18 Ağustos 2026
22.6 C
İstanbul

Mithat Sancar: Demokratik Cumhuriyeti Diyarbakır ve İzmir birlikte kuracak

Yeşil Sol Parti’nin İzmir’deki final mitinginde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar “Demokratik Cumhuriyeti Diyarbakır ve İzmir birlikte kuracak. Halkların ortak iradesiyle bu iktidar gidecek, bu düzen değişecek” dedi.

Yeşil Sol Parti seçim çalışmaları kapsamında İzmir Gündoğdu Meydanında miting düzenledi. Mitinge HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, SYKP Eş Genel Başkanı Cavit Uğur, ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, TÖP Kurucular Kurulu Üyesi Juliana Gözen, Azadî Partisi temsilcisi ve milletvekili adayları katıldı

Nurcan Değirmenci konserinin ardından özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından kurum temsilcileri mitinge katılanları selamlayarak Yeşil Sol Parti’ye oy verme ve sandıklara sahip çıkma çağrısında bulundu.

Başak Demirtaş: Sizlere Edirne zindanından Selahattin’in hasret dolu selamlarını getirdim

Mitingde bir konuşma yapan Başak Demirtaş, “Bugün burada olmak benim için çok büyük bir onur. Sizlere Edirne zindanından Selahattin’in hasret dolu selamlarını getirdim. Biz İzmir’i ayrı seviyoruz” dedi. Demirtaş’ın sözleri sık sık “Selo Başkan” sloganları ile kesildi. “İnşallah yakın zamanda onu alıp getireceğim sizlere. Sözüm olsun” diyen Demirtaş, şöyle devam etti;

“Seçime saatler kaldı. İzmir kararını vermiş. Bu meydan da bunun göstergesi. İnşallah İzmir bu seçimde meclise dört vekil gönderecek. Bir oy Yeşil Sol Parti’ye bir oy Kılıçdaroğlu’na. Partimizin mecliste güçlü olması çok önemli. Çünkü Yeşil Sol Parti emekçinin, kadının, Kürt, Türk, Alevi Sünni’nin sesi demek. Esnafın işçinin emeklinin gençliğin nefesi demek. Bir tek oyumuz bile boşa gitmemeli. Genç arkadaşlarım sandıklar size emanet. Bu seçim bizler için iki oy kullanacağımız bir seçim değil. Bu seçim barışın kardeşliğin adaletin özgürlüğün kapılarının açılacağı seçimdir. 14 Mayıs günü anahtar da çözüm de sizlerde olacak. Bu seçim en çok da kadınlar açısından tarihi bir öneme sahip. Karşımızda kadın düşmanı bir ittifak var. İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede kaldırdılar. Kadınlara erkeğin hizmetkarı olmayı dayatıyorlar. Bizler bunu kabul etmiyoruz ve diyoruz ki, ‘Siz bize ne yapacağımızı söyleyemezsiniz’. 14 Mayıs’ta bu ülkeyi karanlıktan aydınlığa bizler kavuşturacağız.14 Mayıs günü o özgürlük meşaleleri elimizdeki mühür olacak.”

Demirtaş’ın konuşmasının ardından alanda Selahattin Demirtaş’ın seçim mesajı dinletildi.

HDP Eş Genel Başkanı Sancar ise eşi Türkan Sancar ile birlikte mitinge katılan İzmirlileri selamladı.

Sancar’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“14 Mayıs’a iki gün kaldı. Bugün İzmir’deyiz, yarın Diyarbakır’da. Her iki şehrin, bu şehirdeki halkların ortak iradesini 14 Mayıs’ta sandıklarda ortaya koyacağız. Sandıklara gideceğiz. Sakın ola tek bir oyun önemli olduğunu unutmayın. Hiç kimse hiçbir şekilde benim oyumdan bir şey olmaz, bir oydan ne çıkar demesin. 14 Mayıs günü hep birlikte hepimiz sandığa gidiyoruz. Arkadaşı, akrabayı alıyoruz ve hep birlikte sandığa gidiyoruz. Oylarımızı demokrasi için veriyoruz. Bu seçimde iki hedefimiz var. Biri bu zalim iktidarı göndermektir. Bu iktidar talancı, soyguncu, yalancı, sömürücü bir iktidardır. Bu AKP-MHP ittifakı halklara düşmandır, emekçiye ve özgürlüğe düşmandır. İşte biz de bu zalim iktidarı göndermeye kararlıyız. 14 Mayıs’ta bir oyu bu iktidarı göndermek için, bir oyu Yeşil Sol Parti’yi Meclis’e en güçlü şekilde göndermek için kullanıyoruz.

“Deniz Poyraz’ın katillerinden hesap sormaya geliyoruz”

Sevgili dostlar, Deniz Poyraz’ın yoldaşları, bir kez daha sözümüzü en güçlü şekilde yükseltelim. Deniz Poyraz’ın da hesabını sormaya geliyoruz. Onun katillerden, katillerinin arkasındaki zihniyetten hesap sormaya geleceğiz. İzmir’in bir görevi de budur; bu katil karanlığı dağıtmak ve aydınlığa hep birlikte yürümek. İşte bu sorumlulukla 14 Mayıs’ta sandıklarda irademizi en güçlü şekilde, mutlaka ama mutlaka ortaya koyacağız. Sevgili dostlar, görüyorsunuz deniz de dalgalanıyor. Ama denizler durulmuyor dalgalanmadan. Çok badire yaşadı bu ülke. AKP-MHP ittifakının bu zulmü altında halklar, inançlar, emekçiler çok büyük sıkıntılar yaşadı. AKP-MHP iktidarı ülkeyi soydu, bu ülkenin kaynaklarını yandaşa, savaşa ve ranta ayırdı. Halka ise yoksulluğu, açlığı reva gördü. Şimdi biz geliyoruz. Savaş düzenini bitirmeye geliyoruz. Büyük barışı inşa etmeye geliyoruz.

“Gençler sandıkları korumak için demokratik nöbet tutmalıdır”

Kardeşlerim, oy kullanmak görevimiz ama oyumuzu kullandıktan sonra görevimiz bitmiyor. Sandıkları da koruyacağız. Oyumuzu da irademizi de koruyacağız. O nedenle seçim günü oy kullanan herkes aynı zamanda bir sandık görevlisi gibi hareket etmelidir. En çok da siz gençler sandıkları korumak için demokratik nöbet tutmalısınız. Sandıklardan irademizi sağlam ve hilesiz bir şekilde çıkarmak için hepimiz o gün görev başında olacağız. Bütün oyunları, bütün hileleri, bütün tezgah girişimlerini demokratik kararlılık ve demokratik olgunlukla boşa çıkaracağız ve 15 Mayıs’a baharın geldiğini görerek uyanacağız. Bahar gecikti görüyorsunuz, hala bulutlar var ama kararlıyız. 15 Mayıs sabahı bu bulutlar dağılacak ve bahar gelecek.

“Demokratik Cumhuriyeti Diyarbakır ve İzmir birlikte kuracak

Cumhuriyetin yüzüncü yılında Cumhuriyeti demokrasi ile buluşturmak için geliyoruz. Yeşil Sol Parti Meclis’e en güçlü şekilde girmeli ki Demokratik Cumhuriyeti inşa etmek mümkün olsun. Demokratik Cumhuriyeti Diyarbakır ve İzmir birlikte kuracak. Bizim ortak mücadelemiz Demokratik Cumhuriyeti yaratacak, buna inanıyoruz. Artık çok söze gerek yok. Engelleri aşa aşa geldik buraya. Bu zalim iktidar, bu talancı iktidar gidecek kimsenin bundan şüphesi olmasın. Mutlaka gidecek. Halkın iradesiyle, halkın kararıyla gidecek. 15 Mayıs başka bir güne, baharın geldiği güne uyandığımız tarih olacak. Yarın da Diyarbakır’dayız. İzmir’deyken Diyarbakırlı bir şairin, büyük usta Ahmed Arif’in dizelerini sizlerle paylaşarak bitireceğim konuşmamı. Hani diyorlar ya bunlar kaybetmezler ya da gitmezler. Hem kaybedecekler hem de gidecekler. Öyle bir gidecekler ki. Ne diyor bakın Ahmed Arif? “Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, haraç salmışlar üstüme. Ne İskender tanımışım ne şah ne sultan. Göçüp gitmişler gölgesiz, selam etmişim dostuma. Ve dayatmışım, dayanmışım. Görüyor musun?

“Halkların ortak iradesiyle bu iktidar gidecek, bu düzen değişecek”

Görüyor musun İzmir? Görüyor musun Diyarbakır? Hiçbir şah, hiçbir zalim dayatmasıyla, zulmüyle ayakta kalmamıştır, bunlar da kalamayacak. Anadolu’da yaşayan bütün halkların ortak iradesiyle bu iktidar gidecek, bu düzen değişecek. Buna hep birlikte inanalım. Demokratik kararlılığımızı 14 Mayıs günü mutlaka en iyi şekilde ortaya koyalım. Başaracağız, mutlaka başaracağız. Buna hep birlikte inanalım. Serkeftin hevalno, rêya me vekirî be. Bimînin di xêr û xweşiyê de. Hoşçakal İzmir, baharda buluşmak üzere. 15 Mayıs baharında bütün ülkenin halkları, inançları eşit ve özgür bir yürüyüşün yolunu açarak uyanacak. Hep birlikte söz veriyoruz, söz!

Son Haberler

Pervin Buldan’dan Adalet Bakanlığı’na başvuru: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri araştırılsın

Meclis Başkan Vekili ve DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli karanlık noktalarından biri olarak kabul edilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin yeni bir hukuki süreç başlattıklarını duyurdu. X sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Buldan, avukatı Bişar Alınak aracılığıyla Adalet Bakanlığı’na başvurulduğunu belirtti. Sorumluların yargı önüne çıkarılması talep edildi Yapılan başvuruda, söz konusu cinayetlerin arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması temel hedef olarak gösterildi. Başvuru dilekçesinde, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu kişilerin yargı mercileri önüne çıkarılması talep edildi. Açıklamasında davanın tarihsel önemine dikkat çeken Pervin Buldan, bu dosyanın yalnızca geçmişe ait bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Buldan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur." Hukuki süreç takip edilecek Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi noktasında kararlı olduklarını ifade eden Buldan, suçluların tespiti ve adaletin tecellisi için başlatılan hukuki sürecin yakından takipçisi olacaklarını kaydetti. Söz konusu cinayetler, 3 Haziran 1994 tarihinde İstanbul’da kaçırılan Pervin Buldan eşi iş insanı Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın cansız bedenlerinin Bolu’nun Yığılca ilçesinde bulunmasıyla Türkiye gündemine oturmuş, geçen yıllara rağmen failler yargı karşısına çıkarılmamıştı. Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cansız bedenleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenlerinde işkence izlerine rastlandı. Dönemin başbakanı Tansıu Çiller’di ve o yıllarda çözellikle Kürtlere yönelik çok sayıda faili meçhul cinayet işleniyordu. Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

Devlet Bahçeli: Çerçeve yasa, milli birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinde önemli bir aşama

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un önemli bir eşik olduğunu belirtti. Bahçeli, düzenlemenin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi” gösterdiğini ifade ederek, bundan sonraki süreçte ortak raporda yer alan diğer adımların atılması ve ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Türkgün gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’de devam eden çözüm süreci ve TBMM’de kabul edilen “çerçeve yasaya” ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmaların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen düzenlemeyle önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. Kanunun 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı” gösterdiğini söyleyen Bahçeli, sürecin toplumun geniş kesimleri ve Meclis’te yapılan tartışmalarla şekillendiğini ifade etti. “Ortak gelecek iradesi ortaya konuldu” Bahçeli, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, farklı görüşlerin Meclis’te ele alındığını söyledi. Bu çalışmaların Türkiye’ye özgü bir model ve önemli bir mutabakat ortaya çıkardığını kaydeden Bahçeli, “Eller Türkiye’nin huzuruna, ortak ve güçlü geleceğine kalkmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partiler, milletvekilleri ve sürece katkı sunan kişi ve kurumlara teşekkür etti. “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir devlet politikası ve Türk siyasetinin başarısı olduğunu belirten Bahçeli, bu hedefin “topyekûn milletin eseri” olmasını temenni etti. “Bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” Bahçeli, düzenlemenin yalnızca hukuki bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin aynı zamanda demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşme açısından önem taşıdığını söyledi. “Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda önemli bir eşik aşılmıştır” diyen Bahçeli, meselenin siyaset üstü bir konu olduğunu ifade etti. Bahçeli, kanunun 86 milyon vatandaşın yanı sıra yakın coğrafyadaki halklar açısından da kazanım sağlayacağını belirterek, süreci “bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” olarak nitelendirdi. “Kanun yeni bir safhanın başlangıcı olacak” Bahçeli, Meclis’te kabul edilen düzenlemenin bir son değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak raporda yer alan diğer adımların da hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının ve uygulamaların kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bahçeli ayrıca, önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması dahil olmak üzere tartışmalı konuların gözden geçirilmesi ve adaletin tesisine yönelik çalışmaların etkinleştirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti. “Kanun, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor” Bahçeli, düzenlemenin hukuki niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kanunun mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme olmadığını belirten Bahçeli, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacağını söyledi. Düzenlemenin, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliğinde olduğunu ifade etti. “Birlik ve dayanışma duygusunda uzlaşmalıyız” Bahçeli, bundan sonraki süreçte temel hedefin toplumsal barış ve kardeşliğin kalıcı şekilde güçlendirilmesi olduğunu belirtti. Siyaset alanının genişlediği, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütüldüğü ve farklı kesimlerin ortak gelecek etrafında buluştuğu bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” dedi. Bahçeli, sürecin başarıya ulaşması için provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de belirterek, toplumsal huzurun korunmasının önemine işaret etti. “Süreçte gizli bir pazarlık söz konusu olmadı” Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Süreçte herhangi bir gizli pazarlığın söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, çalışmaların “sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle” yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, hedefin Türkiye’nin geleceğini milli birlik ve dayanışma temelinde güçlendirmek olduğunu ifade etti. “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu paylaşacağız” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin ortak geleceğine ilişkin mesajında birlik ve kardeşlik vurgusunu öne çıkardı. “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” diyen Bahçeli, birlikten doğan güçle Türkiye’nin geleceğini inşa etme kararlılığında olduklarını söyledi. Bahçeli, “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu ve heyecanını tüm ülke sathında kutlu bir toya dönüştürerek paylaşacağız” ifadelerini kullandı. Bahçeli, sürecin nihai hedefinin ise Türkiye’de huzur, güven, demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi olduğunu vurguladı.

Karayılan’dan çerçeve yasaya dair dikkat çekici açıklama!

Çerçeve yasaya dair konuşan PKK’li Karayılan, “Bu kanun yeni ve değerli bir adımdır. Fakat bu kanunun çok eksiği ve yanlışı vardır. Her şeyden önce; bu sürecin mimarını, Önder Apo’yu kapsamamıştır. Halbuki, bu süreci başlatan Önder Apo’dur. Yine, içinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri, hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış” dedi. Feshedilen PKK’nin üst düzey isimlerinden Murat Karayılan, barış süreci kapsamında gelişen süreç konusunda değerlendirmelerde bulundu. Karayılan, PKK’nin ilk eyleminin başladığı "15 Ağustos" nedeniyle yayımladığı videolu Kürtçe mesajında “PKK lideri Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğünün sürecinin olmazsa olmazı olduğunu” kaydetti. Çerçeve yasaya yönelik eleştiride bulunan Karayılan, şunları söyledi: "10 Ağustos günü TBMM’nin çıkardığı çerçeve kanun, Cumhuriyet tarihinde yeni bir şeydir. Cumhuriyet kurulduktan bu yana Kürt iradesini tanımamış ve Kürtleri öldürerek yok etmek istemiştir. Bu çerçevede, bu kanun yeni ve değerli bir adımdır. Fakat bu kanunun çok eksiği ve yanlışı vardır. Her şeyden önce; bu sürecin mimarını, Önder Apo’yu (Önder Öcalan) kapsamamıştır. Halbuki, bu süreci başlatan Önder Apo’dur. “İçinde Kürt kelimesi bile geçmiyor” Yine, içinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri, hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış. Meseleyi sadece gerillanın silah bırakmasına indirgemiştir. Oysa bu sorun, yüzyıllık büyük bir sorundur. Dar bir yaklaşım vardır. Şüphesiz bu dar yaklaşım, sorunu çözüme kavuşturamaz. Gerilla, neyin sonucunda tarih sahnesine çıkmıştır? Bu eğer iyi açılmazsa, sorunun köklü çözümü de olmaz.” “Mücadeleyi silah zemininden çıkarıp siyaset zeminine taşımaya hazırız” “Öcalan'ın fiziki özgürlüğünün gerekli olduğunu” dile getiren Karayılan, "Ben daha önce; ‘eğer Önder Apo zindandaysa, kimseye silah bırak ve git diyemem’ dedim. Şimdi de aynı noktadayım. Fakat artık şunu diyebilirim: Değerli yoldaş, git Önder Apo seni karşılayacak. Dönem perspektiflerini Önder Apo sana verecek. Yani, eğer Önder Apo devreye girerse, arkadaşları karşılarsa, toplantılar yaparsa ve ikna ederse, olur. Biz bu mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp, siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız. Önderliğimiz bunun için 33 yıldır çabalıyor ve biz de ona güveniyoruz. 33 yıldır yürütülen savaş, fazladan yürütülen bir savaştır. Kendini tekrar olduğu gibi, aslında yerinde olmayan bir savaştı. Fakat bizi yok etmek isteyenlere karşı bu savaşı yürütmeye mecbur kaldık. Her daim böyle oldu. Biz bu savaşı sona erdirmek istiyoruz ve samimi yaklaşımımız budur" şeklinde konuştu. "Türkiye ile anlaşmak istiyoruz" Karayılan devamında ise şunları söyledi: "Biz gerçekten Türkiye ile anlaşmak, düşmanlığı sonlandırmak istiyoruz. Yeni bir sayfa açmak istiyoruz. Biz düşmana değil, demokratik cumhuriyete katılacağız. Beklentimiz buydu fakat bakıyoruz ki karşı tarafın yaklaşımı böyle değildir."

İran’da İsrail’le işbirliği suçlamasıyla bir kişi daha idam edildi

İran Yargı Erki, ülke genelindeki protestolar sırasında “İsrail adına casusluk”, “ayaklanma” ve güvenlik güçlerine araçla saldırmakla suçlanan Şehram Sadıki adlı mahkûmun idam edildiğini açıkladı. İran Yargı Erki'ne bağlı Mizan Haber Ajansı'nın 16 Ağustos 2026 sabahı yayımladığı habere göre Sadıki, protestolar sırasında Kereç kentinde bir araçla güvenlik güçlerinin üzerine sürmekle suçlandı. Yargı makamları, olayda 7 güvenlik görevlisinin ağır yaralandığını ileri sürdü. Sadıki hakkında ayrıca “Mossad adına casusluk”, “ayaklanma” ve “ABD ile İsrail'in çıkarları doğrultusunda ülkenin ulusal güvenliğini bozma” suçlamalarıyla idam ve mal varlığına el konulması kararı verildi. İran Yargı Erki, Yüksek Yargı Divanı'nın kararı onaylamasının ardından 16 Ağustos sabahı idam cezasının infaz edildiğini duyurdu. Protestolarda binlerce kişi gözaltına alındı İran'da 28 Aralık 2025'te başlayan protestolar sırasında, İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı'na (HRANA) göre İran'ın farklı kentleri ile Doğu Kürdistan'da 53 bin 552 kişi gözaltına alındı. İran Yargı Erki daha önce gözaltına alınan bazı kişiler hakkında idam cezası verildiğini ve bu cezaların kısa sürede infaz edileceğini açıklamıştı.

Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu.

Kürt siyasetçi, Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu. Aynı zamanda öğretmen olan Çömlek, 13 Ağustos günü sabah saatlerinde aracına yakıt almak için kamptan ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamadı. Bunun üzerine kamp sakinleri arama çalışması başlattı. Çömlek’in aracı saat 18.20 sıralarında aşağı Mahmur’daki mesire bulundu. Aracında hareketsiz bir şekilde duran Çömlek’in yaşamını yitirdiği bildirildi. Ölüm nedeninin belirlenmesi için cenazesi Musul’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Mahmur Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Bêwar Unver, Çömlek’in bedeninde herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığını ifade ederek, “İlk adli tıp raporuna göre Mamoste Said kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş. Ancak incelemeler devam ediyor” dedi.

Trump: Yakında Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğim

ABD Başkanı Donald Trump, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" dedi. ABD Başkanı Trump, New York'ta Nassau Polis Akademisi'nde katıldığı bir etkinlikte, İran gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını ifade ederek, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" diye konuştu. Hürmüz Boğazı'ndan ABD'nin istemediği hiçbir geminin geçemediğini kaydeden Trump, ayrıca İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini sözlerine ekledi.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Türkiye Gündemi

Pervin Buldan’dan Adalet Bakanlığı’na başvuru: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri araştırılsın

Meclis Başkan Vekili ve DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli karanlık noktalarından biri olarak kabul edilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin yeni bir hukuki süreç başlattıklarını duyurdu. X sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Buldan, avukatı Bişar Alınak aracılığıyla Adalet Bakanlığı’na başvurulduğunu belirtti. Sorumluların yargı önüne çıkarılması talep edildi Yapılan başvuruda, söz konusu cinayetlerin arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması temel hedef olarak gösterildi. Başvuru dilekçesinde, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu kişilerin yargı mercileri önüne çıkarılması talep edildi. Açıklamasında davanın tarihsel önemine dikkat çeken Pervin Buldan, bu dosyanın yalnızca geçmişe ait bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Buldan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur." Hukuki süreç takip edilecek Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi noktasında kararlı olduklarını ifade eden Buldan, suçluların tespiti ve adaletin tecellisi için başlatılan hukuki sürecin yakından takipçisi olacaklarını kaydetti. Söz konusu cinayetler, 3 Haziran 1994 tarihinde İstanbul’da kaçırılan Pervin Buldan eşi iş insanı Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın cansız bedenlerinin Bolu’nun Yığılca ilçesinde bulunmasıyla Türkiye gündemine oturmuş, geçen yıllara rağmen failler yargı karşısına çıkarılmamıştı. Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cansız bedenleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenlerinde işkence izlerine rastlandı. Dönemin başbakanı Tansıu Çiller’di ve o yıllarda çözellikle Kürtlere yönelik çok sayıda faili meçhul cinayet işleniyordu. Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

Devlet Bahçeli: Çerçeve yasa, milli birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinde önemli bir aşama

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un önemli bir eşik olduğunu belirtti. Bahçeli, düzenlemenin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi” gösterdiğini ifade ederek, bundan sonraki süreçte ortak raporda yer alan diğer adımların atılması ve ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Türkgün gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’de devam eden çözüm süreci ve TBMM’de kabul edilen “çerçeve yasaya” ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmaların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen düzenlemeyle önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. Kanunun 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı” gösterdiğini söyleyen Bahçeli, sürecin toplumun geniş kesimleri ve Meclis’te yapılan tartışmalarla şekillendiğini ifade etti. “Ortak gelecek iradesi ortaya konuldu” Bahçeli, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, farklı görüşlerin Meclis’te ele alındığını söyledi. Bu çalışmaların Türkiye’ye özgü bir model ve önemli bir mutabakat ortaya çıkardığını kaydeden Bahçeli, “Eller Türkiye’nin huzuruna, ortak ve güçlü geleceğine kalkmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partiler, milletvekilleri ve sürece katkı sunan kişi ve kurumlara teşekkür etti. “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir devlet politikası ve Türk siyasetinin başarısı olduğunu belirten Bahçeli, bu hedefin “topyekûn milletin eseri” olmasını temenni etti. “Bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” Bahçeli, düzenlemenin yalnızca hukuki bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin aynı zamanda demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşme açısından önem taşıdığını söyledi. “Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda önemli bir eşik aşılmıştır” diyen Bahçeli, meselenin siyaset üstü bir konu olduğunu ifade etti. Bahçeli, kanunun 86 milyon vatandaşın yanı sıra yakın coğrafyadaki halklar açısından da kazanım sağlayacağını belirterek, süreci “bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” olarak nitelendirdi. “Kanun yeni bir safhanın başlangıcı olacak” Bahçeli, Meclis’te kabul edilen düzenlemenin bir son değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak raporda yer alan diğer adımların da hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının ve uygulamaların kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bahçeli ayrıca, önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması dahil olmak üzere tartışmalı konuların gözden geçirilmesi ve adaletin tesisine yönelik çalışmaların etkinleştirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti. “Kanun, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor” Bahçeli, düzenlemenin hukuki niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kanunun mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme olmadığını belirten Bahçeli, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacağını söyledi. Düzenlemenin, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliğinde olduğunu ifade etti. “Birlik ve dayanışma duygusunda uzlaşmalıyız” Bahçeli, bundan sonraki süreçte temel hedefin toplumsal barış ve kardeşliğin kalıcı şekilde güçlendirilmesi olduğunu belirtti. Siyaset alanının genişlediği, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütüldüğü ve farklı kesimlerin ortak gelecek etrafında buluştuğu bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” dedi. Bahçeli, sürecin başarıya ulaşması için provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de belirterek, toplumsal huzurun korunmasının önemine işaret etti. “Süreçte gizli bir pazarlık söz konusu olmadı” Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Süreçte herhangi bir gizli pazarlığın söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, çalışmaların “sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle” yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, hedefin Türkiye’nin geleceğini milli birlik ve dayanışma temelinde güçlendirmek olduğunu ifade etti. “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu paylaşacağız” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin ortak geleceğine ilişkin mesajında birlik ve kardeşlik vurgusunu öne çıkardı. “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” diyen Bahçeli, birlikten doğan güçle Türkiye’nin geleceğini inşa etme kararlılığında olduklarını söyledi. Bahçeli, “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu ve heyecanını tüm ülke sathında kutlu bir toya dönüştürerek paylaşacağız” ifadelerini kullandı. Bahçeli, sürecin nihai hedefinin ise Türkiye’de huzur, güven, demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi olduğunu vurguladı.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...