna ve Rusya

Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinilen belgede, Avrupa’da büyük bir çoğunluğun barış istediği, ancak bu isteğin “hükümetlerin demokratik süreçleri baltalaması” nedeniyle politikaya dönüşemediği ifade edildi.

Rusya ile stratejik istikrarın yeniden tesis edilmesi gerektiği belirtilerek, Avrupa’nın herhangi bir düşman gücün egemenliği altına girmeden, uyumlu egemen uluslar grubu olarak faaliyet gösterebilmesinin sağlanması gerektiği vurgulandı.

Güney Çin Denizi ve Hint-Pasifik

Hint-Pasifik güvenliğine katkı için ABD’nin Hindistan, Avustralya ve Japonya’nın dahil olduğu Quad diyaloğunun önemine işaret edilen belgede, “Yeni Delhi’nin Hint-Pasifik güvenliğine katkıda bulunmasını teşvik için Hindistan ile ilişkileri geliştirmeye devam etmeliyiz.” ifadesine yer verildi.

Küresel nakliyenin üçte birinin her yıl Güney Çin Denizi’nden geçtiği, Güney Çin Denizi’ni “bir rakibin” kontrol etmesi potansiyeline karşı güçlü tedbirlerin geliştirilmesi gerektiği vurgulandı.

Tayvan

“Tercihen askeri üstünlük sağlayarak Tayvan konusunda bir çatışmayı caydırmak bir öncelik” değerlendirmesinde bulunuldu ve Tayvan konusunda uzun süredir devam eden politikaların sürdürüleceği belirtildi.

ABD’nin Tayvan Boğazı’ndaki statükoda “tek taraflı değişiklikleri desteklemediği” belirtilerek şunlar kaydedildi:

“Birinci Ada Zinciri’nin herhangi bir yerinde, saldırıyı engelleyebilecek bir ordu kuracağız. Ancak Amerikan ordusu bunu tek başına yapamaz ve yapmak zorunda da kalmamalı. Müttefiklerimiz harekete geçmeli ve kolektif savunma için çok daha fazla harcama yapmalı.”

Bu durumun, Tayvan’ı ele geçirme veya bu adayı savunmayı imkansız kılacak kadar aleyhte bir güç dengesi kurma girişimlerini engelleme kapasitesini güçlendireceği belirtildi.

Japonya ve Güney Kore’nin savunma harcamalarını artırmaya teşvik edilmesi gerektiği vurgulanarak, “Batı Pasifik’teki askeri varlığımızı sertleştirip güçlendireceğiz. Tayvan ve Avustralya ile ilişkilerimizde ise savunma harcamalarının artırılması konusundaki kararlı söylemimizi sürdüreceğiz.” ifadesi kullanıldı.

Orta Doğu

“Çatışma, Orta Doğu’nun en sorunlu dinamiği.” denilen belgede, bölgenin “başlıca istikrarsızlaştırıcı gücü” şeklinde nitelendirilen İran’ın nükleer programının önemli ölçüde zayıflatıldığı savunuldu.

“Barış Başkanı” olarak nitelendirilen Trump’ın, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşı, “tüm yaşayan rehinelerin ailelerine iade edilmesiyle sonlandırdığı” iddia edilen belgede, çatışmaları küresel savaşlara dönüşmeden durdurmanın “Trump yönetimi için bir öncelik” olduğu belirtildi.

“İsrail-Filistin çatışması çetrefilli olmaya devam ediyor.” denilen belgede, Trump’ın müzakere ettiği ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması anlaşması sayesinde daha kalıcı bir barışa doğru ilerleme kaydedildiği ve Hamas’ın geri çekildiği öne sürüldü.

Suriye’nin, potansiyel bir sorun olmaya devam ettiği, Amerikan, Arap, İsrail ve Türkiye desteğiyle istikrar kazanabileceği ve bu şekilde bölgede “ayrılmaz ve olumlu bir oyuncu” olarak hak ettiği yeri yeniden alabileceği belirtildi.

Bölgede “büyük bir maliyetle çıkmaza sürükleyen sonsuz savaşlardan” kaçınmak istenildiği belirtilen belgede, şunlar ifade edildi:

“Orta Doğu ile başarılı ilişkilerin anahtarı, bölgeyi, liderlerini ve uluslarını oldukları gibi kabul ederken ortak çıkar alanlarında birlikte çalışmaktır. Amerika, Körfez enerji kaynaklarının apaçık bir düşmanın eline geçmemesini, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını, Kızıldeniz’in seyrüsefere açık kalmasını ve İsrail’in güvenliğini sağlama konusunda her zaman temel çıkarlara sahip olacaktır.”

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...