24 Ağustos 2026
23.4 C
İstanbul

Kürt Dağı’nda Kızıl Elma / Ömer Çiftçi

Kürtler, Afrin’de bin yılı aşkındır zeytin ağaçların gölgesinde ve Afrin’in yemyeşil dağlarında varlığını sürdüren, direngen bir halk…

Türkiye’nin iki şehri olan Hatay ve Kilis’e sırtını vermiş, diğer adı ‘’Kürt Dağı’’ olan Afrin,bir süredir Türkiye’nin kıskancındaydı.

‘’Hedefimiz Kürtler değildir, orası teröristlerin yuvalandığı yer olduğundan dolayı oraya ‘Zeytin Dalı’ uzatıyoruz.’’ denilse de Kürtlerin yaşadığı üç yüz altmış civarı Kürt köyü ile Suriye içinde Kürt nüfusunun en yoğun olduğu kentlerden biri: Afrin…

Afrinin görece dağlık yapısı sebebiyle dışarıdan düzenli bir ordunun savaşıp şehri düşürmesi oldukça zor görünüyor.

Ayrıca Afrin’in dağlık bir çepere sahip olması kenti yerel halk nezdinde savunmaya elverişli ve direngen kılıyor. Kent,bu anlamda hem ideolojik temellerini tamamlamış hem de dışarıdan gelebilecek her saldırıya karşılık savunmasını hazırlamış bulunuyor. Direnişin gerçekleşmesi halinde karşılıklı ağır kayıpların verilmesi kaçınılmaz görünüyor.

Rojava’nın ideolojik kimliği şekillendikten sonra PYD (Demokratik Birlik Partisi) , 2003 sonrası bu ideolojik birikim üzerinde örgütlendi.

Beşar Esad’a bağlı askerler 2012’de kuzeydeki Kürt bölgelerinden çekildiğinde, burada hâkim güç durumunda olan PYD (Demokratik Birlik Partisi) , kendi idari yapısını oluşturarak yönetimi devraldı. PYD’nin silahlı kanadı YPG (Halk Savunma Birlikleri) de bu yönetimin askeri gücü oldu.

Kürtlerin, “Kantonal Sistem”den Mart 2016’da “Federasyon Modeli”ne (Kuzey Suriye Demokratik Federal Bölgesi) evrilerek kendi oyununu büyütmesi tartışmalara ve en çok da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın öfkesine neden oldu.

2016’da ilan edilen Kuzey Suriye Demokratik Federal Bölgesi’nde üç federal bölge ve altı kantona dayalı yeni bir yapılanma oluşturuldu.

2012’de Suriye ordusu Afrin topraklarından çekildiğinden bu yana , Afrin yarı özerk bir şekilde yönetiliyor. 2013’ten bu yana ise kuşatma ve baskı altında yaşadığı halde federasyon modelinden geri kalmadı. Normal şartlar altında  nüfusunun 400 bin olması gerekirken diğer bölgelerden gelen göçlerle birlikte bugün 1 milyon civarı insanı kucaklıyor.

İDLİB ALDATMACASI

2014’ten beri ABD’nin desteklediği YPG/DSG politikası yüzünden ayrı düşen Türkiye, sahanın etkin gücü olmak için Rusya ve İran’ın çizgisine kaymıştı.

Rusya, çatışmasızlık bölgeleri oluşturup siyasal çözümün önünü açma hedefiyle öncü olma rolü üstlendi. Türkiye ve İran’ı yanına alan Rusya, 30 Aralık 2016 tarihinde ateşkes ilan edilmesini sağladıktan sonra 23 Ocak 2017’de tarafları Astana’da buluşturdu.

Astana’da varılan anlaşma çerçevesinde “çatışmasızlık bölgesi” oluşturma planının İdlib’de tesis edilmesi konusunda Türkiye bir görev üstlendi.

Türkiye, 12 Ekim’de Astana Süreci kapsamında öngörülen “çatışmasızlık bölgesi oluşturma planı” çerçevesinde Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ile anlaşarak İdlib’e girerek Afrin’i güneyden çembere aldı. Böylece olası müdahale için en elverişli pozisyonu yakalamış oldu. Astana’daki görüşmelerde HTŞ ateşkes kapsamında bir örgüt değil terör örgütüydü. Türkiye’nin İdlib’de El Kaide hakimiyetine son vermek gibi bir niyetinin olmadığını gören Rusya, İdlib’e yönelik kendi planlarını hızlandırdı.

ANKARA NEDEN AFRİN’İ HEDEF SEÇTİ?

Türkiye’nin güneyinde iki devlet …ve siyaseti tayin eden Kürt fobisi…

Türkiye’ye göre ; Kerkük, Musul, Tel Afer Türk’ün olduğu yer , olmadığı yer “Kızıl Elma”…

Yani , Kızıl Elma’yı da Afrin’e doğru yola çıkan bir Türk askerinden duyduk: Afrin’miş…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bir gece ansızın girebiliriz.” sözlerini Afrin için söylerken ,hiç kimse Rusya yeşil ışık yakmadan böyle bir harekat girişiminin olacağını zannetmiyordu. Ancak Soçi toplantısı yaklaşırken kendisini sahada tutmak ve  masaya daha güçlü oturmak için bir Afrin’i almak lazımdı.

Türkiye’yi ateşleyen kendince sebepleri vardı: 2014’ten beri ABD’nin desteğiyle YPG/DSG tarafından IŞİD’in Kobani’den sökülmesi, 2016’da Gire Spi’nin  (Tel Ebyad) temizlenerek Kobani ve Cezire kantonlarının birleştirmesinin ardından Menbic, Cerablus, El-bab’a yönelmesi Ankara’yı harekete geçirdi.

2016’da Irak Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) sınırlardan uzaklaştırma gerekçesine dayandırılan Fırat Kalkanı Harekatı’nın asıl hedefi birleşik bir Kürt koridorunu önlemekti.

Afrin ile Kobani arasında kara bağlantısını kesen Fırat Kalkanı Harekatı ile Suriye sahnesinde elde ettiği pozisyonu Afrin’le daha ileri bir noktaya taşımak istiyor.

Türkiye’nin , Afrin için kolları sıvamasının bir nedeni Suriye ordusunun İdlib’e yönelik başlattığı operasyon ve ABD’nin Kürtleri siyasal anlamda tanımaya hazırlanmasıydı.

Suriye’nin geleceğinin inşası için önemli bir yere sahip olan Astana ve Cenevre’de Kürtlerin “de facto” özerk yapısının “de jure” olmasını önlemek için “Zeytin Dalı Harekatı”nı Rusya’nın onayı ya da kendi cesaretiyle başlattı.

‘’Hedef Kürtler değil, terör örgütü’’ denilse de, bu Kürtler nezdinde kabul görmüyor. Aksine,Türkiye’de yaşayan Kürtlerin duygusal kopukluğunu daha da derinleştiriyor.

ABD’nin, Kuzey Suriye’de 30 bin kişilik “Sınır Koruma Gücü” oluşturulacağını açıklaması Rusya, Türkiye ve Suriye’nin tepkisine yol açtı.Bu Türkiye için velinimet oldu ve bunu, Afrin’e yapılacak operasyon hazırlıklarının ne kadar haklı olduğunun ispatı saydı.

ABD, Fırat’ın batısında Kürtler için garantör değil. O yüzden Kürtlerle ortaklık namına bir şey yapması da gerekmiyor. Rusya ile ABD arasında operasyon alanlarını belirleyen mutabakat oluştuğundan beri bu böyle.

2011’den bu yana Suriye’nin her bir yanı yanarken Afrin, ateşi sokaklarından uzak tuttu. Ankara’nın Afrin’i hedef almasındaki sebep: Afrin halkının, Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü bir siyasi hareketten yana tercihini kullanmasıdır.

ANKARA’YI AFRİN’E İTEN İDLİB MESELESİ

İdlib’deki cihatçı örgütler Rus üslerini tehdit ve taciz ediyordu. Bu durum,üslere saldırı girişimlerinde uçaklarını ve askerlerini kaybeden Rusya’yı düşündürüyor ve Rusya bu tehdidi ortadan kaldırmak istiyordu. Türkiye, İdlib’deki HTŞ’yi çıkarma sözü vermişti ancak İdlib’e girerken HTŞ ile anlaşmıştı. Türkiye’nin enerjisini HTŞ yerine Afrin’e harcaması Rusya’nın İdlib operasyonunu başlatmasına neden oldu.

Suriye ordusunun 26 Aralık’ta Hama’nın kuzeyi ve Halep’in güneybatısından İdlib’e yönelik başlattığı operasyonlar Ankara’yı rahatsız etti. Çünkü, Suriye ordusu İdlib’i kontrol altına aldıktan sonra önünde iki seçenek olacaktı:

Geriye tek kalan Kürtlerle ‘savaş’…

Federasyona anayasal statü ‘de jure’…

Suriye’nin ikinci seçeneği seçmesi durumunda Türkiye’nin giriştiği Fırat Kalkanı Harekatı’nın geçersizliği ve aldığı pozisyonun anlamsızlığı meydana çıkacaktı. Bu durum da Türkiye’nin aylar öncesinden hazırlanmış olduğu Afrin’e yönelik planını alelacele başlatmasına neden oldu.

31 Aralık’ta Hmeymim üssü vuruldu. Rus Savunma Bakanlığı’na göre saldırıda iki Rus askeri öldü. 5 Ocak’ta ise Hmeymim ve Tartus üsleri insansız hava araçlarının (İHA) saldırısına uğradı. Bu saldırılar sonrası Rus Savunma Bakanlığı, Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a mektup göndererek “Türkiye’nin, kontrolündeki silahlı grupların çatışmasızlık rejimine uymasını sağlamak konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini” belirtti.

Suriye ordusu, İran’ın gönderdiği askerler ve Hizbullah’la başlatılan İdlib operasyonun ilk hedefi olan Ebu Zuhur Üssü kontrol altına alındı. Bu hamle İdlib’in havadan ablukaya alınmasında önemli bir gelişmeydi.

RUSYA HER AKTÖRLE ANLAŞABLİYOR

Rusya’nın Zeytin Dalı Harekatı’na sessiz kalması ya da yeşil ışık yakmış olmasına şaşırmamak lazım. Rusya daha önce Suriye zemininde ABD, Türkiye ve YPG’nin omurgasını oluşturduğu DSG ile birçok kez anlaşma yoluna gitmişti.

Mesela ; Aralık 2016’da Rusya, Fırat Kalkanı Harekatı’na yeşil ışık yakmak suretiyle Türkiye’yi Halep’te silahlı grupların tahliyesinde işbirliğine razı etmişti. Türkiye’nin hedefi de Afrin ile Kobani arasında koridor açmaya çalışan Kürtleri önlemekti.

“Suriye’de dört çatışmasız bölge” konusunda anlaşan Rusya,İran ve Türkiye ; İdlib’in istikrarının sağlanması için Türkiye’ye görev biçtiler.

Temmuz 2017’de çatışma riskini azaltmak için Rusefa’da YPG, Suriye ordusu ve Rusların içinde yer aldığı üçlü iletişim odası kurmuştu.

Rusya, Deyr el Zor’un kuzeyinin IŞİD’ten kurtarılması sırasında da DSG’ye hava desteği verdi.

Rusya askeri heyeti ,3 Aralık’ta Deyr el Zor’a bağlı Salihiyye’de DSG ile toplantı düzenleyip Fırat’ın üstündeki operasyonlar için ortak operasyon merkezinin kurulması konusunda anlaşmıştı.

***

Rusya oyun kurucu olarak Türkiye’ye yeşil ışık yaktıktan sonra ‘’Acaba iki NATO (ABD-Türkiye) ülkesi kafa kafaya gelir mi?’’ diye büyük aktör olmanın keyfini yaşıyor.

Öte yandan ABD’den, ‘’Fırat’ın batısı bizim ilgimiz alanında değildir.’’ açıklamaları geliyor. Şu noktada kafa kafaya gelebilme ihtimali görünüyor: Türkiye ‘’Afrin’den sonra Menbic’i YPG’den alacağız’’ diyor. Ancak ABD’nin Menbic’te askerleri bulunuyor. ABD’nin askerlerini Menbiç’ten  çekmesi durumunda politik ve diplomatik bir yenilgi söz konusu olacak.

Rusya ve Türkiye’nin kapalı kapılar ardında anlaştığı açık. Putin, Esad’ı bir şekilde razı ederek Zeytin Dalı Harekatı’na sessiz kalmasını sağlamış görünüyor. Harekatın başladığı ilk saatlerde Suriye yönetimi :‘’Hava sahalarının ihlal edilmesi durumunda Türk savaş uçaklarının vurulacağını’’ açıkladı. Ne var ki bu tehditlerin altı kuru çıktı.

Türkiye El-Bab’a, Cerablus’a girmediğinin bilincindeyse Afrin’in Kobani olduğunu çok iyi hesap etmiş olmalı. Suriye’nin diğer bölgelerine göre Afrin istikrarlı bir yerdi. Ancak Ankara’nın kaslarını Afrin’de göstermesi bölgenin dirençli Kobani ruhuyla karşılaşabilir. Her iki taraf açısından ağır sonuçlar doğurabilir.

Türkiye,Afrin’de  “terörist Kürtler” olarak isimlendirdiği yerel insanları söküp atmak istiyor. Sınır ötesi harekatı göze alan Türkiye,belirleyici olan insan faktörünün ne kadar inançlı, bilinçli, haklı, kararlı bir mücadele olacağını Afrin’de görebilir mi?

Bu sorunun yanıtı sahadaki gelişmelere etki edecek direnişin derecesine ve TSK ile beraber hareket eden ÖSO unsurlarının yeteneğine bağlıdır.

Son Haberler

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”

Sipan Hemo’dan Türkiye gazetesinin İsrail iddiasına yalanlama

Demokratik Suriye Güçleri (SDG) Basın Sözcüsü Ferhad Şami, SDG’nin kurucularından ve Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo’ya atfedilen, İsrail ve DSG’nin Suriye devletiyle entegrasyon sürecine ilişkin açıklamaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Türkiye gazetesinde gazeteci Yılmaz Bilgen imzasıyla yayımlanan haberde, SDG komutanlarından ve Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo’nun, (Semir Oso) Kürt güçlerinin Suriye devletiyle askeri, güvenlik ve idari entegrasyon sürecine ilişkin değerlendirmelerine yer verildiği öne sürüldü. Haberde, Kürt güçlerinin Suriye devletiyle entegrasyonunun “İsrail’i rahatsız ettiği” iddia edilirken, Hemo’nun da “Başta İsrail olmak üzere bölgesel hesapları bozulan odaklar boş durmayacak” şeklinde açıklama yaptığı ileri sürüldü. Haberde Hemo’ya ayrıca, bölgede barış ortamını bozmak isteyen aktörlerin yeni girişimlerde bulunabileceğini, geçmişteki hatalardan ders çıkararak Suriye’nin geleceğini “barış ve kardeşlik temelinde” inşa etmek gerektiğini söylediği ifadeleri atfedildi. Hemo’nun ayrıca Şam yönetimi ve Ankara’nın entegrasyon sürecinde “cesur ve samimi” davrandığını söylediği, SDG’nin de buna aynı şekilde karşılık verdiği öne sürüldü. SDG’den yalanlama SDG Basın Sözcüsü Ferhad Şami ise Hemo’nun söz konusu açıklamaları yapmadığını belirterek haberi yalanladı. Şami, Hemo ile bizzat görüştüğünü ve Türkiye gazetesinde İsrail’in rolü ile SDG’nin Suriye devletiyle entegrasyon sürecine ilişkin kendisine atfedilen ifadelerin doğru olmadığını söylediğini aktardı. Şami’nin aktardığına göre Hemo, söz konusu açıklamaları yapmadığını ve kendisine atfedilen görüşleri dile getirmediğini belirtti. Hemo ayrıca, bu ifadelerin bölgedeki hassas dönemde yayımlanmasının tesadüf olmadığını savunarak, kendisine atfedilen açıklamaların ancak ses ve görüntü kaydıyla doğrulanması halinde gerçek kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. SDG yönetimi, böylece Hemo’ya atfedilen İsrail ve entegrasyon sürecine ilişkin sözlerin kendisine ait olmadığını açıkladı. Şami’nin açıklaması şöyle: “Türkiye gazetesinin İsrail’in rolü ve Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye devleti arasındaki entegrasyon sürecine ilişkin kendisine atfettiği açıklamalar hakkında Doğu Bölgesi Komutanı Komutan Semir Oso ile bizzat görüştüm. Oso, gazete tarafından yayımlanan ve kendisine atfedilen ifadelerin gerçeği yansıtmadığını, bu açıklamaları yapmadığını ve kendisine atfedilen görüşleri dile getirmediğini teyit etti. Oso, söz konusu ifadelerin tam da bölgenin tarihindeki bu hassas dönemde yayımlanmasının tesadüf olmadığını, gazetenin bunları bilinçli olarak yayımlamayı tercih ettiğini belirtti. Oso ayrıca, kendisine atfedilen herhangi bir açıklamanın ses ve görüntü kaydıyla belgelenmediği sürece gerçek kabul edilmemesi gerektiğini vurguladı.”

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’den entegrasyon, Ankara ile temaslar, HTŞ ve Batı ile ilişkiler hakkında açıklamalar

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Suriye ordusuna entegrasyonun bu...

Şam’da bombalı saldırı

Suriye'nin başkenti Şam'ın kırsalında güvenlik güçlerini taşıyan otobüse düzenlenen bombalı saldırıda yaralananlar olduğu bildirildi. Suriye haber ajansı SANA'nın güvenlik kaynaklarına dayandırdığı habere göre, İç Güvenlik Güçlerine ait personel servis otobüsü, Şam kırsalındaki Ma'runa-Tall yolu üzerinde seyir halindeyken bombalı saldırının hedefi oldu. Patlayıcının infilak etmesi sonucu otobüste bulunan güvenlik personelinden bazılarının yaralandığı belirtildi. Olayın ardından ilgili ekiplerin bölgeye sevk edildiği ve saldırının nasıl gerçekleştirildiğinin araştırıldığı aktarıldı. Yaralılar, çevredeki hastanelere kaldırıldı.

İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık

İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi. Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi. Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle: “İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi. “Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor” Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."

‘Irak Başbakanı Türk güçlerinin Irak’tan çekilmesi için Ankara’ya mektup gönderdi’

Hükümeti ile ülkedeki silahlı gruplar arasında son günlerde silahların akıbetine ilişkin yürütülen görüşmeler sonucunda ortak bir anlayışa varıldığı bildirildi.   Erbil merkezli Rûdaw'a konuşan Naramsin Vakfı Başkanı Dr. Haydar Berzenci, "silah bırakma" ifadesinin yerini "silahların yeniden düzenlenmesi"ne bırakmasının önemli bir adım olduğunu belirterek, silahlı güçlerin kontrolünü elinde bulundurmanın devletin en doğal hakkı olduğunu söyledi.Silahların yeniden düzenlenmesi süreci Silahların yeniden düzenlenmesi ve grupların Heşdi Şabi ile olan bağlarının koparılması sürecinin 30 Eylül'den sonra başlayacağını aktaran Dr. Berzenci, sürecin son derece ciddi olduğunu ancak zaman alacağını ifade etti. Berzenci, bunun bir düğmeye basıp her şeyin bir anda biteceği bir durum olmadığını vurguladı. Sürecin bugüne kadar gecikmesini bölgedeki duruma ve Irak'a yönelik saldırılara bağlayan Berzenci, Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi'nin Koordinasyon Çerçevesi ve Devleti Yönetme İttifakı ile koordineli olarak bu süreci başarıya ulaştırmak için çabaladığını söyledi. Analist, ne hükümetin ne de Direniş Cephesi'nin askeri bir çatışma istemediğini, çünkü böyle bir durumun tüm Irak'a zarar vereceğini dile getirdi. Yabancı güçlerin rolü ve çekilme şartı Silahlı grupların silahlarını yeniden düzenlemeleri için öne sürdükleri şartlardan biri de yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi. Bu konuya değinen Dr. Berzenci, grupların tüm yabancı güçlerin ülkeden çekilmesini talep ettiğini belirtti. Şu an sadece 100 ABD askerinin kaldığına dair bilgiler olduğunu, 50 danışmanın ülkede kalması yönünde bir talep olduğunu ancak Başbakan'ın bunu reddettiğini aktardı. Berzenci ayrıca, Irak Başbakanı'nın Türkiye'ye bir mektup göndererek Türk güçlerinin de Irak topraklarından çekilmesi gerektiğini vurguladığını belirtti. Berzenci'ye göre, bu uzlaşıların hayata geçirilmemesi durumunda Kalkınma Yolu gibi stratejik projeler durma noktasına gelebilir. İran'ın sürece yaklaşımı İran'ın bu süreçteki rolünü olumlu olarak değerlendiren Haydar Berzenci, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın resmi bir davetle Bağdat'ı ziyaret ettiğini hatırlattı. İran'ın sürecin herhangi bir çatışma yaşanmadan yürütülebilmesi için Irak hükümetine yardım etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyleyen Berzenci, Irak'ta bir istikrarsızlık yaşanmasının İran'ın da çıkarına olmadığını vurguladı. İranlı yetkililerin, Direniş Cephesi ile olan iyi ilişkileri üzerinden Irak hükümetine destek olabileceklerini vurguladığını aktaran Berzenci, ayrıca İran'ın vefat eden dini lideri Ali Hamaney'in bu gruplara vasiyetinin Irak devletini, hükümetini ve başbakanını desteklemeleri yönünde olduğuna dikkat çekti. Silahların kaynağı Silahlı grupların ellerindeki silahların kaynağına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Berzenci, bu silahların bir kısmının IŞİD'e karşı yürütülen savaş sırasında elde edildiğini, bir kısmını ise kendilerinin ürettiğini belirtti. Irak'ın bir askeri sanayi heyeti olduğunu ve insansız hava aracı (İHA) üretme kapasitesinin de mevcut olduğunu söyleyen Berzenci, grupların elinde İran yapımı Şahid tipi İHA'ların bulunup bulunmadığına ilişkin soruya da yanıt verdi. Ellerinde bu İHA'lardan bulunduğunu ancak çoğunun eski model olduğunu ifade eden Berzenci, İran'ın son birkaç yıl içinde bu gruplara resmi olarak hiçbir silah vermediğini beyan ettiğini hatırlattı. Sürecin gidişatına dair iyimser olduğunu dile getiren Dr. Haydar Berzenci, sorunun çözüleceğini ve işlerin bir çatışma noktasına varmayacağını kaydetti. Asaib Ehlilhak ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda gibi grupların büyük bir kısmının gerekli adımları attığını ve onların da ülkenin çıkarlarını gözettiklerini sözlerine ekledi.  

İdris Naim Şahin’den Kuriş açıklaması: ‘Kiraladığım araç benden izinsiz kullanılmış’

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'e yönelik soruşturmada aranan kardeşi...

Türkiye Gündemi

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”

İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık

İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi. Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi. Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle: “İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi. “Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor” Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."

İdris Naim Şahin’den Kuriş açıklaması: ‘Kiraladığım araç benden izinsiz kullanılmış’

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'e yönelik soruşturmada aranan kardeşi...

Barrack: İsrail saldırısı sırasında Türkiye’ye haber verilmedi, üçlü çatışmasızlık mekanizması kurulabilir

ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye’de, Türkiye sınırı yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssünü vurmasının ardından, ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir "çatışmasızlık mekanizması" kurmak için çalıştığını duyurdu. Aynı zamanda ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan Barrack; Türkiye'nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirterek, "Sonuç olarak Türkiye, kendi topraklarına doğru kuzeye yönelen uçakları gözlemledi ve bu durum karşısında doğal olarak kendi askeri yanıtını hazırlayabilirdi" diyerek olası bir Türk askeri reaksiyonuna dikkat çekti. Reuters'a konuşan Barrack, "Neyse ki sağduyu galip geldi ve durumun daha da kötüleşmesi engellendi" ifadelerini kullandı. Türkiye saldırıyı kınadı Türkiye ise, Suriye'nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik İsrail saldırılarını kınadı ancak olası bir çatışmasızlık mekanizması hakkında açıklama yapmadı. "Çatışmasızlık mekanizması” askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara meydana gelebilecek çatışmaları önlemeyi amaçlayan bir iletişim kanalı olarak biliniyor. NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve geçamn hafta Pakistan ve Suudi Arabistan ile karşılıklı savunma paktı imzalayan Türkiye, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri. Ankara; Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapısının yeniden inşasına yardımcı oluyor, ayrıca askeri ve diplomatik destek sağlıyor. Barrack, "Türkiye" ismini kullanarak yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye hava üssüne yönelik saldırılarının, "Türkiye'nin yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceğine dair doğru ya da yanlış bir algıyı yansıttığını" söyledi. Özel Temsilci Barrack, "Bu durum; İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Gelecekteki iletişim kopukluklarını önlemek adına böyle bir mekanizma kurmak için aktif olarak çalışıyoruz. Şu anki öncelik gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmaktır” dedi. Hizmet dışı kalmıştı Türkiye sınırının yaklaşık 70 km doğusunda bulunan hava üssü, 2013 yılından bu yana münhasır bir askeri havaalanı olarak hizmet dışı kalmış durumda. Üs, Suriye'de Beşar Esad'a sadık güçler ile muhalif gruplar arasında 14 yıl süren iç savaş boyunca birkaç kez el değiştirmişti. Suriye devlet televizyonu, askeri bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail'in üssün pistine ve depolama tesislerine sekiz hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Ayrı bir askeri kaynak ve üs yakınında yaşayan bir sivil, herhangi bir can kaybı yaşanmadığını bildirdi. İsrail ordusu ise saldırılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı. İsrail, yıllardır İran nüfuzunu dizginlemek ve Lübnan'daki Hizbullah'a silah ulaşmasını engellemek amacıyla Suriye'deki hedefleri vuruyor. 2024 yılında Beşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'nin yeni yöneticilerine de şüpheyle yaklaşan İsrail, ülkede askeri operasyonlarını sürdürüyor; son olarak mart ayında Suriye'nin güney ve orta kesimlerindeki hükümet tesislerine saldırılar düzenlemişti.

Pervin Buldan’dan Adalet Bakanlığı’na başvuru: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri araştırılsın

Meclis Başkan Vekili ve DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli karanlık noktalarından biri olarak kabul edilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin yeni bir hukuki süreç başlattıklarını duyurdu. X sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Buldan, avukatı Bişar Alınak aracılığıyla Adalet Bakanlığı’na başvurulduğunu belirtti. Sorumluların yargı önüne çıkarılması talep edildi Yapılan başvuruda, söz konusu cinayetlerin arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması temel hedef olarak gösterildi. Başvuru dilekçesinde, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu kişilerin yargı mercileri önüne çıkarılması talep edildi. Açıklamasında davanın tarihsel önemine dikkat çeken Pervin Buldan, bu dosyanın yalnızca geçmişe ait bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Buldan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur." Hukuki süreç takip edilecek Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi noktasında kararlı olduklarını ifade eden Buldan, suçluların tespiti ve adaletin tecellisi için başlatılan hukuki sürecin yakından takipçisi olacaklarını kaydetti. Söz konusu cinayetler, 3 Haziran 1994 tarihinde İstanbul’da kaçırılan Pervin Buldan eşi iş insanı Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın cansız bedenlerinin Bolu’nun Yığılca ilçesinde bulunmasıyla Türkiye gündemine oturmuş, geçen yıllara rağmen failler yargı karşısına çıkarılmamıştı. Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cansız bedenleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenlerinde işkence izlerine rastlandı. Dönemin başbakanı Tansıu Çiller’di ve o yıllarda çözellikle Kürtlere yönelik çok sayıda faili meçhul cinayet işleniyordu. Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

Devlet Bahçeli: Çerçeve yasa, milli birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinde önemli bir aşama

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un önemli bir eşik olduğunu belirtti. Bahçeli, düzenlemenin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi” gösterdiğini ifade ederek, bundan sonraki süreçte ortak raporda yer alan diğer adımların atılması ve ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Türkgün gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’de devam eden çözüm süreci ve TBMM’de kabul edilen “çerçeve yasaya” ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmaların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen düzenlemeyle önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. Kanunun 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı” gösterdiğini söyleyen Bahçeli, sürecin toplumun geniş kesimleri ve Meclis’te yapılan tartışmalarla şekillendiğini ifade etti. “Ortak gelecek iradesi ortaya konuldu” Bahçeli, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, farklı görüşlerin Meclis’te ele alındığını söyledi. Bu çalışmaların Türkiye’ye özgü bir model ve önemli bir mutabakat ortaya çıkardığını kaydeden Bahçeli, “Eller Türkiye’nin huzuruna, ortak ve güçlü geleceğine kalkmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partiler, milletvekilleri ve sürece katkı sunan kişi ve kurumlara teşekkür etti. “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir devlet politikası ve Türk siyasetinin başarısı olduğunu belirten Bahçeli, bu hedefin “topyekûn milletin eseri” olmasını temenni etti. “Bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” Bahçeli, düzenlemenin yalnızca hukuki bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin aynı zamanda demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşme açısından önem taşıdığını söyledi. “Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda önemli bir eşik aşılmıştır” diyen Bahçeli, meselenin siyaset üstü bir konu olduğunu ifade etti. Bahçeli, kanunun 86 milyon vatandaşın yanı sıra yakın coğrafyadaki halklar açısından da kazanım sağlayacağını belirterek, süreci “bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” olarak nitelendirdi. “Kanun yeni bir safhanın başlangıcı olacak” Bahçeli, Meclis’te kabul edilen düzenlemenin bir son değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak raporda yer alan diğer adımların da hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının ve uygulamaların kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bahçeli ayrıca, önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması dahil olmak üzere tartışmalı konuların gözden geçirilmesi ve adaletin tesisine yönelik çalışmaların etkinleştirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti. “Kanun, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor” Bahçeli, düzenlemenin hukuki niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kanunun mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme olmadığını belirten Bahçeli, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacağını söyledi. Düzenlemenin, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliğinde olduğunu ifade etti. “Birlik ve dayanışma duygusunda uzlaşmalıyız” Bahçeli, bundan sonraki süreçte temel hedefin toplumsal barış ve kardeşliğin kalıcı şekilde güçlendirilmesi olduğunu belirtti. Siyaset alanının genişlediği, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütüldüğü ve farklı kesimlerin ortak gelecek etrafında buluştuğu bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” dedi. Bahçeli, sürecin başarıya ulaşması için provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de belirterek, toplumsal huzurun korunmasının önemine işaret etti. “Süreçte gizli bir pazarlık söz konusu olmadı” Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Süreçte herhangi bir gizli pazarlığın söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, çalışmaların “sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle” yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, hedefin Türkiye’nin geleceğini milli birlik ve dayanışma temelinde güçlendirmek olduğunu ifade etti. “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu paylaşacağız” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin ortak geleceğine ilişkin mesajında birlik ve kardeşlik vurgusunu öne çıkardı. “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” diyen Bahçeli, birlikten doğan güçle Türkiye’nin geleceğini inşa etme kararlılığında olduklarını söyledi. Bahçeli, “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu ve heyecanını tüm ülke sathında kutlu bir toya dönüştürerek paylaşacağız” ifadelerini kullandı. Bahçeli, sürecin nihai hedefinin ise Türkiye’de huzur, güven, demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi olduğunu vurguladı.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.