14 Ağustos 2026
26.3 C
İstanbul

Numan Kurtulmuş: Süreç başarısız olursa, sivil siyaset duvarın altında kalır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, barış sürecine dair bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı.

Gazeteciler Kurtulmuş’a süreçle, Kürt sorunuyla ve Meclis’e gelmesi beklenen yasalarla ilgili sorular yöneltti.

“Rapor her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde”

Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun tamamlanmasının ardından, bayramdan sonra Meclis’te yasal düzenlemelerin görüşülmeye başlanacağını açıkladı.

Rapora dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun en önemli tarafı tüm partilerin uzlaşıyla, ortak bir metinde buluşmuş olmalarıydı. Bu rapor tabii ki her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde. Raporun özellikle 6. ve 7. bölümlerinde neler yapılabileceğine ilişkin somut öneriler ortaya kondu. Bundan sonra süratle yasalaşma safhası gerekiyor. Benim kanaatim yine tüm partilerin uzlaşısıyla ortak bir metin üzerinde mutabakat sağlanmasıdır. Bunun için de çok vakit kaybetmeden bu konunun ele alınması lazım. Bayramdan sonra gündeme gelir diye düşünüyorum.

6’ncı bölümde mutabakatla üzerinde durulan, ‘kritik eşik’ meselesi var. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için örgütün silahları bıraktığının ve kendini feshettiğinin devletin güvenlik birimleri tarafından tespit edilmesi bir ön şart olarak ortaya kondu.

Bu çalışmalar eş zamanlı olarak da yürütülebilir ama sonuçta örgütün kendisini feshetmesi ve silahların bırakıldığının tespit edilmesi Meclis’in yapacağı bir iş değil; tabii ki güvenlik birimleri çalışmasını yapacak. Bu konuda en azından büyük oranda, bu istikamette ilerleme sağlandığına ilişkin bir karar ortaya çıkarsa ondan sonra zaten tabii ki konunun gereği olan yasal düzenlemeler yapılır.”

“Türkiye’deki siyasal aklın Kürt vatandaşlarıyla herhangi bir problemi yok”

Bölgesel gelişmelerin sürece etkisine dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş şunları kaydetti:

“Gelişmelere bütünüyle hakim olmamız, bunları yönlendirmemiz çok kolay değil ama Türkiye olarak bunların hepsini çok dikkatli ve detaylı şekilde çalışıyoruz; takip ediyoruz. En önemli avantajlarımızdan birisi, Suriye’deki entegrasyon sürecinin fevkalade olumlu seyretmesidir. Ümit ederim ki bozulmadan o süreç devam eder.

Bu meseleye sadece örgüt üzerinden de bakmamak lazım. Kürt halkının yönünün Türkiye’ye dönmesini, Ankara’ya ve İstanbul’a dönmesini sağlayacak bir gelişme olarak bu süreci değerlendirebiliriz. Türkiye’deki siyasal aklın Kürt vatandaşlarıyla herhangi bir problemi yok.

Hedefimiz esasında sadece bir örgütün kendisini feshetmesi değil, antidemokratik silahlı mücadele safhasının ortadan kaldırılmasıydı. En başta, komisyonu kurarken de söylediğimiz, mühim olanın zihinlerdeki dönüşümün sağlanması olduğuydu. Bunun için de Kürt’ün onurunu koruyacak adımlar atarken Türklerin de biz bölünmüyoruz, parçalanmıyoruz, tam tersine bütünleşiyoruz duygusunu kuvvetlendirecek, gururunu koruyacak işler yapmamız lazım.”

 

“Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi provokasyonu süreci zehirledi”

“Örgütte tasfiye süreci yaşanıyor. Burada devletle siyasetin (diğer partileri de kastederek soruyorum) beraber çalışması konusunda ne dersiniz?” sorusuna cevap veren Kurtulmuş, önceki süreçleri hatırlatarak şunları söyledi:

“En önemli kazanımlarımızdan birisi, tüm siyasi partilerin aynı masa etrafında bir araya gelebilmiş olmasıdır; çok olgun bir demokratik müzakere yöntemiyle sonuca ulaşmasıdır. Komisyonda 137 kişi ve kurum dinlendi. Dinlenenler arasında çok aşırı uçlardan temsilciler de geldi. Toplumunun tüm farklı kesimleri geldi, kemal-i edeple görüşlerini anlattı ve olgun bir şekilde konular müzakere edilebildi. Bu günlerin de öncesine gitmek lazım. Malum geçmiş dönemlerde rahmetli Demirel’in, Özal’ın, Erbakan Hoca’nın, Erdal İnönü’nün çeşitli vesilelerle çeşitli dönemlerde o günün şartları içerisinde PKK terörünün bitirilmesiyle ilgili girişimleri oldu. Hatta bazılarının doğrudan temasları oldu. Çok mesafeler alındı zannedildi ama bir anda her şey altüst oldu. Bunun birkaç sebebi var. Bunlardan bir tanesi devletin içerisinde tek bir siyasal aklın olmamasıydı.

2009-2013 süreçlerini de hatırlıyoruz. Hemen hemen çok büyük bir mesafe alınmış, neredeyse sonuç elde edilecekken birtakım provokasyonlarla, örneğin Habur provokasyonu, Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi provokasyonu, Oslo görüşmelerinin sızdırılması provokasyonu gibi birtakım provokasyonlarla devletin içerisindeki FETÖ’cü ve başka unsurlar süreci zehirlediler.

“Devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor”

Benzer şekilde Özal’ın gayretlerini biliyoruz, Erbakan’ın gayretlerini biliyoruz, Demirel’in gayretlerini biliyoruz. O süreçlerde de devlet tek bir siyasal akılla ortaya çıkmadı. Bu sürecin en önemli artılarından birisi, devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor, büyük bir eş güdüm içerisinde süreç devam ediyor.

“Konu, ilk defa Meclis zeminine taşındı”

Daha da önemlisi konu, hiçbir zaman Meclis zeminine taşınmamıştı, ilk defa Meclis zeminine taşındı. Bir partinin ya da bir iktidar grubunun kanaati, fikri olmanın ötesinde bir parti dışında 11 partinin katıldığı, temsilci verdiği, milli iradenin sahiplendiği bir demokratik zemin ortaya çıktı. Onun için bizatihi bu çalışmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Böyle olduğu için de toplumun başlangıçta belki önemli bir kısmında var olan o ihtiyatlı iyimserlik dediğimiz birtakım endişeler, zaman içerisinde izale oldu. Rapor ortaya çıktıktan sonra da hemen hemen endişelerin büyük bir kısmı ortadan kalktı.

İran, Suriye ve bölgedeki diğer gelişmelere baktığımızda her an çok kırılgan bir sürecin içinde olduğumuz aşikâr. Elimizin çok rahat olduğu bol bir zamanımız yok. Hızlı bir şekilde bu süreci, ortaya çıkan müşterek istikamette sonlandırmamız lazım.”

“En ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir”

Sürecin ortaya çıkmasına dair “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu süreci dillendirdi. Siz devlet aklı dediniz. Ne öngörüldü de bu başlatıldı? Herkes diyor ya nereden çıktı bu diye” şeklinde sorulan soruya Kurtulmuş’un yanıtı şu şekilde oldu:

“Bu bölgede yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf olmadığını biliyoruz. Belki yüz yılı aşkın bir süre, Osmanlı cihan devletinin çözülmesiyle birlikte malum birinci Sykes-Picot… Sınırları cetvellerle çizdiler, insanları birbirinden ayırdılar. Nusaybin’in karşısında Kamışlı var… Sadece Türk’ü Kürt’ten, Arap’ı Kürt’ten ayırmadılar aynı aşireti birbirinden ayırdılar ama insanları birbirine düşman edemediler. Özellikle çok net konuşmak gerekirse Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte başlayan süreçte fiilen bölgenin etnik ve mezhebi anlamda bölünmesi süreci uygulamaya konuldu.

Birçok ülkede bu uygulamanın sonuçları çok kötü bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi bizim bunu geri çevirmemiz lazım. Etnik ve mezhebi bölünmenin aksine, bölge halklarının ortak bir geçmiş ve daha da önemlisi ortak bir gelecek üzerinden, kaderdaşlık üzerinden bütünleşmesini, aralarındaki güncel sorunların ortadan kaldırılmasını temin etmemiz lazım. Burada Türkiye’ye dönük baktığınız zaman bizim en ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir. Akıl, bu sorunu ortadan kaldırmayı gerektirir. Bunun için ne yapmak gerekiyorsa hızlı bir şekilde yapmak lazım. Kaldı ki emperyalizmin bakışının dışında, zaman zaman emperyalizmi koltuğunun altına almış, zaman zaman emperyalizmin koltuğunun altına girmiş olan Siyonizm de çok açık bir şekilde son kozlarını oynamaya başladı. Bunu görmeden bu bölgede siyaset yapmak saflıktır. Artık son vuruşunu yapmayı epey bir süredir gündeme getirdi. Lübnan’daki iç savaş buydu, Suriye’deki iç savaş buydu. Ayrıca birçok ülkede rejim değişikliklerinin çok süratli bir şekilde gerçekleşmiş olması hedeflerinin bir parçasıydı. En sonunda Gazze üzerinden son safhaya geçmeyi düşündüler. Büyük İsrail projesinde esas yutulması gereken ana gücü Türkiye’dir. Bunu görüyorsak, biliyorsak iç kalemizi tahkim edeceğiz.”

“Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok”

PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik “umut hakkı”na dair konuşan Kurtulmuş “Umut hakkını somut olarak söyleyeyim. Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok. Raporda da umut hakkıyla ilgili bir başlık söz konusu değil. Burada infazla ilgili birtakım düzenlemeler yapılabilir. Ama ben burada kendi kişisel kanaatlerim var, şu anda neler yapılabileceğine ilişkin görüşlerimi söylemek istemiyorum. Çünkü burada aslolan parti gruplarının devreye girmesi ve partilerin çalışarak ortak müşterek bir çabayı ortaya koymalarıdır” dedi.

Kayyumlar

Kayyumlara dair soruya ise Kurtulmuş, “Raporda kayyum meselesi var. Eğer kayyumla karşı karşıya kalınırsa, başkan eğer bir şekilde görevden alınırsa seçilmiş belediye meclisi üyeleri arasından seçilmesi gibi partilerin uzlaştığı bir teklif var. Eğer bir araya gelirler ve tamam derlerse bu konuda da adım atılır” şeklinde yanıt verdi.

“İran’daki savaş süreci etkilemez”

Rojhılat (Doğu Kürdistan) ve İran’da süren savaşın sürece etkisinin olup olmayacağına dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş “Etkilemeyeceğini düşünüyorum çünkü oradaki gelişmeleri de takip ediyor, Türkiye’ye olumsuz bir şekilde yansımaması için her türlü tedbir alıyoruz. Zaten bakmayın bu günlerde bu tür şeyler konuşulduğuna, Amerikalıların da İran’da bir iç karışıklıkla rejim değişikliğini gerçekleştiremeyeceklerini çoktan anlamış olduklarını zannediyorum” ifadelerini kullandı.

“Artık silahlı mücadelenin anlamsız ve gereksiz olduğu şeklindeki görüşleri Öcalan’ın kendi görüşleridir”

“Sayın Başkan bütün heyetler gitti, geldi ve raporlar size geldi. Öcalan’la yapılan görüşmeler. Bizlere sızdı sadece ara ara bazı yerlerde. Siz bütün raporları okudunuz. Öcalan’ın ne dediğini, ne gördüğünü veya bize yansımayan bölümleri. Nasıl bir Öcalan gördünüz siz? Yani sizi ne şaşırttı Öcalan’la ilgili?” sorusunu da Kurtulmuş şu şekilde yanıtladı:

“İmralı’nın yaptığı açıklamaları, kamuoyuna açık olan deklarasyonları var. İlk başta 27 Şubat’ta ortaya koydu, sonra geçen son yaptığı açıklamada ortaya koydu. Orada birkaç temel unsur var. Bunlardan birisi, örgütün kurulması ve gelişmesini sağlayan ideolojik çerçevenin artık geçersiz olduğu ve o günkü Türkiye’nin ret, inkâr ve asimilasyon politikaları geride kaldığı için artık silahlı mücadelenin de anlamsız ve gereksiz olduğu şeklindeki görüşleri kendi görüşleridir.

Bölgenin bölünme parçalanma senaryolarının da bölge halklarının lehine olmayacağını açık olarak söylüyor. Demek ki burada onun da gördüğü bu bölünme parçalanmanın Kürtlere de bir faydası olmayacağı şeklinde bir kanaati olduğu anlaşılıyor. Nihayetinde tüm bunların nasıl gelişeceğini görmek de uygulamaya bağlı. Bu da süratle örgütün tasfiyesi ve yine İmralı tabiriyle zihinlerde de silahların bırakılmasının sağlanmasıdır.”

“Bu iş başarısız olursa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır”

“Umutsuzluğa kapıldığınız an oldu mu hiç? Örneğin İmralı heyetleri noktasında hepimiz tedirgin olduk. Acaba dağılır mı diye bir düşünceniz oldu mu?” sorusuna ise Kurtulmuş, “Bu iş 2009’a, 2013’e ya da önceki çalışmalara benzemez. Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun başarısız olduğumuz zaman PKK’nın terör eylemlerine başladığı günlere döneriz. Bölgede bu kadar çatışmanın olduğu bir ortamda bu yangına benzin dökecek çok eller var” karşılığını verdi.

“En önemli iş birliği yapacakları ülke Türkiye’dir”

İran savaşı sonrası Körfez ülkelerinin Türkiye’ye yönelip yönelmeyeceğine dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

“Zaten böyle bir yaklaşım vardı Körfez ülkelerinde. Sadece bu son savaşta değil. Hamas heyetinin Katar’da vurulmasıyla birlikte aslında İsrailliler, Körfez ülkelerine çok açık bir mesaj verdiler. Ne kadar para verirseniz verin, Amerika’ya ne kadar yaranırsanız yaranın, Amerika sizi bu bölgede koruyamaz. Biz her zaman söylüyorduk bunu, belki çok anlaşılmıyordu.

Şimdi fiilen görmüş oldular. İsrail hepsine diyor ki siz İran’a düşmansınız; Umman, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan siz İran’a düşmansınız. Ülkeler arasındaki düşmanlığı körükleyerek zemin kazanmaya çalıştı. Şimdi bu ülkeler artık kendi savunmalarını düşünmek zorundalar. Burada da en önemli iş birliği yapacakları ülke Türkiye’dir.”

Son Haberler

Sipan Hemo, Türkiye’nin ‘terör’ listesinden çıkarıldı

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve eski SDG Komutanı Sipan...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

Hürmüz’de nöbet değişimi: USS George Washington Ortadoğu yolunda!

Pentagon'un, İran'la gerginlik devam ederken, Ortadoğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini alması için USS George Washington uçak gemisini göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, Pentagon, bölgedeki uçak gemilerinden birini rotasyona sokmaya hazırlanıyor. ABD ordusu, 250 günden fazla süredir Ortadoğu'da görevde olan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini USS George Washington uçak gemisinin alması yönünde son hazırlıklarını yapıyor. ABD'li yetkililer, önceden planlanmış bir rotasyon planı kapsamında USS George Washington'ın Ortadoğu'ya gönderileceğini ve USS Abraham Lincoln'un bir süre gerekli bakımlarının yapılacağını ileri sürdü. Halen Pasifik bölgesinde görev yapan USS George Washington'ın yakın zamanda bölgeye doğru yola çıkmasının beklendiği kaydedildi. USS Abraham Lincoln, 250 günü aşan uzun görev süresi dolayısıyla ABD Kongresi içinde tartışmalara neden olmuş ve bazı Kongre üyeleri, gemideki yaşam koşullarından endişe ettiklerini açıklamıştı. USS Abraham Lincoln, Kasım 2025'te planlı bir göreve başlamış ve ABD'nin İran'a karşı savaşının öncesinde ocak ayında Ortadoğu'ya yönlendirilmişti. Söz konusu uçak gemisi, önce, ABD’nin İran'a yönelik saldırılarında görev almış, daha sonra da ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukaya katılmıştı.

Rojin Kabaiş’in babasına silahla tehdit: ‘Şikayetini çek, yoksa sen de kızının yanına gidersin’

Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş’e dün WhatsApp ve BİP üzerinden silah fotoğrafının da bulunduğu tehdit mesajları gönderildi. Kabaiş, mesajların ardından emniyete giderek şikayetçi oldu. Diyarbakır merkezli 8 ilde, dijital platformlarda örgütlenerek, kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ailesine yönelik tehdit ve şantaj eylemlerinde bulundukları gerekçesiyle 2 kişinin tutuklandığı operasyonun ardından baba Nizamettin Kabaiş’e silah fotoğrafıyla birlikte, “Şikayetini çek, yoksa sen de Rojin’in yanına gidersin” mesajları gönderildi. Kabaiş, emniyete giderek şikayetçi oldu. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yürüttüğü çalışmalarda, dijital platformlarda ‘C47’ ve ‘C99’ kod isimleriyle örgütlenen, yasa dışı sorgu panelleri üzerinden siber zorbalık, şantaj ve taciz odaklı kapalı gruplar oluşturan şebeke tespit edildi. Yapılan incelemelerde şüphelilerin, ölümleri şüpheli bulunan Rojin Kabaiş, Hiranur Nilgün Aygar ve Kıvanç Uman’ın ailelerini hedef alarak yabancı numaralar ve yasa dışı panel bağlantıları üzerinden tehdit ve şantaj eylemlerinde bulundukları belirlendi. Diyarbakır merkezli 8 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda 10 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheliler hakkında ‘Tehdit’, ‘Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme’ ve ‘Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri hile ile çalma’ suçlarından işlem başlatıldı. 10 Ağustos’ta emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 2’si tutuklandı. “Şikayetini çek, yoksa sen de Rojin’in yanına gidersin” Tutuklamaların ardından Nizamettin Kabaiş’e dün WhatsApp ve BİP üzerinden silah fotoğrafının da bulunduğu tehdit mesajları gönderildi. Kabaiş, mesajların ardından emniyete giderek şikayetçi oldu. Tehditlerin aylardır sürdüğünü belirten Kabaiş, “Daha önce de yabancı numaralardan çok tehdit mesajları geliyordu. Allah devletten razı olsun, operasyon yaptı ve ailemizi tehdit eden 2 kişi yakalandı. Dün Van’da savcıyla görüştükten sonra eve geldiğimde tekrar mesaj attılar. Bu sefer Türkiye numarası üzerinden WhatsApp ve BİP uygulaması üzerinden mesaj attılar. Silah fotoğrafını ve ‘Eğer şikayetini geri çekmezsen bir tane mermi kafanda olur. Şikayetini çekmediğinde olacakları düşün. Şikayetini çekmezsen evi tarayacağım. Nizamettin şikayetini çek, kurtul; yoksa sen de Rojin’in yanına gidersin, olan sana olur’ mesajları atıp tehdit ettiler” dedi. “Tehditlerinden korkmuyorum” Can güvenliklerinden endişe duyduklarını ifade eden Kabaiş, “Bizim can güvenliğimiz yok. Benim için hiçbir sıkıntı yok ama çocuklarım korkuyor. Ben onların tehditlerinden korkmuyorum ve davamdan da vazgeçmeyeceğim. Rojin’in dosyası aydınlanana kadar peşini bırakmayacağım. Onlar ne kadar silah ve mermi fotoğrafı yollasalar bile umurumda değil. Öldüreceklerse gelsin öldürsünler. 7-8 aydır tehdit mesajları gönderiyorlar. Devletten bu kişilerin yakalanmasını ve ceza verilmesini istiyorum. Ben şikayetimi de geri çekmeyeceğim. Daha fazla mücadele edeceğim. Çünkü kızım masumdu. Emniyete gittim ve şikayetçi oldum” diye konuştu.

Amedspor Başkanı Eren açıkladı: Diagne kalmak istiyor, Çekdar için ayrılık gündemde

Amedspor Başkanı Nahit Eren, Süper Lig öncesi takımın hedeflerinden transfer çalışmalarına, sponsorluk ve kombine satışlarından taraftarların tutumuna kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Eren, Mbaye Diagne’nin takımda kalmak istediğini belirtirken, Çekdar Orhan’ın yeni yapılanmada düşünülmediğini ve ayrılık görüşmelerinin sürdüğünü söyledi. Süper Lig’de mücadele edecek Amedspor, sezonun ilk maçında sahasında Erzurumspor FK’yı ağırlamaya hazırlanıyor. Kadrosuna 16 yeni oyuncu katan yeşil-kırmızılı ekipte hazırlıklar sürerken, kulüp Başkanı Nahit Eren takımın hedefleri ve gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu Hedef: Süper Lig’de kalıcı olmak Amedspor’un öncelikli hedefinin Süper Lig’de kalıcı olmak olduğunu belirten Eren, bunun yanı sıra üst sıraları zorlamak istediklerini söyledi. MA'da yer alan habere göre yeni bir ligde ve büyük bütçeli takımlarla mücadele edeceklerini belirten Eren, taraftarlardan sabırlı olmalarını istedi. Eren, Amedspor’un en büyük avantajlarından birinin geniş taraftar kitlesi olduğunu vurgulayarak, sezon boyunca taraftar desteğinin önemine dikkat çekti. Her maç farklı sponsor Sponsorluk çalışmalarının sürdüğünü belirten Eren, Amedspor’un forma sponsorluğu konusunda farklı bir model uygulayacağını açıkladı. Buna göre kulüp, her maçta farklı bir yerel firmanın sponsorluğuyla sahaya çıkmayı planlıyor. Eren, ilk maç için yaklaşık 7-8 firmanın sponsorluk talebinde bulunduğunu söyledi. Eren, bu modelle sponsorluk yükünü tek bir firmaya bırakmak yerine kentteki şirketlerin Amedspor’a ortak destek vermesini amaçladıklarını ifade etti. Kombinelerin yüzde 50’si satışa sunuldu Kombine satışlarına ilişkin de bilgi veren Eren, Amedspor’un Türkiye’de en fazla kombine satan kulüpler arasında olduğunu söyledi. Toplam bilet kapasitesinin yalnızca yüzde 50’sinin kombine satışına açıldığını belirten Eren, bu biletlerin 3-4 gün içinde tükendiğini, Batı ve VIP tribünlerinde ise sınırlı sayıda bilet kaldığını kaydetti. Altyapıya yatırım Amedspor’un uzun vadede Süper Lig’de kalıcı olabilmesi için altyapıya yatırım yapacaklarını belirten Eren, bu kapsamda 11 ilde yaklaşık 9 bin çocuğa ulaştıklarını söyledi. Çalışmalar kapsamında 50 oyuncunun seçildiğini, bunlardan 10’unun Amedspor altyapısına kazandırıldığını belirten Eren, genç oyuncuların gelecekte A takımda forma giymesini hedeflediklerini ifade etti. Eren’den taraftara çağrı: “Küfür istemiyoruz” Geçen sezon taraftar olayları nedeniyle kulübün yüksek miktarda para cezalarıyla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Eren, yeni sezonda taraftarların daha dikkatli olması çağrısında bulundu. Eren, özellikle küfürlü ve cinsiyetçi tezahüratların Amedspor Stadyumu’nda görmek istemedikleri davranışlar olduğunu söyledi. Taraftarlardan bilet numaralarına göre oturmalarını, merdiven boşluklarını kapatmamalarını ve sahaya yabancı madde atmamalarını isteyen Eren, Süper Lig’de cezaların daha ağır olduğunu belirtti. Çekdar için ayrılık görüşmeleri sürüyor Amedspor’da en çok merak edilen konulardan biri olan Çekdar Orhan’ın geleceğine ilişkin de konuşan Eren, yeni yapılanmada oyuncuya görev düşünülmediğini açıkladı. Çekdar’ın kulüple sözleşmesinin bulunduğunu ve takımda kalmak istediğini belirten Eren, ancak kendisine yeni bir kulüp bulması yönünde talep iletildiğini söyledi. Eren, Çekdar’la görüşmelerin sürdüğünü ve ayrılığın iki tarafın da menfaatlerini gözeten bir şekilde gerçekleşmesini istediklerini belirtti. Çekdar’ın şu anda antrenmanlarda yer almadığını ve kendisine yeniden izin verildiğini kaydeden Eren, ayrılık ihtimalinin yüksek olduğuna işaret etti. Diagne kalmak istiyor, talipleri var Mbaye Diagne’nin ise halen sözleşmeli oyuncu olduğunu ve takımın ikinci kampına katıldığını belirten Eren, deneyimli golcünün takımda kalmak istediğini söyledi. Eren, Diagne’ye başka kulüplerden teklifler geldiğini ancak transfer sürecinin devam etmesi nedeniyle oyuncunun geleceği konusunda kesin bir şey söylemenin erken olduğunu ifade etti. “Çok disiplinli ve sert bir hocamız var” Amedspor’un oyun anlayışına da değinen Eren, teknik direktörün disiplinli ve mücadele gücü yüksek bir futbol anlayışını benimsediğini söyledi. Takımdaki her oyuncunun 90 dakika boyunca mücadele etmesini beklediklerini belirten Eren, sonuçtan bağımsız olarak sahadaki mücadele ruhunun taraftar için de önemli olduğunu vurguladı. Sosyal medya kullanıcılarına mesaj Sosyal medyada futbolculara yönelik sert eleştirilerin kulübe zarar verdiğini belirten Eren, taraftarlardan daha sabırlı olmalarını istedi. Amedspor’un kısa sürede Süper Lig’e yükselmesinin önemli bir başarı olduğunu belirten Eren, kulübün hedefinin ligde kalıcı olmak ve üst sıraları zorlamak olduğunu söyledi. Eren, Amedspor’un Süper Lig’deki mücadelesini taraftarlarla birlikte sürdüreceklerini belirterek, “Amedspor’u ayakta tutacak olan duygudan kopmayalım” mesajı verdi.

Hakan Fidan, Mısır’ı ziyaret edecek: Sisi ve üst düzey isimlerle görüşecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13-14 Ağustos tarihlerinde Mısır'a ziyarette bulunacak. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ziyaret kapsamında Bakan Fidan ile Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati eş başkanlığında Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu (OPG) İkinci Toplantısı düzenlenecek. İlgili kurumlardan yetkililerin de katılımıyla yapılacak toplantıda, 4 Şubat'ta iki ülke cumhurbaşkanlarının eş başkanlıklarında Kahire'de düzenlenen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) İkinci Toplantısı'nın sonuçları ile 2028'de Türkiye'de tertiplenmesi öngörülen YDSK Üçüncü Toplantısı'nın hazırlıkları ele alınacak. Bakan Fidan'ın ziyaret kapsamında ayrıca, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi tarafından kabul edilmesi ve üst düzey Mısırlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirmesi öngörülüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ziyaret kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerde Türkiye-Mısır ilişkilerini siyasi, ekonomik, ticari ve askeri boyutlar başta olmak üzere kapsamlı şekilde ele alması, müzakereleri devam eden anlaşmaların güncel durumunu gözden geçirmesi, ikili ticaret hacminin 15 milyar dolar seviyesine çıkarılması yönündeki ortak hedef doğrultusunda, ilgili kurum ve kuruluşların yanı sıra iş çevreleri arasında temasların yoğunlaştırılmasına ve karşılıklı yatırımların teşvikine yönelik iradeyi teyit etmesi bekleniyor.

Mısır neden Mekke Anlaşması’nda yok?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Mekke'de imzaladığı ortak savunma...

Türkiye Gündemi

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...

Çerçeve Yasa teklifine ilk imzayı Devlet Bahçeli attı

Süreç kapsamında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla 51...