AK Partili siyasetçi Mehmet Metiner, “O 500 kişiyi sadece SDG ve Kürtlerden ibaret değil; bölgede yaşayan Sünni Arap aşiretlerinden, Türkmenlerden, Nusayrilerden vs müteşekkil bir topluluk. Bildiriyi okuyan Arap aşiretlerinden birinin lideri. Oradaki talepler, hepsinin ortak talebi. O taleplerin hiç birisi bölücü talepler değil. Hepsinin yüzü Şam’a ve Türkiye’ye dönük” ifadeleriyle destek verdi.
Eski AK Parti Milletvekili, Yeni Şafak yazarı Mehmet Metiner, dün Kamışlo’da düzenlenen Rojava Bileşenleri Ortak Tutum Konferansı’na ilişkin, siyasetçi Orhan Miroğlu’nun Rûdaw’ın haberini alıntılayarak yaptığı değerlendirmesine destek verdi ve konuya dair paylaşım yaptı.
Miroğlu’nun “500 kişinin katıldığı bir toplantıyı felaket gibi gören bir yönetim, iç savaşın içinden çıkmış 100 bin silahlı kişiyi ‘Suriye Ordusuna’ entegreye davet ediyor!’ yorumuna Metiner şu açıklamayı yaptı:
“O 500 kişiyi sadece DSG ve Kürtlerden ibaret değil; bölgede yaşayan Sünni Arap aşiretlerinden, Türkmenlerden, Nusayrilerden vs müteşekkil bir topluluk.
Bildiriyi okuyan Arap aşiretlerinden birinin lideri.
Oradaki talepler, hepsinin ortak talebi.
O taleplerin hiç birisi bölücü talepler değil.
Hepsinin yüzü Şam’a ve Türkiye’ye dönük.
“Suriye’ye yazık edecekler”
Şam yönetimi şayet bu birlik eksenli toplantıyı felaket olarak görüyorsa asıl felaket bu bakış açısında saklı.
Suriye’ye yazık edecekler bu anlayışlarıyla.
Eski Suriye’nin anlayışıyla Suriye’yi yönetmeye kalkışmak felaket getirir.
Şam yönetimi Suriye’yi oluşturan toplulukların talepleri doğrultusunda kendini inşa etmezse, herkesten koşulsuz itaat ve biat beklerse, kendi toprak bütünlüğü ve milli egemenliği konusunda çok ciddi sorunlar yaşar.
Suriye’de patlak verecek yeni bir iç savaş, İsrail’in ekmeğine yağ sürer.
“Türkiye oyuna gelmemeli”
Türkiye kendini bu iç savaşın bir tarafına dönüştürmek isteyenlerin oyununa gelmemelidir.
Sorunun çözüm gücü olmalıdır.
Ankara’da kurduğu çözüm masasına Suriye’yi de yeni paradigma çerçevesinde dahil etmelidir.
Türkiye Suriye’yi doğru temelde birleştiren ve herkesin meşru taleplerinin kabulünü sağlayan ve herkesin yegane çözüm gücü olarak göreceği bir merkez ülke olmalıdır.
Türkiye Yüzyılı böyle oluşur.”



