16 Ağustos 2026
24.1 C
İstanbul

Katar’a uygulanan ablukanın kalkması Orta Doğu ve Türkiye için ne anlama geliyor?

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır ile Katar arasındaki diplomatik kriz, dün Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi’nde imzalanan bildirgiyle sona erdi. 3,5 yıldır Suudi Arabistan öncülüğünde Katar’a abluka uygulayan dört ülke, hava sahalarını ve sınırlarını Katar’a açacağını duyurdu.

Peki 5 Haziran 2017’de uygulamaya başladıkları ablukanın kaldırılması için 13 şartları olduğunu duyuran bu ülkeler, şartların hiçbiri yerine getirilmemiş görünürken neden politika değişikliğine gitti?

Londra’daki King’s College’da Ortadoğu Çalışmaları Enstitüsü’nde görevli Dr. Andreas Krieg, Katar’ın hiçbir zaman bu 13 maddeyi kabul etmeyeceğini, orantısız bu taleplerin gerçekçi olmadığını söylüyor:

“ABD’deki yönetim değişimi, Suudi Arabistan’ı nihayetinde bu durumu kabullenmeye itti. Zaten ambargoyu devam ettirmenin bedeli gittikçe yükseliyordu ve bir getirisi yoktu. Şimdi Veliaht Prens bu adımla Washington’a, bölgede yapıcı bir rol oynadığı mesajını ve iyi niyet beyanını bu adımla gösteriyor.”

‘Suudi Arabistan için çok önemli bir taviz’

BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Krieg, bunun karşılığında Katar’ın Suudi Arabistan için hiç de azımsanmayacak bir adım attığını söylüyor:

“Katar’ın yabancı diplomatlarla görüşmelerinde ve medya üzerinden Suudi Arabistan’a yönelttiği eleştirilerin tonunu düşürmeyi kabul etmesi de Suudi Arabistan için çok önemli bir taviz.”

‘Biden dönemi yaklaşırken olumlu bir mesaj vermek istediler’

Washington-DC merkezli jeopolitik risk danışmanlık merkezi Körfez Ülkeleri Analizleri’nin CEO’su Giorgio Cafiero da, Trump döneminde sadece kendi çıkarına hizmet eden dış politika gündemlerini agresif şekilde uygulayan bu ülkelerin, Biden dönemi yaklaşırken olumlu bir mesaj vermek için bu adımı attığı görüşünde.

BBC Türkçe’ye konuşan Cafiero’ya göre, Doha’nın ambargoya rağmen hayatta kalması ve bazı alanlarda güçlenmeyi başarması da, Suudi Arabistan ve BAE’yi “Ben buradan ne kazanıyorum?” sorusunu sormaya itti.

Muhammed bin Salman ve El Sani'nin sarılması, zirveyi izleyen gazetecilerin olduğu salondaki ekrana yansıd
Fotoğraf altı yazısı,Muhammed bin Salman ve El Sani’nin sarılması, zirveyi izleyen gazetecilerin olduğu salondaki ekrana yansıdı

Ambargo uygulayan dört ülke ile Katar; İran, Yemen’deki çatışmalar, Libya’daki iç savaş gibi birçok bölgesel konuda hâlâ taban tabana zıt politikalar izliyor ve farklı tarafları destekliyor. Bu şartlar altında uzlaşma nasıl sağlandı, bundan sonra neler olacak?

İlk aşamada normalleşmenin kabul edilmesinin ardından bu konuların da detaylı olarak orta vadede görüşüleceği belirtiliyor.

Krieg’e göre bölgesel sorunların altına yatan sebepler ideolojik. Bu sebeple imzalanan bildiri de sebeplere değil, sonuçlara odaklanıyor:

“Anlaşmazlıkların temelinde yatan sebepler var olduğu sürece, bu tip krizler yeniden çıkabilir. Burada ABD gibi üçüncü bir tarafın, kriz farklı bir boyut kazanmadan çözüme kavuşturulması sürecinin altına imza atması çok önemli bir gelişme.”

Cafiero da, krizin temelinde yatan sorunların çözülmediğini hatırlatıyor ancak anlaşmayla birlikte en azından diplomatik yollardan çözülmesi için çalışılacağı söylüyor ve ekliyor:

“İran’la ilişkilerine gelirsek Doha, Tahran’la pragmatik işbirliğine devam edecektir ve muhtemelen Riyad’ın agresif İran karşıtı pozisyonunu desteklemeyecektir.”

Krieg, sorunun şu an için aslında BAE ve Katar arasında olduğunu; Suudi Arabistan’ın krizde ikincil sırada yer aldığını söylüyor.

‘BAE için yutması zor bir hap’

Arap basınında çıkan haberlere göre anlaşmanın sağlanması sürecinde aslında BAE çok istekli değildi. Ancak ABD’nin devreye girmesi ve Suudi Arabistan’ın da olumlu tavır almasıyla BAE ikna edildi.

Cafiero, BAE için Katar’la anlaşmanın “Yutması zor bir hap” olduğu görüşünde:

“Ancak yine de hem Suudi Arabistan’ın hem ABD’nin güvenilir bir dostu olduğunu göstermek için anlaşmaya uyum sağladı. Abu Dabi’nin Doha’yla diplomatik ilişkilerini ne zaman başlatacağını ise göreceğiz.”

Katar’ın ön şartı kabul gördü

Bir süredir Kuveyt’in arabuluculuğunda ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’ın öncülüğünde yürütülen müzakerelerin 4 Ocak’ta sonuçlandığı duyuruldu.

Ancak anlaşma maddeleri ya da ülkelerin hangi taleplerinin karşılıklı olarak kabul edildiğine dair detaylar henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Bildiğimiz tek şey şu; hava sahaları ve sınır kapıları açılmadan hiçbir anlaşmaya imza atmayacağını duyuran Katar’ın talebi olumlu karşılık buldu. Kapıların Pazartesi akşamı açılacağı duyuruldu. Henüz pratikte sınırdan hiçbir geçiş yapılmamış olsa da Katar Emiri Hamad bin Halife El Sani, imzaları atmak üzere Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi için Suudi Arabistan’a gitti.

Katar Emiri El Sani’yi, Al Ula şehrindeki havalimanında son üç yıldır en acımasız rakiplerinden biri olan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman karşıladı. Koronavirüs salgını sebebiyle maskeleriyle havalimanında bulunan ve el sıkışmayan iki lider, tüm bunlara rağmen uzun süredir görüşmemiş ve birbirine hasret kalmış iki arkadaş gibi bir süre birbirlerine sarıldı. Sembolik önemi yüksek bu “kucaklaşma”yla, net bir mesaj vermiş oldular.

Ambargolara katılan ancak Körfez İşbirliği Konseyi üyesi olmayan Mısır’dan da Dışişleri Bakanı Sami Şükrü zirveye katıldı. (Konsey’in altı üyesi var: Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Katar ve Kuveyt)

Anlaşma Türkiye’yi nasıl etkiler?

Katar Emiri El Sani ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
Fotoğraf altı yazısı,Katar Emiri El Sani ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Dört ülke ile Katar arasındaki anlaşmazlık konuları arasında, Türkiye’nin de doğrudan Katar’la aynı politikaları uyguladığı ve iki ülkenin birbirini desteklediği konular da var.

Örneğin iki ülke Libya’da aynı tarafları destekliyor. Mısır’daki darbe sonrası süreçte iki ülke de Müslüman Kardeşler üyelerine kapılarını açtı. Hamas’a verilen destek ve İran’la bazı alanlarda da olsa bölgesel işbirliği sürüyor.

Bu sebeple Suudi Arabistan öncülüğündeki ülkeler, Katar’daki Türk askeri üssünün de kapatılmasını şartlar arasında saymıştı. Ancak ne Türkiye ne de Katar bu konuda geri adım attı. Üssün çapı büyürken daha fazla Türk askeri Katar’da konuşlandı; ortak tatbikatlar devam etti.

Anlaşmayla birlikte Türkiye-Katar ilişkilerinin seyrinde bir değişiklik olur mu? Körfez ülkeleri üzerine çalışmalar yapan Oxford Üniversitesi’nden Galip Dalay’a sorduk:

“Türkiye için bu anlaşmanın pozitif bir tarafı var. Türkiye, üç ülkeyle ilişkilerini bir süredir biraz dahi olsa yumuşatma arayışında: İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan. Katar ile Suudi Arabistan’ın normalleşmesi zaten bir süredir bilinen bir süreçti. Türkiye ile Katar bu süreçteki aşamaları detaylıca konuşuyordur.

“Türkiye zaten Kaşıkçı cinayetine kadar BAE ve Suudi Arabistan arasında bir ayrım gözetiyordu. BAE hakkında daha sert ve açık eleştiriler yaparken Suudi Arabistan’a daha düşük tonlu eleştiriler yöneltiyordu çünkü Suudi Arabistan ile daha farklı bir ilişki geliştirebileceğine inanıyordu. Ancak önce Katar ablukası ardından Kaşıkçı cinayetiyle Türkiye’de Suudi Arabistan ve BAE tek bir blok gibi algılanmaya başladı.

“Muhammed bin Salman da siyasi hayatının en büyük krizini Kaşıkçı olayıyla, yani Türkiye’nin merkezinde olduğu bir olay üzerinden yaşadı. Bu gelişmelere rağmen Katar’la normalleşmesi, Türkiye ile ilişkilerine de bir nebze olumlu yansıyan bir işlev görecektir.”

‘Kriz çözülmedi, yönetilebilir bir eksene kaydırıldı’

Dalay’a göre hem Körfez ülkeleri hem Türkiye, kendilerini 3 Kasım’da ABD Başkanı seçilen ve 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan Joe Biden’ın dönemine hazırlıyor:

“Burada arka plandaki büyük resim Biden. Biden gelecek olmasaydı şu anda bu hızda bu son adımları görmüyor olacaktık. Aslında esaslı bir kriz çözülmedi. İki taraf da kendisini özellikle Biden dönemine adapte ediyor çünkü Suudi Arabistan’ı Biden döneminde Kaşıkçı gibi, Yemen gibi daha zorlu dosyalar bekliyor. Bu adım, kötü bir başlangıçtan ziyade bir mesaj göndermek için atıldı.

“Her iki taraf da kendi dış politikasına dramatik bir format çekmediği sürece krizi var eden ana siyasal gerekçe yerinde duruyor olacak. Son mutabakat, tüm bu ülkeler arasındaki krizin çözülmesi manasına gelmiyor; krizi daha yönetilebilir bir eksene kaydırıyorlar diyebiliriz.”

Ambargonun kalkması için talep edilen 13 koşul neydi?

1- İran’la diplomatik ilişkilerin seviyesi düşürülmeli ve İran’ın Katar’daki diplomatik temsilcilikleri kapatılmalı. İran Devrim Muhafızları üyeleri sınır dışı edilmeli ve İran’la askeri ve istihbarat işbirliği kesilmeli. İran’la ticaret de Körfez İşbirliği Konseyi’nin güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde ve ABD’nin uyguladığı uluslararası yaptırımlarla uyumlu şekilde sürmeli.

2- Şu an hâlâ inşaat halinde olan Türk askeri üssü hemen kapatılmalı, Katar Türkiye ile askeri işbirliğine son vermeli.

3- Özellikle Müslüman Kardeşler, IŞİD, El Kaide, Fetih el Şam [O dönem Nusra bağlantılı örgüt] ve Lübnan Hizbullah’ı olmak üzere tüm terörist, mezhepçi ve ideolojik örgütlerle bağlarını koparmalı. Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE ve Mısır’ın listesindeki gibi bu örgütleri resmen terör örgütü olarak kabul etmeli ve gelecekte bu listede yapılacak güncellemelere de uyum sağlamalı.

4- Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Bahreyn ve ABD tarafından terörist ilan edilen tüm gruplara, örgütlere ve bireylere yönelik maddi yardımı kesmeli.

5- Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’den kaçan aranan kişileri, kaçakları ve teröristleri geldikleri ülkelere teslim etmeli. Bu kişilerin ülkedeki varlıklarını doldurmalı, hareketleri, mali durumları ve adresleriyle ilgili talep edilen tüm bilgileri sağlamalı.

6- Al Jazeera ve onunla bağlantılı tüm kuruluşlar kapatmalı.

7- Bağımsız ülkelerin içişlerine karışmamalı. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’in aranan vatandaşlarına vatandaşlık vermeyi sonlandırmalı. Daha önce verilmiş bu vatandaşlıkları iptal etmeli.

8- Son yıllarda Katar’ın politikaları sebebiyle meydana gelen maddi kayıplar için ve can kayıplarının tazminatı için ödeme yapmalı. Bu ödemenin miktarı Katar’la koordinasyon halinde hesaplanmalı.

9- Katar’ın askeri, siyasi, sosyal ve ekonomi politikalarını diğer Körfez ve Arap ülkeleriyle uyumlu hale getirmeli, ekonomik meselelerde de 2014’te Suudi Arabistan’la imzalanan anlaşmaya bağlı kalmalı.

10- Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’in siyasi muhalifleriyle bağlantılarını koparmalı, bu muhalif gruplarda iletişim sağlandığı kişilerle ilgili detayları, kişisel bilgileri ve Katar’ın sağladığı destekle ilgili bilgileri vermeli.

11- Katar’ın doğrudan ya da dolaylı olarak fonladığı Arabi21, Rassd, El Arabi El Cedid, Mekamelen ve Middle East Eye dahil tüm medya kuruluşlarını kapatmalı.

12-Liste Katar’a verildikten sonraki 10 gün içinde tüm talepler kabul edilmeli.

13- Taleplerin kabul edilmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra her ay denetleme yapılacak. Devamında 10 yıl içinde yıllık denetimler olacak. Katar da tüm bu koşulları kabul edecek.

Kaynak: BBC Türkçe, İznews

Son Haberler

İran’da İsrail’le işbirliği suçlamasıyla bir kişi daha idam edildi

İran Yargı Erki, ülke genelindeki protestolar sırasında “İsrail adına casusluk”, “ayaklanma” ve güvenlik güçlerine araçla saldırmakla suçlanan Şehram Sadıki adlı mahkûmun idam edildiğini açıkladı. İran Yargı Erki'ne bağlı Mizan Haber Ajansı'nın 16 Ağustos 2026 sabahı yayımladığı habere göre Sadıki, protestolar sırasında Kereç kentinde bir araçla güvenlik güçlerinin üzerine sürmekle suçlandı. Yargı makamları, olayda 7 güvenlik görevlisinin ağır yaralandığını ileri sürdü. Sadıki hakkında ayrıca “Mossad adına casusluk”, “ayaklanma” ve “ABD ile İsrail'in çıkarları doğrultusunda ülkenin ulusal güvenliğini bozma” suçlamalarıyla idam ve mal varlığına el konulması kararı verildi. İran Yargı Erki, Yüksek Yargı Divanı'nın kararı onaylamasının ardından 16 Ağustos sabahı idam cezasının infaz edildiğini duyurdu. Protestolarda binlerce kişi gözaltına alındı İran'da 28 Aralık 2025'te başlayan protestolar sırasında, İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı'na (HRANA) göre İran'ın farklı kentleri ile Doğu Kürdistan'da 53 bin 552 kişi gözaltına alındı. İran Yargı Erki daha önce gözaltına alınan bazı kişiler hakkında idam cezası verildiğini ve bu cezaların kısa sürede infaz edileceğini açıklamıştı.

Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu.

Kürt siyasetçi, Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu. Aynı zamanda öğretmen olan Çömlek, 13 Ağustos günü sabah saatlerinde aracına yakıt almak için kamptan ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamadı. Bunun üzerine kamp sakinleri arama çalışması başlattı. Çömlek’in aracı saat 18.20 sıralarında aşağı Mahmur’daki mesire bulundu. Aracında hareketsiz bir şekilde duran Çömlek’in yaşamını yitirdiği bildirildi. Ölüm nedeninin belirlenmesi için cenazesi Musul’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Mahmur Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Bêwar Unver, Çömlek’in bedeninde herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığını ifade ederek, “İlk adli tıp raporuna göre Mamoste Said kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş. Ancak incelemeler devam ediyor” dedi.

Trump: Yakında Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğim

ABD Başkanı Donald Trump, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" dedi. ABD Başkanı Trump, New York'ta Nassau Polis Akademisi'nde katıldığı bir etkinlikte, İran gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını ifade ederek, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" diye konuştu. Hürmüz Boğazı'ndan ABD'nin istemediği hiçbir geminin geçemediğini kaydeden Trump, ayrıca İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini sözlerine ekledi.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Sipan Hemo, Türkiye’nin ‘terör’ listesinden çıkarıldı

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve eski SDG Komutanı Sipan...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

Hürmüz’de nöbet değişimi: USS George Washington Ortadoğu yolunda!

Pentagon'un, İran'la gerginlik devam ederken, Ortadoğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini alması için USS George Washington uçak gemisini göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, Pentagon, bölgedeki uçak gemilerinden birini rotasyona sokmaya hazırlanıyor. ABD ordusu, 250 günden fazla süredir Ortadoğu'da görevde olan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini USS George Washington uçak gemisinin alması yönünde son hazırlıklarını yapıyor. ABD'li yetkililer, önceden planlanmış bir rotasyon planı kapsamında USS George Washington'ın Ortadoğu'ya gönderileceğini ve USS Abraham Lincoln'un bir süre gerekli bakımlarının yapılacağını ileri sürdü. Halen Pasifik bölgesinde görev yapan USS George Washington'ın yakın zamanda bölgeye doğru yola çıkmasının beklendiği kaydedildi. USS Abraham Lincoln, 250 günü aşan uzun görev süresi dolayısıyla ABD Kongresi içinde tartışmalara neden olmuş ve bazı Kongre üyeleri, gemideki yaşam koşullarından endişe ettiklerini açıklamıştı. USS Abraham Lincoln, Kasım 2025'te planlı bir göreve başlamış ve ABD'nin İran'a karşı savaşının öncesinde ocak ayında Ortadoğu'ya yönlendirilmişti. Söz konusu uçak gemisi, önce, ABD’nin İran'a yönelik saldırılarında görev almış, daha sonra da ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukaya katılmıştı.

Türkiye Gündemi

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...