Şam yönetimi, Türkiye’den öğrendiği yöntemlerle hareket etmeye devam ediyor. Kürt sorununu çözmek ya da adaletli bir yaklaşım geliştirmek yerine, göstermelik adımlarla meseleyi geçiştirmeyi tercih ediyor.
Bugünlerde gündeme gelen, Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da Kürtçe yayın yapılacağı iddiası da bunun bir örneği.
İlk bakışta kulağa olumlu gibi geliyor olabilir. Ancak gerçekte bu, reform değil; olsa olsa sembolik ve yüzeysel bir jesttir. Çünkü Kürtlerin temel talepleri, devlet televizyonunda birkaç program ya da haber bülteni izlemek değil. Bugün Rojava’da yüzlerce Kürtçe yayın yapan televizyon, radyo ve haber merkezi mevcut. Dolayısıyla, SANA’nın Kürtçe yayın yapması, Kürt toplumu için en ufak bir anlam taşımıyor.
Asıl mesele, Kürtlerin kendi dillerinde eğitim görebilmesi, kendi kültürünü özgürce yaşaması, siyasi iradesinin tanınması ve yurttaşlık haklarının güvence altına alınması ve statülerinin tanınmasıdır. Şam yönetimi bunları görmezden geliyor. Tıpkı Türkiye’de yıllar önce TRT 6 açıldığında olduğu gibi, Kürtçeyi bir “makyaj unsuru” olarak kullanıyor. Bu açılımın ardında hak teslimi değil, statükoyu koruma niyeti yatıyor.
Dahası, resmi otoriteye sahip olmayan, meşruiyeti sorgulanan bir yönetimin “resmi ajans” üzerinden Kürtçeye geçiş yapması da ayrıca ironik bir durum. SANA’nın Kürtçe yayınları, eğer Kürtlere hakaret eden bir üslupla yürütülürse, bu girişim sadece bir propaganda aracına dönüşecek. Yani Kürtlerin haklarını tanımak için değil, onları kendi dilleriyle aşağılamak için kullanılacak.
Kürtler açısından mesele çok açık: Bir halkın dili, ancak özgürlük ve eşit yurttaşlık haklarıyla birlikte gerçek değerini bulur. Dilin devlet eliyle araçsallaştırılması, sorunu çözmek bir yana daha da derinleştirir.
Şam yönetiminin yapması gereken, SANA’da birkaç haber sunmak değil; Rojava halkının iradesini, taleplerini ve haklarını tanımaktır. Aksi halde bu “Kürtçe açılım” yalnızca bir alaydan ibaret kalacak. #İhsanKaçar



