1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Nagehan Alçı: Türkiye hiç olmadığı kadar sekülerleşmiş bir toplum oldu AK Parti döneminde

Habertürk yazarı Nagehan Alçı, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamalarını değerlendirirken “Bence burada psikolojik bir analiz yapmak gerekir. Tüm veriler ortada. Türkiye toplumu hızla sekülerleşiyor” dedi.

Alçı, “Türkiye hiç olmadığı kadar sekülerleşmiş bir toplum oldu AK Parti döneminde” ifadesini kullandı.Habertürk gazetesi yazarı Nagehan Alçı, Ali Erbaş’ın tüm TürkiyeCumhuriyetitarihinde en keskin açıklamalar yapan Diyanet İşleri Başkanı olduğunu düşündüğünü söyledi. Önceki hiçbir Diyanet İşleri Başkanı’nın bu kadar tartışmalı açıklamalar yapmadığını ifade eden Alçı, Erbaş’ın bu konuda bir istisna teşkil ettiği görüşünü dile getirdi.Alçı, “Ben dindar yurttaşlarımızın özgürlükleri konusunda diğer yurttaşlarımızla da ilgili olduğu gibi hep hassas bir yazar oldum” diyerek ‘Türkiye’de başörtülü kadınların vali, milletvekili, bakan, büyükelçi olabilmeleri için mücadele ettiğini’ anlattı.

“Bu sebeple içinden çıktığım seküler kesimden de çok tepki gördüm ve hala da görüyorum. Ordu içinde başörtülü bir subay olmasının asla laiklik prensibine aykırı olmayacağını ısrarla savunmuş bir yazarım” diyen Alçı, şöyle devam etti:”Bilakis kamu sektöründe başörtüsü özgürlüğünü laiklik prensibinin gereği olarak görüyorum… Fakat özellikle son döneme baktığımızda maalesef Ali Erbaş kapsayıcı ve kuşatıcı bir Diyanet İşleri Başkanlığı yapmıyor. Bunu da tespit ediyorum.

‘Türkiye toplumu hızla sekülerleşiyor’

Üzülerek ifade etmeliyim ki Ali Erbaş görevini kutuplaştırıcı ve ayrımlaştırıcı bir dille ifa ediyor. Sayın Erbaş’ın bu noktada bir özeleştiri yapması gerekiyor. Peki Erbaş neden 2021 Türkiye’sinde bu sert ve keskin açıklamaları yapıyor? Bence burada psikolojik bir analiz yapmak gerekir. Tüm veriler ortada. Türkiye toplumu hızla sekülerleşiyor. AK Parti döneminin toplumu daha İslamileştireceğini ve ‘şeriat rejimi’ne gideceğimiz paranoyasını hep söyleyen laikçi kesim de bu noktada apaçık yanıldı. Türkiye hiç olmadığı kadar sekülerleşmiş bir toplum oldu AK Parti döneminde.

‘Diğer bir deyimle dinden uzaklaşma 2020’lerin sosyolojik realitesi’

Bu 19 senede daha da sanayileştik, aşırı kentleşerek yüzde 90’ı metropollerde yaşayan bir toplum olduk. Sekülerleşme ve diğer bir deyimle dinden uzaklaşma 2020’lerin sosyolojik realitesi. Bana göre Ali Erbaş’ın söyleminin radikalleşmesi ve genel olarak kimi İslamcı kesimlerin sertleşmesi bu sekülerleşme gerçeğini inkar etme ve de inkar etmek istedikleri bu hakikate karşı aşırı tepki vermekten kaynaklanıyor.Aslında hem baskıcı ve yasakçı laikçiler hem de radikal İslamcılar yanıldıklarını inkar ediyorlar. Maalesef hala her iki taraf da toplumu germeye devam ediyor. Aslında bugünkü Türkiye’de İslamcı siyasal ideoloji merkezde bir akım da değil. Ülke şu an dört ideolojinin bir ortak koalisyonuyla yönetiliyor.

‘Bu ideolojik koalisyonda aslında İslamcılık baş aktör değil’

Mevcut rejime karakterini veren şey dört politik ideolojinin birlikteliği: Milliyetçilik, muhafazakarlık, İslamcılık ve ulusalcılık… Bu dört ideoloji şu an koalisyon ortağı ve müttefik diyebiliriz. Bu koalisyonda en güçlü ideoloji de Milliyetçilik. Yani bu ideolojik koalisyonda aslında İslamcılık baş aktör değil. Hatta bana sorarsanız dördüncü aktör.Tartışmasız baş rol milliyetçilik. İkinci rol muhafazakarlık. Üçüncü rol ulusalcılık ve son olarak İslamcılık… Politik psikoloji ekseninde okuma yaptığımda Ali Erbaş’ın açıklamalarında sanki İslamcılık ideolojisinin baş rol gibi gösterilmek istendiğini görüyorum. Fakat bu bir illüzyon. Bir yanılsama.

‘İslamcılık gelişen ve büyüyen değil gerileyen ve alanı küçülen bir ideoloji’

Türkiye dindarlaşan değil hızla sekülerleşen bir toplum. İslamcılık da gelişen ve büyüyen değil gerileyen ve alanı küçülen bir ideoloji. Şu an içinde yaşadığımız politik rejimin fotoğrafını çekecek olursak… Bu ideolojik koalisyonun etkinlik oranlarını şöyle sıralayabiliriz:Yüzde 50 milliyetçilik. Yüzde 25 muhafazakarlık. Yüzde 15 ulusalcılık. Yüzde 10 İslamcılık. Öte yandan Ali Erbaş hadisesi vesilesiyle özellikle kendini Kemalist olarak tanımlayan okurlarıma da şunu söylemek isterim… Elbette laiklik prensibini sonuna kadar savunacağız. Ama bu, özgürlükçü bir laiklik olmalı. Yasakçı laiklik zihniyeti Türkiye’yi mahvetti.O baskıcı ve sert uygulamalar aslında Türkiye’nin gerçek anlamda sekülerleşmesinin önünde duvar oldu senelerce. CHP sözcülerinden de Türkiye’nin geçmişindeki yasakçı ve baskıcı laiklik pratiğini de eleştirmesini rica ediyorum. Senelerce CHP de başörtülü vatandaşların hakim ve savcı olabilme hakkına karşı çıktı ve bu tutum da çok yanlıştı.

‘Sekülerleşmenin önündeki en büyük engel laiklik’

Rahmetli değerli entelektüel Kürşat Bumin ve eşi kıymetli felsefeci Tülin Bumin bunu şu cümleyle formüle ediyorlardı 90’larda: Sekülerleşmenin önündeki en büyük engel laiklik. Hakikaten de öyleydi. Öte yandan Ali Babacan’ın tespitleri de doğru bence.Dindarlara da her milli bayramda ‘Mili günlerimizde heyecan duyuyor musun? Atatürkçü müsün, değil misin, gerçek kimliğini göster’ denilmesi de son derece yanlış. Sosyal medyada da bu hava olduğu bir gerçek.Ali Erbaş’ın açıklamaları ne kadar yanlışsa her milli bayramda ulusalcı-laikçi kesimin sosyal medyada dindarları hizaya çekmesi de o kadar yanlış. Özgürlükçü bir laiklik pratiğini savunmak hepimizin üzerinde uzlaşacağı bir zemin olmalı.”

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...