26 Temmuz 2026
26.4 C
İstanbul

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: Seçimlere dışarıdan müdahaleye dair ipuçları var

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, ülkede ekim ayında gerçekleştirilecek seçimlerde dışarıdan müdahaleye dair ipuçları olduğunu söyledi.

euronews’in RÖP programına konuk olan Akıncı, “15 Temmuz’da askeri kalkışma olduğunda Türkiye’de sivil yönetime desteğimizi ortaya koyduk; Türkiye’nin demokrasisine, sivil yönetimine, halkına onun kararına duyduğumuz saygı gereği bunu yaptık. Şimdi biz de Kıbrıs Türk demokrasisine, halkımızın kararına aynı saygıyı bekliyoruz. Seçimde kimsenin bir taraf olmak gibi bir yanlışa düşmemesini bekliyoruz. Bu konuda ipuçları olduğu için söylüyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, euronews’e verdiği demeçte, Doğu Akdeniz’deki güncel olaylardan, Kıbrıs’ta Kuzey-Güney görüşme sürecine kadar birçok konuya açıklık getirdi.

Kıbrıs Türk halkının mücadele dolu tarihine değinen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye ile “iyi ilişkilerin” tanımı ve üzerine yapıştırılan “Türkiye düşmanı” etiketi hakkında da değerlendirmelerde bulundu.

‘Bölgedeki sıcaklık doğal gazın bulunmasıyla daha da yükseldi’

Doğu Akdeniz’in geçmişten bu yana oldukça sıcak bir bölge olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, doğal gazın bulunmasından sonra bu sıcaklığın daha da yükseldiğini ifade etti.

Akıncı, Doğu Akdeniz’de tüm tarafların ve paydaşların bir araya gelerek, akılcı bir şekilde ortak izleyecekleri bir siyasetin herkesin yararına olacağını savunduğunu dile getirdi. Akıncı, “Bu zenginliğin -ki ne kadar olduğu konusunda tabii ki daha kuşkular devam ediyor. Birtakım ön bulgularla şu an birtakım rakamlar söyleniyor ama günün sonunda daha binlerce metrenin altında bulunan bir kaynaktan bahsediyoruz- yeryüzüne ulaştırılıp, tüm tarafların yararına kullanılması akıl işidir” dedi.

‘Kıbrıs sadece Rumlardan ibaret bir ada değildir’

Türkiye’nin sahilleri uzun önemli ülkelerden bir tanesi olduğunu ifade eden Akıncı, Kıbrıs’ın da Kıbrıs Türk tarafı dışlanarak, sadece Rumlardan ibaret bir ada olmadığını söyledi.

Akıncı, Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminde Türkiye ve KKTC’nin yer almasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı. “Bizleri bu denklemin içerisinde görmek istemeyenler, farklı ülkelerle birtakım uzlaşıya giderek, Türkiye ve Kıbrıslı Türkleri dışlama siyasetine yöneldiler” diyen Akıncı, bunların başında Kıbrıs Rum tarafının Yunanistan ile bir araya gelerek Mısır ve İsrail ile kurduğu ilişkinin geldiğini kaydetti.

Bu ilişkilerde en göze çarpan unsurun, Türkiye ile bu iki ülke arasında zayıflayan ilişkileri olduğuna dikkat çeken Akıncı, “Halbuki bu şekilde ilişkiler kurarak, çok da ekonomik akla uygun olmayan projelerin peşinden gidileceğine, KKTC ve Türkiye de birer aktör olarak düşünülseydi, herkesin yararına olacak, çok daha ekonomik formüller üretilebilirdi” şeklinde konuştu.

Bunun yerine East-Med (Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı) Projesi’nden bahsedildiğini ifade eden Akıncı şöyle konuştu: “Doğal gazı Avrupa’ya taşımak için İsrail’den Güney Kıbrıs’a, onun üzerinden Girit’e, ana kara Yunanistan’dan İtalya’ya uzanacak bir borudan bahsediyoruz. Ege’nin çok daha derin sularından geçecek, çok daha uzun, maliyetli ve uzun süreli bir projeden bahsediyoruz. Bunun yerine eğer boru seçeneği gündeme gelecekse, Akdeniz sularından Türkiye üzerinden Avrupa’ya intikali çok daha mantıklı olabilirdi. Ancak bunun yerine karşılıklı zıtlaşmalar ve gerginlikler görüyoruz.”

‘Herkesin kendi yoluna gitmesi seçeneğinde gerginlikler yaşanacak’

Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşımı ve enerji şirketleri temelinde üç yol izlenebileceğini hep dile getirdiğinden de bahseden Akıncı, tarafların, bir tarafta Kıbrıs sorunu diğer tarafta Türkiye’nin Yunanistan ile ihtilafları varken, morotoryum ilan ederek, sorunlar hallolduktan sonra enerji faaliyetlerine devam etmelerinin daha akılcı olabilecekken bunun yapılmadığına işaret etti.

Akıncı, “Çünkü en başta Rum tarafı Total, Eni, Exxon Mobil gibi şirketlerle ayrı anlaşmalar yaparak araştırma ve kazıya yöneldi. İkinci yol diyalog ve akıl yoluydu biz bunu masaya koyduk, hala masadadır. Bu önerinin özünü bu doğal zenginliklerin hepimizin olduğu oluşturuyor. Sadece Rumların değil Kıbrıslı Türklerin de hakkı olduğunu teslim ediliyor. AB, BM, ABD de bunu söylüyor. Dolayısıyla bu ortak zenginliği birlikte planlayıp, çıkarıp birlikte adil bir şekilde paylaşalım diyoruz. Ancak Rum tarafı, bizimle uzlaşıya yanaşmıyor. O zaman geriye üçüncü yol kalıyor, bu da herkesin kendi yoluna gitmesidir. Rum tarafı araştırıyorsa, biz de araştıracağız, bu durumda da şu anda olduğu gibi gerginlikler yaşanacak” açıklamalarında bulundu.

‘Türkiye Avrupa’dan, Avrupa da Türkiye’den vazgeçemez’

Güney Kıbrıs’ta Fransa’nın İtalya’nın da dahil olduğu Savunma İşbirliği Anlaşması çerçevesinde gerçekleştirdiği askeri tatbikatlar, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Güney Kıbrıs’a yönelik silah ambargosunu kaldırmasını ve Türkiye’nin bölge politikasını da yorumlayan Akıncı, yaşananların yanlış olduğunu bunu da söz konusu ülkelerin temsilcilerine söylediğini, yaptıkları yanlışları anlatmaya çalıştığını ifade etti.

Akıncı, Fransız Büyükelçisi’nin hem Türkiye’yi iyi bilmesi hem de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kabinesinde yer almasını istemesi nedeniyle Kıbrıs’taki görevinden ayrıldığını ve kendisine de bir veda ziyaretinde bulunduğunu söyleyerek, “Fransa’nın hem bölgede hem AB kurucu ülkeleri arasında önemli bir ülke olduğunu hem de Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri olduğunu hatırlattım. Doğu Akdeniz politikasında sadece Rumları ve Yunanistan’ı kayıran bir siyasetin doğru bir siyaset olmadığını, Kıbrıs’ta taraflar arasında daha dengeli bir politika izlemeleri gerektiğinin altını çizdim. Türkiye ile AB münasebetlerinin Fransa için de önemli olması gerektiğini hatırlattım. Ben Türkiye ile AB’nin ilişkilerinin daha iyiye giderek, gelişmesini arzu ediyorum” ifadelerini kullandı.

Akıncı ayrıca Türkiye’nin Avrupa, Avrupa’nın da Türkiye ile yakın ekonomik ilişki içerisinde olmasının da ilişkiler için ayrı bir önem taşıdığına işaret etti. Akıncı, “Türkiye Avrupa’dan, Avrupa da Türkiye’den vazgeçemez, vazgeçmemeli” dedi.

‘AB ve Fransa olaya objektif bakmalı’

Akıncı, olumlu adımların atılabilmesi için AB’nin önemli ülkelerinin olaylara çok daha objektif bakmasının kaçınılmaz olduğunu, Fransa’nın da bu ülkelerin başında geldiğini kaydetti.

Fransa’nın ayrıca Türkiye ile ilişkilerin daha iyiye gitmesinde ve Doğu Akdeniz’deki gerginliklerin azaltılmasında pozitif bir rol oynaması gerektiğinin altını çizen Akıncı, Güney Kıbrıs’a askeri uçak konuşlandırarak ve tatbikatlar yaparak bunu sağlayamayacağına dikkat çekti. Akıncı, Fransa’nın kendisini çok daha objektif bir konuma yerleştirmesi gerektiğini de dile getirdi.

ABD’nin silah ambargosunu kaldırmasında Rum-Yunan lobisi etkisi…

ABD Büyükelçisi’nin kendisini arayarak Güney Kıbrıs’a silah ambargosunun kaldırıldığını söylediğini ifade eden Akıncı, kendisinin de büyükelçiye, ABD’nin bu konuda yanlış içerisinde olduğunu ve bunun vahim bir hata olduğunu, Rumları silahlanmaya teşvik etmenin barışa bir katkısı olmayacağını, Rum tarafını müzakere masasından daha da uzaklaştıracağı yönünde cevabı olduğuna vurgu yaptı.

Silah ambargosunun kaldırılması konusunun uzunca bir süredir gündemde olduğunu ancak ertelendiğini de hatırlatan Akıncı, “Bu defa kaldırdılar” şeklinde konuştu. Akıncı şöyle devam etti: “Burada tabii ki Amerika’nın kendi hesapları söz konusu olabilir. Amerika’da Yahudi lobisinin ötesinde bir de siyaset üzerinde oldukça etkili Rum-Yunan lobisi var. Bu durumun da karara etkisi olabilir. Rusya’nın Kıbrıs üzerindeki etkisine frenleyici bir çaba olarak da algılanabilir. Ama hangi açıdan bakacak olursak olalım, bu karar Kıbrıs’ın geleceği açısından doğru bir karar olmadı.”

Türkiye’nin bölge politikası: Türkiye Antalya körfezine sıkıştırılacak bir ülke konumunda değil

Türkiye’nin bölge politikasına yönelik, “Türkiye Antalya körfezine sıkıştırılacak bir ülke konumunda değil” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Akıncı, Türkiye’nin bölgede diyalog ve çıkış yolu aradığından bahsetti. Türkiye’nin bölge ülkeleri ile zayıflayan ilişkileri üzerinden Rum tarafının avantaj elde etme peşinde olduğuna da değinen Akıncı, “AB içerisinde olmanın getirisi olan dayanışmadan yararlanan Rum tarafı ve Yunanistan görüyoruz” ifadelerini kullandı. Akıncı, Rum-Yunan tarafının enerji çalışmalarına destek oluşturmaya da çalıştığını söyledi.

Akıncı, Türkiye’nin bölge ülkeleri ile zayıflayan ilişkilerinin bir an önce eski seviyesine gelmesini umduğunu söyleyerek, bu durumun hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türkler için büyük bir kazanım olacağına işaret etti. Akıncı, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere paralel olarak ülkeler arası iyi ilişkilerin ne kadar önem taşıdığının bir kez daha gün yüzüne çıktığını kaydetti.

Türkiye’nin dış politikasını kendi siyasileri aracılığı ile çizdiğine vurgu yapan Akıncı, Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ilişiklerinin oldukça önemli olduğunu bir kez daha hatırlatarak aynı şeyin hem AB ülkeleri hem de Yunanistan için de geçerli olduğunu ifade etti. Akıncı, iki komşu ülke olan Türkiye ve Yunanistan’ın geleceğini belirleyecek en önemli şeyin diyalog ve uzlaşı olduğunu dile getirdi. Akıncı, coğrafyaya baktığı zaman enerji politikasının bir kavga nedeni değil, bir işbirliği, bir gerginlik nedeni değil, bir uzlaşama aracı olmasını temenni ettiğini söyleyerek, bu doğrultuda çalışmanın da herkesin görevi olduğunu kaydetti.

‘Doğu Akdeniz’in göbek noktasında Kıbrıs sorunu var’

Kördüğüm şeklinde ortada duran Kıbrıs sorununun çözüm yolunda ilerlemesi ve ilişkilerin iyiye gitmesi durumunda olayların seyrinin de farklılaşacağına işaret eden Akıncı, “Birçok kapıyı da açacaktır. Dışlayıcı değil, kapsayıcı, bölge ülkelerini bir araya getiren yaklaşımlar daha görünür, daha konuşulur hale gelecektir. Şimdi kriz gibi ortamın içerisindeyiz. Bundan fırsat doğabilir. Bu da kendiliğinden olmaz. Bunu yapacak olan devletler, toplumlar ve liderlerdir. Kıbrıs sorunun çözümü hem Türkiye’ye hem bize çok büyük yararlar getireceğini görüyor ve bu doğrultuda çalışma azmiyle hareket ediyorum” diye konuştu.

Akıncı, Doğu Akdeniz’in göbek noktasında Kıbrıs sorununun bulunduğunu söyledi. Bu sorun çözülmedikçe diğer tüm sorunların da kolay kolay çözülemeyeceğine değinen Akıncı, bunun Kıbrıs sorunun çözümünün beklenerek, kısmı anlaşmalar yapılmaması anlamına da gelmemesi gerektiğine işaret ederek, “Tam tersine bizim 13 Temmuz 2019 tarihli önerimiz, Kıbrıs sorununun çözümsüz kaldığı anlar da bile işbirliği arayışının bir ürünüdür. Kasım 2019’da Berlin’de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Nikos Anastasiadis ile vardığımız bir mutabakat var. Taşlar yeniden yerlerine oturtuldu ve bir vizyon çizildi. Genel Sekreter Guterres’in bize verdiği bir taahhüdü vardı. Ancak hesapta olmayan bir pandeminin yanı sıra seçimlerimizi de erteledik. Genel sekreter pandeminin el verdiği ölçüde üç garantör ülke, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafına gayriresmi 5’li konferans çağrısını yapacak, Güvenlik Konseyi raporlarına da girdi bu taahhüt” ifadelerini kullandı.

‘Kıbrıs’ta bize yeniden bir fırsat penceresi açılabilir’

Gayriresmi toplantının resmiyete geçmeden önce Türkiye’nin önerisi ile masaya konulduğunu Kuzey Kıbrıs’ın da buna katıldığını dile getiren Akıncı şunları kaydetti:

“Eteklerdeki bütün taşlar dökülsün, kim Kıbrıs’ın geleceğinde artık ne görüyor ve ne istiyor daha net şekilde ortaya konsun ve bu yol birlikte yeniden yürünmeye başlansın. Ama öyle bir başlansın ki kısa sürede bizi sonuca götürsün. Ucu açık bir müzakere süreci kimse tarafından ön görülmüyordu zaten. Doğu Akdeniz gerginliği ile birlikte bir fırsat penceresi bize Kıbrıs’ta yeniden açılabilir, bu fırsat kapımızı yeniden çalacak bunu görebiliyoruz. Bunun için kararlı ve siyasi irade sahibi olarak yola devam etmeliyiz.”

“Kimi arkadaşlar ‘AB içinde iki ayrı ve tanınmış devlet olalım, konfederasyon olsun, artık federasyonun zamanı geçti’ gibi söylemlerde bulunuyorlar. Böyle bir seçenek yok”

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ışığında, aktör ülkelerin geldikleri son noktadan hareketle, Kıbrıs sorunundaki görüşmelerin aynı noktadan başlama olasılığı ve farklı bir model düşünülme gerekliliği yönündeki soruya karşılık Akıncı, şu ifadeleri kullandı: “Crans Montana’dan ya da başka bir yerden değil. Berlin’de konulan son noktadan bu yol kaldığı yerden yürünmeye devam edecek. İlk durak BM Genel Sekreteri Guterres’in istişarelerini yapıp, 5’li konferansın tarihini ilan etmesi olacaktır. Ondan sonra tarafların rızası ile gidilecek yol belirlenecektir. Bana göre gidilecek yol bellidir, Kıbrıs’ta mümkün olan bellidir. BM parametreleri dışında yürünecek yol göremiyorum. Kimi arkadaşlar AB içinde iki ayrı ve tanınmış devlet olalım, konfederasyon olsun, artık federasyonun zamanı geçti gibi söylemlerde bulunuyorlar. Böyle bir seçenek yok. Böyle gerçekçi bir şey olsa bunu değerlendirelim ama yok. İki ayrı devlet hele AB içinde iki ayrı tanınmış devleti gerekli kılar. Şu anda maalesef KKTC’yi Türkiye’den başka tanıyan bir devlet yok. BM kararları ile de 1983’ten bu yana bunun olmaması çağrılarında da bulunuldu.”

“Bizi tanıdığını dünyaya ilan eden Türkiye Cumhuriyeti bile tanımanın gereklerini tam olarak yerine getiremediği gibi, Güney Kıbrıs’ı tanımamanın gereklerini de tam olarak yerine getiremedi bunca yıldır”

“Bizi tanıdığını dünyaya ilan eden Türkiye Cumhuriyeti bile tanımanın gereklerini tam olarak yerine getiremediği gibi, Güney Kıbrıs’ı tanımamanın gereklerini de tam olarak yerine getiremedi bunca yıldır” diyen Akıncı, gerçekleri söylemekten çekinmediğini ve bu konularda çok net olduğunu vurgulayarak, “Gerçekçi olmamız lazım” şeklinde konuştu. Akıncı sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’nin futbol takımları bizimle dostluk maşı yapmaya bile gelemiyor bu adaya. Siz tanıdığınız bir ülkeye dostluk maçı için bir takım göndermez misiniz? Bu mümkün mü? Ama tanımadıkları Güney Kıbrıs’a resmi takımlarını gönderip maç yapmak durumunda kalıyorlar. Ben bunu Türkiye’yi gücendirmek, yaralamak için söylemiyorum. Türkiye’yi eleştirmek için de söylemiyorum. Türkiye neden böyle yapıyor peki, çünkü konjonktür ve uluslararası koşullar bunu gerektiriyor. Eğer eşleşmiş bir takım gitmezse karşılaşmaya, UEFA ve FIFA’dan ceza alacak. Geçmişte benzeri bir yanlışı Rumlar yaptı, takımlarından biri Beşiktaş’la eşleşti. İstanbul’a gitmem dedi ve caza aldı. O nedenle biz bu konuları konuşurken, neyin mümkün veya mümkün olmadığını bilerek konuşmamız lazım.”

“Rumların hakim olacağı bir devlet içerisinde azınlık hakları ile Kıbrıs Türk halkı var olamaz, bu mümkün değil ama aynı şekilde Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin bir alt yönetimi gibi algılanmak da istemiyor”

“Eğer gerçekçi farklı bir model yoksa, biz istemediğimiz farklı bir yöne doğru sürüklenebiliriz ve Kıbrıs Türk halkı bunu istemiyor” şeklinde konuşan Akıncı, “Kıbrıs Türk halkı kendi özgün kimlik ve kişiliği ile bu topraklarda var olmak istiyor, Türkiye ile dostluk ve kardeşlik hukuku içerisinde en iyi ilişkiler geliştirmek istiyor, Kıbrıs Türk halkının yüzde yüzü bile diyebilirim buna, Rumların hakim olacağı bir devlet içerisinde azınlık hakları ile Kıbrıs Türk halkı var olamaz, bu mümkün değil ama aynı şekilde Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin bir alt yönetimi gibi algılanmak da istemiyor. Burada kendi bağımsız, özgün, özgür kimliği ile var olmak ve federal bir çatı altında iki ayrı, eşit, kurucu devlet yapılanması içinde kendi devletinde söz sahibi olmak istiyor. Böylesi bir yapı ancak federatif bir yapı ile mümkün. Bunun için de uğraş vermeye devam ediyor Kıbrıs Türk halkı ve onun seçtiği temsilcileri. Ben halkımdan aldığım yetki bu çerçevede olduğu için mücadelemi yaptım. Bu yetki devam edecekse bundan sonra da çözüm odaklı siyaset çerçevesinde hareket etmek durumundayım, hem buna inandığım hem de halkım bunu istediği için. Türkiye bizim için son derece önemlidir. Biz bunun bilincinde olan insanlarız, toplumuz.”

Akıncı ayrıca, Kıbrıs’ın sadece kuzeyinin değil, güneyi ile birlikte tüm Kıbrıs’ın Türkiye ile dost bir coğrafya olmasının, şüphesiz Türkiye’nin de çıkarına olacağını kaydetti.

‘Bir adayı cilalıyor, mevcut Cumhurbaşkanı’nı kötülüyorlar’

“Akıncı Türkiye düşmanı” etiketinin bazı kesimlerce bilinçli bir şekilde algılanıp, algılatıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Akıncı, “Türkiye’deki bir kanalda, KKTC Cumhurbaşkanı Türkiye’yi dışarıya atmak istiyor, Yunanistan ve İngiltere’nin ortak gücünün Kıbrıs’ta güvenlik için yeterli olacağını söylüyor şeklinde beyanda bulunulabiliyor” ifadelerini kullandı.

Yine Rum bir gazetecinin vaktiyle yaptığı asılsız bir haberin 4 yıl sonra yeniymişçesine tekrar gündeme getirildiğinden ve sözcüsü tarafından yalanlanmasına rağmen aynı haberin yakın bir zamanda tekrar gündem olduğundan ve Türkiye medyasına sunulduğundan bahseden Akıncı, tüm bunların bir algı operasyonu olduğunu ifade etti. “Belli bir adayı cilalamak istiyorlar, mevcut Cumhurbaşkanı’nı da kötülemeye çalışıyorlar” diyen Akıncı, bunca yıllık siyasi yaşamında Türkiye ile olan ilişkilerinde bir kardeşlik hukuku talebi olduğunu, ana-yavru edebiyatının bir yana bırakılarak, yavrunun da artık büyümesi gerektiği söylemini kullandığını anlattı.

“Anavatan-yavruvatan bunlar yüreklerimizde kalsın, gerçek hayatta dünyaya ‘biz tanıyoruz, siz de tanıyın’ denilen bir varlıksak, devletsek bu devletin de artık kendi kendine yeten, kendi kendini yönetme becerisine sahip bir varlık olduğunu, olması gerektiğini, ona o çerçevede yardımcı olunması gerektiğini kavramamız lazım” ifadelerini kullanan Akıncı, KKTC’nin sürekli balık verilen değil, balık tutmayı öğrenen bir yapıya evrilmesi gerektiğini savundu. Akıncı, bunu benimsemek istemeyenlerin Türkiye ile KKTC arasında bir ast üst ilişkisi kurmak istediğini dile getirdi.

‘Ganimet ekonomisi üzerine kurulmuş hayatlar da var bu topraklarda’

Üzerine yapıştırılan Türkiye düşmanı etiketinin nedenlerinden birinin “Türkiye ile iyi ilişkiler”in tanımı noktasındaki farklılık, bir diğerinin de Kıbrıs sorununun çözümü noktasındaki çabalarının farklı yorumlanması olduğuna dikkat çeken Akıncı, “İstemiyorlar açıkçası bir çözümün olmasını ve buranın farklı bir şekilde yoluna devam etmesini. Bunlardan çıkar umanlar var, hatta çıkar elde edenler de var. Bir ganimet ekonomisi üzerine kurulmuş hayatlar da var bu topraklarda” dedi. Türkiye’nin yeterince düşmanı olduğu, olmayan bir düşman yaratmaya çalışmanın beyhude olduğuna işaret eden Akıncı, sırf Cumhurbaşkanlığı seçimi uğruna, birilerine yarar sağlamak adına yapılanların tanımının “kendi ayağına kurşun sıkmak”la eşdeğer olduğunu ifade etti.

“Kıbrıs’ta Barış Harekatı yaşandığında 27 yaşındaydım, 8 arkadaşım yanı başımda şehit düştü. Savaşın ateşinin ne demek olduğunu bizzat yaşadım”

“Ben dünyada ve Kıbrıs’ta barışı savunan bir insanım” ifadesini kullanan Akıncı, barışın diplomasi ve uzlaşı ile sağlanabileceğine inandığını kaydetti. Akıncı şunları aktardı: “Barışı çok istememin sebebi, savaşı yaşayanlardan biri olmamdır. Ben Kıbrıs’ta Barış Harekatı yaşandığında 27 yaşındaydım, 8 arkadaşım yanı başımda şehit düştü. Savaşın ateşinin ne demek olduğunu bizzat içinde bulunarak yaşayanlardan biriyim. Bana vatan haini, Rumcu, Türkiye düşmanı yakıştırmasında bulunanların birçoğu; Kıbrıs’ın ne olduğunu, savaşın ne olduğunu, Mustafa Akıncı’nın kim olduğunu bilmeden bu yakıştırmaları yapıyorlar. Bunlar Türkiye ile KKTC’nin ilişkilerine yardımcı olan hususlar değildir, çok yanlış yapıyorlar.”

“Buradaki bazı makamlar tarafından seçimlere taraf olma gayreti var, onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Derhal son bulmalıdır”

Türkiye’de demokratik seçim ile başa gelen ve halkını temsil eden kim olursa olsun hep saygılı olduklarının da altını çizen Akıncı, 15 Temmuz kalkışmasında da Kıbrıs’ta ilk sesini yükseltenin yine Cumhurbaşkanlığı makamı olduğunu hatırlattı. Akıncı devamında şunları aktardı: “Ahmet’e Mehmet’e şeklinde algılanmasın, Türkiye’nin demokrasisine ve sivil yönetimine, Türkiye’nin halkına ve onların kararına duyduğumuz saygı gereği bunu yaptık. Dolayısıyla aynı saygıyı şimdi biz de Kıbrıs Türk demokrasisine ve halkımızın kararına bekliyoruz. Böylesi bir seçim platformunda kimsenin taraf olmak gibi bir yanlışa düşmemesini bekliyoruz. Bunu neden söylüyorum çünkü bu konuda ipuçları var. Adaylık başvurumu yaptıktan sonra da söyledim, Kıbrıs Türk halkı kendi özgür, bağımsız kimliği ile kendi geleceğini belirleme, hakkına, becerisine, yeteneğine ve yetkisine sahiptir ve kendi için en uygun kararı da verecektir. Dolayısıyla bu konularda taraf olma girişimi derhal son bulmalıdır. Buradaki bazı makamlar tarafından seçimlere taraf olma gayreti var, onlar kendilerini çok iyi biliyorlar.”

Seçimlere müdahale riski: Kıbrıs Türk halkı bunu benimsemez, hazmetmez…

Seçimlere müdahale edilme riski olduğuna vurgu yapan Akıncı, “Bunun son derece yanlış bir şey olduğunu adaylık başvurumu yaptığım günden ilan ediyorum ve bundan uzak durulmalıdır, Kıbrıs Türk halkı bunu benimsemez, hazmetmez. Böyle bir şey devam ettiği takdirde, açılacak yaraların sarılması için uzun zamana ihtiyaç duyulacak. Şimdilik bu kadarla yetiniyorum ve temenni ediyorum ki bu mesajlarımız doğru algılanır” dedi.

“Olmayacak duaya amin diyen ve buradaki çözümsüzlüğü, bölünmüşlüğü daha da pekiştirmek isteyenler var”

11 Ekimde KKTC’nin Cumhurbaşkanı’nın belirleneceği seçim için mevcut adayların “federasyon temelli” çözüm modeli ve “iki devlet, iki ayrı egemenlik” çözüm modeli üzerinden iki ayrı seçim propagandası yürütmesinin seçimlere etkisinin ne olacağını da değerlendiren Akıncı, federasyon dışındaki seçeneğin şu an için mümkün olmadığından yola çıkılarak, işin artık karar aşamasında ve tarafların iradesine kaldığının farkına varılması gerektiğine işaret etti. “Bugüne kadar bir sonuca gidilmemişse bunda Kıbrıs Türk tarafının en ufak bir günahı yok” ifadelerini kullanan Akıncı, Kıbrıs Türk tarafının Türkiye’nin de desteğini alarak hep çözümden yana olduğunu vurguladı. Akıncı, “Şimdi gelinen noktada ‘olmayacak duaya amin demek ve buradaki çözümsüzlüğü, bölünmüşlüğü daha da pekiştirmek’ isteyenler olabilir, hayır Kıbrıs Türk halkı buna layık değil, biz dünyaya açılan Avrupa ile de fiilen hak ettiğimiz yeri orada alan ve Türkçe’yi de Avrupa’nın bir resmi dili haline getiren ve orada kuracağımız ilişkilerle Türkiye’nin ilişkilerinin daha iyiye gitmesi için çaba harcayacak olan bir konuma da gelebiliriz. Bunun için de Kıbrıs sorununun çözülmesi lazım” açılamasında bulundu.

“Ben Kıbrıs Türk halkının Cumhurbaşkanlığında bağımsız, tarafsız bir duruş isteyeceğini, benim sergilediğim konumu arzu edeceğini görüyorum”

Kıbrıs Türk halkının gerçekçi olduğunu, mümkün olanı görüp, bildiğini de vurgulayan Akıncı, Kıbrıs Türk halkının bir şeye daha karar vereceğini söyleyerek, “Kendi iradesi ile bu topraklarda kendi özgün kimliği ve kişiliği, kültürel varlığını muahafaza ederek, Türkiye ile de en iyi dostluk ilişkisi kurarak, kardeşlik hukuku içerisinde var olmayı mı seçecek yoksa, ‘bunlar önemli değil’ diyen tarafa mı meyil edecek. Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı kişilikli ilişkiyi mi arzulayacak, Cumhurbaşkanlığının bir parti başkanlığı makamı olmadığını, partizanlığa buralarda yer olmadığını, bağımsız tarafsız bir kimlik sergilenmesini isteyecek yoksa ‘varsın parti başkanlığı gibi hareket edilen’ bir yer olsun mu diyecek Kıbrıs Türk halkı. Ben Kıbrıs Türk halkının burada bağımsız, tarafsız bir duruş isteyeceğini, benim sergilediğim konumu arzu edeceğini görüyorum” şeklinde konuştu.

“Kıbrıs Türk halkının benim adaylığım etrafında kenetlendiğini görüyorum. Şaibesiz bir seçim olması her şeyin üzerinde gelir, buna da her makamın saygılı olması gerekir”

Akıncı, halkın kendi vicdan ve akıl muhasebesini yaparak, çözüm odaklı siyasetlerini desteklediklerini, bağımsız, tarafsız bir kimliği burada tercih ettiğini, iç konularda rehberlik yapan bir Cumhurbaşkanı’nı Türkiye ile de kendi özgün kimlik ve kişiliğini koruyarak, karşılıklı saygıya dayalı bir ilişkiyi istediğini ve desteklediğini vurguladı. Akıncı, “Kıbrıs Türk halkı benim adaylığım etrafında çok ciddi bir kenetlenme göstermektedir. Bunu çok açık ve net görüyorum. Asıl sonuç 11

Ekim’de çıkacak. Hepimiz bu sonuca şimdiden hayırlı olsun demek durumundayız. Müdahalesiz bir seçim, Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini kendinin belirleyeceği ve şaibesiz bir seçim olması her şeyin üzerinde gelir, buna da her makamın saygılı olması gerekir” şeklinde konuştu.

“Bize yeni bir gelecek lazım. İnsanların kaderi değildir savaşlarda ölmek. Bunu kader olarak görmeyelim, biz bu kaderi değiştirebiliriz”

Tarih boyunca hep bir mücadelenin içerisinde olan, stratejik konumu nedeniyle dikkatlerin sürekli üzerinde olduğu, çekişme ve kavgaların arasında kalan Kıbrıs Türk halkının hassasiyetleri ve yorgunları üzerine de konuşan Akıncı, “Hangi toplum var ki çocuklarının barış ortamında yaşamasını, iyi bir işe sahip olmasını, huzur içinde yaşamasını, başını yastığa koyduğu zaman kendini güvende hissetmesini, gelecek endişesi duymamasını istemez. Ama birtakım silah tüccarlarının çıkarları, bütün dünya insanlığını çok farklı yerlere götürmüştür. Milyonlarca insanlar öldü dünya savaşlarında. Biz de burada Türkiye ile birlikte nice şehitler verdik. Her ailede ya bir şehit ya bir gazi vardır Kıbrıs Türk halkında. Ama artık yeni şehitler, gaziler, kayıplar olmasın. Biz hala Kıbrıs’ın toprağından kayıp insanlar çıkarıyoruz Türk’ü ile Rum’u ile. Biz artık bunların bitmesini istiyoruz. Biz artık Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesinin etrafında buluşmak istiyoruz” ifadelerini kullandı. Akıncı, sadece Kıbrıs Türk halkının değil, tüm dünya insanlığının savaşlardan, ekonomik krizlerden, salgından, kötülüklerden yorgun düştüğünü söyledi. “Bize yeni bir gelecek lazım” ifadesini kullanan Akıncı, “Biz diyoruz ki bu yeni geleceği kendi adamızda, gücümüzün yettiğince filizlendirip, buradan başlatalım, bölgeye de yararı olsun, ışık tutsun, örnek olsun. İnsanların kaderi değildir savaşlarda ölmek. Bunu kader olarak görmeyelim, biz bu kaderi değiştirebiliriz” dedi.

“Savaş bize ölümden, acıdan, kandan başka bir şey getirmez”

Bunun kolay olmayacağını meşakkatli bir yol olduğunu belirten Akınca, ancak her bireyin bunun için oynayabileceği rol ve katkısı olabileceğini söyledi:

“El ele verirsek bu ada cennet olur. Bu ada Türkiye için de ilerisi için iyi bir ilişki geleceği sunar, Türk-Yunan ve Türk Avrupa ilişkilerine katkı sağlar. Ama savaşın bize getireceği ne var ölümden, acıdan, kandan başka”

Son Haberler

Trump, İran’a yönelik saldırıları durdurma talimatı verdi

ABD medyası, ABD Başkanı Donald Trump'ın orduya cuma günü İran'a yönelik askeri saldırıları durdurma talimatı verdiğini bildirdi. Böylece 13 gündür aralıksız devam eden günlük saldırı zinciri ilk kez kesintiye uğradı. 24 Temmuz 2026 Cuma günü, konuya yakın iki kaynak ABD merkezli Axios'a yaptığı açıklamada, Donald Trump'ın yaklaşık iki haftadır ilk kez ABD ordusunun sunduğu saldırı planını onaylamadığını aktardı. Trump, önceki 13 gün boyunca İran'daki hedeflere yönelik bombardıman emirlerini her gün veriyor ve bu saldırılar birkaç saat içinde uygulanıyordu. Ancak bu kararın geçici mi yoksa kalıcı bir duraklama mı olduğu henüz netlik kazanmadı. Analistler, Trump'ın bu kararının diplomasiye daha fazla fırsat tanıma isteğinin bir yansıması olabileceğini değerlendiriyor. Kaynaklar, ABD ordusunun geniş çaplı askeri saldırıların yeniden başlatılması ihtimaline karşı tüm planlarını hazır tuttuğunu, ancak Trump'ın şu ana kadar bu yönde yeni bir emir vermediğini belirtti. Güvenlik güçlerinin ise talimat verilmesi halinde kısa sürede yeniden harekete geçebileceği ifade edildi. Trump, söz konusu talimattan kısa süre sonra Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırıları sürdürme ya da artırma seçeneğinin hâlâ masada olduğunu söyledi. "Sahip oldukları her şeyi yok edebiliriz" diyen Trump, buna rağmen daha akıllıca stratejinin İran'la bir anlaşmaya varmak olduğunu ifade etti. ABD Başkanı, "Şu anda İranlılarla görüşüyoruz. Bence her geçen gün daha da yorgun düşüyorlar. Harekete geçmeye hazırız ve tamamen silahlıyız, ancak onlarla konuşuyoruz" dedi. Trump daha sonra Beyaz Saray muhabirleriyle düzenlediği resmi toplantıda ise, "İran'ın şu anda bir anlaşmaya hazır olduğunu düşünmüyorum, ancak ben dinlemeye hazırım" ifadelerini kullandı. Trump'ın saldırıları durdurma kararı, cuma günü Umman'dan bir diplomatik heyetin Tahran'a ulaşmasının ardından geldi. Heyetin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik yeni bir anlaşmayı görüşmek amacıyla İranlı yetkililerle temaslarda bulunduğu belirtildi. Bölgeden iki kaynak, müzakerelerde önemli ilerleme sağlandığını ve hafta sonu içerisinde Umman ile İran arasında bir anlaşmanın imzalanabileceğini aktardı. Ardından Başkan Trump'ın, önerilen anlaşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesi bekleniyor.

17 yıl sonra bir ilk: BM Genel Sekreteri Guterres, Suriye’de

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, resmi ziyaret kapsamında beraberindeki heyetle Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. SANA muhabirinin aktardığına göre, Guterres ve beraberindeki heyeti Şam Uluslararası Havalimanı'nda Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani karşıladı. 17 yıl aradan sonra Şam’ı ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri olan Guterres’in, temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya gelmesi öngörülüyor.

Trump: İran’la ya anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili iki seçenek bulunduğunu belirterek, "Ya onlarla anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz" dedi. Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran yönetiminin anlaşma yapmak istediğini söyleyen Trump, "Bazen güçlü görünmek için anlaşma istemediklerini söylüyorlar ama gerçek bu değil" ifadelerini kullandı.    Trump, Tahran yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "İki yol var: Ya onları parça parça dağıtabiliriz ya da onlarla müzakere edebiliriz. Şu anda yaptığımız da bu" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in İran tarafıyla doğrudan temas halinde olduğunu söyleyen Trump, Tahran'ın son günlerde bir uzlaşmaya varma konusunda daha istekli göründüğünü ifade etti. Trump, "Bence akıllıca olan yol bu. Ancak diğer yol, yani savaş, belki daha kolay olabilir. Biz buna da hazırız. Hazırız ve silahlıyız" dedi. "Büyük saldırılar" konusunda karar vermedi İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon kararı alıp almadığı yönündeki soruya Trump, "Hayır, henüz karar vermedim çünkü şu anda onlarla konuşuyoruz" yanıtını verdi. Trump, Venezuela örneğini hatırlatarak, başlangıçta eleştirilen bazı kararlarının daha sonra destek gördüğünü belirterek, İran konusunda da benzer bir sürecin yaşanabileceğini söyledi. "Rusya ve Çin'in İran'a yardım edeceğini düşünmüyorum" Rusya ve Çin'in İran'a destek vereceği yönündeki iddiaları da değerlendiren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisine bu yönde güvence verdiğini dile getirdi. Trump, "Şi Cinping ve Vladimir Putin bana müdahil olmayacaklarını ve Tahran'a yardım etmeyeceklerini söylediler. Onlara güveniyorum ve beni hayal kırıklığına uğratacaklarını sanmıyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamaları, ABD ile İran arasında devam eden gerilimin sürdüğü ve diplomatik temasların devam ettiği bir dönemde geldi. Öte yandan New York Times'ın haberine göre Trump'ın, İran'a yönelik askeri seçenekleri değerlendirmek üzere Beyaz Saray Durum Odası'nda üst düzey askeri yetkililerle bir toplantı yapması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması İsrail’de tepkiyle karşılandı

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Riyad'ın Amerikan teknolojisiyle nükleer santral kurup uranyum zenginleştirmesine imkan tanıyan anlaşma, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açtı. İsrailli muhalif siyasetçiler, anlaşmanın Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. ABD ve Suudi Arabistan, Riyad'ın sivil nükleer program geliştirmesini öngören tarihi anlaşmaya imza attı.Çarşamba günü duyurulan ve yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı gereken anlaşma, İsrail siyasetinde geniş yankı uyandırdı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, muhalefet ve eski üst düzey yetkililer anlaşmaya sert tepki gösterdi. Bennett: "Büyük bir stratejik başarısızlık" 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bennett yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan ile İsrail göz ardı edilerek yapılan bu nükleer anlaşma, büyük bir stratejik başarısızlıktır ve güvenliğimizi riske atmaktadır. Suudi toprağında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede kontrolsüz bir nükleer yarışa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Çılgınca bir silahlanma yarışı başlayacak" Anlaşmaya bir tepki de eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'dan geldi. Liberman, Suudi Arabistan'ın sivil programının nihayetinde askeri boyut kazanacağını öne sürerek şunları söyledi: "Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programı, nükleer silah elde edilmesiyle sonuçlanacak ve tüm Orta Doğu'da çılgınca bir silahlanma yarışına neden olacaktır." İsrail'in bölgedeki tek nükleer güç olma konumunu koruması gerektiğini vurgulayan Liberman, Tel Aviv yönetiminin ABD Kongresi nezdinde girişimde bulunarak anlaşmayı engellemesi gerektiğini kaydetti. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz ise konunun bölgesel ittifaklardan bağımsız ele alınmasını eleştirerek, "Bölgesel ılımlı bir ittifakın parçası olmadan Suudi Arabistan'a sivil nükleer kapasite verilmesinin İsrail'in güvenliğine fayda sağlayacağını savunacak hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur" değerlendirmesinde bulundu. 123 Anlaşması imzalandı 22 Temmuz 2026'da ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, kamuoyunda "123 Anlaşması" olarak bilinen çerçeve metni ve beraberindeki güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasında milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek stratejik bir ortaklığın hukuki zeminini oluşturduğu kaydedildi. Anlaşma, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sıkı denetimi altında Suudi Arabistan'ın elektrik üretimi için Amerikan teknolojisini kullanmasına imkan tanıyor. Böylece Riyad yönetimi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, ABD'li şirketler için de Suudi nükleer pazarına giriş fırsatı doğuyor. Wright: "Trump sayesinde nükleer rönesans başladı" İmza töreninin ardından konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın en yüksek güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına sahip olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın vizyonuna dikkat çeken Wright, "Başkan Trump sayesinde ABD'nin nükleer rönesansı başladı. Bu adım, her iki ülke halkına uzun vadeli ekonomik ve stratejik kazançlar sağlayacaktır" dedi. ABD Kongresi'nin onayına sunulacak olan anlaşmanın temel hedefleri arasında ABD nükleer teknolojisinin ihracatını artırmak, nitelikli istihdam yaratmak ve Washington-Riyad hattındaki stratejik ortaklığı derinleştirmek yer alıyor.

Rojava Üniversitesi’nde kritik görüşme: Şam’daki yükseköğretim sistemine bağlanacak

Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun akademik ve hukuki kriterlere göre yürütülerek, öğrencilerin eğitim hakkı ile akademik kadroların haklarının esas alınacağını söyledi.  Suriye Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi, Kamışlo’da bulunan Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun öğrencilerin ve akademik kadroların haklarını esas alan kapsamlı bir akademik ve hukuki çerçevede yürütüleceğini açıkladı. Haseke Valisi Nureddin İsa'nın da dahil olduğu, Rojava Üniversitesi Meclisi ile gerçekleştirilen görüşmede entegrasyon sürecine ilişkin hazırlanan yol haritasının ele alındığını belirten El Helebi, sürecin aşamalı ve planlı biçimde ilerleyeceğini ifade etti. İlk aşamada üniversitenin akademik ve idari yapısı, eğitim programları, öğrencilerin durumu, akademik kadrolar ve eğitim altyapısının kapsamlı biçimde değerlendirileceğini kaydeden El Helebi, "Amaç, öğrencilerin hiçbir hak kaybına uğramamasını ve eğitim süreçlerinin kesintisiz devam etmesini sağlamaktır" dedi. İkinci aşamada ise müfredatın, akademik kararların ve ders saatlerinin bilimsel ölçütler doğrultusunda uyumlaştırılacağını belirten El Helebi, ders denkliklerinin sağlanması ve akademik gerekliliklerin yerine getirilmesi için adil bir mekanizmanın oluşturulacağını söyledi. "Bu sayede entegrasyon süreci düzenli şekilde ilerleyecek, eğitim kalitesi ve akademik standartlar korunacaktır" diyen El Helebi, ilerleyen aşamalarda Hesekê'deki yükseköğretim kurumları arasındaki bütünleşmeyi güçlendirecek hukuki ve akademik düzenlemelerin de tamamlanacağını ifade etti.  Bakanlığın, öğrenciler ve akademik kadroların haklarını güvence altına alacak teknik ve hukuki değerlendirmeler tamamlanmadan herhangi bir adım atmayacağını vurgulayan El Helebi, sürecin adalet ve şeffaflık ilkeleri temelinde yürütüleceğini kaydetti.

New York Belediye Başkanı Mamdani, Netanyahu’yu tutuklama yetkisinin olmadığını söyledi

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, 22 Temmuz'da İsrail...

İran’dan ABD’ye: Nükleer tesislere saldırı olursa sert karşılık veririz

İran'ın Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı, ABD'nin ülkenin nükleer tesislerine saldırması halinde komşu ülkelerdeki Amerikan üslerine sert karşılık vereceklerini açıkladı. Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı dün gece yayımladığı açıklamada, ABD'nin İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer ve diğer hassas tesislerine saldırı tehdidinde bulunduğunu belirtti. Açıklamada, "ABD'nin saldırgan ordusu böyle bir aşamaya geçerse, bunu bölgedeki savaşın daha da genişletilmesi olarak değerlendireceğiz. ABD'nin, müttefiklerinin ve bu asi ve savaş yanlısı ülkeyi destekleyenlerin tüm çıkarları, İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri'nin güçlü saldırılarının hedefi olacaktır" denildi. Trump: Nükleer malzemelerin saklandığı bölgeleri bombalayacağız Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün İran'a yönelik yaptığı uyarının ardından geldi. Trump, Tahran'ın nükleer ekipman ve malzemelerini sakladığı düşünülen noktalara "çok yakında" saldırabileceklerini söylemişti. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüjleri daha güvenli bölgelere taşıdığına inanıp inanmadığı sorusuna ise, "Hareketliliğin farkındayız. Büyük olasılıkla o bölgeleri çok yakında vuracağız" yanıtını verdi. İran'ın ABD saldırılarını engelleyemeyeceğini öne süren Trump, "İran bize karşı hiçbir şey yapamaz. Normalde böyle konuşmam ama eğer o yerleri koruyabileceklerini düşünseydim bunu söylemezdim. Tekrar ediyorum, o bölgeleri çok yakında vuracağız" ifadelerini kullandı. Trump'ın hedef gösterdiği yerlerden biri de Kuleng(Kazma) Dağı oldu. Kuleng Dağı neden önemli? Kuleng Dağı (Kuh-e Kolang Gaz La), İran'ın merkezinde yer alan İsfahan eyaletinde bulunmaktadır. Tahran'ın yaklaşık 220 kilometre güneyindeki stratejik Natanz nükleer tesisinin hemen 1.5 kilometre yakınında yer alır  Kuleng Dağı'nın altında gizli ve derin bir yer altı nükleer tesisi bulunduğu iddia ediliyor. İsrail ve ABD istihbarat kurumları, İran'ın hava saldırılarından korumak amacıyla binlerce uranyum zenginleştirme santrifüjünü bu tesise taşıdığına inanıyor. Tesis o kadar derindedir ki, ABD'nin en güçlü sığınak delen (bunker-buster) bombalarının bile burayı tamamen imha etmekte zorlanacağı belirtilmektedir. Trump, burayı "tam giriş kapısından" vurarak tünelleri kapatmakla ve İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemekle tehdit etmektedir. Tesisin kapıları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerine kapalı olduğu için, ABD burayı tamamen "karanlık bir nükleer kutu" ve en büyük tehdit odağı olarak görmektedir

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.