Bir kitap okursunuz, bir cevap bulma arzusu ile sayfaları ardı arkası kesilmeden çevirirsiniz. Kitaplar size aradığınız cevapları verir, soru işaretlerinizi giderir. Ancak “Uzak Tepeler” böyle bir vaat ile gelmiyor. Sorularınızı cevaplamayacak “Uzak Tepeler”. Beklentilerinizi karşılayacak bilgiler de öğrenmeyebilirsiniz. Bir anıya tanıklık etmeye davet ediliyorsunuz. “Kazuo Ishiguro” soru işaretlerinize yenilerini eklemeye geliyor.
Anne olmanın ilk sancıları bebeğinizi içinizde hissettiğiniz ana dayanır. O kısacık ilk anı günler, günleri haftalar, aylar izler. Ta ki elinize alıncaya, onu büyütünceye, çevresince sardığınız parmaklarınızı gevşetip onu serbest bırakıncaya dek sürer.
Kazuo’nun anlattığı hikâye tam da böyle bir an ile başlar. Etsuko ilk bebeğine hamile genç bir kadındır. Japonya’nın zor zamanlarında, yaşamın, yaşamanın yeterince ağır olduğu bir mahallede yaşamaktadır. Kimseyle bir arkadaşlık kuramamış, bilinen yalnızlığın sancılarını çekmektedir. An gelir ormanın içinde terkedilmiş kulübede bir hareketlilik ilişir gözüne. Önünü alamadığı bir merakla bir eli karnına düşmüş bebeğinde, ormanın içindeki kulübeye doğru yol alır. Gördükleri karşısında şaşkındır ve bu şaşkınlığı seneler sonra İngiltere’deki evinin oturma odasında büyük kızı Keiko’nun intiharı ile baş etmeye çalışırken yanı başındadır.
O terk edilmiş, kapısı, bacası ev denilmesi için artık ne gerekiyorsa ona, onlara sahip olmayan kulübede bir başına ufak bir kız çocuğu görür. Yanına ilişir adını sorar, annesini sorar cevap alamaz. Böyle bir başlangıç ile çocuğun annesi Saçiko ile tanışır, arkadaş olur, kimi zaman dost olur.
Kazou tek bir hikâye anlatmaz, Saçiko’nun Japonya’dan gitme çabasını, kimi zaman yalanlarını, küçük kızı ile yaşadığı korkunç anları, hayatın dokunulmaz olan yanlarına tanıklıklarını anlatır. Etsuko’nun Japonya’dan nasıl ayrıldığını kestiremesek de, İngiltere’deki hayatı, kızları, şaşırtıcı bir şekilde ayyuka çıkacak olan ikinci evliliği ve seneler önceki anılarının neden sonra kızının cenazesinde zihnine hücum ettiği anlatılır. Lakin hiçbir şey bitmez “Uzak Tepeler’ de”, SON diye bir kalıba oturtmak istemezsiniz yaşanan hiçbir olguyu. Ölümler de, doğumlar da bir son teşkil etmez. Her an, her anı yeni bir başlangıçtır.
Büyük bir duygusal güce sahip olan “Uzak Tepeler” dünya ile bir bağlantımız olduğu yanılsamasını açığa çıkarır. Dipsiz bir kuyuda hapsolmuş anne aforizmaları ile karşılaşırsınız. Kovanızı her kuyuya salladığınızda, çıkrığı çevirdikçe yukarı yükselen duygu sizi sersemletecektir.
Tabi ki hadsizce dile getiriyorum, 2017 Nobel Edebiyat Ödülünü hak etmemiş olması düşünülemez. İlk kelimesinden son noktasına kadar yerli yerinde, bir hücumda okunacak ancak bitmemiş olma isteği ile sizi baş başa bırakacak bir romandır “Uzak Tepeler”.
“Ama Mariko” dedim. “Mariko’ya ne olacak?”
“Mariko mu? O da başının çaresine bakacaktır. Bakmalı da.” Saçiko bir yanı gölgede kalan yüzüyle loşluğun içinden bana doğru bakmayı sürdürüyordu. Sonra, “Bir an için ona karşı iyi bir anne olduğumu düşleyebilir miyim sence?” diye sordu
Sustum.
Bahsi geçen Mariko, Etsuko’nun tıpkı bir ine benzeyen küçük kulübede karşılaştığı kız çocuğudur.
Soru işaretleri istemiyorsanız zihninizde evet, okumayın. Eğer ki bir duygu arıyorsanız, tıpkı bir kısrağın koşarken gerilen kaslarındaki coşku ile yoldaşlık etmek istiyorsanız, sadece kitap rafınızda okunmuş ve bitmiş bir roman kalsın istemiyorsanız, okuyun.
“Uzak Tepeler’ de” kendinizi bulacaksınız sözünü vermiyorum, aksi bu kez kendinizi kaybetme vakti.
İnceleme: Büşra Abacı
Kitabın Adı: Uzak Tepeler
Yazar: Kazuo Ishiguro
Çeviren: Pınar Besen
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: 3. Baskı, Ekim 2017
Sayfa Sayısı: 161
ISBN: 9789750823343

