İdlib Modeli: “Küçük Afganistan”
İdlib modeli, ortaya çıktığı günden bu yana adeta “küçük bir Afganistan” görünümü sergiliyor. El Kaide kökenli yapılar, cihatçı milisler ve dışarıdan taşınan radikal gruplar tarafından şekillenen bu yapı, hiçbir zaman demokratik bir dönüşüm sürecine uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip olmadı. Buna rağmen bazı Avrupalı siyasetçilerin bu modeli Suriye’nin geneline entegre etme fikri, gerçeklikten kopuk bir hayalden ibaret.
HTŞ’nin “Ilımlı” Maskesi
İdlib’in en güçlü aktörü olan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), son yıllarda Batı’da meşruiyet kazanmak amacıyla “ılımlılaşma” söylemini benimsedi. Liderleri, Batılı medya organlarına röportajlar vererek kendilerini “yerel muhalif güç” olarak tanıttı. Ancak sahadaki gerçek bambaşkaydı: Kadın haklarının yok sayıldığı, ifade özgürlüğünün boğulduğu, toplumsal yaşamın ise tek tipleştirildiği bir düzen hâkimdi. İdlib, HTŞ döneminde adeta kapalı ve kötü bir hale geldi. Avrupa’dan gelen yardımlar ise HTŞ’nin silahlı yapısının güçlenmesine destek oldu.
Esad’ın düşmesiyle HTŞ iktidar oldu ve gerçek yüzünü göstermeye başladı. Kendilerinden olmayan eski muhaliflere karşı yoğun baskılar uyguladı. Son 5–6 ayda yaşananlar, baskıcı yönetim anlayışının daha da derinleştiğini gösteriyor:
Düğünlerde müzik çalındığı gerekçesiyle baskınlar,
Kadınların sosyal alanlardan tamamen dışlanması,
Yerel gazetecilerin susturulması,
“Batı etkisi” bahanesiyle sivil toplum kuruluşlarının kapatılması,
Eğitim sisteminin şeriat esaslarına göre yeniden düzenlenmesi.
Bu tablo, İdlib modelinin Beşar Esad yönetiminden bile daha kapalı ve sert olduğunu ortaya koyuyor.
İdlib modelinin en büyük destekçisi Türkiye ve onun rolüdür. Hem uzun hem kısa vadeli hesapların merkezindeyiz. Bu rol kısa vadede kazanç gibi görünse de, uzun vadede Türkiye için risk teşkil edebilir.
Türkiye, Astana sürecinden bu yana İdlib’de hem askeri hem siyasi olarak etkili bir aktör konumunda. Resmi söylemde amaç sivilleri korumak ve göçü önlemek olsa da, sahada HTŞ ile fiili bir statüko oluşmuş durumda. Bu durum, İdlib’deki radikal yapının varlığını korumasına ve güçlenmesine zemin hazırlıyor. Ankara’nın kısa vadeli güvenlik hesaplarını, uzun vadeli bölgesel istikrarın önüne koymaktan vazgeçmesi şart. Aksi halde, bugünkü “küçük Afganistan” yarın tüm bölgeye yayılabilir.
SDG-Rojava: Seküler ve Çoğulcu Alternatif
Suriye’nin geleceği için en umut verici seçenek, Rojava ve Doğu Suriye’de uygulanan yerel özerklik esaslı, çoğulcu ve seküler modeldir. Burada Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğer topluluklar görece daha özgür ve eşitlikçi bir sistem içinde yaşıyor. Kadınlar siyaset, güvenlik ve yerel yönetimlerde aktif rol alıyor.
Tıpkı Kobani savaşında olduğu gibi bugün de tercih, SDG ile HTŞ arasında yapılmak zorunda. O dönemde Batı tercihini seküler Kürtlerden yana kullanmıştı. Aynı netlik bugün de gerekiyor.
Sonuç olarak;
Avrupalılar ve bölgesel aktörler, iki model arasında açık bir seçim yapmak zorunda:
Ya koyu şeriatın gölgesinde baskıcı bir gelecek, ya da seküler ve kapsayıcı bir yapı.
Bu tercih ertelenirse, İdlib’deki “küçük Afganistan” tehdidi tüm bölgeyi kuşatabilir.@ihsan kaçar



