2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Katar’a uygulanan ablukanın kalkması Orta Doğu ve Türkiye için ne anlama geliyor?

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır ile Katar arasındaki diplomatik kriz, dün Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi’nde imzalanan bildirgiyle sona erdi. 3,5 yıldır Suudi Arabistan öncülüğünde Katar’a abluka uygulayan dört ülke, hava sahalarını ve sınırlarını Katar’a açacağını duyurdu.

Peki 5 Haziran 2017’de uygulamaya başladıkları ablukanın kaldırılması için 13 şartları olduğunu duyuran bu ülkeler, şartların hiçbiri yerine getirilmemiş görünürken neden politika değişikliğine gitti?

Londra’daki King’s College’da Ortadoğu Çalışmaları Enstitüsü’nde görevli Dr. Andreas Krieg, Katar’ın hiçbir zaman bu 13 maddeyi kabul etmeyeceğini, orantısız bu taleplerin gerçekçi olmadığını söylüyor:

“ABD’deki yönetim değişimi, Suudi Arabistan’ı nihayetinde bu durumu kabullenmeye itti. Zaten ambargoyu devam ettirmenin bedeli gittikçe yükseliyordu ve bir getirisi yoktu. Şimdi Veliaht Prens bu adımla Washington’a, bölgede yapıcı bir rol oynadığı mesajını ve iyi niyet beyanını bu adımla gösteriyor.”

‘Suudi Arabistan için çok önemli bir taviz’

BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Krieg, bunun karşılığında Katar’ın Suudi Arabistan için hiç de azımsanmayacak bir adım attığını söylüyor:

“Katar’ın yabancı diplomatlarla görüşmelerinde ve medya üzerinden Suudi Arabistan’a yönelttiği eleştirilerin tonunu düşürmeyi kabul etmesi de Suudi Arabistan için çok önemli bir taviz.”

‘Biden dönemi yaklaşırken olumlu bir mesaj vermek istediler’

Washington-DC merkezli jeopolitik risk danışmanlık merkezi Körfez Ülkeleri Analizleri’nin CEO’su Giorgio Cafiero da, Trump döneminde sadece kendi çıkarına hizmet eden dış politika gündemlerini agresif şekilde uygulayan bu ülkelerin, Biden dönemi yaklaşırken olumlu bir mesaj vermek için bu adımı attığı görüşünde.

BBC Türkçe’ye konuşan Cafiero’ya göre, Doha’nın ambargoya rağmen hayatta kalması ve bazı alanlarda güçlenmeyi başarması da, Suudi Arabistan ve BAE’yi “Ben buradan ne kazanıyorum?” sorusunu sormaya itti.

Muhammed bin Salman ve El Sani'nin sarılması, zirveyi izleyen gazetecilerin olduğu salondaki ekrana yansıd
Fotoğraf altı yazısı,Muhammed bin Salman ve El Sani’nin sarılması, zirveyi izleyen gazetecilerin olduğu salondaki ekrana yansıdı

Ambargo uygulayan dört ülke ile Katar; İran, Yemen’deki çatışmalar, Libya’daki iç savaş gibi birçok bölgesel konuda hâlâ taban tabana zıt politikalar izliyor ve farklı tarafları destekliyor. Bu şartlar altında uzlaşma nasıl sağlandı, bundan sonra neler olacak?

İlk aşamada normalleşmenin kabul edilmesinin ardından bu konuların da detaylı olarak orta vadede görüşüleceği belirtiliyor.

Krieg’e göre bölgesel sorunların altına yatan sebepler ideolojik. Bu sebeple imzalanan bildiri de sebeplere değil, sonuçlara odaklanıyor:

“Anlaşmazlıkların temelinde yatan sebepler var olduğu sürece, bu tip krizler yeniden çıkabilir. Burada ABD gibi üçüncü bir tarafın, kriz farklı bir boyut kazanmadan çözüme kavuşturulması sürecinin altına imza atması çok önemli bir gelişme.”

Cafiero da, krizin temelinde yatan sorunların çözülmediğini hatırlatıyor ancak anlaşmayla birlikte en azından diplomatik yollardan çözülmesi için çalışılacağı söylüyor ve ekliyor:

“İran’la ilişkilerine gelirsek Doha, Tahran’la pragmatik işbirliğine devam edecektir ve muhtemelen Riyad’ın agresif İran karşıtı pozisyonunu desteklemeyecektir.”

Krieg, sorunun şu an için aslında BAE ve Katar arasında olduğunu; Suudi Arabistan’ın krizde ikincil sırada yer aldığını söylüyor.

‘BAE için yutması zor bir hap’

Arap basınında çıkan haberlere göre anlaşmanın sağlanması sürecinde aslında BAE çok istekli değildi. Ancak ABD’nin devreye girmesi ve Suudi Arabistan’ın da olumlu tavır almasıyla BAE ikna edildi.

Cafiero, BAE için Katar’la anlaşmanın “Yutması zor bir hap” olduğu görüşünde:

“Ancak yine de hem Suudi Arabistan’ın hem ABD’nin güvenilir bir dostu olduğunu göstermek için anlaşmaya uyum sağladı. Abu Dabi’nin Doha’yla diplomatik ilişkilerini ne zaman başlatacağını ise göreceğiz.”

Katar’ın ön şartı kabul gördü

Bir süredir Kuveyt’in arabuluculuğunda ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’ın öncülüğünde yürütülen müzakerelerin 4 Ocak’ta sonuçlandığı duyuruldu.

Ancak anlaşma maddeleri ya da ülkelerin hangi taleplerinin karşılıklı olarak kabul edildiğine dair detaylar henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Bildiğimiz tek şey şu; hava sahaları ve sınır kapıları açılmadan hiçbir anlaşmaya imza atmayacağını duyuran Katar’ın talebi olumlu karşılık buldu. Kapıların Pazartesi akşamı açılacağı duyuruldu. Henüz pratikte sınırdan hiçbir geçiş yapılmamış olsa da Katar Emiri Hamad bin Halife El Sani, imzaları atmak üzere Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi için Suudi Arabistan’a gitti.

Katar Emiri El Sani’yi, Al Ula şehrindeki havalimanında son üç yıldır en acımasız rakiplerinden biri olan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman karşıladı. Koronavirüs salgını sebebiyle maskeleriyle havalimanında bulunan ve el sıkışmayan iki lider, tüm bunlara rağmen uzun süredir görüşmemiş ve birbirine hasret kalmış iki arkadaş gibi bir süre birbirlerine sarıldı. Sembolik önemi yüksek bu “kucaklaşma”yla, net bir mesaj vermiş oldular.

Ambargolara katılan ancak Körfez İşbirliği Konseyi üyesi olmayan Mısır’dan da Dışişleri Bakanı Sami Şükrü zirveye katıldı. (Konsey’in altı üyesi var: Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Katar ve Kuveyt)

Anlaşma Türkiye’yi nasıl etkiler?

Katar Emiri El Sani ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
Fotoğraf altı yazısı,Katar Emiri El Sani ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Dört ülke ile Katar arasındaki anlaşmazlık konuları arasında, Türkiye’nin de doğrudan Katar’la aynı politikaları uyguladığı ve iki ülkenin birbirini desteklediği konular da var.

Örneğin iki ülke Libya’da aynı tarafları destekliyor. Mısır’daki darbe sonrası süreçte iki ülke de Müslüman Kardeşler üyelerine kapılarını açtı. Hamas’a verilen destek ve İran’la bazı alanlarda da olsa bölgesel işbirliği sürüyor.

Bu sebeple Suudi Arabistan öncülüğündeki ülkeler, Katar’daki Türk askeri üssünün de kapatılmasını şartlar arasında saymıştı. Ancak ne Türkiye ne de Katar bu konuda geri adım attı. Üssün çapı büyürken daha fazla Türk askeri Katar’da konuşlandı; ortak tatbikatlar devam etti.

Anlaşmayla birlikte Türkiye-Katar ilişkilerinin seyrinde bir değişiklik olur mu? Körfez ülkeleri üzerine çalışmalar yapan Oxford Üniversitesi’nden Galip Dalay’a sorduk:

“Türkiye için bu anlaşmanın pozitif bir tarafı var. Türkiye, üç ülkeyle ilişkilerini bir süredir biraz dahi olsa yumuşatma arayışında: İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan. Katar ile Suudi Arabistan’ın normalleşmesi zaten bir süredir bilinen bir süreçti. Türkiye ile Katar bu süreçteki aşamaları detaylıca konuşuyordur.

“Türkiye zaten Kaşıkçı cinayetine kadar BAE ve Suudi Arabistan arasında bir ayrım gözetiyordu. BAE hakkında daha sert ve açık eleştiriler yaparken Suudi Arabistan’a daha düşük tonlu eleştiriler yöneltiyordu çünkü Suudi Arabistan ile daha farklı bir ilişki geliştirebileceğine inanıyordu. Ancak önce Katar ablukası ardından Kaşıkçı cinayetiyle Türkiye’de Suudi Arabistan ve BAE tek bir blok gibi algılanmaya başladı.

“Muhammed bin Salman da siyasi hayatının en büyük krizini Kaşıkçı olayıyla, yani Türkiye’nin merkezinde olduğu bir olay üzerinden yaşadı. Bu gelişmelere rağmen Katar’la normalleşmesi, Türkiye ile ilişkilerine de bir nebze olumlu yansıyan bir işlev görecektir.”

‘Kriz çözülmedi, yönetilebilir bir eksene kaydırıldı’

Dalay’a göre hem Körfez ülkeleri hem Türkiye, kendilerini 3 Kasım’da ABD Başkanı seçilen ve 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan Joe Biden’ın dönemine hazırlıyor:

“Burada arka plandaki büyük resim Biden. Biden gelecek olmasaydı şu anda bu hızda bu son adımları görmüyor olacaktık. Aslında esaslı bir kriz çözülmedi. İki taraf da kendisini özellikle Biden dönemine adapte ediyor çünkü Suudi Arabistan’ı Biden döneminde Kaşıkçı gibi, Yemen gibi daha zorlu dosyalar bekliyor. Bu adım, kötü bir başlangıçtan ziyade bir mesaj göndermek için atıldı.

“Her iki taraf da kendi dış politikasına dramatik bir format çekmediği sürece krizi var eden ana siyasal gerekçe yerinde duruyor olacak. Son mutabakat, tüm bu ülkeler arasındaki krizin çözülmesi manasına gelmiyor; krizi daha yönetilebilir bir eksene kaydırıyorlar diyebiliriz.”

Ambargonun kalkması için talep edilen 13 koşul neydi?

1- İran’la diplomatik ilişkilerin seviyesi düşürülmeli ve İran’ın Katar’daki diplomatik temsilcilikleri kapatılmalı. İran Devrim Muhafızları üyeleri sınır dışı edilmeli ve İran’la askeri ve istihbarat işbirliği kesilmeli. İran’la ticaret de Körfez İşbirliği Konseyi’nin güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde ve ABD’nin uyguladığı uluslararası yaptırımlarla uyumlu şekilde sürmeli.

2- Şu an hâlâ inşaat halinde olan Türk askeri üssü hemen kapatılmalı, Katar Türkiye ile askeri işbirliğine son vermeli.

3- Özellikle Müslüman Kardeşler, IŞİD, El Kaide, Fetih el Şam [O dönem Nusra bağlantılı örgüt] ve Lübnan Hizbullah’ı olmak üzere tüm terörist, mezhepçi ve ideolojik örgütlerle bağlarını koparmalı. Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE ve Mısır’ın listesindeki gibi bu örgütleri resmen terör örgütü olarak kabul etmeli ve gelecekte bu listede yapılacak güncellemelere de uyum sağlamalı.

4- Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Bahreyn ve ABD tarafından terörist ilan edilen tüm gruplara, örgütlere ve bireylere yönelik maddi yardımı kesmeli.

5- Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’den kaçan aranan kişileri, kaçakları ve teröristleri geldikleri ülkelere teslim etmeli. Bu kişilerin ülkedeki varlıklarını doldurmalı, hareketleri, mali durumları ve adresleriyle ilgili talep edilen tüm bilgileri sağlamalı.

6- Al Jazeera ve onunla bağlantılı tüm kuruluşlar kapatmalı.

7- Bağımsız ülkelerin içişlerine karışmamalı. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’in aranan vatandaşlarına vatandaşlık vermeyi sonlandırmalı. Daha önce verilmiş bu vatandaşlıkları iptal etmeli.

8- Son yıllarda Katar’ın politikaları sebebiyle meydana gelen maddi kayıplar için ve can kayıplarının tazminatı için ödeme yapmalı. Bu ödemenin miktarı Katar’la koordinasyon halinde hesaplanmalı.

9- Katar’ın askeri, siyasi, sosyal ve ekonomi politikalarını diğer Körfez ve Arap ülkeleriyle uyumlu hale getirmeli, ekonomik meselelerde de 2014’te Suudi Arabistan’la imzalanan anlaşmaya bağlı kalmalı.

10- Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’in siyasi muhalifleriyle bağlantılarını koparmalı, bu muhalif gruplarda iletişim sağlandığı kişilerle ilgili detayları, kişisel bilgileri ve Katar’ın sağladığı destekle ilgili bilgileri vermeli.

11- Katar’ın doğrudan ya da dolaylı olarak fonladığı Arabi21, Rassd, El Arabi El Cedid, Mekamelen ve Middle East Eye dahil tüm medya kuruluşlarını kapatmalı.

12-Liste Katar’a verildikten sonraki 10 gün içinde tüm talepler kabul edilmeli.

13- Taleplerin kabul edilmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra her ay denetleme yapılacak. Devamında 10 yıl içinde yıllık denetimler olacak. Katar da tüm bu koşulları kabul edecek.

Kaynak: BBC Türkçe, İznews

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...