29 Eylül 2026
17.4 C
İstanbul

Hrant Dink’in katili Ogün Samast tahliye edildi, Adalet Bakanlığı açıklama yaptı

AGOS Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i 19 Ocak 2007’de gazete binasının önünde düzenlediği silahlı saldırıda öldüren Ogün Samast, dün akşam saatlerinde tahliye edildi. Adalet Bakanlığı Samast’ın denetimli serbestlik hakkının 19 Şubat 2022 tarihinde doğmuş olmasına rağmen bundan yararlandırılmadığını, şartlı tahliyesinin dün gerçekleştirildiğini kaydetti.

Agos Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de gazete binası önünde o dönem 17 yaşında olan Ogün Samast tarafından düzenlenen suikast sonucu yaşamını yitirdi.

Cinayetin faili olduğu belirlenen Ogün Samast, 20 Ocak 2007’de Samsun otogarında yakalandı.

24 Ocak 2007’de tutuklanan Ogün Samast, geçen Şubat ayında cezasını çektiği Kandıra F Tipi cezaevinden Bolu F Tipi cezaevine nakledildi.

Samast dün akşam saatlerinde tahliye edildi, Samast’ın cezaevi çıkışında ailesi tarafından karşılandığı belirtildi.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Samast’ın denetimli serbestlik hakkının 19 Şubat 2022 tarihinde doğmuş olmasına rağmen bundan yararlandırılmadığını, şartlı tahliyesinin 15 Kasım’da gerçekleştirildiğini açıkladı:

“Hükümlünün denetimli serbestlik hakkı 19 Şubat 2022 tarihinde doğmuş olmasına rağmen denetimli serbestlikten yararlandırılmamıştır. Adı geçen hükümlü hakkında 19 Ocak 2023 ve 13 Temmuz 2023 tarihlerinde yapılan değerlendirmelerde koşullu salıverilmesine uygun olmadığına karar verilmiş, şartlı tahliyesi 15 Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilmiştir.”

“Bu süreçte 2015 yılından itibaren hükümlünün 5 kez açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebi, 2 kez de denetimli serbestlik talebi uygun görülmemiştir. Bu kapsamda 7456 sayılı Kanun ile yapılan infaza ilişkin düzenlemelerden istifade etmesi söz konusu değildir. 5275 sayılı Kanun’un genel hükümlerine göre cezası infaz edilmiştir.”

AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan, X hesabından yaptığı açıklamasında, “Samast, Dink cinayetiyle ilgili iyi halden tahliye edilmedi. Gardiyana saldırdığı için ek ceza almıştı, onun iyi halinden tahliye edildi. Aslında üç yıl önce tahliye edilecekti” dedi.

Dink ailesinin avukatı Bahri Bayram Belen ise, “Şu anda Ogün Samast’ın çıkmasında çok şaşılacak bir şey olmadığı kanısındayım. Aileden haberim var. Elbette üzülüyorlar ama onlar da yasal koşulları, Ogün’ün yaşı küçük olduğu için daha evvel çıkma durumunun olduğunu biliyor. Üzüntülerini yenilediler, tazelendi acıları” ifadelerini kullandı.

Yasin Hayal ve Erhan Tuncel tutukluluğu devam ediyor

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün açıklamasında, Hrant Dink’in diğer failleri Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in infazına devam edildiği kaydedildi:

“Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 tarihinde öldürülmesinin ardından yapılan yargılamalar sonucunda Yasin Hayal ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 14 yıl 22 ay 75 gün hapis cezasına hükümlü olup, koşullu salıverilme tarihi 25 Temmuz 2047’dir. Yine aynı suçtan diğer hükümlü Erhan Tuncel ise toplam 96 yıl hapis cezasına hükümlü olup, koşullu salıverilme tarihi 26 Temmuz 2040’tır. Adı geçen iki hükümlünün halen cezalarının infazına devam edilmektedir.”

“Ogün Samast hakkında ise İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, yaşının küçük olması nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesi uyarınca 18 yıl olan hapis cezasının alt haddinden uzaklaşılarak 21 yıl 6 ay olarak belirlenmiştir.”

“Bununla birlikte failin yasak silah taşımaktan aldığı 1 yıl 4 ay hapis cezasının içtiması ile 22 yıl 10 ay hapis cezası kesinleşmiştir. Hükümlünün cezası infaz edilmekteyken cezaevinde işlemiş olduğu suçlardan dolayı 2 yıl 36 ay 43 gün hapis cezası daha almış olması nedeniyle neticeten 24 yıl 46 ay 43 gün hapis cezasının infazı tutukluluk tarihi olan 24 Ocak 2007’den itibaren başlamıştır.”

Ogün Samast 2007 yılında mahkemeye götürülürken
Ogün Samast 2007 yılında mahkemeye götürülürken

Ogün Samast’ın yargı süreci nasıl işledi?

19 Ocak 2007 günü Ogün Samast tarafından gazetesinin önünde öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, her yıl aynı gün eski gazete binası önünde anılıyor.

Dink için farklı ülke ve şehirlerde de anma etkinlikleri düzenleniyor.

Dink suikastıyla ilgili yargı süreci Nisan 2007’de başladı ve ilk duruşma 2 Temmuz 2007 tarihinde, o sırada İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde bulunan 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

İlk etapta 12’si tutuklu 18 kişinin yargılanmasına başlandı. 2008 ve 2009 yıllarında hazırlanan ek iddianamelerle sanık sayısı 20’ye yükseldi.

Bu dava, Ocak 2012’de hükme bağlandı.

Sanıklardan Yasin Hayal, “tasarlayarak öldürmeye azmettirmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Erhan Tuncel de 10 yıl 6 ay hapis cezası aldı ve cezaevinde cezasını doldurduğuna hükmedilerek tahliyesine karar verildi.

Yasin Hayal, yargı süreci boyunca, kamuoyu tarafından yakından bilinen bazı başka kişileri de tehdit etmişti.

Tetikçi Ogün Samast ise suç işlediği sırada 17 yaşında olduğu için çocuk mahkemesinde yargılandı.

Samast, Temmuz 2011’de çıkan kararda, “tasarlayarak adam öldürmek” ve “ruhsatsız silah bulundurmak” suçlarından 22 yıl 10 hapis cezası aldı.

Ancak ana davada sanıkların tamamı “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan beraat etti.

İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Yargıtay’a taşındı.

Mayıs 2013’te davayla ilgili kararını veren Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, “örgüt” yönünden verilen beraat kararını bozarak, sanıkların “silahlı terör örgütü” değil, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt” üyesi oldukları gerekçesiyle yeniden yargılanmalarına hükmetti.

Bu hükmün ardından davanın görülmesine yeniden başlandı.

Erhan Tuncel, Yasin Hayal ve Ogün Samast’ın da aralarında bulunduğu dokuz sanık hakkındaki karar Ağustos 2019’da açıklandı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu davada Erhan Tuncel’e 99 yıl 6 ay, Yasin Hayal’e 7 yıl 6 ay, Ogün Samast’a ise 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

Erhan Tuncel hükümle birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi.

İki kişi hakkında beraat kararı verilen davada diğer 4 sanık da çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar.

Sanıklardan Ogün Samast’ın da örgüt lideri sanık Yasin Hayal’in oluşturduğu suç örgütüne dahil olarak örgüt menfaatine faaliyetlerde bulunduğu belirtildi.

Hrant Dink’in öldürülmesi sonrasında yaşanan uzun hukuk sürecinin son davası 76 kamu görevlisinin yargılandığı dava oldu. Bu davada hüküm, 26 Mart 2021’de açıklandı. Davada toplam 130 duruşma yapıldı.

26 Mart 2021 tarihli son mahkeme kararına Dink ailesinin avukatları 1 Nisan 2021’de itiraz ettiler ve itiraz dilekçelerini İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne sunulmak üzere 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne teslim ettiler.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 6 Mayıs 2022 tarihinde Dink ailesi ve diğer bütün istinaf başvurularını reddetti.

Dink Ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu 14. Ağır Ceza Mahkemesi kararının hatalı olduğunu ve hukuka aykırılık içerdiğini, istinaf başvurularının reddinin de hukuka aykırılık içerdiğini belirterek Yargıtay’a başuvuracaklarını söyledi.

Avukatlar, Yargıtay Ceza Dairesi’ne sunulmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’ne 130 sayfalık bir dilekçe verdi.

Dilekçede, “İstinaf kararının; delillerin toplanmamış olması, kovuşturmanın genişletilmesine yönelik taleplerimizin reddedilmiş olması ve Hrant Dink cinayetinin tüm yönlerinin açığa çıkarılmasına yönelik yargılamanın yapılmamış olması nedenleri ile bozulmasına karar verilmesi gerekliliği bulunmaktadır” denildi.

Ogün Samat'ın yakalandıktan birkaç gün sonra polis ve jandarma görevlileriyle beraber Türk bayrağıyla çekilmiş görüntülerinin yayınlanması tepki yarattı

DHA

Ogün Samat’ın yakalandıktan birkaç gün sonra polis ve jandarma görevlileriyle beraber Türk bayrağıyla çekilmiş görüntülerinin yayınlanması tepki yarattı

Cinayetten sonra neler yaşanmıştı?

Hrant Dink’in İstanbul’un Şişli ilçesinde bulunan Agos gazetesi yakınlarında, ana cadde üzerinde suikasta uğramasından kısa süre sonra, güvenlik kamerası kayıtlarından cinayet şüphelisi tespit edildi.

Şüpheli Ogün Samast’ın görüntüleri İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.

O tarihte 17 yaşında olan Samast, suikasttan 36 saat sonra babasının ihbarı üzerine Trabzon’a gitmek üzereyken Samsun Otogarı’nda gözaltına alındı.

Samast ile birlikte cinayette kullanılan silah da ele geçirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, cinayetten kısa bir süre sonra zanlının görüntülerini basınla paylaştı.

Anadolu Ajansı, Samast’ın sorgusunda cinayeti kabul ettiğini ancak pişman olmadığını söylediğini bildirdi.

Haberlere göre, Samast, suikastı Yasin Hayal’in talimatı üzerine işlediğini de ifade etti. Yasin Hayal’in adı daha önce 2004 yılında Trabzon’da bir fast-food restoranında altı kişinin yaralandığı bombalama olayına karışmıştı.

Samast’ın ifadelerinin ardından Hayal de gözaltına alındı.

Hayal de ifadesinde cinayeti Erhan Tuncel ile birlikte planladığını söyledi.

Bu ifade üzerine o dönem Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi olan Tuncel de yakalandı.

Tuncel’in bir dönem Trabzon Emniyet Müdürlüğü için muhbirlik yaptığı ortaya çıktı.

Basında, Tuncel ve Hayal’den Samast’ın “ağabeyleri” olarak bahsedilmişti.

Samast’ın Samsun’da yakalandıktan birkaç gün sonra bazı polis memurlarıyla birlikte Türkiye bayrağı önünde çekilmiş görüntüleri bir televizyon kanalında yayımlandı.

Bu görüntüler, bir yandan büyük tepki yaratırken, cinayette kamu görevlilerinin rolü olup olmadığına dair soruların da daha kuvvetle gündeme gelmesine neden oldu.

Hrant Dink’in eşi Rakel Dink cenaze töreninde yaptığı konuşmada, “Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim” diye konuşmuştu.

Son Haberler

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Geçen hafta ertelenmişti: Üçüncü kafile Serêkaniyê’ye dönecek

Serêkaniyê Zorla Yerinden Edilenler Komitesi, 500’den fazla ailenin 29...

Bese Hozat: ‘Öcalan barış ve demokratik toplum sürecinin koordinatörüdür’

Bese Hozat’ın Medya Haber TV’deki açıklamalarında demokratik entegrasyon, yerel...

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Hakan Fidan’dan Şengal ve Beşika açıklaması!

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak’ın ülkedeki tüm silahlı...

Türkiye Gündemi

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”