14 Ağustos 2026
25 C
İstanbul

Mazlum Abdi: Suriyeliler olarak kendi sorunlarımızı kendimiz çözmek istiyoruz

MA’ya göre Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Ronahî TV’de değerlendirmelere bulundu.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın katıldığı Haseke ziyaretine hakkında SDG Komutanı “Önemli bir ziyaretti. Hem IŞİD’e karşı mücadele açısından hem de Suriye Geçici Hükümeti arasındaki görüşmelere dair önemliydi. Son zamanlarda Şam ile aramızda yapılan görüşmelerde bir yavaşlama vardı ona dair konuşuldu. Bu görüşmenin etkileri bir gün sonra Şam’da yaptığımız görüşmede de kendini gösterdi” değerlendirmesinde bulundu.

Şam görüşmesi: Bazı konularda her ne kadar anlaşmasak da diyalog başlattık

Şam’da bir dizi görüşme gerçekleştirdiklerini dile getiren Mazlum Abdi bu konuda şunları söyledi: “Ahmed El Şara, ile bir görüşme oldu. 10 Mart anlaşması ile ilgili görüşmeler oldu. Biraz açık konuştuk. Bundan kaynaklı sonuç alan bir görüşme oldu. Birçok esas konuda önemli bir gelişme kat ettik. Olumlu bir görüşmeydi. Savunma Bakanlığı ve İstihbarat ile özel bir toplantımız oldu. Genel bir ateşkes üzerine anlaştık. Bu diyalogların üst seviyede devam etmesi gerek. Bazı konularda her ne kadar anlaşmamış olsak da diyalog başlattık ve üzerine konuşmaya devam edeceğiz. Kuzey ve Doğu Suriye’nin geleceği ne olacak? Bu merak ediliyor. Biz merkezi olmayan bir Suriye istiyoruz. Bunu konuştuk. İki tarafta da bir irade var. Suriye’nin merkezi olmaması konusunda bir yaklaşım var. Bu konuda görüş alışverişleri devam edecek. Özerk Yönetim’den bir heyet yeni Suriye hükümetini ziyaret edecek. Suriye’nin genel yasalarında değişimlerin olması gerek. Bunu kendileri de böyle düşünüyor. Birçok adım karşılıklı atılacak. Bazı pratik adımlar atılacak ki devamı gelsin. Bizde Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz ancak yönetimin merkezi olmaması gerek. İlerleyen zamanlarda bu konuda görüşler olacak ve bazı değişikliklerin yapılması kaçınılmaz.”

“Suriye’nin de SDG’ye ihtiyacı var”

SDG ve Suriye Geçici Hükümeti arasında imzalanan 10 Mart Anlaşması’na değinen Mazlum Abdi, “SDG’in Suriye ordusunun bir parçası olması konusunda bu anlaşmada karar alınmıştı. Son görüşmede de bu konu gündeme geldi. Ahmed El Şara bu konuda daha açıktı. Bu konuda bazı konularda anlaştık. Ancak hala heyetlerin detaylar üzerine görüşmesi gerek. SDG içinde şehit düşen, emek veren, yaralananların emeklerinin boşuna geçmemesini esas alıyoruz. 10 yıldan fazla bir süre geçti savaşıyor SDG. Suriye’nin de SDG’ye ihtiyacı var. Bunu Geçici Suriye Hükümeti yetkilileri de söylüyor. Bu konuda bir kararlaşma oldu ve devam edecek görüşmeler. Bizim askeri bir heyetimiz 3-4 gün içinde Şam’a giderek bu konu üzerine bazı görüşmeler yapacak. IŞİD’e karşı mücadele için İş Güvenlik Güçlerinin sayısını arttırmak zorunda kaldık. 30 bine yakın iç güvenlik gücümüz var. SDG Suriye ordusunun bir parçası olurken, İç Güvenlik Güçleri de İş İşleri Bakanlığı’nın bir parçası olacak. SDG’nin heyetinin içinden İş Güvenlik Güçlerini de temsil eden bir heyet Şam’a gidecek ve bu konu üzerine görüş alışverişleri olacak. Çerçeve olarak bazı kararlaşmalar oldu ama detaylar üzerine konuşmalar devam edecek” ifadelerini kullandı.

“Uluslararası Koalisyon ile 5 noktada anlaştık”

IŞİD’e karşı mücadelenin geleceğine dair konuşan Mazlum Abdi, “Uluslararası Koalisyon Güçleri Şam hükümeti ile görüşmüş ve resmi olarak IŞİD’e karşı mücadeleye katılmalarını istemiş. IŞİD’e karşı mücadelede Uluslararası Koalisyon ile 5 nokta üzerine anlaştık. Binlerce IŞİD’li tutuklu var. Bunlar ile ilgili bazı istekler oldu biz kabul ettik. Şam’ın da kabul ettiğini düşünüyoruz. Bu adımlardan sonra IŞİD’e karşı mücadelenin Suriye’nin tamamının birlikte bir mücadelesi haline dönüşmesini umut ediyoruz. Yerinden edilen herkes yerlerine dönmeli. Sadece Kuzey ve Doğu Suriye’de değil her yerde kim yerinden edilmiş ise yerine dönmeli. Biz bunu istiyoruz. Halkın kaygıları var. Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’den yerinden edilen herkesin yerlerine dönmesinin zamanı geldi. Bunu herkes söylüyor. İlerleyen zamanlarda Efrîn halkımızın yerlerine dönmesi başlayacak” diye konuştu. Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplar tarafından Serêkaniyê ve Girê Spî’nin işgal edilmesinin 6’ncı yıldönümüne girdiğin belirten Mazlum Abdi, “Halkımız buna hazır olmalı. Serêkaniyê ve Girê Spî konusunda da girişimlerimiz var. Yıl dönümü. Onları unutmadık. Onlar içinde dönmeleri için girişimlerimiz olacak. Herkes kendi evine dönebilmeli. Bizim güçlerin kontrolünden olan her yerde yerinden edilen herkes yerlerine dönebilir” dedi.

“Şeymaksud ve Eşrefiyê halkının kimseye bir zararı yok”

Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı güçlerin Şeymaksud ve Eşrefiyê mahallerini ablukaya almasına dair değerlendirmelerde bulunan Mazlum Abdi, “Olumsuz şeyler oldu. Şeymaksud ve Eşrefiyê halkının kimseye bir zararı yok. Saldırıların olmaması gerek. Halep’te provokasyon yapan güçler var. Şeymaksud ve Eşrefiyê Halep’te ancak herkesin sorunudur. Bizim için çok önemli. Sadece biz değil herkes Şeymaksud ve Eşrefiyê ile ilgili bir daha savaşın çıkmaması için uğraşıyoruz. Orada direnen herkesi kutluyoruz. Güçlü bir direniş sergilediler. Herkese zorla kimsenin bize bir şey yaptıramayacağını gösterdiler. Diyalog yollarının ne kadar önemli olduğunu gösterdiler. Bunun için onları kutluyoruz” ifadelerini kullandı.

 “Şam hükümeti Kürt meselesi için bizim meselemiz diyor ama bu konu gündeme gelmedi”

“Şam hükümeti Kürt meselesi ile ilgili olarak bizim meselemiz diyor” diyen Mazlum Abdi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak bu konuda henüz bir görüşmemiz olmalı. Meselenin çözümü için Anayasal değişiklikler olmalı. Okullarda Kürtçenin resmi dil olması gerek. Henüz bu konuların esasine dair görüşmeler olmadı. Kürtlerin haklarının güvenceye alınması gerek. Kürtçe ile ilgili bir heyetin Şam’a giderek bu konularda görüşmeler yapması gerek. Bu konuda bir heyetin gitmesi için çalışmalar var. Sadece askeri, idari alanlarda değil bu konularda da gelişmelerin yaşanması gerek. Deyrazor ve Rakka’nın geleceğine dair düşüncelerimizi herkes ile paylaştık. Kuzey ve Doğu Suriye nasıl idare edilecekse bu kentler de öyle idare edilecek. Bu kentlerden binlerce genç güçlerimizle ve yaşamlarını yitirdiler. Onlar nasıl yönetilmek istiyorsa öyle yönetilecek. Oralarda yaşayan halklar buna karar verecek. Daha önce bizim çekilmemiz yönünden kimi şeyler söylendi ancak biz hiç gündemimize dahi almadık. İki kentte yaşayanlar da 10 yıldır kendi kendini yönetiyor. Merkezi olmayan bir Suriye’de kendilerini yönetmeye devam etmek istiyorlar.”

Türkiye ile görüşmeler: Suriyeliler olarak kendi sorunlarımızı kendimiz çözmek istiyoruz

Suriye’de yaşanan sorunların Suriye halklarının birlikte çözüme kavuşturması gerektiğini belirten Mazlum Abdi, “Suriyeliler olarak kendi sorunlarımızı kendimiz çözmek istiyoruz. Garantör güçler var doğru ancak kimse dışarıdan direk müdahale etmemeli. Türkiye bu konuda olumlu bir rol oynayabilir. Türkiye olmadan Suriye’de bir çözüm çok mümkün değil. Türkiye’nin kaygıları göz önünden bulundurulmalı. Suriye sorunlarını Suriyeler olarak çözmemiz gerek. Bizim Türkiye ile görüşmelerimiz oluyor. Açık kanallar var. Bazı kaygıları olduğundan bizimle paylaşıyorlar. Bu görüşmelerin devam etmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.

Son Haberler

Amedspor Başkanı Eren açıkladı: Diagne kalmak istiyor, Çekdar için ayrılık gündemde

Amedspor Başkanı Nahit Eren, Süper Lig öncesi takımın hedeflerinden transfer çalışmalarına, sponsorluk ve kombine satışlarından taraftarların tutumuna kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Eren, Mbaye Diagne’nin takımda kalmak istediğini belirtirken, Çekdar Orhan’ın yeni yapılanmada düşünülmediğini ve ayrılık görüşmelerinin sürdüğünü söyledi. Süper Lig’de mücadele edecek Amedspor, sezonun ilk maçında sahasında Erzurumspor FK’yı ağırlamaya hazırlanıyor. Kadrosuna 16 yeni oyuncu katan yeşil-kırmızılı ekipte hazırlıklar sürerken, kulüp Başkanı Nahit Eren takımın hedefleri ve gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu Hedef: Süper Lig’de kalıcı olmak Amedspor’un öncelikli hedefinin Süper Lig’de kalıcı olmak olduğunu belirten Eren, bunun yanı sıra üst sıraları zorlamak istediklerini söyledi. MA'da yer alan habere göre yeni bir ligde ve büyük bütçeli takımlarla mücadele edeceklerini belirten Eren, taraftarlardan sabırlı olmalarını istedi. Eren, Amedspor’un en büyük avantajlarından birinin geniş taraftar kitlesi olduğunu vurgulayarak, sezon boyunca taraftar desteğinin önemine dikkat çekti. Her maç farklı sponsor Sponsorluk çalışmalarının sürdüğünü belirten Eren, Amedspor’un forma sponsorluğu konusunda farklı bir model uygulayacağını açıkladı. Buna göre kulüp, her maçta farklı bir yerel firmanın sponsorluğuyla sahaya çıkmayı planlıyor. Eren, ilk maç için yaklaşık 7-8 firmanın sponsorluk talebinde bulunduğunu söyledi. Eren, bu modelle sponsorluk yükünü tek bir firmaya bırakmak yerine kentteki şirketlerin Amedspor’a ortak destek vermesini amaçladıklarını ifade etti. Kombinelerin yüzde 50’si satışa sunuldu Kombine satışlarına ilişkin de bilgi veren Eren, Amedspor’un Türkiye’de en fazla kombine satan kulüpler arasında olduğunu söyledi. Toplam bilet kapasitesinin yalnızca yüzde 50’sinin kombine satışına açıldığını belirten Eren, bu biletlerin 3-4 gün içinde tükendiğini, Batı ve VIP tribünlerinde ise sınırlı sayıda bilet kaldığını kaydetti. Altyapıya yatırım Amedspor’un uzun vadede Süper Lig’de kalıcı olabilmesi için altyapıya yatırım yapacaklarını belirten Eren, bu kapsamda 11 ilde yaklaşık 9 bin çocuğa ulaştıklarını söyledi. Çalışmalar kapsamında 50 oyuncunun seçildiğini, bunlardan 10’unun Amedspor altyapısına kazandırıldığını belirten Eren, genç oyuncuların gelecekte A takımda forma giymesini hedeflediklerini ifade etti. Eren’den taraftara çağrı: “Küfür istemiyoruz” Geçen sezon taraftar olayları nedeniyle kulübün yüksek miktarda para cezalarıyla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Eren, yeni sezonda taraftarların daha dikkatli olması çağrısında bulundu. Eren, özellikle küfürlü ve cinsiyetçi tezahüratların Amedspor Stadyumu’nda görmek istemedikleri davranışlar olduğunu söyledi. Taraftarlardan bilet numaralarına göre oturmalarını, merdiven boşluklarını kapatmamalarını ve sahaya yabancı madde atmamalarını isteyen Eren, Süper Lig’de cezaların daha ağır olduğunu belirtti. Çekdar için ayrılık görüşmeleri sürüyor Amedspor’da en çok merak edilen konulardan biri olan Çekdar Orhan’ın geleceğine ilişkin de konuşan Eren, yeni yapılanmada oyuncuya görev düşünülmediğini açıkladı. Çekdar’ın kulüple sözleşmesinin bulunduğunu ve takımda kalmak istediğini belirten Eren, ancak kendisine yeni bir kulüp bulması yönünde talep iletildiğini söyledi. Eren, Çekdar’la görüşmelerin sürdüğünü ve ayrılığın iki tarafın da menfaatlerini gözeten bir şekilde gerçekleşmesini istediklerini belirtti. Çekdar’ın şu anda antrenmanlarda yer almadığını ve kendisine yeniden izin verildiğini kaydeden Eren, ayrılık ihtimalinin yüksek olduğuna işaret etti. Diagne kalmak istiyor, talipleri var Mbaye Diagne’nin ise halen sözleşmeli oyuncu olduğunu ve takımın ikinci kampına katıldığını belirten Eren, deneyimli golcünün takımda kalmak istediğini söyledi. Eren, Diagne’ye başka kulüplerden teklifler geldiğini ancak transfer sürecinin devam etmesi nedeniyle oyuncunun geleceği konusunda kesin bir şey söylemenin erken olduğunu ifade etti. “Çok disiplinli ve sert bir hocamız var” Amedspor’un oyun anlayışına da değinen Eren, teknik direktörün disiplinli ve mücadele gücü yüksek bir futbol anlayışını benimsediğini söyledi. Takımdaki her oyuncunun 90 dakika boyunca mücadele etmesini beklediklerini belirten Eren, sonuçtan bağımsız olarak sahadaki mücadele ruhunun taraftar için de önemli olduğunu vurguladı. Sosyal medya kullanıcılarına mesaj Sosyal medyada futbolculara yönelik sert eleştirilerin kulübe zarar verdiğini belirten Eren, taraftarlardan daha sabırlı olmalarını istedi. Amedspor’un kısa sürede Süper Lig’e yükselmesinin önemli bir başarı olduğunu belirten Eren, kulübün hedefinin ligde kalıcı olmak ve üst sıraları zorlamak olduğunu söyledi. Eren, Amedspor’un Süper Lig’deki mücadelesini taraftarlarla birlikte sürdüreceklerini belirterek, “Amedspor’u ayakta tutacak olan duygudan kopmayalım” mesajı verdi.

Hakan Fidan, Mısır’ı ziyaret edecek: Sisi ve üst düzey isimlerle görüşecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13-14 Ağustos tarihlerinde Mısır'a ziyarette bulunacak. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ziyaret kapsamında Bakan Fidan ile Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati eş başkanlığında Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu (OPG) İkinci Toplantısı düzenlenecek. İlgili kurumlardan yetkililerin de katılımıyla yapılacak toplantıda, 4 Şubat'ta iki ülke cumhurbaşkanlarının eş başkanlıklarında Kahire'de düzenlenen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) İkinci Toplantısı'nın sonuçları ile 2028'de Türkiye'de tertiplenmesi öngörülen YDSK Üçüncü Toplantısı'nın hazırlıkları ele alınacak. Bakan Fidan'ın ziyaret kapsamında ayrıca, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi tarafından kabul edilmesi ve üst düzey Mısırlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirmesi öngörülüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ziyaret kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerde Türkiye-Mısır ilişkilerini siyasi, ekonomik, ticari ve askeri boyutlar başta olmak üzere kapsamlı şekilde ele alması, müzakereleri devam eden anlaşmaların güncel durumunu gözden geçirmesi, ikili ticaret hacminin 15 milyar dolar seviyesine çıkarılması yönündeki ortak hedef doğrultusunda, ilgili kurum ve kuruluşların yanı sıra iş çevreleri arasında temasların yoğunlaştırılmasına ve karşılıklı yatırımların teşvikine yönelik iradeyi teyit etmesi bekleniyor.

Mısır neden Mekke Anlaşması’nda yok?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Mekke'de imzaladığı ortak savunma...

PJAK’la saldırılar tırmanırken İranlı Kürtleri Tahran’la iş birliğine karşı uyardı

Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Rojhılatlı Kürtleri İran Devrim Muhafızları Ordusu ile iş birliği yapmamaları konusunda uyararak, haziran ayında Mahabad yakınlarında 4 PJAK savaşçısının öldürülmesine yardım etmekle suçlanan bir kişinin "cezalandırıldığını" duyurdu. PJAK’ın silahlı kanadı YRK tarafından yapılan açıklamada, 28 Haziran’da Mahabad yakınlarında 4 savaşçının ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin yürütülen soruşturmanın, yerel Kürt işbirlikçilerin Devrim Muhafızları’na birliğin yerini tespit etmede yardım ettiği sonucuna vardığı belirtildi.Açıklamada, olaya karıştığı iddia edilen Ömer Dehkan isimli şahsın kimliğinin tespit edildiği ve savaşçılar tarafından "cezalandırıldığı" ifade edildi. PJAK, başka isimlerin de tespit edildiğini ve bu kişilerin de hedef alınacağını belirtti. Söz konusu iddialar bağımsız kaynaklarca henüz doğrulanmadı. Grup, İran güvenlik güçleriyle ortak hareket eden Kürtlere de Tahran ile iş birliğini durdurma ve halklarının "saflarına geri dönme" çağrısında bulundu. Saldırılar düzenledi Bu uyarı, Tahran ile İranlı Kürt muhalif gruplar arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde geldi. İran; dün ve bugün Erbil yakınlarındaki Komala ve İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP) hedeflerine yönelik füze ve İHA kullandığı saldırılar düzenledi. Bu saldırılar, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İran savaşından bu yana yoğunlaşan gerilimin bir parçası aynı zamanda. PJAK’a göre, 28 Haziran’da Mahabad yakınlarındaki çatışmada Zarin Akbaş, Parasto Safeypur, Halil Çiçek ve Resul Yeganeh isimli YRK savaşçıları hayatını kaybetti. PKK’ın uyarısı, Kürt bölgelerindeki İran güvenlik personeline ve yerel işbirlikçilere yönelik silahlı saldırıların arttığı bir sürece denk geliyor. 29 Haziran’da Besic milislerinin Kürt üyeleri Halid Halidiniya ve Burhan Karisani, Paveh’teki evlerinin önünde vurularak öldürülmüştü. Halidiniya, Kürt aktivistler tarafından 2022'deki "Kadın, Yaşam, Özgürlük" protestolarının şiddetle bastırılmasına katılmakla suçlanıyordu. Son haftalarda birçok kişi öldürüldü İran medyası ve Kürt muhalif kaynaklarına göre, son haftalarda İran güvenlik güçleriyle iş birliği yapmakla suçlanan yaklaşık 6 kişi öldürüldü. Kürt aktivistler ve hak grupları, devletin yerel topluluklara sızmakta zorlandığı bölgelerde bu tür devşirme faaliyetlerinin özellikle önemli olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda İran, Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarını da artırdı. Bu sabah, Erbil'in yaklaşık 90 kilometre kuzeydoğusundaki Alana Vadisi'ndeki bölgelere isabet eden füze ve İHA’lar, Komala ve İKDP mevzilerini hedef aldı. Bir gün önce de aynı bölgedeki Komala mevzilerine isabet eden İran füzeleri iki savaşçıyı hafif yaralamıştı. Komala, savaşın başlangıcından bu yana 102’den fazla İran füzesi ve İHA’sının mevzilerini hedef aldığını, temmuz ayı ortasında ise Süleymaniye yakınlarındaki karargahına düzenlenen saldırıda dokuz üyesinin öldüğünü açıkladı. İran’ın Kürdistanı Bölgesi’ndeki Kürt muhalif gruplara yönelik yoğunlaşan saldırıları ile İran’ın batısındaki gerilla faaliyetlerinin birleşimi, genişleyen bir çatışma olasılığını artırıyor. PJAK’ın son açıklaması, grubun Tahran’ın savaşçılarını takip etmek için güvendiği yerel istihbarat ağlarını caydırmaya çalıştığını ve DMO’ya yardım etmekle suçlanan Kürtlerin bizzat hedef haline gelebileceği uyarısında bulunduğunu gösteriyor.

Haseke Valisi Ahmed’den Kamışlo açıklaması: Güvenliğimiz kırmızı çizgimizdir

Haseke Valisi Nureddin Ahmed, Kamışlo kırsalında Suriye ordusuna ait bir askeri noktayı hedef alan ve can kayıplarına yol açan saldırıyı sert bir dille kınadı. Haseke Valisi Nureddin Ahmed, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bölgedeki son güvenlik durumuna ilişkin önemli mesajlar verdi. Vali Ahmed, Kamışlo kırsalında ordu noktasına düzenlenen saldırı sonucunda iki askerin hayatını kaybettiğini, iki askerin ise yaralandığını duyurdu. Saldırıyı en sert şekilde kınadığını belirten Vali Ahmed, hayatını kaybeden askerlerin ailelerine ve silah arkadaşlarına başsağlığı dileklerini iletirken, yaralılara acil şifalar diledi. Vali Ahmed, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Haseke vilayetinin güvenliği, istikrarı ve vatandaşlarımızın selameti bizim için kırmızı çizgidir. Yetkili birimler, bu saldırının tüm ayrıntılarını ortaya çıkarmak ve sorumlulardan hesap sormak üzere kararlılıkla çalışacaktır." Ne olmuştu? Kamışlo'nun Tewîl Herbê köyünde Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı 60. Tugay'ın bir askeri noktasına dün saldırı düzenlendi. Rûdaw muhabiri Viviyan Fetah, motosikletli bir kişinin askeri bir noktaya bomba attığını bildirdi. Söz konusu tugayın büyük çoğunluğunun DSG’nin entegrasyonu sonrası Kürtlerden oluştuğu belirtildi. Kamışlo Bölge Müdürü Cihan Hesam, saldırıya ilişkin bir açıklama yayımladı. Cihan Hesam, saldırıda 2 Kürt askerin hayatını kaybettiğini, 2 askerin de yaralandığını belirtti. Hesam, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Kamışlo kırsalında Suriye ordusuna ait bir noktaya yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı sonucu 2 askerin şehit olduğu ve 2 askerin de yaralandığı haberini büyük bir üzüntüyle aldık. Kurbanların ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara ise acil şifalar diliyoruz." Hayatını kaybeden askerlerden Arteş’in ablası Rûdaw’a yaptığı açıklamada “Kardeşim 13 yıldır tüm zorlu cephelerde savaştı. Keşke cephede düşmanla çatışmada, ya da devrim sürecinde şehit olsaydı. İhanet eliyle değil. Ben de bir şehit anasıyım. Yeğenlerim şehit. Ama en çok zoruma giden Arapların eliyle, ihanetle olması. Nereye kadar! Yeter artık. Yöneticilerimiz koltuk peşinde” dedi. Hayatını kaybeden Arteş isimli savaşçının evli ve 1,5 yaşında bir çocuk sahibi olduğu öğrenildi.

PKK’den ilk yorum: Çerçeve Yasa bir başlangıçtır, bundan sonra demokratikleşme adımları atılmalı

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Çerçeve Yasa’nın Meclis’ten geçmesinin ardından yaptığı değerlendirmede, yasanın Kürt sorununu çözen bir düzenleme olmadığını ancak çözüm sürecinin hukuki ve siyasi zemine taşınması açısından “bir başlangıç” olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Yasanın dilini ve Kürt sorununa doğrudan atıf yapılmamasını eleştiren Karasu, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün yasada belirtilmemesinin de önemli bir eksiklik olduğunu savundu. Karasu, bundan sonraki aşamada demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini belirterek, “Bu sürece seyirci kalınmamalıdır, bu sürece müdahil olunmalıdır” dedi. PKK’nin üst yapılanması KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karası Medya Haber'de yayınlanan özel bir programda Meclis’ten geçen Çerçeve Yasa’ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Bir buçuk yıl sonra çıktı” Çerçeve Yasa’nın uzun süre beklendiğini belirten Karasu, yasanın gecikmeli olarak Meclis’e geldiğini söyledi. Sürecin 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile başladığını hatırlatan Karasu, aradan geçen sürede yasanın hazırlanabileceğini ifade etti. Karasu şöyle konuştu: “Aslında çok gecikmiş bir yasa. Süreci 27 Şubat 2025'te başlatsak bile -Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yaptı- o günden bugüne bir buçuk yıl geçti. Böyle bir yasa rahatlıkla çıkarılabilirdi.” Yasanın gecikmesini iktidarın demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda yeterince hazırlıklı olmamasının göstergesi olarak değerlendiren Karasu, buna rağmen yasanın önemli olduğunu belirtti: “Bir buçuk yıl sonra çıktı. Bu yasa tabii şu an anlamda önemlidir, eleştirilecek çok yanı vardır ama bir kulvara girilmiştir.” Karasu, yasayı Kürt sorununun çatışmasızlık temelinde demokratik ve siyasi yollarla çözümünün başlangıcı olarak gördüklerini söyledi. “Bu yasayı böyle hukuki ve siyasi çözüm, siyasi sürece girmenin bir başlangıcı olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada bir adım atılmıştır.” “Kürt sorununu çözen bir yasa değil” Yasanın mevcut haliyle Kürt sorununu çözmediğini vurgulayan Karasu, buna rağmen sürecin ilerletilmesi gerektiğini söyledi. “Önderliğin dediği gibi ‘bin kilometre bir adımla başlar.’ Böyle değerlendiriyoruz. Yoksa bu yasa Kürt sorununu çözen, çözüm getiren bir yasa değil. Ama hedefi, amacı o olan bir yaklaşımın ilk adımı olarak değerlendirmek gerekiyor.” Karasu, yasanın Kürt sorunundan söz etmemesini ve Kürtlerin yaşadığı sorunun çözümüne ilişkin açık bir çerçeve ortaya koymamasını ise önemli bir eksiklik olarak değerlendirdi. “Kürt sorunundan söz etmemesi, Kürt sorununun çözümünü ortaya koyan, Kürt gerçeğini ortaya koyan bir yasa olmaması tabii ki önemli bir eksikliktir.” Bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğinin belirleyici olacağını ifade eden Karasu, kendi tutumlarının süreci ilerletmek yönünde olduğunu söyledi: “Biz kesinlikle bu süreci başarıya götürmek istiyoruz. İrademiz bu yöndedir. Devletin yaklaşımı şöyledir, böyledir değerlendirilebilir. Değerlendiriyoruz zaten. Ama bizim açımızdan yasa gerçekleşti. Biz bundan sonra önümüze bakacağız.” “Barış önce dille başlar” Karasu, Çerçeve Yasa’nın diline ilişkin de eleştiriler yöneltti. Barış sürecinde kullanılan dilin önemine dikkat çeken Karasu, mevcut yaklaşımın değişmesi gerektiğini söyledi. “Barış ilk önce dille başlar. Bu önemlidir. Bu 100 yıllık bir sorundur. Evet, 50 yıllık bizim öncülük ettiğimiz mücadele var. 50 yıllık bir çatışma var. Fakat bu sorun 100 yıllıktır.” Karasu, tarafların bir yandan barış için görüşürken diğer yandan eski çatışma döneminin ifadelerini kullanmasının doğru olmadığını savundu. “Dil değişmeden, üslup değişmeden, yaklaşım değişmeden barışı gerçekleştirmek mümkün değildir. Hem barış için oturacağız, konuşacağız, görüşeceğiz hem de dilimizi buna göre ayarlamayacağız. Bu doğru değil tabii.” Yasada “Kürt” kavramının kullanılmamasını da eleştiren Karasu, demokratikleşmeye ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamasının da eksiklik olduğunu söyledi. “Özellikle bu yasanın hiç Kürt kavramını kullanmaması, yine daha sonra atılacak adımlar konusunda bir gönderme yapmaması, bir belirleme yapmaması, demokratikleşmeden söz etmemesi gerçekten eleştiri konusudur.” “Sorunu sadece silah bırakmaya indirgemek yanlış” Karasu, Çerçeve Yasa’nın süreci yalnızca silah bırakma ekseninde ele almasını da eleştirdi. Kürt sorununun yüz yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirten Karasu, sorunun nedenlerinin göz ardı edilmesi halinde kalıcı bir çözümün mümkün olmayacağını söyledi. “Sorunu sadece silah bırakmayı indirgemek, sanki silah bırakıldığında her şey hallolacakmış gibi yaklaşmak, sonra yetersiz yaklaşsın. Nedenlerini görmemek, nedenlerini doğru görmeden hiçbir sorun çözülemez.” Bu nedenle yasanın yalnızca silahsızlanmaya endekslenmesini yeterli bulmadıklarını belirten Karasu, bunun gelecekteki siyasi yaklaşımları da etkileyebileceğini söyledi. “Biz böyle bu yasanın sadece silah bırakmaya endeksli bir biçimde hazırlanmasını tabii yeterli görmedik. Çünkü bunu şunun için yeterli görmüyoruz. Daha sonraki yaklaşımları, daha sonraki politikaları da etkileyecek bir durumdur.” “Önder Apo’nun konumunun belli olması gerekiyor” Karasu, yasanın en önemli eksikliklerinden birinin Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün açık biçimde düzenlenmemesi olduğunu savundu. Devlet Bahçeli’nin daha önce silahlı mücadelenin sonlandırılması ve örgütün feshedilmesi halinde “Umut Hakkı”ndan yararlanılması yönünde açıklamalar yaptığını hatırlatan Karasu, bu konunun yasada yer almamasını eleştirdi. “Şimdi böyle bir söz söylendi. Bu bir taahhüttür.” Öcalan’ın sürecin başlamasında ve ilerlemesinde belirleyici bir rol oynadığını savunan Karasu, şöyle devam etti: “Bu süreci başlatan Önder Apo. Devlet Bahçeli’ye Önder Apo cevap verdi. Barış ve Demokratik Toplum çağrısını Önder Apo yaptı. Hukuki ve siyasi zemine çekebilirim çatışma durumunu bunları Önder Apo söyledi ve gereklerini de yerine getirdi.” Karasu, bu nedenle Öcalan’ın rolünün yasada açıkça belirtilmesi gerektiğini söyledi: “Bu yasada Önder Apo’nun konumunun belirtilmemesi bir eksikliktir.” “Önder Apo bu işin merkezinde olmazsa süreç ilerlemez” Karasu, Öcalan’ın yalnızca gazeteciler ve siyasetçilerle görüşmesinin yeterli olmayacağını, süreçte etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini savundu. “Önder Apo bu işin merkezinde olmazsa bu sürecin yönetilmesinde, yönlendirilmesinde rol oynamazsa o yasada belirtilenleri gerçekleştirmek mümkün değildir.” Öcalan’ın sürecin yönetilmesi ve yönlendirilmesinde rol almasının gerekli olduğunu belirten Karasu, bunun yalnızca bir kişiyi değil, geniş bir topluluğu ilgilendirdiğini ifade etti. “Çünkü bu durum bir kişiyi ilgilendirmiyor ki. Bir toplumu ilgilendiriyor. Binlerce savaşçıyı ilgilendiriyor. Binlerce kadroyu ilgilendiriyor.” Karasu, Öcalan’ın süreçteki konumunun hukuki bir karşılığının olması gerektiğini de söyledi: “Sadece birkaç görüşme yaptırmakla olmaz. Önder Apo’nun konumunun belli olması ve Önder Apo’nun çalışması gerekiyor. Çalışmasının da bir sonucunun olması gerekiyor. Bir hukuki sonucunun olması gerekiyor.” Karasu, Öcalan’ın sürece dahil olmaması halinde yasanın işlevsiz kalacağını ileri sürdü: “Önder Apo’nun devreye girmediği bir yasa açık söyleyelim kadük kalır.” “Demokratikleşme olmadan süreç ilerleyemez” Çerçeve Yasa’nın gerçek anlamına kavuşması için bundan sonraki adımların demokratikleşme yönünde olması gerektiğini belirten Karasu, silahların yerine demokratik siyasetin geçebilmesinin ancak demokratik bir zeminin oluşturulmasıyla mümkün olacağını söyledi. “Demokratik siyasal mücadele içine girmek de, demokratik siyasal çözüm de neyle gerçekleşecektir? Demokratikleşmeyle gerçekleşecektir.” Karasu, özellikle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesi gerektiğini ifade etti: “Demokratikleşme adımları olmadan nasıl demokratik siyaset yapılacak? Nasıl silahların yerine demokratik siyaset devreye girecek? Demokratik siyasetin devreye girmesinin yolu demokratikleşme. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğüdür.” Kürt sorununun çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu savunan Karasu, geçmişte uygulanan politikaların sorunun çözümünü engellediğini söyledi. “Bu sürece seyirci kalınmamalıdır” Karasu, son olarak sürecin yalnızca iktidarın atacağı adımlara bırakılmaması gerektiğini belirterek demokratik güçlerin ve toplumun sürece müdahil olması çağrısında bulundu. “Biz bu konuda kararlıyız, bunun olabileceğine inanıyoruz. Türkiye toplumu ihtiyacı bu. Türkiye halkı demokratikleşme istiyor.” Sürecin ilerlemesi için toplumsal ve siyasi bir mücadelenin yürütülmesi gerektiğini ifade eden Karasu, şöyle konuştu: “Demokrasi güçlerinin, Kürt halkının, herkesin bu mücadele içine girmesi gerekiyor. Bu yönüyle iktidarı, devleti etkileyecek bir mücadele içinde, örgütlenme içinde olması gerekiyor.” Karasu, Çerçeve Yasa’nın hayata geçirilmesinin toplumun sürece katılımıyla mümkün olacağını savunarak sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Bu sürece seyirci kalınmamalıdır, bu sürece müdahil olunmalıdır. Halk ve demokrasi güçleri bu sürece müdahil olursa o zaman bu yasanın pratikleşmesi, bu süreç içindebir buçuk, iki yılda yapılan tartışmalar çerçevesinde düşünülen, tartışılan demokratik Türkiye hedefine böyle ulaşılabilir.”

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

Türkiye Gündemi

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...

Çerçeve Yasa teklifine ilk imzayı Devlet Bahçeli attı

Süreç kapsamında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla 51...

DEM Parti MYK, ‘çerçeve yasa’ gündemiyle olağanüstü toplanıyor

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında TBMM'ye sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifini değerlendirmek üzere bugün olağanüstü toplanacak. Toplantıda, sürecin geldiği aşama, yasa teklifinin içeriği ve partinin izleyeceği yol haritası ele alınacak. DEM Parti MYK, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında bugün parti genel merkezinde bir araya gelecek. Normal şartlarda 12 Ağustos'ta yapılması planlanan MYK toplantısı, TBMM'de "çerçeve yasa" hazırlıklarında gelinen son aşama nedeniyle erkene alındı. Çerçeve yasa ve Meclis takvimi masada Toplantının ana gündemini, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve bu hafta TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifi oluşturacak. MYK'da, süreçte gelinen son durumun yanı sıra teklifin Meclis'teki görüşülme takvimi, Adalet Komisyonu ve Genel Kurul aşamaları değerlendirilecek. Ayrıca teklif kapsamında gündeme gelen denetimli serbestlik düzenlemeleri ile Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde yer alan "hak yoksunluğu" hükümlerine ilişkin tartışmalar ve DEM Parti'nin bu konulardaki yaklaşımı ele alınacak. Toplantıda, DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapılması planlanan 5. Olağan Büyük Kongresi'ne yönelik hazırlıkların da görüşülmesi bekleniyor. AK Parti teklifi imzaya açtı Bilindiği gibi AK Parti, "çerçeve kanun" teklifini dün milletvekillerinin imzasına açtı. Milletvekillerinden teklifi bugün saat 17.00'ye kadar imzalamaları istendi. Teklif öncesinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, HÜDA PAR, DEM Parti ve MHP temsilcileriyle bir araya gelerek düzenlemenin içeriğine ilişkin bilgi verdi. Görüşmeye HÜDA PAR milletvekilleri Şehzade Demir ve Serkan Ramanlı, DEM Parti'den Öztürk Türkdoğan, Faik Özgür Erol, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal Aslan ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız katıldı. Son görüşmeler yapıldı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 3 Ağustos'ta AK Parti Grup Başkanvekili Efkan Ala, Grup Başkanı Abdullah Güler ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile "çerçeve yasa" taslağını değerlendirdi. Haberde, görüşmenin bir bölümüne DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın da katıldığı, toplantılarda taslak metne ilişkin son değerlendirmelerin yapıldığı aktarıldı. Teklifin bu hafta Meclis'e sunulması bekleniyor Siyasi partilerle yürütülen temasların tamamlanmasının ardından teklifin çarşamba günü TBMM Başkanlığı'na sunulması bekleniyor. Teklifin, Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından bu hafta Genel Kurul gündemine alınması hedefleniyor. Bu kapsamda bugün yapılacak Danışma Kurulu toplantısında siyasi partiler arasında uzlaşma zemini aranacağı belirtiliyor.