7 Ağustos 2026
31.1 C
İstanbul

Mutlu Çiviroğlu, “Amerika’nın Suriye’de oluşmuş bir Kürt politikası yok”

Suriye’de son düzlüğe girilirken, bölgede bulunan uluslararası güçlerin  rekabeti ve kendileriyle birlikte hareket eden yerel güçlerin durumu merak konusu olmaya devam ediyor.

IŞİD cephe savaşında sona doğru yaklaşıyor, ABD’nin yerel de desteklediği Kürt, Arap ve Süryani Koalisyonunda oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişki düzeyinin IŞİD sonrası süreçte ne aşamaya geçileceği konusu belirsizliğini koruyor.

Son dönemlerde Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırıları, buna karşı ABD’nin tutumu ve nasıl bir politika izleyeceğini ve Türkiye’ye karşı politikalarında daha sert veya yumuşak bir hat izleyeceği konusu da bilinmiyor.

Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılan müzakere görüşmelerine Washington’da nasıl karşılandığı tam kestirilemiyor.

Amerika’nın Suriye politikası, Türkiye’nin Suriye’de varlığı, Kürtlerin Amerika ile olan ilişkisi Kuzey Suriye’ye yönelik Türkiye’nin saldırıları, ABD ve Kürtlerin bu duruma nasıl baktıkları ve bundan sonra ne yapacaklarına dair Amerika’da yaşayan deneyimli gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile konuştuk

Röportaj | İhsan Kaçar – Ercan Ekinci

“Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı”

ABD’nin üst düzey 3 PKK’li yetkiliye dair aldığı karar ne anlama geliyor?

Bu kararı Türkiye’nin duymak istediği, Türkiye’yi memnun etmeyi amaçlayan bir karar olarak görüyorum. Pratik değerinin olup olmayacağı konusunda pek emin değilim. Olacağını sanmıyorum, ama Türkiye’yi tamamen memnun etme amacı taşıyan ve ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Matthew Palmer’in Ankara ziyaretinin hemen akabinde böyle bir kararın alınması, bu düşünceyi güçlendiriyor.

Bir diğeri mesaj da Türkiye’ye Rojava üzerinden verilmek istenen bir mesaj. ‘YPG ayrı bir yapı, sizin YPG’ye baktığınız gözle biz, bakmıyoruz. Biz buradayız. Suriye’deyiz, Rojava’dayız. Sen de buraya atmak istediğin adımları atma’, mesajı taşıyor. Bu adım ile ABD, hem Türkiye’yi kamuoyu önünde memnun edecek bir açıklama yapıyor, öte yandan da Suriye politikası ile Rojava üzerinden Türkiye’ye bu saldırılarını durdur mesajı veriyor. Burada biz varız, YPG de bizim ortağımız. Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı…

ABD’nin İran’a yaptırım uygulandığı bir dönemde bu kararla bir bağlantısı var mı?

ABD’nin bu kararı İran’la bağlantılı olduğunu sanmıyorum. İran’a karşı son dönemlerde gelişmekte olan bir ABD siyaseti göze çarpıyor. Özellikle Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’nun başını çektiği İran karşıtı sert bir politika var. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da bu yönlü düşündüğü biliniyor. Ama İran siyaseti daha farklı, kendi başına bir siyaset. İran’a yönelik devam ettirilen siyaset ileriki dönemde Türkiye’yi zor bir duruma sokabilir.

Her ne kadar İran’a yapılan yaptırım kararının dışında Türkiye muafiyet gösterilen 9 ülke arasında gösterilse de, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a karşı yaptırımlar konusundaki çıkışları, buradan dikkatlice izleniyor. Önümüzdeki dönem Türkiye için sorun yaratabilir. Çünkü bu yönetim İran’a karşı siyaseti sertleştirmekte oldukça kararlı görünüyor. Türkiye’nin bulunduğu konum; hem ABD ile ilişkisini sürdürmek istiyor, hem İran ile, bu zor. İleride yansımalarını göreceğiz. Ama …. üç üst düzey yönetici hakkında verilen kararın İran’a yapılan yaptırımla bir bağlantısı olduğunu sanmıyorum.

“YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor”

Bu karar Rojava ( Kuzey Suriye) siyaseti üzerinde bir etkisi olur mu?

Bu kararın Rojava’da nasıl bir etkisi olabilir. Dediğim gibi, bu kararın diğer bir boyutu da Rojava üzerinden Türkiye’ye. Öte yandan Rojava’ya da şöyle bir mesaj veriliyor; ‘Biz seni ayrı görüyoruz. Seninle ilişkilerimiz var. Biz seni koruyoruz, ama sen de ona göre pozisyonunu almak ve PKK ile arana mesafe koymak zorundasın. Yani bu konuda dikkatli olmalısın’. Rojava üzerinden verilen mesajın bir boyuttu da bu…

Elbette Rojava açısından önemli bir mesaj da vardı aynı zamanda. Çünkü Amerika Hükümeti, son dönemlerde YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor. En son birkaç hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Pompeo açıkça söyledi. Bütün Suriyeliler gibi Kürtlerin de çözüm süreçlerinin platformlarında yer almaları gerektiğini “Kürtler katılmadan kendilerinin katılmayacağını” ifade etti. Bu çok çok önemli bir açıklamaydı, Bu durum Amerika’nın çabalarının bu doğrultuda devam edeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin baskı ve tehditlerine rağmen, Suriye’deki ilişkisini hem YPG ve SDG askeri ilişkisini, hem de Demokratik Suriye Meclisi ve onların müttefiki Arap, Süryani, Ezidi ve azınlıklarla sürdürdüğü siyasi ilişkilerini bırakmayacağını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında; önemli bir karar, Rojava ve Kuzey Suriye’nin diplomatik açıdan da destek göreceğini okuyabiliriz.

ABD, Suriye politikasında Kürtleri nerede ve nasıl konumlandırıyor. Politika bütüncül mü?

ABD’nin henüz oturmuş, net bir dış siyasetinin varlığından söz etmek güç. Örneğin Kuzey Kore diyoruz, önemli bir zirve yapıldı, ama bir siyasi açıdan kamuoyunun anlayabildiği net bir politika yok. Washington’a bakıldığında bir kararsızlık var. Mesela İran konusunu konuştuk. Her ne kadar son birkaç aydır İran’a karşı bir sertleşme tutum görülse de bütünlüklü bir İran politikası görülmüyor ve Amerika yönetiminin İran konusunda tam olarak ne istediği okunamıyor. Keza, Suriye politikası da net değil. Öyle olduğu için de neyin olabileceğini kestirmek çok güç. Ama Suriye politikası veya var olan politika daha çok Pentagon’un öncülük ettiği Kobani’den başlayarak Cizre, Tabka, Menbiç, Rakka’da devam eden, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir ilişki. Daha çok Pentagon üzerinden yürüttüğü bir ilişki, bu da Kürtler ve Kürtlerin müttefikleri üzerinden yürüyor.

Ama siyasi kanatta bir belirsizlik var. Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklaması olmuştu: “Suriye’den çekileceğiz” diye ve var olan karışıklığı iyice derinleştirmişti, o açıklama. Ama sonradan Pentagon’un kararlı tutumu, devleti yöneten diğer kurumların çabalarıyla Trump’ın çıkışı nötrleştirildi. Daha sonra Amerika yönetimi tarafından askeri ve siyasi yetkililerin yapmış olduğu açıklamalarda “Suriye’de uzun süre kalınacağını” açıkladı. Tabii bu Kürtler için Kürtlerin müttefikleri için, iyi bir karar; Amerika’nın Suriye’den çıkmıyor olmaması hem IŞİD’den kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması, IŞİD’in geri dönüşünü önlenmesi, hem de son dönemlerde İran’ın Suriye’deki etkisinin azaltılmasında da bir adım olarak görüp çok yönlü boyut kazanıyor. Kürtleri de biraz kaygılandırmıştı o açıklama ve bir takım alternatif arayışlara itmişti. Ama Washington’un ‘oluşmuş bir siyaset var mıdır’, diye sorulduğunda, ben oluşmuş bir siyaset olduğunu görmüyorum ve ABD’nin Suriye politikası daha yapım aşamasında olduğuna inanıyorum.

‘’Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor’’

ABD’nin Suriye politikasındaki ‘oluşmamış siyaseti’ Kürtlere yansıması ne olabilir?

Kürtlere yansıması şöyle olacak: ABD’nin bir Suriye politikası olmadığı için Kürtlere yönelik ne istenildiği belli değil, Kürtlerle olan ilişki askeri düzeyde sınırlı. Kobani’den başlayarak devam eden ilişki askeri düzeyde. Bunun politik, ekonomik sosyal boyutu yok. Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor. Bu nedenle bu ilişki her zaman Türkiye’nin baskılarına ve tehditlerine maruz kalıyor. Biraz da bunun etkisiyle ABD’nin Kürtler ile olan ortaklığı İŞİD ve benzeri yapılara karşı sınırlı bir ortaklık. Ama bu yerel ortaklar,( yani Kürtlerin) Suriye’de bugüne kadar, adeta diri diri gömüldükleri, yaşayan ölü konumuna düşürülmeleri, en temel haklarından mahrum bırakıldığı ve bu mağduriyetin nasıl giderileceği konusunda somut bir adımı yok. Her ne kadar – biraz önce belirttiğim gibi-, son dönemde söylemsel düzeyde Amerikan  Hükümeti Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de. Ama şu güne kadar somut bir adım atılmamış. Örneğin ABD’nin yatırımları daha çok Rakka, Menbiç gibi bölgeler yapıyor. Yani Kürt nüfusunun çok olmadığı, Arap nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Aynı şekilde Kobani her ne kadar dünyada sembol olmuşsa da Kobani’ye ABD ve müttefiklerin yardımları, diğer bölgelere yapılan yardımlardan kıyaslanamayacak kadar az. Bir de ABD’nin Kürt politikasının olmayışı biraz da bölgesel güçlerin politikası ve tavrına bağlı. Mesela Türkiye’nin bölge politikası ve tavrı Kürtlerin varlığına karşı bir politika. Bunu Cenevre görüşmelerinde gördük. ABD Cenevre görüşmelerinde Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de, bu konuda ciddi bir eğilim göstermedi.

Çünkü ABD Türkiye ile müttefik. Türkiye’nin hassasiyetleri önemli diyor Amerika, bu anlaşılır bir durum. Müttefik ülkeler birbirlerinin hassasiyetlerini anlayabilirler. Öte yandan dünya adına büyük bedeller vermiş, IŞİD’i durduran toplumdan bahsediyoruz,. Ama kimse onların hassasiyetlerinden bahsetmiyor, oradaki tarihsel hassasiyetlerinden bahsetmiyor.

Kürtler bu durumun farkında mı?

Kürtler bunun farkında, zaten Kürtlerin rejimle görüşmeleri, Kürtlerin alternatif aramaya çalışmaları bundan dolayı. Çünkü Washington’da Suriye politikası gel-git’ler üzerinden yürüyor. Bazı siyasetçiler, ABD’nin kendileriyle güçlü bir ilişki geliştirdiği için uzun vadede kalıcı olduğunu düşünüyorlar. Ama Afrin olayından başlayan süreçte bir şok yaşandı. Ben o dönemde de katıldığım programlarda Amerika’nın Afrin’e yönelik bir müdahalesinin olmayacağı -Türkiye’nin yaptıklarını desteklediğinden dolayı değil- ama Kürtler için de kendi müttefiki ile bir savaşa girmeyeceği, Afrin’in Amerika için stratejik bir değerinin olmadığını belirtmiştim. Kürtlerdeki beklenti şuydu: “Amerika bu işe izin vermez” düşüncesi vardı. Türkiye operasyona geçtikten sonra “ihanete uğradık, satıldık, Amerika destek verdi bu operasyona” bu da doğru olmayan bir değerlendirme, Amerika Türkiye’nin Afrin operasyonuna karşıydı. Bu operasyonun Kürt kamuoyunu rahatsız ettiğini, IŞİD’e karşı savaşanların motivasyonunu bozduğunu, IŞİD’in bu tür durumlarda toparlandığını ve güç kazandığını, çünkü hatırlarsınız Afrin’den dolayı SDG güçlerini önemli oranda Rakka’da çekmişti. IŞİD’e karşı operasyon uzadı, IŞİD toparlama fırsatı buldu. Amerika’nın karşı olması, Amerika’nın savaşa girip Türkiye’yi durduracağı anlamına gelmez. Kürtler o dönem süreci siyah ve beyaz olarak düşündüler. Hatırlıyorum, Kürt yöneticileri “Türkiye bunu yapıyorsa Amerika destek vermiştir.” gibi ifadelerde bulundular. Ben buna katılmıyorum. Amerika destek vermedi, ama Amerika Türkiye’yi durdurmak için de savaşı göze almazdı, almadı da. O nedenle bu bakış açısı önemli. Ama Türkiye Hükümeti attığı her adımı sanki Amerika ile beraber atmış gibi göstermekte başarılı ve özellikle bu imajı vermeye çalışıyorlar.

Son dönemlerde Amerika kamuoyunda ve siyasetinde Kürtlerin varlığı hissediliyor mu?

Kürtlerin Wansington’daki varlığını güçlendirmeleri çok önemli. Amerika sistemini anlamaları çok önemli, ona göre araçlar geliştirmeliler. Dışarda Amerika’yı anlamak çok güç. Her ne kadar herkes Amerika’yı iyi anlamaya çalıştığını tahlil ettiğini düşünse de, yani durum öyle değil. Amerika’yı anlamak için Amerika’da yaşamak ve sistemini anlamak lazım. Hem işleyiş sistemini hem de Washington işleyiş sistemini anlamak lazım. Irak Federal Kürtleri saymazsak, diğer Kürtlerin buradaki varlığı çok zayıf ve temsili durumdalar. Bu durumda Amerika kongresinde, senatosunda ve temsilciler meclisinde etkili olma durumları zayıf. Bu nedenle Kürtlerin mutlaka Washington’daki mevcudiyetlerini güçlendirmeleri lazım. Bu think tank olur, lobi kuruluşları ile olur. Bu tür araçlarla güçlendirmeleri lazım. Potansiyel var. Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var. Özellikle Kobani sürecinden sonra Kürtlere karşı duyulan bir sevgi, saygı var. Ama bunu politik ve diplomatik kazanımlara dönüşmesinde güçlü araçların olmayışından dolayı bu potansiyel kullanılamamakta…

Bu nedenle çoğu zaman Kürt Sorununu, Kürt olmayan taraflar tarafından tartışılmakta, raporlar bu kişiler tarafından yazılmakta ve Kürt Sorunu daha çok Türkiye’nin bakış açısıyla değerlendirmekte…

“4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum”

Türkiye’de yapılan 4’lü zirveye gelelim. 4’lü zirve Amerika’ya rağmen mi yapıldı?

Amerika’ya haber verilmiş olması ya da Amerika’nın haberdar olması, Amerika’nın süreçte yer aldığı anlamına gelmiyor. Ama ABD ile Türkiye ilişkileri oldukça kötü. Her ne kadar Rahip Brunson olayında biraz yumuşamış görünse de aslında çelişkiler derin. Yine Amerika’nın yani Trump yönetiminin Avrupa ile ilişkileri belli. Rusya ile yaptırımdan dolayı bir gerginliği devam ediyor. 4’lü zirvedeki katılımcılara bakıldığında ABD’nin o zirvede ilişkilerinin çok da istenilen düzeyde olmadığı görülüyor. Yani 4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum. Elbette sonuçta Fransa ve Almanya, ABD’nin ezelden beri müttefikleri. Türkiye’de dönemsel olarak kesintiler yaşasa da ABD’nin müttefiki. Yani Amerika 4’lü zirvenin içeriği ile haberdar olmuştur elbette, ama Amerika’nın yer almayışı önemli, bunun son dönemde uygulanan politik- ekonomik etkisi var. Özellikle Washington’un İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi birçok müttefikinin tepkisine yok açtı. Bir bütün olarak bakıldığında, Avrupa ile ilişkilerinde zaten bir gerginlik var. En son bu seçimlerde AB’nin açıklamaları çok netti “ Amerika halka umut verdi” diye. Trump’ın ara seçimlerde alt kanadı, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi Avrupa’da büyük oranda memnuniyet yaratmış durumda. Böyle bir gerginlik de var. Bunu da görmek lazım.

Zirve sonrası Kürt bölgesine saldırı oldu, Kürt tarafı saldırının 4’lü zirveden bağımsız olmadığını dile getirdiler, sizde öyle mi okuyorsunuz.

Ben bu saldırıların 4’lü zirve ile direk bir ilgisinin olduğunu sanmıyorum. Fransa örneğin uluslararası arenada Kürtlere en olumlu yaklaşan devletlerden birisi. Almanya da ne kadar Türkiye ile ekonomik, askeri ve sanayi ticari ilişkileri çok çok iyi olsa da- en büyük kaygılardan biri mültecilerin Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gelişini önlemeye yönelik olsa da- Türkiye’nin saldırıları 4’lü zirve ile bağlantılı olduğunu sanmıyorum. Ya da en azında böyle bir kararın bu zirvede alındığı ve katılımcı devletlerin sessiz kaldığı veya onayladığı kanısında değilim. Maalesef Kürtlerde her şey gizemli ve perde arkasında yapılan görüşmelere bağlayan bir bakış açısı var. Benim gördüğüm rahip Brunson olayında ABD’nin memnun edilmesi, Kaşıkçı olayında Türkiye’nin gazetecilerin hamisi konumuna kendini getirmeye çalışması, Avrupa’ya yani batı dünyasına sizin en iyi müttefikiniz gene benim, Ortadoğu’da, bu coğrafyada en iyi müttefikiniz benim mesajı vermesi. Bu yolla batı medyasında, batı kamuoyunda imaj düzeltmeye çalıştığı bir dönemde Kobani’ye, Girê Spi’ye (Tel Abyad) saldırının gelmesi, zamanlama olarak ilginç buluyorum. Yine, yerel seçim takviminin açıklandığı bir gündemde, artık yerel seçimlerin gündeme girildiği bir dönemde de olması enteresan, yani ben biraz bu şekilde okuyorum. 4’lü zirve ile direk bağlantılı olarak görmüyorum.

Rusya Türkiye’yi Afrin dâhil, Türkiye’yi bu kadar öne çıkartan ve öne çıkmasını sağlayan etken Rusya. Moskova’nın Türkiye’ye yaktığı yeşil ışık ve verdiği desteği ayrı tutmak gerek. Türkiye, Suriye’de Rusya’sız bir şey yapamıyor. Rusya’nın da Kürtlere vermek istediği mesaj çok açık; “Avucunuzdaki kuşu tutmak yerine, siz gökte ulaşamayacağınız kuşları tutmayı hedeflediniz”, diyor, ABD’yi kastederek. Ama Rusya’nın orada olması Almanya, Fransa’nın da bu durumu desteklemiş olması anlamına gelmez. Dediğim gibi Rusya’nın özel bir yeri var. Türkiye, Suriye’deki adımlarını Rusya’nın onayıyla atıyor. Ama ben bu toplantının öyle bir saldırının karar mekanizması olduğuna inanmıyorum.

Türkiye’nin saldırıları ne anlama geliyor?

Türkiye’nin yapmak istediği biraz nabız ölçmek, nabız yoklamak. Gelecek tepkilere göre adım belirlemek, Afrin’de yaptığı gibi geniş bir operasyon düzenlemek ve Menbiç ve diğer bazı başka konularda taviz alabilmek. Ama saldırılara karşı Amerika’nın da verdiği sert tepki ortada. Kendi güçlerini sınıra göndererek, Koalisyon ve Pentagonun üzerinden verdiği mesajlarla duruşunu belli göstermiş oldu. Muhtemelen Türkiye mesajı almış durumda. Türkiye’de olası bir saldırının kamuoyu nezdinde tepkisiz kalmayacağını görmüş oldu diye düşünebiliriz. Türkiye’nin şu an kontrolü altında tuttuğu Afrin ile Kürtlerin onların müttefiklerinin kontrolündeki Kobani, Cizre, Menbiç’teki durum farklı. Bu bölgeler YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri’nin ve ABD’nin başını çektiği koalisyonun ortaklaşa özgürleştirdiği bölgeler. O nedenle Amerikan hükümeti Menbiç, Kobani, Tabka ve Rakka bölgeleri kendi başarısı olarak da görüyor. Yani yerel güçlerle kurulan ittifakın, nasıl da bu bölgelerin IŞİD’den temizlediği, alt yapı ve istikrarı sağlayarak geri dönüşleri gerçekleştirdiği, şimdi de iç ve dış tedbirleri alarak da bir istikrarsızlığın doğmasının önüne geçiliyor. Aynı zaman da bu bölgelerdeki istikrarı ve yaşanan gelişmeleri bir başarı öyküsü olarak görüyor. Onun için Türkiye dahil herhangi bir gücün saldırmasına izin vermeyeceği görülüyor.

“ABD’nin genel olarak bir Kürt politikası da yok”

Pentagon veya Beyaz Saray kulis bilgilerinde, Suriye’nin geleceği, Kürler, ÖSO, El Nusra, Şam veya Türkiye’nin girdiği bölgeler hakkında ne konuşuluyor?

Dediğim gibi Amerika’nın belli bir politikası olmadığı için kestirmek güç, açıkçası biraz Pentagon’un inisiyatifi ile Pentagon’un IŞİD’e savaş endeksli siyaseti, biraz da son dönemlerde İran karşıtı bir siyasetle yürütülüyor. Genel olarak bir Kürt politikası da yok. Öyle olduğu için de genelde dış gelişmelere bağlı olarak devam ediyor. O yüzden Suriye’de ne olacağını kestirmek çok güç, ama Pentagon’un dediği, ya da yönetimin içerisinde bazı yetkili isimlerin söylediği geri çekilmenin olmaması gerektiğini Amerika’nın Suriye’de kalması ile ilgili, bunun da İran’ın öncülük ettiği Şii nüfus bölgesini engellemek gibi bir yaklaşım var. Ama dediğim gibi; Suriye politikası olmadığı gibi bir Kürt politikası da yok. O nedenle ilerde neler olabileceğini kestirmek çok zor. Ama şunu da belirteyim ki Amerikalı siyasi ve askeri yetkililer IŞİD’le savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini belirtiyorlar. Deir-Ez Zour’da devam eden şiddetli çatışmalarda bu durum iyice görülüyor. Özellikle ABD’nin askeri raporlarında Türkiye’nin Afrin’e yönelik saldırısı YPG ve SDG’nin IŞİD’e karşı mücadelesine büyük zarar verdiğini ve IŞİD’in o esnada tekrar toparlandığını belirtiliyorlar. Şuanda da Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelik olası bir saldırı söylemi bile devam eden operasyonları etkilediğini söyleyebilirim. Bunu belirtmekte fayda var.

.”Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor”

Bir süre önce. Şam Yönetimi ile Kuzey Suriye heyetleri arasında Federasyon maddeleri üzerine müzakereler yapıldı. Şuan ne aşamada ve ABD’nin bakışı neydi?

Amerika’nın Kürt yetkililere ve Kuzey Suriye’deki oluşuma Rejimle görüşün dediğini veya görüşmeye yeşil ışık yaktığını ve herhangi bir itirazları olmadığı biliniyor. Çünkü Amerika’da da Beşar Esad’ın iktidarda kalacağı görülüyor. Esad’ın gidilmesine yönelik eskisi gibi güçlü bir istem de yok. Her ne kadar yönetimin içerisinde bazı sesler bazen ‘Esad gitmeli’ dese de Amerika politikası olarak Esad’ın kalacağı görülüyor zaten. Ama bunun yanında ABD hükümeti kendisiyle çalışabileceği grupların inisiyatifli olmasını istiyor. Bunların başında gelen Kürtler var. Kürtlerle birlikte hareket eden Araplar ve Süryaniler var. Rejimin de birlikte hareket ettiği Rusya ve İran var. Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor. O nedenle Kürtlerin Şam’la görüşmesini cesaretlendirmişti. Ama Esad Hükümetine karşı bir alerji her zaman var burada. Şam ile olan görüşmelerde biraz da ‘size uygun olanı yapabilirsiniz’ denilmişti Kürtlere. Görüşmeye ilişkin Washington’dan herhangi bir tepki de gelmedi. Beyaz Saray da Kürtlerin durumunu biliyor, Esad realitesini de görüyor. Sonuçta Suriye yönetimi hâlâ Esad’ın elinde ve kendisi devlet başkanı. Bu da herkes tarafından bilinen bir durum.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de “çatışmasızlık” anlaşması ne anlama geliyor! Süreli devam eder mi? Veya nihai sonuca ulaşır mı?

İdlib’deki durum; Rusya’nın inisiyatifi, Avrupa da mülteci sorunundan dolayı baya hevesli, böyle bir çözümün işlemesinde çok hevesli. Çünkü başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın kaygısı, yeni bir durum karşısında orada bulunan binlerce sivilin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın edebileceği, bunun da zaten var olan mülteci karşıtlığını daha da güçlendireceğini, Avrupa hükümetlerini ekonomi ve siyasi yönde çok zor duruma sokacağını göz önünde bulundurursak Suriye içerisinde böyle bir bölgenin olması onların da işine geliyor. Hem sivillerin korunması veya öldürülmemesi. Öte yandan da bu durumun işlenmesi için herkes destek verdi İdlib’deki anlaşmaya.

İdlib’de son durum nedir. “ Çatışmasızlık” durumu işliyor mu?

Şam yönetimi tarafından radikal grupların varlığından dolayı bazı şikâyetler var. Şam yönetimine muhalefet eden grupların da rejimin saldırısından dolayı şikâyetleri var. Yani her iki taraftan da çeşitli konularda rahatsızlık var. Ama görünen o ki, şu ana kadar ciddi sorunların olmadığı, biraz Rusya’nın inisiyatifiyle- Rusya bazı şeyleri tolere ederek veya görmemezlikten gelerek- bu çatışmasızlık sürecini devam ettirdiği görülüyor. Suriye’deki gelişmelerde ana aktör Rusya. Türiye orada inisiyatif aldı. Rusya’nın onayıyla Afrin’e girildi. Rusya’nın desteği ile Türkiye Afrin’i elinde tutuyor. Mevcut durumlar biraz Rusya’nın tutumuna bağlı. Rusya’nın politikasını biraz kestirmek güç. Öncellikle kendi çıkarları, ikinci olarak da Esad rejiminin çıkarları. Görünen şey İdlib’dekidurumun Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği. Ama bu durumda değişiklik olduğunda veya ilerde bazı şartların değiştiği gördüğünde, Rusya’nın tutumu da değişebilir, daha sert bir tutum da alabilir. Askeri opsiyonları devreye sokabilir. Ama şuanda görünen şu ki çatışmasızlık sürecinin birçok çevrenin rahatsızlığına rağmen işliyor olması… | @iznews agency

 

Son Haberler

Feti Yıldız’dan IRA ve FARC örnekleri üzerinden dikkat çekici ‘çerçeve yasa’ açıklaması

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, çerçeve yasaya ilişkin yaptığı açıklamada IRA ve FARC örneklerini vererek, "Geçiş dönemi düzenlemeleri, uzun süreli şiddet içeren çatışma süreçlerinin ardından toplumlarda barışı, mağdur haklarını ve siyasi uzlaşıyı tesis etmeyi amaçlayan bir dizi mekanizmalar bütünüdür. Bu mekanizmalar; suç itirafı, mağdur tazminatı ve sınırlı serbest bırakma gibi adımlarla kurumsal uzlaşmayı destekler" dedi. MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, çerçeve yasaya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Açıklamasında dünyadan örnekler de veren Yıldız, şunları kaydetti: "Terörsüz Türkiye süreci, milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürümektedir. Yapılacak idari ve yasal düzenlemeler kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temellinde, 'Türkiye Modeli'nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir. Geçiş dönemi düzenlemeleri, uzun süreli şiddet içeren çatışma süreçlerinin ardından toplumlarda barışı, mağdur haklarını ve siyasi uzlaşıyı tesis etmeyi amaçlayan bir dizi mekanizmalar bütünüdür. Bu mekanizmalar; suç itirafı, mağdur tazminatı ve sınırlı serbest bırakma gibi adımlarla kurumsal uzlaşmayı destekler. Burada amaç, hem suçun sorumluluğunun üstlenilmesini hem de toplumsal hafızanın onarılmasını sağlamaktır. "IRA mensupları erken salıverildi" Dünyada iki önemli örnek bulunmaktadır. Bu örneklerden biri Birleşik Krallık. 1998 'Hayırlı Cuma Anlaşması' çerçevesinde kurulan süreçte, Birleşik Krallık’tan ayrılarak Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti’ne katılmasını hedefleyen silahlı örgüt IRA’nın silah bırakmasının ardından yaklaşık 400 siyasi mahkum, Northern Ireland Act 1998 kapsamında erken salıverilmesidir. Yasal düzenlemeler toplumsal barışa katkı sunacak davranış değişikliğinin bir parçası olarak tasarlanmıştı. "FARC üyeleri için denetimli serbestlik"  Benzer bir model, Kolombiya’nın FARC ile yürüttüğü süreçte görüldü. 2016’da imzalanan barış anlaşmasıyla, Kolombiya’daki sosyal eşitsizlik ve devlet politikalarına karşı Marksist-Leninist çizgide kurulan silahlı isyancı grup FARC’ın büyük çoğunluğu silah bırakmıştı. Bu sistemde, suç işlediğini itiraf eden eski FARC mensupları için hapis cezası yerine genellikle 5–8 yıl denetimli serbestlik öngörüldü. Ancak daha ağır suçlar için sınırlı hapis cezaları uygulandı."

Trump, İran’la anlaşmanın ‘yakında’ sağlanabileceğini söyledi

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la devam eden müzakerelerin iyi gittiğini ve yakında bir anlaşmanın sağlanabileceğini belirtti. ABD Başkanı Trump, Oval Ofis'te düzenlediği bir Başkanlık Kararnamesi imza töreninin ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. İran'la müzakerelerin iyi şekilde devam ettiğini anlatan Trump, net ifadeler kullanmaktan kaçınsa da anlaşmaya yakın oldukları mesajını verdi. ABD Başkanı, "Savaş biter bitmez benzin fiyatları düşecek ki bence çok yakında bitecek. (İran'ın) Daha fazla dayanabileceklerini sanmıyorum." değerlendirmesini yaptı. Müzakereleri yakından takip ettiğini ve kendisinin de dahil olduğunu aktaran Trump, anlaşmanın ne zaman imzalanacağı sorusuna, "Bence işler çok iyi gidiyor. Müzakerelerde ben de yer alıyorum. Bence gayet iyi gidiyoruz. (Anlaşma) Yakında gerçekleşebilir." yanıtını verdi. Trump, müzakerelerin, Hürmüz Boğazı ile ilgili kısmında, İran'la anlaşmanın tamamlanmaya yakın olduğu yönündeki haberleri de değerlendirerek, bu konuda Tahran'la tam olarak anlaştıklarını henüz söyleyemeyeceğini ancak sürecin devam ettiğini dile getirdi. Abluka yoluyla boğazı ABD'nin kontrol ettiğini savunan Trump, yine de İran'ın boğazdan geçen gemilere ateş açabileceğini ya da deniz mayınlarının tankerlere çarpabileceğini söyledi. Trump'tan Rusya ve Ukrayna'ya mesaj ABD Başkanı, Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda da güncel durumu değerlendirerek, Joe Biden yönetiminin, Ukrayna'ya zamanında çok fazla silah ve mühimmat verdiğini savundu. ABD olarak sadece Ukrayna'ya değil birçok ülkeye çok fazla silah ve mühimmat gönderdiklerini anlatan Trump, ihtiyaç duymaları halinde bunların bazılarını geri alabileceklerini belirtti. Trump, İran'la ilgili ihtiyaç duydukları mühimmatlar konusunda bir sıkıntı yaşamadıklarını savunarak, bu stokları günlük olarak tedarik edip yerine koyduklarını kaydetti.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

Fidan-Şeybani zirvesinden ortak tavır: Irak ve Lübnan’da silahlar devletin elinde toplanmalı

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Irak ve Lübnan'da silahların devletin resmi kurumlarının denetiminde toplanmasına yönelik adımları desteklediklerini belirterek, bunun bölgesel istikrar için temel bir gereklilik olduğunu söyledi.   Şeybani, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Ankara'da düzenlediği ortak basın toplantısında, Şam ve Ankara'nın, Irak ve Lübnan'ın egemenliklerini güçlendirme çabalarına destek konusunda mutabık kaldıklarını ifade etti. Irak ve Lübnan'da silahların devlet denetimine alınmasının önemine işaret eden Şeybani, "Irak ve Lübnan'daki kardeşlerimizin devlet egemenliğini güçlendirmek ve silahları ulusal kurumların elinde toplamak adına attıkları adımları destekleme konusunda anlaştık. Bu, bölgedeki istikrarsızlığa son verecek temel bir adımdır" dedi. "Silahların devlet denetimine alınması istikrarın temelidir" Bölgede istikrarın sağlanmasının, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren silahlı yapıların ortadan kaldırılmasına bağlı olduğunu vurgulayan Şeybani, "Bölgenin istikrarlı bir zemine doğru ilerlediğine inanıyoruz. Bunun temeli, meşru ve yasal çerçevenin dışındaki her türlü silahlı oluşuma son verilmesidir" ifadelerini kullandı. Suriye'nin silahların devlet denetimine alınması konusunda önemli mesafe katettiğini belirten Şeybani, bu tecrübeyi komşu ülkeler için "gerçekçi bir model" olarak nitelendirdi. Körfez güvenliğine vurgu Körfez ülkelerine yönelik saldırıları da kınayan Şeybani, "Körfez güvenliğinin korunması ve çatışmalardan uzak tutulması en üst düzeyde bir ihtiyaçtır" dedi. "Sınırlarımız silahlı milislerin tehdidi altında" Suriye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik tehditlerine de değinen Şeybani, "Suriye, komşu ülke sınırlarını kullanan ve devlet kontrolü dışında silah taşıyan silahlı milislerin tehdidinden muzdariptir." değerlendirmesinde bulundu. Şeybani, Suriye'nin güvenlik ve askeri kurumlarının bu tehditlerle kararlılıkla mücadele ettiğini belirterek, "Tüm sınırlarımızda insani ve teknik kapasitemizi artırmak için çalışıyoruz. Milli güvenliğimizi ve halkımızın selametini korumak için komşularımızla koordinasyon içindeyiz" ifadelerini kullandı.

Irak’ta silahlı gruplara son tarih: 30 Eylül’den sonra Terör Yasası uygulanacak

Irak'ta iktidarın en büyük siyasi oluşumu olan Devleti Yönetme İttifakı, devlet kontrolü dışındaki silahlı gruplara yönelik kritik kararlar aldı. İttifak, silahların yalnızca devletin elinde bulunması gerektiğini vurgulayarak, 30 Eylül 2026'ya kadar silahlarını teslim etmeyen gruplara bu tarihten sonra Terörle Mücadele Yasası kapsamında işlem yapılacağını açıkladı. Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi'nin başkanlığında gerçekleştirilen Devleti Yönetme İttifakı'nın 37. toplantısına Krüdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, Parlamento Başkanı Heytbet Halbusi, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ile ittifakı oluşturan siyasi parti ve grupların liderleri katıldı. Toplantının ardından Başbakanlık Basın Ofisi tarafından yayımlanan açıklamada, ülkenin güvenliği ve devlet otoritesinin güçlendirilmesine yönelik alınan kararlar kamuoyuyla paylaşıldı. "Silah sadece devletin elinde olmalı" Açıklamada, hükümetin silahların devlet tekelinde toplanmasına yönelik adımlarına tam destek verildiği belirtilerek, "Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına ya da ülkenin halkın çıkarına hizmet etmeyen çatışmaların parçası haline getirilmesine izin verilmeyecek" ifadeleri kullanıldı. İttifak, devletin yetkisi dışında silahlı faaliyet yürüten kişi ve grupların "ülke güvenliğine karşı suç işleyen ve yasayı ihlal eden taraflar" olarak değerlendirileceğini bildirdi. 30 Eylül son tarih Devleti Yönetme İttifakı, silahlı gruplara silahlarını devlete teslim etmeleri için 30 Eylül 2026 tarihine kadar süre tanındığını açıkladı. Açıklamada, "30 Eylül 2026 tarihinden sonra resmi güvenlik kurumları dışında silah taşıyan veya silahlı faaliyet yürüten kişi ve gruplara Terörle Mücadele Yasası uygulanacaktır" denildi. Sınır güvenliği ve terörle mücadele gündemdeydi Toplantıda Irak güvenlik güçlerine yönelik son saldırılar da ele alındı. İttifak, güvenlik personelinin hayatını kaybettiği saldırıları kınarken, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, terör örgütleriyle mücadele ve uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Ekonomi ve hükümetin tamamlanması çağrısı Ekonomi başlığında ise petrol ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi, petrol dışı gelirlerin artırılması, yolsuzluk ve kaçakçılıkla mücadelenin sürdürülmesi konuları masaya yatırıldı. İttifak ayrıca hükümet kabinesindeki eksik bakanlıkların bir an önce tamamlanması çağrısında bulunarak, bakan adaylarının parlamentoya gönderilmesi ve onay sürecinin hızlandırılmasını istedi. Açıklamada, hükümetin hizmet programını eksiksiz hayata geçirebilmesi için kabinenin tamamlanmasının önem taşıdığı vurgulandı.

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

Trump: İran ile anlaşmayı tercih ettim

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la bir anlaşma yapmayı tercih ettiğini ancak diplomasinin başarısız olması halinde "güç kullanımının hala bir seçenek olduğunu" söyledi. ABD'nin Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde düzenlenen ekonomi temalı bir etkinlikte konuşan Trump, dış politikada İran gündemine değindi. İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini kaydeden Trump, "Onlarla anlaşma yapmayı tercih ederim çünkü insanları öldürmek istemiyorum." dedi. Trump, "İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük saldırıyı" başlatmaya hazır olduklarını, ancak Körfez liderlerinden ve İranlı yetkililerden gelen saldırıyı durdurma ve görüşme talebine olumlu karşılık vererek planladıkları saldırıları askıya aldığını belirtti. "Beni aradılar ve lütfen bunu yapmayın konuşalım dediler. Biz şu anda görüşüyoruz. Bakalım ne olacak, ama bize saygı gösteriyorlar." ifadelerini kullanan Trump, görüşmelerin başarısız olması halinde İran'ı "sert şekilde" vurmaya hazır olduklarını yineledi. ABD Başkanı Trump, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını bir kez daha dile getirerek, temel amaçlarının bu olduğunu savundu. “Petrol fiyatları 75 dolara düştü ve daha da düşüyor” ABD Başkanı, İran'daki durum sona erdiğinde petrol ve benzin fiyatlarının keskin bir şekilde düşeceğine inandığını belirterek şunları söyledi: "Petrol fiyatları 75 dolara düştü ve daha da düşüyor. Petrol ve benzin fiyatları düştüğünde her şey düşüyor. Fiyatları düşürme ve büyük bir kafa karışıklığı olan kötü enflasyonu ele alma konusunda harika bir iş çıkardık.” Bu arada, Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran konusunda Trump ile herhangi bir anlaşmazlığı olmadığını ve yönetim içinde birlik içinde olduklarını söyledi. Vance, "İran ile uygun bir çözüme ulaşmak için tüm askeri, ekonomik ve diplomatik araçları kullanacağız ve bu ülkenin nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğiz, bu da enerji fiyatlarını düşürecek ve daha güçlü bir konumda olacağız" dedi. "İran rejiminde savaşın bitmesini isteyenler ve aşırılık yanlıları savaşın devam etmesini isteyenler var" dedi. Vance "İranlılar inatçı ve rejim çatlak, bizim işimiz ise Amerikan halkı için en iyi sonuçları elde etmek" ifadelerini kullandı "İyi ve açık bir görüşme yaptık" diyen Vance, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile yaptığı son görüşmeyle ilgili olarak, "İsrail harika bir ortak ve diğer tüm müttefiklerimiz gibi, bazen farklı görüşlere sahibiz" dedi.

Türkiye Gündemi

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...

Çerçeve Yasa teklifine ilk imzayı Devlet Bahçeli attı

Süreç kapsamında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla 51...

DEM Parti MYK, ‘çerçeve yasa’ gündemiyle olağanüstü toplanıyor

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında TBMM'ye sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifini değerlendirmek üzere bugün olağanüstü toplanacak. Toplantıda, sürecin geldiği aşama, yasa teklifinin içeriği ve partinin izleyeceği yol haritası ele alınacak. DEM Parti MYK, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında bugün parti genel merkezinde bir araya gelecek. Normal şartlarda 12 Ağustos'ta yapılması planlanan MYK toplantısı, TBMM'de "çerçeve yasa" hazırlıklarında gelinen son aşama nedeniyle erkene alındı. Çerçeve yasa ve Meclis takvimi masada Toplantının ana gündemini, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve bu hafta TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifi oluşturacak. MYK'da, süreçte gelinen son durumun yanı sıra teklifin Meclis'teki görüşülme takvimi, Adalet Komisyonu ve Genel Kurul aşamaları değerlendirilecek. Ayrıca teklif kapsamında gündeme gelen denetimli serbestlik düzenlemeleri ile Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde yer alan "hak yoksunluğu" hükümlerine ilişkin tartışmalar ve DEM Parti'nin bu konulardaki yaklaşımı ele alınacak. Toplantıda, DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapılması planlanan 5. Olağan Büyük Kongresi'ne yönelik hazırlıkların da görüşülmesi bekleniyor. AK Parti teklifi imzaya açtı Bilindiği gibi AK Parti, "çerçeve kanun" teklifini dün milletvekillerinin imzasına açtı. Milletvekillerinden teklifi bugün saat 17.00'ye kadar imzalamaları istendi. Teklif öncesinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, HÜDA PAR, DEM Parti ve MHP temsilcileriyle bir araya gelerek düzenlemenin içeriğine ilişkin bilgi verdi. Görüşmeye HÜDA PAR milletvekilleri Şehzade Demir ve Serkan Ramanlı, DEM Parti'den Öztürk Türkdoğan, Faik Özgür Erol, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal Aslan ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız katıldı. Son görüşmeler yapıldı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 3 Ağustos'ta AK Parti Grup Başkanvekili Efkan Ala, Grup Başkanı Abdullah Güler ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile "çerçeve yasa" taslağını değerlendirdi. Haberde, görüşmenin bir bölümüne DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın da katıldığı, toplantılarda taslak metne ilişkin son değerlendirmelerin yapıldığı aktarıldı. Teklifin bu hafta Meclis'e sunulması bekleniyor Siyasi partilerle yürütülen temasların tamamlanmasının ardından teklifin çarşamba günü TBMM Başkanlığı'na sunulması bekleniyor. Teklifin, Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından bu hafta Genel Kurul gündemine alınması hedefleniyor. Bu kapsamda bugün yapılacak Danışma Kurulu toplantısında siyasi partiler arasında uzlaşma zemini aranacağı belirtiliyor.

Öcalan: Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur

Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından açıklama yayınladı. Görüşmede Öcalan, yeni yasal süreci “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli” bir demokratikleşme adımı olarak nitelendirerek, “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” dedi. Öcalan, “Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır” dedi. DEM Parti İmralı Heyeti, 2 Ağustos 2026 tarihinde İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile bir görüşmeye dair açıklama yayınladı. Açıklamada, Öcalan’ın önümüzdeki döneme dair tarihsel sorumluluklara vurgu yaptığı ve çözüm sürecine dair iyimser mesajlar verdiği görüldü. “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli” Öcalan, Meclis gündeminde olan yasal düzenlemeyi “tarihsel bir dönüm noktası” olarak tanımladı. Cumhuriyet’in kuruluş sürecindeki emeğe atıfta bulunan Öcalan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız. Cumhuriyet’in kuruluşunda nasıl bir fedakarlık yapıldıysa, şimdi de Demokratik Cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor.” Atılacak adımların sadece Kürtleri değil, Türkiye’nin tamamını ve bölgeyi etkileyeceğini belirten Öcalan, sürecin ekonomik ve hukuki kazanımlarına dikkat çekti. Mesajında, “Bu adım, demokratik hukukun gelişmesinin ve ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir” ifadelerini kullandı. “Anahtar Yasadır” Görüşmede siyaset kurumuna büyük sorumluluk düştüğünü hatırlatan Öcalan, sürecin başarıya ulaşması için toplumun örgütlü gücüne ve doğru anlamlandırmaya ihtiyaç olduğunu belirtti. Sürece dair yaklaşımını şu sözlerle özetledi: “Henüz her şey çözülmüş değildir ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.” Açıklamada, görüşmenin içeriğinin önümüzdeki dönemin yol haritası açısından kritik önemde olduğu belirtildi. Heyet, Öcalan’ın barış ve demokratikleşme konusundaki kararlılığının altını çizerek, kamuoyunu süreci sahiplenmeye davet etti. Açıklamanın tam metni şöyle: “Basına ve Kamuoyuna, DEM Parti İmralı Heyeti olarak Sayın Abdullah Öcalan ile 2 Ağustos 2026 tarihinde bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede Sayın Öcalan, içinde bulunduğumuz sürece, yürütülen çalışmalara ve önümüzdeki dönemin tarihsel sorumluluklarına ilişkin değerlendirmelerini paylaşmış; kamuoyuna iletilmesini istediği mesajları heyetimize aktarmıştır. Sayın Öcalan’ın mesajları şöyledir: “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. “Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız. “Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde nasıl büyük bir emek ve fedakârlık ortaya konulduysa, şimdi de demokratik cumhuriyet için aynı ciddiyetle çalışmak gerekiyor. “Bu yalnızca Kürtlerin veya bir kesimin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ihtiyacıdır. Atılacak adım, ülkenin ve bölgenin kaderini etkileyecek; demokratik hukukun gelişmesinin, ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir. “Toplumun örgütlülüğüyle tarihsel bir çıkış yapacağız. Bu adımın barışa ve ekonomiye devasa katkısı olacaktır. “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir. “Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.”

Kurtulmuş: Çerçeve yasa teklifi gelecek hafta partilerin ortak imzasıyla TBMM’ye gelecek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifinin gelecek hafta partilerin ortak teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağını açıkladı. Barış sürecine ilişkin yasal düzenlemeye ilişkin çalışmalar sürerken, gözler Meclis'e çevrildi. Kurtulmuş, yasa teklifinin gelecek hafta TBMM gündemine geleceğini belirterek, "Yasa teklifi, inşallah önümüzdeki hafta partilerin ortak bir teklifi olarak TBMM'ye gelecek" dedi. Hedef, Meclis tatile girmeden yasalaştırmak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin düzenleme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında da ele alındı. Erdoğan'ın toplantıda, "Meclis kapanmadan süreci tamamlayalım" mesajını verdiği öğrenildi. Bu kapsamda yasa teklifinin TBMM'nin tatile girmesinden önce Genel Kurul'da görüşülerek yasalaştırılması planlanıyor. Çerçeve yasada neler yer alacak? Hazırlanan düzenlemeyle, örgütten ayrılanların dönüş sürecine ilişkin hukuki çerçevenin belirlenmesi öngörülüyor. Düzenlemenin geçici ve müstakil bir yasa niteliğinde olacağı, genel af veya kişiye özel af kapsamında değerlendirilmeyeceği belirtiliyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise örgütün tamamen silah bıraktığının tespit ve teyit edilmesine yönelik bir mekanizmanın oluşturulması öngörülüyor. "Geçici ve müstakil bir yasa olacak" Numan Kurtulmuş daha önce yaptığı değerlendirmede, düzenlemenin temel ilkelerine ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı: "Ortak anlayışın gündeme getirilmesine çalışıyoruz. Komisyon raporumuzun 6'ncı bölümünde yer alan münfesih örgütün bundan sonra nasıl hareket edeceğine ilişkin yasal çerçeve korunacaktır. Yani bu geçici ve müstakil bir yasa olacaktır." Kurtulmuş ayrıca, düzenlemenin örgütün silah bıraktığının tespiti ve teyidine ilişkin bir mekanizma içereceğini vurgulayarak, bunun genel af ya da kişiye özel af niteliğinde olmayacağını ifade etmişti.

Irak Ulaştırma Bakanı, Kalkınma Yolu Projesi’ndeki imza krizine açıklık getirdi

Ankara’da düzenlenen Türkiye-Irak anlaşmalarının imza töreninde yaşanan gecikmenin ardından Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, "Kalkınma Yolu" projesine ilişkin imza krizine açıklık getirdi. Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, Türkiye ile imzalanan Kalkınma Yolu Projesi Mutabakat Zaptı sırasında yaşanan tartışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Haseni, imza töreninde yaşanan gecikmenin, mutabakat zaptının nihai metnine ilişkin teknik ve protokol kaynaklı düzenlemelerden kaynaklandığını belirtti. Bakan, olayın kamuoyunda yanlış yorumlandığını ve gerçeği yansıtmayan iddialara konu olduğunu ifade etti. "Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı" Haseni, Irak Ulaştırma Bakanlığı'nın anlaşmanın imzalanması için gerekli tüm resmi ve teknik hazırlıkları tamamladığını vurgulayarak, Kalkınma Yolu Projesi'nin Irak açısından stratejik önem taşıdığını ve anlaşmanın sonuçlandırılmasını desteklediklerini söyledi. Açıklamada, Kalkınma Yolu Projesi'ne ilişkin çerçeve mutabakat zaptının aynı gün, gerekli teknik ve protokol işlemlerinin tamamlanmasının ardından imzalandığı belirtildi. Görüntüler tartışma yaratmıştı Tartışmalar, Ankara'daki ortak basın toplantısında kaydedilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla başladı. Görüntülerde Irak Başbakanı Ali Zeydi, Ulaştırma Bakanı Haseni'ye dönerek, "Kalkınma Yolu anlaşmasını neden imzalamadın? Sorun ne?" diye soruyordu. Söz konusu görüntülerin ardından Haseni'nin anlaşmayı imzalamayı reddettiği yönünde yorumlar yapılmıştı. "Resmi olmayan bilgilere itibar etmeyin" Iraklı Bakan, kamuoyu ve basın kuruluşlarına resmi kaynaklarca doğrulanmamış bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulunurken, bakanlık hakkında asılsız bilgi yayan kişiler hakkında yasal haklarını saklı tuttuklarını ifade etti. Haseni ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı'nın Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'ın stratejik konumunu güçlendirecek ulusal bir vizyon doğrultusunda hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.