19 Temmuz 2026
25.2 C
İstanbul

Kasım Süleymani’nin ölüm yıldönümü gerekçesiyle ABD Ortadoğu’ya tekrar B-52H bombardıman uçaklarını gönderdi

ABD, muhtemel bir İran tehdidine karşı 2 “B-52H” tipi nükleer kapasiteli bombardıman uçağını Ortadoğu’ya gönderdiğini açıkladı. 

Merkez Kuvvetler Komutanlığınca (CENTCOM) yapılan açıklamada, “5. Bombardıman Filosunun ana üssü Minor Hava Üssünden B-52H Stratofortress mürettebatı, ABD’nin bölge güvenliğine olan bağlılığını ortaya koymak ve kısa sürede devasa bir savaş gücünü hızlıca konuşlandırma kabiliyetini göstermek üzere bugün, Ortadoğu’da bulundu” ifadesi kullanıldı.

ABD’nin bölge güvenliğini yakından izlemeye devam ettiğine işaret edilen açıklamada, şu cümleye de yer verildi:

“İki uçaklık konuşlandırma, aynı zamanda Amerikalılara ve Amerikan menfaatlerine zarar verme niyetinde olan herkese açık bir ‘caydırma’ mesajı göndermektedir.” 

ABD’nin bu konuşlandırmayı Amerikan kuvvetlerinin İran Devrim Muhafızları Kudüs Kuvvetleri Komutanı General Kasım Süleymani’yi öldürmesinin birinci yılına 5 gün kala yapmış olması dikkat çekici bulundu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen CENTCOM Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie de üstü kapalı İran’ı işaret ederek şunları kaydetti:

“ABD herhangi bir muhtemel düşmanı caydırmak, Amerikalılara ve menfaatlerimize yönelik olabilecek herhangi bir saldırıya yanıt vermeye hazır olduğumuzu açıkça ortaya koymak için CENTCOM’un sorumluluk bölgesine harbe hazır kuvvetleri bölgeye sevk etmeye devam ediyor.

Savaş peşinde değiliz ancak hiç kimse, bizim kuvvetlerimizi korumak ve herhangi bir saldırıya güçlü bir yanıt vermek konusundaki kabiliyetimizi azımsamasın.” 

SÜLEYMANİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİNİN ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇTİ

ABD, daha önce de 2 kez Orta Doğu bölgesi üzerinden “B-52H” tipi uçaklarla uçuş yapmıştı. 

ABD, 3 Ocak 2019’da İranlı General Kasım Süleymani’yi Bağdat Havalimanı’na indikten sonra hava saldırısıyla öldürmüştü. 

Buna karşılık İran ise ABD askerlerinin konuşlu olduğu Irak’taki üslere füze saldırısı düzenlemişti ancak ölen herhangi bir ABD askeri olmamıştı. 

İran’ın Süleymani’nin öldürülmesinin birinci yılında ABD kuvvetlerine karşı bir saldırı düzenleme ihtimaline karşı CENTCOM bir süredir bölgede deniz ve havada tedbirler alıyor.  

K24, İznews

Son Haberler

Katledilen Hevrin Halef’in iki koruması 7 yıl sonra serbest bırakıldı

2019 yılında öldürülen Kürt siyasetçi Hevrin Halef ile aynı araçta bulunan ve o günden bu yana esir tutulan Azad Abdülkerim Osman ile Muhammed Ala Said İbrahim, 7 yıl aradan sonra serbest bırakılarak ailelerine kavuştu.             Rojava’da 2019 yılında düzenlenen askeri harekat sırasında esir alınan ve o tarihten beri kendilerinden haber alınamayan iki Kürt esir, dün özgürlüğüne kavuştu. Gelecek Suriye Partisi Genel Sekreteri Hevrin Halef’in korumaları olan Azad Abdülkerim Osman ve Muhammed Ala Said İbrahim, serbest bırakılmalarının ardından Kamışlo’da büyük bir coşkuyla karşılandı.    Mazlum Abdi karşıladı Serbest bırakılan iki isim, Demokratik Suriye Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Samir Oso tarafından kabul edildi. Görüşmede, esirlerin serbest kalma sürecinin Mazlum Abdi’nin yürüttüğü arabuluculuk faaliyetleri sonucunda gerçekleştiği ifade edildi. M4 Karayolu’ndaki o kanlı pusudan sağ kurtulmuşlardı  Esirlerin hikayesi, 12 Ekim 2019 tarihine uzanıyor. Hevrin Halef’in aracına uluslararası M4 karayolu üzerinde, Gre Spi (Tel Abyad) yakınlarında bir pusu kurulmuştu.  Hatem Ebu Şakra liderliğindeki "Ahrar el-Şarkiye" grubu tarafından düzenlenen saldırıda Hevrin Halef araçtan indirilerek öldürülmüş, Azad Osman ve Muhammed İbrahim ise aynı gruptan kişilerce esir alınarak bilinmeyen bir yere götürülmüştü.  7 yıl boyunca ailelerinin haber alamadığı iki ismin akıbeti, dünkü serbest bırakılma haberine kadar gizemini koruyordu. "Kızlarımı tanıyamadım"   Serbest bırakılan Azad Osman, Kamışlo’nın Hilaliye mahallesinde davul, zurna ve büyük bir kalabalık eşliğinde karşılandı. Duygusal anların yaşandığı karşılamada Rûdaw’a konuşan Osman, esaret yıllarının çok zor geçtiğini belirterek, "Bir gün dışarı çıkacağımızı hiç beklemiyorduk" dedi. Esir kaldığı süre boyunca dış dünyadan kopuk yaşayan Osman, kendisini karşılamaya gelen ve geçen 7 yılda büyüyen iki kızını tanımakta güçlük çektiğini ifade etti. Eski esirler, tutuldukları süre boyunca gardiyanların kendilerine dışarıdaki gelişmelere dair kısıtlı bilgiler aktardığını dile getirdi.

Irak ve Suriye’den enerji anlaşması: Günlük 2 milyon varillik petrol hattı Akdeniz’e ulaşacak

Irak ve Suriye arasında, küresel enerji dengelerini değiştirecek tarihi bir adım atıldı. Yıllardır atıl durumda olan Kerkük-Banias petrol boru hattının yerine, günlük 2 milyon varil kapasiteli dev bir hattın inşası için anlaşma imzalandı. ABD’nin tam destek verdiği projeye Amerikan devleri liderlik edecek. Washington’da stratejik zirve  ABD-Irak Ticaret Odası’nın Washington’daki merkezinde düzenlenen ve Rûdaw’ın yerinden takip ettiği törende; Irak Basra Petrol Şirketi CEO’su Bessam Abdulkerim Nasır ile Suriye Petrol Şirketi CEO’su Yusuf Kabeli resmi imzaları attı. Kerkük petrol sahalarını Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Banias Limanı’na bağlayacak olan hat, Irak’ın dünyaya açılan yeni kapısı olacak. ABD: Trump’ın vizyonuyla gelen stratejik başarı ABD Dışişleri Bakanlığı, anlaşmayı "stratejik bir dönüm noktası" olarak nitelendirdi. Yapılan açıklamada, projenin teknik ve finansal yönetimini ABD liderliğindeki uluslararası bir konsorsiyumun üstleneceği vurgulandı. Bakanlık ayrıca, bu hamlenin Başkan Donald Trump’ın "refah yoluyla bölgesel istikrar" vizyonunun bir parçası olduğuna dikkat çekti. Eski hat tarih oluyor: Bin 520 kilometrelik yeni güzergâh Suriye Petrol Şirketi Müdür Yardımcısı Mühendis Ahmed Kubaci, Rûdaw’a yaptığı özel açıklamada, 1952 yapımı eski hattın savaşlar nedeniyle tamamen kullanılamaz hale geldiğini belirtti. Kubaci, "Eski hattın onarımı teknik olarak imkansız. Bu yüzden bin 520 kilometre uzunluğunda, çok daha modern ve yüksek kapasiteli bir hat inşa edeceğiz" dedi. Neden şimdi? Hürmüz Boğazı’na alternatif   Bu devasa projenin zamanlaması tesadüf değil. Bölgesel gerilimler nedeniyle Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki sevkiyatın risk altına girmesi, Irak’ı güvenli alternatif rotalar aramaya itti. Suriye ekonomisi için “can suyu”    Beşar Esad sonrası geçiş dönemindeki Suriye için bu proje hayati öneme sahip. Suriye, sadece geçiş ücretlerinden yıllık 150-200 milyon dolar kazanmakla kalmayacak, aynı zamanda sanayisi ve enerji ihtiyacı için ham petrole doğrudan erişim sağlayacak. Maliyet ve Takvim Tahmini maliyet: 4,5 milyar $ ile 10 milyar $ arası İnşa süresi: 2 ila 3 yıl Kapasite: Günlük 2 milyon varil

İran’ın saldırısında Komala üyesi 9 savaşçı hayatını kaybetti

İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) üst düzey yetkilileri,...

İmralı heyetinin çerçeve yasa turu: AKP ve Bahçeli ziyaretlerinde neler konuşuldu?

İktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı yeni çözüm sürecinin yasal...

Hizbullah’a giden dev silah sevkiyatı engellendi

Suriye İçişleri Bakanlığı, Suriye makamlarının Irak sınırı yakınlarında, aralarında insansız hava araçları ve uzun menzilli füzelerin de bulunduğu "büyük bir gelişmiş silah sevkiyatını" engellediğini duyurdu. Bakanlık, ilk işaretlerin mühimmatın Lübnan'daki İran destekli Hizbullah hareketine gönderilmek istendiğini gösterdiğini ekledi. Bakanlık açıklamasında, "Uzman birimler, Suriye-Irak sınırı boyunca devasa bir gelişmiş silah sevkiyatı girişimini boşa çıkardı" denildi ve silahların sınır bölgesinde "şüpheli bir şekilde park edilmiş" bir aracın içinde bulunduğu belirtildi. Araçta yapılan aramada "uzun menzilli füzeler, tanksavar güdümlü füzeler ve İHA'ların" yer aldığı bir cephanelik bulunduğu; ilk incelemelerin sevkiyatın Suriye üzerinden Lübnan'a, nihayetinde Hizbullah'a ulaştırılmak üzere planlandığını gösterdiği ifade edildi. Bakanlık, olayın ayrıntılarını belirlemek, sorumluları tespit etmek ve operasyonla bağlantılı şebekeleri takip etmek amacıyla soruşturmanın sürdüğünü kaydetti. Beşar Esad'ın Aralık 2024'te devrilmesine kadar İran, Lübnan'daki Hizbullah'a silah ulaştırmak üzere Suriye üzerinden geçen lojistik hattı kullanıyordu. Esad yönetimindeki Suriye; devlet altyapısını, askeri tümenlerini ve sınır kontrolünü İran tarafından sağlanan silahların geçişini kolaylaştırmak için kullanıyordu. Özellikle kara yolu, ağır silah sevkiyat hattının bel kemiği görevini görüyordu. Bu hattın ana giriş noktası, Suriye tarafında Elbu Kemal olarak bilinen ve Tahran liderliğindeki "Direniş Ekseni" ile bağlantılı Iraklı silahlı grupların tarihsel olarak nüfuz sahibi olduğu Batı Irak'taki El-Kaim sınır kapısıydı. Rotalar Esad'ın düşüşünden sonra kesintiye uğradı Silahlar, çeşitli resmi ve gayri resmi geçiş yolları üzerinden İran'dan Irak ve Suriye yoluyla Hizbullah'ın kalesi olan Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ne aktarılıyordu. Bu rotalar Esad'ın düşüşünden sonra kesintiye uğradı. Bu operasyondan önce Suriye güvenlik güçleri, haziran ayında batıdaki Humus vilayetine bağlı Talkalakh yakınlarındaki El-Amiriye sınır köyünde bir roket kaçakçılığı girişimini engellemişti. Suriye sınır muhafızları bu yılın başlarında da büyük bir tüfek, roketatar ve tanksavar mermisi deposu ele geçirmişti. O dönemde İçişleri Bakanlığı Sözcüsü olan Nureddin el-Baba, Şam'ın "Hizbullah bağlantılı lojistik ağları tamamen çökertmekte" kararlı olduğunu belirtmişti. 2025 yılı sonlarında Suriye makamları, Humus'un el-Kusayr bölgesindeki bir depoya baskın düzenleyerek 200 roketi ele geçirmiş; İçişleri Bakanlığı bu operasyonu "eski rejimin geride bıraktığı vekil ağlarının doğrudan tasfiyesi" olarak nitelendirmişti. Dün ele geçirilen mühimmat, Esad'ın düşüşünden bu yana gerçekleştirilen en büyük operasyon olsa da, geçici Suriye yönetimi altındaki bu tür girişimlerin sonuncusu olmayacağı öngörülüyor. Suriye İçişleri Bakanlığı operasyonla ilgili bugün yaptığı açıklamada, "Suriye topraklarının silah kaçakçılığı için bir geçiş noktası veya fırlatma rampası olarak kullanılmasına” izin vermeyeceklerini bildirdi. Açıklamada, Suriye’nin ya da komşularının güvenliğini tehdit eden herhangi bir faaliyete izin vermeyecekleri de vugulandı.

Ahbap soruşturması: Haluk Levent tutuklandı

Ahbap Derneği soruşturmasında gözaltında bulunan ve savcılıktaki ifade işlemleri...

CENTCOM: İran’a yönelik 90 dakikalık yeni saldırı dalgasında savunma sistemi vuruldu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'a yönelik yeni hava saldırısı dalgasının tamamlandığını duyurdu. Açıklamada, saldırıların İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemileri tehdit etme kapasitesini zayıflatmayı amaçladığı belirtildi. CENTCOM'un X hesabından yapılan açıklamaya göre, CENTCOM, saldırı dalgasının 15 Temmuz Doğu Amerika saatiyle (ET) 21.00'de, Erbil saatiyle ise 16 Temmuz 04.00'te tamamlandığını duyurdu. Açıklamada, ABD güçlerinin İran'a ait komuta merkezleri, hava savunma sistemleri, füze ve insansız hava aracı (İHA) kapasitesi ile kıyı gözetleme tesislerini hedef aldığı ifade edildi. Açıklamada, "ABD güçleri, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilerde görev yapan masum denizcileri tehdit etme kabiliyetini daha da azaltmak amacıyla İran'ın komuta merkezlerine, hava savunma tesislerine, füze ve insansız hava aracı yeteneklerine ve kıyı gözetleme tesislerine saldırdı" denildi. CENTCOM’un açıklamasında "Bender Abbas da dahil olmak üzere birden fazla noktadaki hedefleri vurmak için hassas mühimmat kullanıldı" denildi. Komutanlık, bu sabah düzenlenen ayrı bir operasyona da değinerek, Amerikan güçlerinin 90 dakika süren bir saldırı dalgasında Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzesi mevzilerini vurduğunu bildirdi. Açıklamanın sonunda ise, "ABD ordusu, Başkomutan'ın talimatı doğrultusunda İran'ı sorumlu tutmaktadır" ifadelerine yer verildi. CENTCOM, son günlerde İran'ın askeri altyapısına yönelik peş peşe operasyonlar düzenlediğini açıklarken, Washington yönetimi saldırıların özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki uluslararası ticari deniz trafiğine yönelik tehditleri azaltmayı hedeflediğini savunuyor. Saldırılar, ABD ve İran arasında Hürmüz Boğazı konusunda tırmanan gerilimlerin ortasında gerçekleşti; Amerikan güçleri İran'a saldırırken, Tahran da Pakistan arabuluculuğuyla kalıcı bir çözüme ulaşmayı hedefleyen çerçeve anlaşmasına rağmen bölgedeki ABD askeri üslerine saldırılarla karşılık verdi.

Türkiye Gündemi

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.

Irak ve Türkiye petrol konusunda anlaştı

Irak Petrol Bakanlığı, Ankara'da Türkiye ile gerçekleştirilen görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı. Bakanlık, Irak ve Kürdistan Bölgesi petrolünün Türkiye üzerinden ihracatının devam edeceğini, kısa süre içinde ise yeni bir uygulama protokolünün imzalanacağını duyurdu.   Bakanlığın açıklamasına göre, Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Abadi'nin talimatıyla Petrol ve Dışişleri bakanlıklarından üst düzey yetkililerden oluşan Irak heyeti, çarşamba ve perşembe günleri Ankara'da temaslarda bulundu.Görüşmelerde, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın geleceği ile ham petrol ihracatının sürdürülmesine yönelik mekanizmalar ele alındı. Irak heyetine Petrol Bakan Yardımcısı Nasir Aziz ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hüseyin Bahrululum başkanlık etti. Heyet, Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile bir araya geldi. Toplantıya Irak Petrol Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı temsilcileri de katıldı. "Petrol ihracatı kesintisiz sürecek" Irak Petrol Bakanlığı, Başbakan Ali Falih Zeydi'nin talimatları doğrultusunda tarafların teknik ve hukuki koordinasyonun sürdürülmesi konusunda önemli ölçüde mutabakata vardığını belirtti. Açıklamada, "Bir sonraki aşamada imzalanacak uygulama protokolü, Irak petrolünün, Kürdistan Bölgesi petrolü de dahil olmak üzere, ihracatının kesintisiz devam etmesini sağlayacaktır" denildi. Bakanlık, söz konusu protokolün geçiş süreci niteliği taşıyacağını, mevcut anlaşmanın sona ermesinin ardından bir yıldan kısa sürede Bağdat ile Ankara arasında yeni ve uzun vadeli bir anlaşmanın imzalanmasının hedeflendiğini bildirdi. Erbil: Bir yıllık geçiş protokolü üzerinde uzlaşı sağlandı Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı da cuma günü yaptığı açıklamada, Irak Dışişleri ve Petrol bakanlıkları ile Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ortak heyetin Ankara'da Türk yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, enerji alanındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın süresinin dolmasının ardından petrol ihracatının kesintisiz sürdürülmesine yönelik mekanizmaların ele alındığı belirtildi. Bakanlığa göre taraflar, Irak petrolünün ihracatının bir yıl daha devam etmesini sağlayacak uygulama protokolünün hazırlanması ve iş birliğinin sürdürülmesi konusunda anlaşmaya vardı. Bu süre içerisinde iki ülke arasında uzun vadeli yeni bir anlaşmanın hazırlanarak imzalanmasının planlandığı ifade edildi. Amanc Rahim: Geçici protokol imzalandı Kürdistan Bölgesi Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim, Irak ve Türkiye'nin hem Irak hem de Kürdistan Bölgesi petrolünün Ceyhan limanı üzerinden sevkiyatının sürdürülmesi konusunda yeni bir "geçici protokol" imzaladığını duyurdu. Amanc Rahim, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, her iki tarafın da Kürdistan-Ceyhan boru hattı üzerinden petrol sevkiyatının devamını güvence altına alan bir protokol imzaladığını belirtti. Protokol "geçici" nitelikte Amanc Rahim’in verdiği bilgilere göre imzalanan bu protokol, süreci kesintiye uğratmamak adına atılmış "geçici" bir adım olma özelliği taşıyor. Protokolün temel amacı, tarafların Ceyhan limanı üzerinden yapılacak petrol ihracatı için yeni ve uzun vadeli bir stratejik anlaşma hazırlamasına zemin oluşturmak. Rahim, kalıcı ve uzun vadeli yeni anlaşmanın hazırlanıp imzalanmasının yaklaşık bir yıl sürmesinin beklendiğini ifade etti. 53 yıllık anlaşmanın süresi doluyordu Irak ve Türkiye arasındaki ilk ham petrol boru hattı anlaşması 27 Ağustos 1973 tarihinde imzalanmıştı. Yarım asrı aşkın süredir yürürlükte olan bu tarihi anlaşma, Türkiye hükümetinin daha önceki kararı uyarınca 27 Temmuz 2026 tarihinde sona erecekti.  

Dem Parti, yeni kadrolarla kongreye gidiyor

DEM Parti, 20 Eylül’de Ankara’da gerçekleştireceği 5'inci Olağan Büyük Kongresi hazırlıklarını sürdürüyor. Kongre tarihinin netleşmesi ile birlikte yeni dönem çalışmaları da başladı. MA’nın parti kaynaklarından aktardığına göre çözüm süreci kapsamında temmuz ayında Meclis’ten geçmesi beklenen “çerçeve yasa” ile birlikte DEM Parti de yeni dönemi karşılamaya hazırlanacak. Bu kapsamda parti içi bir genelge yayınlandı. Genelgede kongrenin “Demokratik Cumhuriyet ve Üçüncü Yol” perspektifi ile değişim ve yeniden yapılanma kongresi olarak ele aldığı belirtildi. MA’nın aktardığına göre değişim ve yeniden yapılanma hem kadro hem de örgütsel yapıda yenilenme sağlanması perspektifine odaklanacak. Genelgeye göre DEM Parti,  1– 14 Temmuz tarihleri arasında genişletilmiş il toplantılarını gerçekleştirecek. Genişletilmiş il toplantılarına DEM Parti’nin yanı sıra DEM Parti’ye yakın kurumlardan da kişiler katılacak. Genişletilmiş il toplantılarının ardından DEM Parti tarafından 20-30 Temmuz tarihleri arasında bölge konferansları gerçekleştirilecek. 7 bölgede gerçekleştirilecek bölge konferanslara, genişletilmiş il toplantılarından seçilen delegeler katılacak ve büyük kongreye öneriler sunulacak. İl toplantıları ve bölge konferanslarının ardından ortaya çıkan sonuçlar 5- 12 Ağustos tarihlerinde merkezi çalıştay yapılarak, bütünlüklü olarak ele alınacak. Tartışmalar neticesinde üzerinde uzlaşılan görüşler 20 Eylül’de yapılacak 5. Olağan Büyük Kongre'ye sunulacak. “Genişleme Komisyonu yeni kişileri partiye almaya çalışacak” Ayrıca Kongre Hazırlık Komisyonu bünyesinde oluşturulacak olan Genişleme Komisyonu, farklı çevrelerden siyasetçiler, yazarlar, akademisyenler, siyasi parti veya toplumsal temsili olan kişiler ile bir araya gelerek partiye katılmaları yönünde çalışmalar yürütecek. Bunun yanı sıra DEM Parti, kongre sürecine giderken farklı kesimlerle tematik buluşmalar da gerçekleştirecek ve bu alanlara ilişkin de kendisine bir yol haritası çıkaracak.

Kurtulmuş: Süreç iyi gidiyor, bütün iç ve dış şartların olumlu olduğu bir dönemdeyiz

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, CNN Türk canlı yayınında çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sürecin önemli ölçüde tamamlandığını belirten Kurtulmuş, çıkarılması planlanan yasal düzenlemenin af değil, infaz düzenlemesi niteliğinde olacağını söyledi. "İşin çoğunluğu bitmiştir" Sürece ilişkin konuşan Kurtulmuş, "Bana göre işin çoğunluğu bitmiştir. Yakın zamanda artık terör, Türkiye'nin tamamıyla gündeminden kalkacaktır" dedi. Bölgesel gelişmelerin de sürece katkı sağladığını belirten Kurtulmuş, "Türkiye'nin hem 'Terörsüz Türkiye'yi oluşturma kararlılığı hem de dışarıdaki gelişmelerin hepsi üst üste örtüştü. Bu Türkiye'ye çok büyük bir imkan veriyor" ifadelerini kullandı. Sürecin olumlu ilerlediğini söyleyen Kurtulmuş, "Bütün iç ve dış şartların olumlu olduğu bir süreçteyiz. Eğer bu noktada temkinli, dikkatli ve acele hareket etmezsek korkarım ki araya birtakım provokasyonlar girer" diye konuştu. "Yasa tüm partilerin desteğini almalı" TBMM’ye gelmesi beklenen düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, "Gönlümden geçen, bütün partilerin ittifakıyla Meclis'e bir yasa gelir ve süratle bu geçer. Ümit ederim ki her partinin gönül rahatlığıyla destek vereceği bir yasa ortaya çıkar" dedi. Hazırlanacak düzenlemenin kapsamına da değinen Kurtulmuş, "Çıkarılacak yasa müstakil ve geçicidir. Bir yasa çıkarıp ilanihaye bütün herkesi kapsayacak ve ilanihaye yürürlükte kalacak bir yasa olmayacaktır. Komisyonda kararlaştırılan şekli bu" ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, "Çıkarılacak yasa asla af niteliğinde olmayacaktır. Öyle bir algı şeklinde olmayacaktır, olmaması gerekir. Bunun daha çok bir infaz düzenlemesi olması gerekir" diye konuştu. "CHP'nin iç kavgasının tarafı olamayız" CHP'deki kurultay tartışmalarına ilişkin de konuşan Kurtulmuş, TBMM Başkanlığının bu sürecin tarafı olmadığını söyledi. "CHP'nin iç kavgasının tarafı asla olamayız. Kendi aralarındaki sorunu çözemedikleri için başvurdukları bir mahkeme hiç değil TBMM Başkanlığı. Ne CHP'nin ne de bir başka partinin vasisiyiz" diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti: "TBMM Başkanlığı bir mahkeme değil, herhangi bir partinin vasisi değil. TBMM Başkanlığı bir karar alacak ve partinin içerisindeki tartışma şu ya da bu şekilde sonuçlanacak diye bir durum söz konusu değil." "NATO için tarihi bir dönüm noktası" İstanbul'da düzenlenecek NATO Parlamento Başkanları Toplantısı ve Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, toplantıların önemine dikkat çekti. "Dolmabahçe Sarayı'nda NATO üyesi ülkelerin meclis başkanlarını ağırlayacağız. Pazar günü gelmeye başlayacaklar. Önümüzdeki hafta da esas ağırlıklı olan toplantı, Ankara'daki Liderler Zirvesi. O toplantıda da NATO için çok tarihi bir dönüm noktasına şahit olacağımızı düşünüyorum" dedi. NATO'nun geleceğinin yalnızca askeri güvenlik ekseninde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, "Artık güvenlik sadece askerle, sadece silahla temin edilebilecek bir husus değil. Savaşmak kadar barışmanın da belki daha önemli olduğu ortaya çıkıyor. NATO'nun bir güvenlik şemsiyesi olduğu aşikar ama nasıl bir barış perspektifi geliştirebilir ve barışın oluşmasına nasıl katkıda bulunabilir bunların üzerinde de yoğunlaşmasının şart olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Ankara kulislerinde Demirtaş söylemi

Gazeteci Fatih Atik, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sonbaharda tahliye edilebileceği iddiasının Ankara kulislerinde konuşulduğunu söyledi. TGRT'de katıldığı yayında konuşan Fatih Atik, “Demirtaş DEM Parti yönetimine dahil olursa süreç başka bir yere evrilir mi?'' sorusunun da Ankara'da konuşulanlar arasında yer aldığını belirtti. Atik, “Ankara’da Selahattin Demirtaş’ın sonbajar’da tahliye olabileceğine dair senaryolar üzerinde konuşuluyor. Demirtaş tahliye olursa ve DEM Parti’nin yönetimine girerse terörsüz Türkiye süreci başka bir sürece evrilir mi? Bunları konuşacağız” ifadelerini kullandı. Mahkeme tarafından CHP'ye Genel Başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı canlı yayında Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına destek verdikleri için pişman olmadığını açıklamıştı. Bu nedenle Demirtaş son günlerde yeniden gündeme geldi. Öte yadan Kemal Kılıçdaroğlu son olarak Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret edeceğini söylemişti. Demirtaş’ın bu ziyaret talebini kabul edip etmeyeceği henüz belli değil.