28 Ağustos 2026
21.2 C
İstanbul

Kılıçdaroğlu: Bizim de geçmişte hatalarımız oldu, toplumun helalleşmeye ihtiyacı var

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Bizim de geçmişte hatalarımız oldu. Siyaset kurumunun da hataları oldu. Ama bu toplumun bir helalleşmeye ihtiyacı var. Bir kucaklaşmaya ihtiyacı var. Birbirimizi dinlemeye ihtiyacımız var. Bunu yapmadığımız takdirde Türkiye’yi büyütemeyiz” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bursa’da TR Düşünce Kulübü üyeleri ile bir araya geldi. Basına açık kısımda bir konuşma gerçekleştiren Kılıçdaroğlu, Pençe – Kilit operasyonunda hayatını kaybeden Emre Sevinç’e başsağlığı dileyerek konuşmasına başladı. Kılıçdaroğlu, “Bursalı şehidimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu ülkede her birimiz bayrağımız, vatanımız için canımızı feda etmeye hazırız. Bizler, CHP olarak ifade edeyim iki kırmızı çizgimiz var. Vatan ve bayrağımız. Vatanı, bayrağı ile sorunu olmayan herkesin başımızın üstünde yeri var. Her düşünceye saygı duyarız. Düşünce farklılığını olmadığı bir yerde zaten büyüme, gelişme olmaz. Düşünce dünyasındaki büyüme ve gelişme farklı düşüncelerin birbiriyle rekabet ederek farklı bir geleceğe kapı aralamalarıdır. Bu anlamda TR Düşünce Kulübü’nün Bursa’da kurulması, yeşermesi ve Türkiye ve yurt dışına yayılması güzel bir olay. Bunu kuranlar yaşatanlar Bursa değil, Türkiye’ye hizmet veriyorlar” dedi.

‘Türkiye’nin kalkınması için tartışmamız gerekiyor’

Ötekileştirmeden söz eden Kılıçdaroğlu, “Ötekileştirme aslında insan haklarına aykırı bir davranıştır. Bir insanın düşüncelerinden ötürü, inancından, kimliğinden dolayı ötekileştirirseniz aslında o toplumu kutuplaştırır ve ayrıştırırsınız. İnanç üzerinden siyaset yapanların, bu ülkeye en büyük kötülüğü yaptığını hepinizin bilmesini isterim. Kimin inançlı olup olmadığını sadece Allah bilir. Birisinin bir başka kişiye sen inançlısın veya değilsin diyerek suçlaması ‘şirktir’. Benim inancımı kim sorgulayabilir? Peygambere bile verilmeyen yetkiyi nasıl bir başka kişi kullanabilir? Özellikle muhafazakar dünyadan gelen kardeşlerimin bu konuda çok duyarlı olmaları lazım. Herkesin inancı, kimliğini benim başımın üstünde yeri vardır. Hiçbirimiz anne ve babamızı seçme özgürlüğüne sahip değiliz. O zaman benim kimliğim neden siyaset konusu olsun? Neden benim kimliğim dolayısıyla ötekileştirilmiş olayım? Kimlikler herkesin şerefidir. İnanç, herkesin manevi dünyasının zenginliğidir. Böyle bakmamız gerekiyor. Böyle bakmayıp, inancı siyasette kullanırsak, kimliği, yaşam tarzını siyasette kullanırsak, toplumu asıl meşgul olması gereken alandan koparıp, kendi içinde kavga eden bir topluma dönüştürmüş oluruz. Bugün Türkiye’nin geldiği nokta budur. Türkiye’ni bu noktadan çekip çıkartmamız gerekiyor. Sadece siyasetçi olarak ben değil, ülkesinin seven herkesin bu konuda duyarlı olması lazım. Eğer biz bu duyarlılığı sürdürebilirsek, asıl Türkiye’nin büyümesi, kalkınması için var olan sorunları çözmek için düşünce oluşturabilirsek, iyiliği bu ülkeye o zaman yapmış oluruz” dedi ve ekledi:

‘İşsizliği tartışacağımıza insanların kimliklerini tartışıyoruz’

“İşsizlik var. Nasıl çözeceğimizi tartışacağımıza, karşımızdaki insanın kimliğini sorguluyoruz. Bunu neden yapıyoruz? İşsizlik sorunun gizlemek için. Bu siyaset değildir. Bu siyaset Türkiye’ye yarar getirmez. Buradan çıkmamız lazım” diyerek konuşmasını sürdüren Kılıçdaroğlu, “Sosyal devlet dediğimiz bir kavram var. Sosyal devlet üzerinde yeteri kadar durmuyoruz. Devletin sosyal olması gerekiyor. Devletin bütün bireylerine yardım etmesi ve kapı aralaması gerekiyor. Düşük gelirli kesimlerin korunması demektir, sosyal devlet. Devlete sosyal kimlik verilmesinin temel nedeni budur. Devlet hiç kimsenin yatağa aç girmediği, herkesin işinin aşının olduğu, dolayısıyla o devletin huzurun, bereketin, kalkınmanın olduğunu bir anlayışı egemen kılacaktır. Biz sosyal devleti de yeniden inşa etmek zorundayız. İnsanlar yoksul olabilirler. Hiç birimiz mal varlığımız ile doğmadık. Giderken de bir şey götürmüyoruz. O zaman doğuş ile ölüm arasındaki tarihi iyi bilmek ve değerlendirmek zorundayız. Gelirken bir şeyimiz yoktu, giderken de yok. O zaman hırsımıza bir şekli gem vurmak zorundayız.”

‘Taş yerinde ağır diyoruz’

Kılıçdaroğlu konuşmasını şöyle devam etti:
“Gerçekten Türkiye’nin temel sorunlarını tartışıp konuşacağız, devletin dini adalettir diyoruz. Kainatın adalet üzerine inşa edildiğini biliyor muyuz? Yüce Yaradanın kainatı adalet üzerine inşa ettiğini biliyor muyuz? Bütün peygamberlerin adaleti ve ahlakı egemen kılmak için görevlendirildiğini biliyor muyuz? O zaman şunu sormak lazım? Biz adalet konusunda ne yaptık? Adaleti inşa edemezseniz adaleti toplumda egemen kılamazsanız ülkeye huzur getiremezsiniz. Adalet aynı zamanda liyakat demektir. Liyakat işi ehline vermek demektir. Biz gerçekten devleti yönetiminde işi ehline veriyor muyuz? Eğer işini ehline vermiyorsak, devlet adaletle ve iyi yönetilmiyor demektir. Örnek, siz bankanın yönetim kurulu üyeliğine bankacılıkla hiç ilgisi olmayan birini tayin ederseniz, bir arkeolog getirirseniz olur mu? Arkeolog başımızın üstünde yeri var, o işini en iyi şekilde yapar. Ama taş yerinde ağır diyoruz. Taş yerinde ağırsa arkeolog kendi alanında, finansçı kendi alanında, güreşçi kendi alanında görev yapmalıdır. Bu devlette liyakat demektir. Kabe’nin anahtarının sevgili Peygamberimiz tarafından nasıl işi ehline verdiğini bilmemiz için o gerçeği bilmemiz lazım. Biz bunları yapmıyoruz”

‘Siyasette uygarca tartışma alanı Türkiye’de yok’

Çok sorunların olduğunu, farklı düşünenlerin bir araya gelerek tartışmasının değerli olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Bu anlamda ben başkanları ve konuşmacıları yürekten kutluyorum. Farklı görüşten insanların bir araya gelip tartışmaları biz buna istişare diyoruz. Uygarca konuşma diyoruz. Akıl akıldan üstündür. Benim görmediğimi bir başkanı görebilir. Dönemli bizdeki siyasete. Siyasette uygarca bir tartışma alanı Türkiye’de yok. Ben 1970’li yılları biliyorum. Genel başkanlar çıkardı televizyonlarda uygarca tartışırlardı. Gazeteciler sorardı cevap verirlerdi. Ne oldu da biz geriye gittik. Neden biz insanlarla bir araya gelip tartışmıyoruz. Bir televizyoncu arkadaş dedi ki; bayramda bütün parti liderleri ile röportaj yapmak istediklerini söyledi. Ben de önerimi sundum. Bütün liderleri davet edin, bir bayramda çıkalım televizyona hiç siyasete girmeyelim, çocukluğumuzu, gençliğimizi, aşkımızı, evliliğimizi anlatalım. Bu insanlar bizim insan olduğumuzu görsünler. Kimse kabul etmedi. Elbette bizim ağladığımız, sevindiğimiz, çocuklarımız oldu. Aynı apartmanda bir cenaze olduğunda biz televizyon, radyo açmayız. Biz bu hasretlerden giderek uzaklaşıyoruz. Temel sorunumuz budur. Bir arkadaşımız konuşurken ifade etti, çoğu arkadaş siyaset dışıdır diye. Hiç kimse siyaset dışı değildir. Otobüs fiyatı, içtiğini suyun fiyatını belirleyen de siyasettir. Uçağa bindiğiniz biletin fiyatını da belirleyen siyasettir. Kurduğunuz fabrikanın iznini almak için başvurduğunuz yerde siyasettir. Siyasetin ahlaklı zeminde büyümesini ve gelişmesini sağlamamız gerekiyor. Etik değerlere önem vermemiz gerekiyor. Kirli insanların siyasetten arınması lazım” dedi.

‘Siyaset zenginleşme aracı değildir’

Siyaset zenginleşme, köşeyi dönme aracı değildir” diyen Kılıçdaroğlu:
“Siyasetin özü halka hesap vermektir. Çocuk doğduğu andan itibaren vergi öder. Mama, süt, bez vergi. Şuan bir tek teneffüs ettiğimiz havada vergi yok. İlerde olur mu bilmem. Peki gelişmiş ülkelerle bizim aramızdaki temel fark nedir? O ülkelerde siyasetçi harcadığı her kuruşun hesabını vermek zorunda. Aksi takdirde siyaset yapamaz. Milletin arasına bile giremez. Demokrasiyi eğer geliştirmek istiyorsak her birimiz milletvekili geldiğinde sormalıyız. Bunu kaça yaptık’ diye. Hesap vermesi lazım. Devletin sırrı değil ki. Yapmışsın hastane başımın üstüne. Yapmışsın yol köprü başımın üstüne. Zaten kimse niye yaptın demiyor. Kaça yaptın diye, kaça mal ettin sen bunu diye soruyorsun. Bunun cevabını almak zorundayım. Bunun cevabını siyasetçi olarak ben sorduğumda koro halinde diyorlar, ‘Vay bak bunlar yola karşı, köprüye karşı, hastaneye karşı’. Değiliz arkadaş. Kaça yapıldığını soruyoruz. Demokrasi adına, vatandaş adına soruyoruz bütün bunları.”

‘Türkiye teknoloji çağını kaçırmaması gerekiyor’

Türkiye’nin teknoloji çağını kaçırmaması gerektiğinin altını çizen Başkan Kılıçdaroğlu, “Türk vatandaşı, şimdi Almanlar. 2 kişi kovid-19 aşısını buldular. 2 kişinin Alman ekonomisine yaptıkları katkı ne kadar? Üç yılda 140 milyar doların üzerinde. Demek ki bir toplumu taşıyan nedir? O zeki dediğimiz insanlardır, yeni buluşlardır. O yeni buluşları eğer sağlayamazsanız mümkün değil ilerleyemezsiniz. Osmanlı Sanayi Devrimi’ni kaçırdığı için battı. Elin oğlu tüfeği icat etmiş, sen yalın kılıçla gidiyorsun. Ne yapıyor? 500 metreden seni indiriyorlar. İstediğin kadar güçlü ol. Kılıç, öbür tarafta tüfek var. Siz teknoloji çağını kaçırırsanız çok daha büyük bir felaketle Türkiye karşı karşıya kalacak. Teknoloji çağını kaçırırsak Türkiye nasıl yakalayacak bunu? Nasıl yakalıyor? Üniversite, bir toplumu ileriye taşıyan temel kurumlardır. Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı mekanlardır. Üniversitede farklı düşündü diye üniversite hocasını üniversiteden attık. Ya Allah aşkına farklı düşünmek kadar değerli bir şey olabilir mi? Pek çok sorunumuz var. Bu sorunları aşabiliriz. Asla karamsar değilim, asla. Bu ülkede bu milletin ferasetine güveniyorum. Sonuçta bu millet gerçekten de kendi tarihini, kendi kültürünü, kendi ülkesine, kendi bayrağını saygılı ve sahip çıkan bir millettir. Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi olarak eksikliklerimiz oldu mu? Dünya kadar yanlış oldu mu, dünya kadar? Eksiğimiz oldu yanlışımız da oldu. Her şeyimiz oldu. Ama size rahatlıkla şunu söyleyebilirim. Son 10 yılda siyasal partiler arasında en büyük değişimi yaşayan parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Halkın partisi olmuştur. Halkın partisi. Herkesin kimliği şerefidir. Herkesin yaşam tarzına saygı gösterilir. Herkesin inancı, onun manevi dünyasının zenginliğidir. Biz sadece ve sadece o insan inancını nerede yerine getirmek istiyorsa belediye başkanlarıma şunu söylerim. Bulunduğunuz beldede cami mi, kilise mi, havra, cemevi mi, insanlar nerede Allah’a ibadet etmek istiyorlarsa oraları tertemiz yapacaksınız. Gitsin ibadetini yapsın. Buna benzer pek çok şeyi hayata geçireceğiz. Allah nasip eder de Millet İttifakı olarak iktidar olursak Türkiye’nin 5 yıl içinde kararlılıkla, azimle, aşacağını hep birlikte göreceksiniz” ifadelerine yer verdi.

‘Bizim de geçmişte hatalarımız oldu’

Helalleşme üzerine de kısa bir değerlendirme yapan Kılıçdaroğlu, “Çok kutuplaştık. Birbirimize farklı gözlerle bakmaya başladık. Bizim de geçmişte hatalarımız oldu. Siyaset kurumunun da hataları oldu. Ama bu toplumun bir helalleşmeye ihtiyacı var. Bir kucaklaşmaya ihtiyacı var. Birbirimizi dinlemeye ihtiyacımız var. Bunu yapmadığımız takdirde Türkiye’yi büyütemeyiz. Yine o kısır tartışmaları içinde siyaset alır başını gider. Kaybeden Türkiye ve bizim insanımız oldu. Yurt dışına giden o hocalarımızı büyük başarılara imza atan hocalarımızı ve gençlerimizi yine Türkiye’ye davet etmeliyiz. Türkiye’ye gelmeliler. Burada çalışmalılar. Üniversite olmalı ama güzel üniversitelerimiz. Üniversitelerimizin kültürü olmalı. Üniversitelerimizin geleceği, geleceği inşa etme gibi bir ruhu olmalı, bir yapısı olmalı, bir bilimsel altyapısı olmalı” dedi.
Toplantının ikinci bölümü basına kapalı gerçekleştirildi. Üyelerden yazılı alınan sorular, Kılıçdaroğlu tarafından cevaplandı.

Son Haberler

Mazlum Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı olarak atandı

Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) feshedildiğini açıklayan Mazlum Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara tarafından danışman olarak görevlendirildi. Şam yönetimi ile Demokratik Suriye Güçleri (SDG) arasındaki entegrasyon süreci, 29 Ocak 2026’da imzalanan anlaşmayla başladı. Anlaşmada kalıcı ateşkesin sağlanması, DSG’nin feshedilerek güçlerinin Suriye ordusu bünyesinde konuşlandırılması, güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, petrol sahalarının merkezi yönetime devredilmesi ve yerel yöneticilerin atanması gibi düzenlemeler yer aldı. DSG’nin feshedildiğini duyurdu SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, 29 Ocak Anlaşması’ndan yaklaşık 7 ay sonra, 25 Ağustos’ta Suriye’nin başkenti Şam’daki Halk Sarayı’nda basın toplantısı düzenledi. Abdi, toplantıda SDG’nin “bağımsız bir askeri güç” olarak varlığına son verildiğini ve güçlerin Suriye ordusuna tam entegrasyonunun sağlandığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Abdi’nin Suriye hükümeti içerisinde hangi görevde bulunacağı merak konusu oldu. Abdi’ye yeni görev Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından 27 Ağustos’ta yayımlanan ve Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın imzasını taşıyan kararnameyle Mazlum Abdi, cumhurbaşkanı danışmanı olarak görevlendirildi.

Suriye Eğitim Bakanlığı’ndan Kürtçe kararı: Ulusal dil olarak okullarda okutulacak

Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçenin Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde devlet ve özel okulların müfredatına ulusal dil olarak dahil edilmesine karar verdi. Suriye Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman'ın imzasını taşıyan ve bugün yayımlanan resmi yazıya göre, eğitim müfredatında kapsamlı değişiklikler yapılacak. Kürtçe, söz konusu bölgelerde Arapça ve İngilizcenin yanı sıra müfredatta yer alacak. Karar kapsamında, Kürtçe derslerine haftada ortalama üç ders saati ayrılacak. Ayrıca Kürtçe sosyal ve kültürel faaliyetler için haftada bir ders saati tahsis edilecek. Kürtçe dersinin öğrencilerin genel başarı ortalamasına dahil edileceği belirtilen kararda, dersin temel derslerden biri olarak kabul edileceği ifade edildi. Kararda, uygulamanın ilk yılına ilişkin şu ifadeler yer aldı: "Kürtçe dersinin notu, öğrencinin genel başarı ortalamasına (toplam notuna) dahil edilecek ve temel derslerden biri olarak sayılacak. Ayrıca kolaylık sağlamak adına, uygulamanın ilk yılında öğrenciler Sosyal Bilgiler, Tarih, Coğrafya ve Felsefe derslerini Kürtçe veya Arapça dillerinden diledikleriyle okuyabilecek ve bu dillerde sınava girebilecekler." Kürtçe öğretmenleri için şartlar Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçe derslerini verecek öğretmenlerde aranacak şartları da belirledi. Buna göre öğretmenlerin üniversite veya öğretmen yetiştirme enstitüsü mezunu olması ve Kürtçe alanında uzmanlaşması gerekiyor. İhtiyaç halinde Kürtçeye hakim lise mezunlarının da ders vermesine izin verilecek. Öğretmen adaylarının ise Kürtçe dil seviyelerini belgelemek amacıyla yazılı ve sözlü sınavdan geçirilmesi öngörülüyor.

Rojin Kabaiş’in ölmeden önceki yazışmalarına ulaşıldı

Rojin Kabaiş’in kaybolduğu 27 Eylül 2024’te saat 14.30 ile 18.47 arasında Instagram üzerinden yaptığı yazışmalara ulaşıldığı ileri sürüldü. Kabaiş’in “hocam” diye hitap ettiği M.Ç.’nin Kabaiş’in kaybolmasının ardından hesabını kapattığı iddia edildi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in 27 Eylül 2024’te kaybolmasına ilişkin soruşturmada yeni bilgiler ortaya çıktı. JINNEWS’in ulaştığı Instagram yazışmalarına göre Kabaiş, kaybolduğu gün saat 14.30’dan 18.47’ye kadar M.Ç. olduğu tahmin edilen kişiyle mesajlaştı. Yazışmalar, Rojin’in kaybolduğu saatlere kadar devam etti. Yazışmalarda M.Ç.’nin Van Gölü sahilinde deniz kabukları bulduğunu ve isteyenlere getirebileceğini söylediği, Kabaiş’in ise buna “deniz kabuğu” şeklinde yanıt verdiği görüldü. Mesajların devamında hediyeleşmeye ilişkin konuşmaların geçtiği ve M.Ç.’nin Kabaiş’e teşekkür ettiği aktarıldı. Kabaiş’in söz konusu kişiye “hocam” diye hitap ettiği belirtildi. M.Ç.’nin hesabı kapatıldı Kabaiş’in kaybolmasının ardından M.Ç.’nin Instagram hesabını kapattığı iddia edildi. M.Ç.’nin Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olduğu, daha sonra üniversiteden ayrıldığı aktarıldı. Ancak üniversiteden ne zaman ayrıldığına ilişkin bilgiye ulaşılamadı. Dosyadaki bilgilere göre M.Ç.’nin, Rojin Kabaiş ile aynı saatlerde aynı baz istasyonlarından sinyal verdiği de öğrenildi. Bunun yanında, soruşturma kapsamında çok sayıda kişiden DNA örneği alınmasına rağmen M.Ç.’den DNA örneği alınmadığı bilgisi aktarıldı. Aile avukatından gözaltı ve DNA talebi Kabaiş ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, yeni bilgiler üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Karabulut, M.Ç. ile M.Ç.’nin olay sonrasında görüştüğü M.N.K. hakkında gözaltı kararı verilmesini ve her iki kişiden DNA örneği alınmasını talep etti. Kabaiş’in telefonunun hâlâ açılamamış olması, kaybolmasından günler sonra Google hesabına erişilmesi ve 10 Ekim 2024’te “cihaz silme” işlemi yapılmasına ilişkin kayıtların ortaya çıkmasının ardından, kaybolduğu günkü yazışmalar da soruşturmanın önemli başlıklarından biri haline geldi. Rojin Kabaiş 27 Eylül 2024’te kaybolmuş, 18 gün sonra 15 Ekim’de Van Gölü kıyısında cansız bedeni bulunmuştu. Soruşturma kapsamında yeni dijital bulguların ve yazışmaların nasıl değerlendirileceği ise henüz netleşmiş değil.

PJAK’tan PKK açıklaması: Feshedilmesi partimizi bağlamaz

Rojhilat’a (Doğu Kürdistan) yönelik faaliyetleri ile bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), PKK’nin feshedilmesinin kendileriyle doğrudan bir bağlantısının olmadığını belirtti.   PJAK (Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê /Özgür Yaşam Partisi) Sözcüsü Rêwar Avdanan, PKK ile ideolojik yakınlığını kabul ederken, siyasi ve örgütsel açıdan bağımsız olduğunu savundu. PJAK Sözcüsü Rêwar Avdanan, İran’da gerçek bir demokratik süreç başlatılması halinde benzer bir süreci değerlendirebileceklerini söyledi.Rêwar Avdanan The Amargi’ye yaptığı açıklamada, PKK’nin feshedilmesinin PJAK’la “doğrudan bir bağlantısı” olmadığını ve İran’ın gerçek bir demokratik süreç önermesi halinde PJAK’ın bunu memnuniyetle karşılayacağını belirtti. Türkiye Parlamentosu, 10 Ağustos’ta “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu” adıyla 12 maddelik bir yasayı kabul etti. Yasa, PKK ile bağlantılı diğer örgütlerin silahsızlandırılmasını öngörüyor.  Yasanın “bağlantılı örgütler” ifadesini kullanması, Türkiye sınırlarının ötesinde önemli bir soruyu gündeme getiriyor: “PKK ile bağlantılı” örgütler kategorisi ne kadar genişletilecek? Hükümetler ve analistler tarafından sıklıkla PKK’nin bir kolu olarak tanımlanan İran/Rojhılat Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ise bu tanımlamayı reddediyor. PJAK Yürütme Konseyi üyesi ve Sözcüsü Rêwar Avdanan, Türkiye’de kabul edilen yasanın örgütleriyle “doğrudan bir bağlantısı” olmadığını söyledi. PJAK, ağırlıklı olarak Rojhilat’ta faaliyet gösteren İran Kürt siyasi ve silahlı örgütü. Örgüt, programında Abdullah Öcalan’ın siyasi felsefesiyle ideolojik olarak aynı çizgide bulunduğunu yazıyor. 2000’li yıllardan bu yana silahlı faaliyet yürüten PJAK, İran’da Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarını talep ediyor. Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK): PKK’nin kolu değiliz PJAK’ın PKK’nin İran’daki Kürt uzantısı olduğu yönündeki değerlendirmelere karşın Rêwar Avdanan, örgütün siyasi ve örgütsel açıdan bağımsız olduğunu belirtiyor. PJAK’ın PKK’nin bir kolu olduğu yönündeki tanımlamaları “yanlış anlatılar” olarak nitelendiren Avdanan, örgütün kendi kararlarını kendisinin aldığını vurguladı. “PJAK, Rojhilat ve İran’da faaliyet gösteren bağımsız bir Kürt siyasi partisidir. PKK/KCK’nin feshedilmesinin PJAK’la doğrudan bir bağlantısı yoktur.” Rêwar Avdanan, bununla birlikte PJAK’ın Öcalan’ın siyasi düşüncesiyle olan bağını reddetmedi. “Dünya görüşü ve mücadele felsefesi açısından PJAK, Önder Apo’nun  düşüncelerine ve yol haritasına inanıyor.” Rêwar Avdanan, PJAK’ın İran ve Kürdistan’daki mücadelesini “demokratik siyaset” olarak tanımladığı yöntemlerle sürdürmeyi planladığını, silahlı mücadelenin ise örgütün meşru öz savunma olarak değerlendirdiği durumlarla sınırlı olacağını söyledi. “Süreç yalnızca silahsızlanma olarak görülmemeli” Rêwar Avdanan, Türkiye’deki girişimin yalnızca teknik bir silahsızlanma süreci olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Ona göre çerçeve yasa, ancak Türkiye’de çok daha kapsamlı bir dönüşüme yol açması halinde önemli bir siyasi açılım olabilir. “Çerçeve yasa, Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan değişim ve dönüşümlerde önemli bir adımdır ancak hâlâ yetersizdir ve ciddi eksiklikler barındırıyor.” Avdanan’a göre temel soru, Türkiye’nin yaklaşık bir asırdır devam eden siyasi çıkmazı aşarak Kürt meselesini güvenlik politikasının alanından çıkarıp hukuki ve siyasi zemine taşıyıp taşıyamayacağı. Bunun yalnızca silahlı bir örgütün feshedilmesiyle mümkün olmayacağını savunan Avdanan, Kürt kimliğinin ve siyasi statüsünün hukuken tanınması, anayasal reform yapılması ve “demokratik cumhuriyet” olarak tanımladığı bir sisteme geçilmesi gerektiğini ifade etti. Avdanan’a göre böyle bir dönüşüm gerçekleşirse Kürtler artık bölgesel bir “baskı kartı” olarak görülmeyecek. Kürdistan ise “Ortadoğu’da demokrasiyi birbirine bağlayan bir koridor ve köprü” haline gelebilecek. Ancak Avdanan, Ankara’nın Kürt meselesini ağırlıklı olarak bir güvenlik sorunu olarak ele almaya devam etmesi halinde silahsızlanmanın kalıcı olmayacağı iddiasında bulundu. PKK üyeleri PJAK’a katılacak iddiası PKK’nin olası feshi, örgüt üyelerinin Türkiye’ye dönmek istememesi veya dönememesi halinde ne olacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Olası senaryolardan biri, bazı üyelerin PJAK dahil diğer Kürt silahlı örgütlerine katılması. Rêwar Avdanan ise bu varsayımı reddetti. Başarılı bir siyasi sürecin, PKK üyelerinin Türkiye’ye dönerek siyasi yaşama katılmasına olanak sağlayacak kadar kapsamlı olması gerektiğini söyledi. “Buradaki fikir, insanların sadece pasif bir şekilde evlerine dönmesi değil. Aksine Kürtlerin yalnızca Kürdistan’da değil, Türkiye’nin merkezinde de siyasete katılacağı yeni bir mücadele biçimi başlayacak.” PJAK Rojhilat’taki varlığını sürdürecek Türkiye’de böyle bir dönüşüm ihtimalini destekleyen PJAK, kendi örgütsel veya askeri varlığında ise kısa vadede bir değişiklik sinyali vermiyor. PKK’nin feshedilmesinin ardından PJAK’ın Kandil Dağları’ndaki varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği sorusuna Rêwar Avdanan kısa bir yanıt verdi: “Varlığımızı sürdürmemizin gerekli olduğu tüm alanlarda mücadelemize devam edeceğiz.” Avdanan’ın açıklamalarına göre PJAK’ın geleceğini PKK’nin feshedilmesinden çok İran’daki siyasi gelişmeler belirleyecek. PJAK’ın silahlı mücadelesi esas olarak İran devletine karşı yürütülüyor. Türkiye’deki süreç silahlı mücadeleden siyasi müzakereye geçiş olarak değerlendirilirse, İran’ın da benzer bir süreç önermesi halinde PJAK’ın bunu değerlendirip değerlendirmeyeceği sorusu gündeme geliyor. Rêwar Avdanan böyle bir ihtimali dışlamadı: “İran İslam Cumhuriyeti böyle bir öneride bulunursa, gerçek bir hazırlık, planlama ve İran’da köklü değişim için ciddi bir irade ortaya koyarsa ve böyle bir sürecin Kürt milletinin çıkarlarıyla uyumlu olduğunu düşünürsek, bunu inceler ve kendi yol haritamız, planlarımız ve programımız doğrultusunda hareket ederiz.” PJAK, müzakere karşılığında doğrudan feshedileceği yönünde bir mesaj vermiyor. Avdanan, böyle bir ihtimali köklü demokratik değişim ile Kürtlerin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal haklarının tanınmasına bağlıyor. “İran’da böyle bir demokratik ve siyasi çözüm süreci başlarsa, biz de bunu memnuniyetle karşılarız. Ancak Türkiye’den farklı olarak İran’da şu ana kadar böyle bir değişimin işareti ortaya çıkmadı.” Avdanan’ın açıklamaları, Türkiye’nin yeni yasada yer alan “PKK ile bağlantılı örgütler” ifadesini nasıl yorumlayacağı sorusuna ise yanıt vermedi.

Bakırhan: Amed halkımız Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle karşılasın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.   Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu. Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti: "Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız." “Barış Anneleri'ni ziyaret edecek” Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi. Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı. “Sabotajlar karşısında da yürümeye devam" Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı. Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi. Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu. Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti. “Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü” Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı. Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı. Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.  

‘Öcalan’ın süreçte merkezi bir rol üstlenmesi gerekiyor’

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, PKK lideri...

Neçirvan Barzani: SDG ile Suriye hükümeti arasındaki entegrasyonu memnuniyetle karşılıyorum

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Demokratik Suriye Güçleri'nin (SDG), Suriye hükümet güçlerine entegrasyonu sürecinde kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karşıladığını bildirdi.     Neçirvan Barzani, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, SDG ile Suriye hükümet güçleri arasındaki anlaşmaların uygulanması yönünde atılan adımları olumlu değerlendirdi. "SDG'nin Suriye hükümet güçlerine entegrasyonu sürecinde kaydedilen büyük ilerlemeyi ve aralarındaki anlaşmaların uygulanması yönünde atılan adımları memnuniyetle karşılıyorum" ifadelerini kullanan Neçirvan Barzani, söz konusu gelişmenin Suriye'nin güvenlik ve istikrarının güçlendirilmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Neçirvan Barzani, tüm Kürt tarafları ve Suriye'deki diğer bileşenleri süreci desteklemeye ve başarılı şekilde sonuçlanmasına katkı sunmaya çağırdı. Neçirvan Barzani'den Şara ve Abdi'ye övgü Sürecin yürütülmesinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi'nin rolüne de değinen Neçirvan Barzani, Şara'nın sorunların çözümüne ilişkin yaklaşımını övdü.     Neçirvan Barzani açıklamasında, "Ahmed Şara'nın sorunları diyalog ve anlayış yoluyla çözme konusundaki bilge vizyonunu ve sorumlu yaklaşımını, ayrıca Suriye'yi daha iyi bir geleceğe taşıma liderliğini takdirle karşılıyor ve övüyorum" değerlendirmesinde bulundu    SDG Genel Komutanı Abdi'nin de sürecin başarıya ulaşması için gösterdiği çaba ve oynadığı rolü takdir ettiğini belirten Barzani, "Aynı zamanda Sayın Mazlum Abdi'nin bu sürecin başarısı için gösterdiği rolü ve çabaları değerli buluyorum" ifadelerini kullandı.    Neçirvan Barzani, entegrasyon sürecinin eksiksiz şekilde hayata geçirilmesini temenni ederek, bunun Suriye'de tüm vatandaşların ve bileşenlerin haklarının korunduğu yeni bir dönemin başlangıcı olması gerektiğini belirtti. Kürdistan Bölgesi Başkanı, Suriye'nin barış, güvenlik, istikrar, kalkınma ve refaha doğru ilerlemesi temennisinde bulundu.

Türkiye Gündemi

Bakırhan: Amed halkımız Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle karşılasın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.   Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu. Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti: "Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız." “Barış Anneleri'ni ziyaret edecek” Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi. Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı. “Sabotajlar karşısında da yürümeye devam" Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı. Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi. Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu. Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti. “Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü” Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı. Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı. Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.  

Kani Torun, Demirtaş’la görüşmesini anlattı: “Ankara’da görev almak istiyorum”

Bursa Milletvekili Kani Torun, yaklaşık üç ay önce Selahattin...

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”

İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık

İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi. Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi. Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle: “İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi. “Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor” Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."

İdris Naim Şahin’den Kuriş açıklaması: ‘Kiraladığım araç benden izinsiz kullanılmış’

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'e yönelik soruşturmada aranan kardeşi...

Barrack: İsrail saldırısı sırasında Türkiye’ye haber verilmedi, üçlü çatışmasızlık mekanizması kurulabilir

ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye’de, Türkiye sınırı yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssünü vurmasının ardından, ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir "çatışmasızlık mekanizması" kurmak için çalıştığını duyurdu. Aynı zamanda ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan Barrack; Türkiye'nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirterek, "Sonuç olarak Türkiye, kendi topraklarına doğru kuzeye yönelen uçakları gözlemledi ve bu durum karşısında doğal olarak kendi askeri yanıtını hazırlayabilirdi" diyerek olası bir Türk askeri reaksiyonuna dikkat çekti. Reuters'a konuşan Barrack, "Neyse ki sağduyu galip geldi ve durumun daha da kötüleşmesi engellendi" ifadelerini kullandı. Türkiye saldırıyı kınadı Türkiye ise, Suriye'nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik İsrail saldırılarını kınadı ancak olası bir çatışmasızlık mekanizması hakkında açıklama yapmadı. "Çatışmasızlık mekanizması” askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara meydana gelebilecek çatışmaları önlemeyi amaçlayan bir iletişim kanalı olarak biliniyor. NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve geçamn hafta Pakistan ve Suudi Arabistan ile karşılıklı savunma paktı imzalayan Türkiye, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri. Ankara; Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapısının yeniden inşasına yardımcı oluyor, ayrıca askeri ve diplomatik destek sağlıyor. Barrack, "Türkiye" ismini kullanarak yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye hava üssüne yönelik saldırılarının, "Türkiye'nin yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceğine dair doğru ya da yanlış bir algıyı yansıttığını" söyledi. Özel Temsilci Barrack, "Bu durum; İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Gelecekteki iletişim kopukluklarını önlemek adına böyle bir mekanizma kurmak için aktif olarak çalışıyoruz. Şu anki öncelik gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmaktır” dedi. Hizmet dışı kalmıştı Türkiye sınırının yaklaşık 70 km doğusunda bulunan hava üssü, 2013 yılından bu yana münhasır bir askeri havaalanı olarak hizmet dışı kalmış durumda. Üs, Suriye'de Beşar Esad'a sadık güçler ile muhalif gruplar arasında 14 yıl süren iç savaş boyunca birkaç kez el değiştirmişti. Suriye devlet televizyonu, askeri bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail'in üssün pistine ve depolama tesislerine sekiz hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Ayrı bir askeri kaynak ve üs yakınında yaşayan bir sivil, herhangi bir can kaybı yaşanmadığını bildirdi. İsrail ordusu ise saldırılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı. İsrail, yıllardır İran nüfuzunu dizginlemek ve Lübnan'daki Hizbullah'a silah ulaşmasını engellemek amacıyla Suriye'deki hedefleri vuruyor. 2024 yılında Beşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'nin yeni yöneticilerine de şüpheyle yaklaşan İsrail, ülkede askeri operasyonlarını sürdürüyor; son olarak mart ayında Suriye'nin güney ve orta kesimlerindeki hükümet tesislerine saldırılar düzenlemişti.

Pervin Buldan’dan Adalet Bakanlığı’na başvuru: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri araştırılsın

Meclis Başkan Vekili ve DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli karanlık noktalarından biri olarak kabul edilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin yeni bir hukuki süreç başlattıklarını duyurdu. X sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Buldan, avukatı Bişar Alınak aracılığıyla Adalet Bakanlığı’na başvurulduğunu belirtti. Sorumluların yargı önüne çıkarılması talep edildi Yapılan başvuruda, söz konusu cinayetlerin arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması temel hedef olarak gösterildi. Başvuru dilekçesinde, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu kişilerin yargı mercileri önüne çıkarılması talep edildi. Açıklamasında davanın tarihsel önemine dikkat çeken Pervin Buldan, bu dosyanın yalnızca geçmişe ait bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Buldan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur." Hukuki süreç takip edilecek Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi noktasında kararlı olduklarını ifade eden Buldan, suçluların tespiti ve adaletin tecellisi için başlatılan hukuki sürecin yakından takipçisi olacaklarını kaydetti. Söz konusu cinayetler, 3 Haziran 1994 tarihinde İstanbul’da kaçırılan Pervin Buldan eşi iş insanı Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın cansız bedenlerinin Bolu’nun Yığılca ilçesinde bulunmasıyla Türkiye gündemine oturmuş, geçen yıllara rağmen failler yargı karşısına çıkarılmamıştı. Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cansız bedenleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenlerinde işkence izlerine rastlandı. Dönemin başbakanı Tansıu Çiller’di ve o yıllarda çözellikle Kürtlere yönelik çok sayıda faili meçhul cinayet işleniyordu. Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

Devlet Bahçeli: Çerçeve yasa, milli birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinde önemli bir aşama

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un önemli bir eşik olduğunu belirtti. Bahçeli, düzenlemenin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi” gösterdiğini ifade ederek, bundan sonraki süreçte ortak raporda yer alan diğer adımların atılması ve ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Türkgün gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’de devam eden çözüm süreci ve TBMM’de kabul edilen “çerçeve yasaya” ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmaların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen düzenlemeyle önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. Kanunun 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı” gösterdiğini söyleyen Bahçeli, sürecin toplumun geniş kesimleri ve Meclis’te yapılan tartışmalarla şekillendiğini ifade etti. “Ortak gelecek iradesi ortaya konuldu” Bahçeli, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, farklı görüşlerin Meclis’te ele alındığını söyledi. Bu çalışmaların Türkiye’ye özgü bir model ve önemli bir mutabakat ortaya çıkardığını kaydeden Bahçeli, “Eller Türkiye’nin huzuruna, ortak ve güçlü geleceğine kalkmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partiler, milletvekilleri ve sürece katkı sunan kişi ve kurumlara teşekkür etti. “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir devlet politikası ve Türk siyasetinin başarısı olduğunu belirten Bahçeli, bu hedefin “topyekûn milletin eseri” olmasını temenni etti. “Bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” Bahçeli, düzenlemenin yalnızca hukuki bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin aynı zamanda demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşme açısından önem taşıdığını söyledi. “Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda önemli bir eşik aşılmıştır” diyen Bahçeli, meselenin siyaset üstü bir konu olduğunu ifade etti. Bahçeli, kanunun 86 milyon vatandaşın yanı sıra yakın coğrafyadaki halklar açısından da kazanım sağlayacağını belirterek, süreci “bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” olarak nitelendirdi. “Kanun yeni bir safhanın başlangıcı olacak” Bahçeli, Meclis’te kabul edilen düzenlemenin bir son değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak raporda yer alan diğer adımların da hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının ve uygulamaların kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bahçeli ayrıca, önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması dahil olmak üzere tartışmalı konuların gözden geçirilmesi ve adaletin tesisine yönelik çalışmaların etkinleştirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti. “Kanun, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor” Bahçeli, düzenlemenin hukuki niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kanunun mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme olmadığını belirten Bahçeli, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacağını söyledi. Düzenlemenin, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliğinde olduğunu ifade etti. “Birlik ve dayanışma duygusunda uzlaşmalıyız” Bahçeli, bundan sonraki süreçte temel hedefin toplumsal barış ve kardeşliğin kalıcı şekilde güçlendirilmesi olduğunu belirtti. Siyaset alanının genişlediği, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütüldüğü ve farklı kesimlerin ortak gelecek etrafında buluştuğu bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” dedi. Bahçeli, sürecin başarıya ulaşması için provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de belirterek, toplumsal huzurun korunmasının önemine işaret etti. “Süreçte gizli bir pazarlık söz konusu olmadı” Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Süreçte herhangi bir gizli pazarlığın söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, çalışmaların “sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle” yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, hedefin Türkiye’nin geleceğini milli birlik ve dayanışma temelinde güçlendirmek olduğunu ifade etti. “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu paylaşacağız” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin ortak geleceğine ilişkin mesajında birlik ve kardeşlik vurgusunu öne çıkardı. “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” diyen Bahçeli, birlikten doğan güçle Türkiye’nin geleceğini inşa etme kararlılığında olduklarını söyledi. Bahçeli, “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu ve heyecanını tüm ülke sathında kutlu bir toya dönüştürerek paylaşacağız” ifadelerini kullandı. Bahçeli, sürecin nihai hedefinin ise Türkiye’de huzur, güven, demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi olduğunu vurguladı.