24 Eylül 2026
14.2 C
İstanbul

HDP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın seçim bildirgesi açıklandı

HDP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın seçim bildirgesi açıklandı. Bugün HDP Genel Merkezi tarafından açıklanan seçim bildirgesinde önemli vaatler bulunuyor.

Demirtaş’ın seçim bildirgesini olduğu gibi yayımlıyoruz:

Bir Cumhurbaşkanı olarak tek adamlığa son vermeye geliyorum.
Bu makama bir çuval yetki ile geleceğim, sürenin sonunda bir ceketle gideceğim.
Toplumsal kutuplaşmanın olmadığı, insanların birbirlerine sırtını dönmediği, sevgi ve hoşgörünün hâkim olduğu bir ülkenin sözünü veriyorum. Fikri ve inancı ne olursa olsun, insanların yaşam tarzlarını özgürce yaşayabilecekleri bir ülkeyi hep birlikte var edeceğiz.
Hamaset üreten siyasete son vereceğiz.

Toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile güçlendirilmiş bir yönetim sistemi kuracağız.
Siyaseti biat ederek yükselmenin değil, liyakat ile halka hizmet etmenin aracı haline getireceğiz.

SEN’LE DEĞİŞTİRECEĞİZ!

Tekçiliğin değil, çokluğun sesiyiz!

Kendinden olmayan herkesi suçlu ilan eden, sadece ve sadece BEN diyen bir rejime karşı BİZ varız diyoruz.

16 yıllık bir yıkımı sandıkta sonlandırmanın dönüm noktasındayız! Yeni bir başlangıç için el ele vererek tekçi, baskıcı, soyguncu, kayırmacı, kayyumcu ve kavgacı tek adam rejimini SEN’le değiştireceğiz.

Üreten SEN’sin,
Yöneten de SEN olacaksın!

YETKİLERİNİ PAYLAŞAN BİR CUMHURBAŞKANI OLACAĞIM

Uzun yılların birikimi ve mücadelesi ile kazanılmış bütün demokratik mekanizmalar, tek kalemde işlemez hale getirildi. Halka hizmetle görevli kurumlar, sarayın hizmetine sunuldu. Toplumsal sorunların çözümünde en önemli adreslerden biri olan demokratik kitle örgütleri kapatıldı.

Kayırmacılık, torpil ve yolsuzlukla siyaset yozlaştırıldı, eşit yurttaşlık imkânsız hale getirildi. Kendileri gibi düşünmeyen, giyinmeyen, yaşamayan herkes hain ve suçlu ilan edilerek hedef alındı. Tek adamlık, bir toplumun toplum olmasını mümkün kılan tüm değer ve farklılıkları baskı altına alarak toplumu tekliğe hapsetti.

Toplumun geleceğini bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştıran, tüm yetkileri tek adamda toplayan bir Cumhurbaşkanlığı sistemi var. Seçildiğimde ilk olarak yetkilerimi kendimi yetkisizleştirmek ve kurumları demokratikleştirmek için kullanacağım. Cumhurbaşkanlığı yetkilerini paylaştıkça sistem demokratikleşecek. Acil toplumsal yaraların sarılması ve yönetim sisteminin çoğulcu mekanizmalara kavuşturulması sağlanacak.

Cumhurbaşkanlığı Kabinesinde toplumun tamamını kapsayacak temsilciler yer alacak. Cumhurbaşkanı yardımcılarını, parlamentoda olan ve olmayan tüm partilerin ve sivil toplumun görüş ve önerileri doğrultusunda, farklı temsiliyetlerden belirleyeceğim.

Siyasette, bürokraside, yargıda, toplumda ve demokratik mücadele alanında bir OLAĞANLAŞMA sürecini başlatacağız. Bu olağanlaşma süreci, mevcut iktidarın yarattığı tahribatın telafisinin ve toplumun barış hafızasının canlandırılmasının ilk adımlarından biri olacaktır.

Toplumsal yaraları acilen sarmak için;

–          OHAL’i derhal kaldıracağız.

–          OHAL’den kaynaklanan ve KHK’lerle doğan zararları telafi edeceğiz. Haksız yere işten atılanların işlerine dönmesini sağlayacağız.
–          Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin maruz kaldığı zulme son vereceğiz. Mağduriyetleri acilen giderecek düzenlemeler yapacağız. Hiçbir ayrım yapmadan tüm hasta mahpusların derhal serbest kalmalarını sağlayacağız.
–          Halkın seçme hakkı ve iradesinin gaspına dayanan kayyum uygulamasını sonlandırıp, görevden alınan belediye eş başkanlarını derhal görevlerine iade edeceğiz. Toplumun farklı kesimlerini gözeten hizmetlerin tekrar sunulmasını sağlayacağız.
–          Demokratik kurumların tahribatı, hukuka güvenin bütünüyle ortadan kalkması Türkiye ekonomisine güveni sarstı. Siyasal ve ekonomik kararların Saray’ın bekasına endekslenmesi, Türkiye’yi öngörülemez bir ülke haline getirdi. Ekonomi kırılganlaştı. Demokrasiyi güvence altına alarak ekonomiyi de rahatlatacağız. Toplumsal ihtiyaçları karşılamayı esas alan bir ekonomi yaklaşımıyla üretenlerin ekonomik ilişkiler üzerindeki denetimini artıracağız.
–          Tek adamın hizmetine tahsis edilen Saray’ı boşaltacak, Saray’ın hangi amaçla kullanılacağını halka soracağız. Savurganlığa ve israfa dayanan yönetim ve bürokrasi anlayışına son vereceğiz. İtibarımızı şatafatla değil, şeffaf ve halka hizmete adanmış yönetimimizle sağlayacağız; itibarda israf yapmayacağız. Koruma ordusuyla dolaşan, halktan uzak, ulaşılmaz ve eleştirilmez bir Cumhurbaşkanlığı anlayışına son vereceğiz.
–          Dış politikada mevcut sorunların diyalog ile barışçıl yol ve yöntemler ile çözülmesini temel dış politika haline getireceğiz. Düşman yaratmayan dost kazanan dış politika anlayışı ile tehdit olgusunu bitireceğiz.
–          Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını yeniden düzenleyeceğiz. Adalet Bakanını HSK’dan çıkaracağız. Hâkimler/savcılar üzerindeki siyasi baskıyı kaldırarak Kurulu özerk bir hale getireceğiz. Yargı siyasetin emrinden kurtarılacak, herkese eşit ve adil yaklaşımla görev yapacak.
–          YÖK’ü kaldırarak üniversitelerin akademik, bilimsel ve yönetsel özerkliğini güvence altına alacağız. Rektörleri cumhurbaşkanının değil, üniversite bileşenlerinin seçmesini sağlayacağız.
–          Milli Güvenlik Kurulu, Terörle Mücadele Kanunu gibi vesayetçi, darbe ürünü yapı ve düzenlemelerin kaldırılması için çalışacağız.

DEMOKRASİYE ACİL GEÇİŞ PROGRAMI’NI HAYATA GEÇİRECEĞİZ

Evrensel hukuk ve insan hakları anlayışıyla güvence altına alınmış kuvvetler ayrılığından taviz vermeyeceğiz. Yasama ve yargıyı derhal yürütmenin baskısından kurtaracağız.
Yargı sistemi talimatla değil adaletle karar alacak. Güçlünün değil haklının korunduğu, herkesin eşit olduğu hızlı, tarafsız ve bağımsız bir adalet sistemi kuracağız. Devletin yargıda mazlum karşısında güçlü ile kurduğu ittifaka son vereceğiz.

Oluşturacağımız kapsayıcı parlamenter sistem, tek bir kişinin değil, BİZ’in yönetiminin teminatı olacak. Cumhurbaşkanlığında toplanan yasa yapma hakkını, denetleme ve bütçe hakkı gibi yetkileri Demokrasiye Acil Geçiş Programıyla en kısa sürede parlamentoya iade edeceğiz. Tek parti çoğunluğuna dayanan bir parlamenter yapının yarattığı çıkmazları aşarak güçlü ve çoğulcu bir parlamenter sistem inşa edeceğiz. Gençler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının parlamentoya görüş ve öneri sunacakları Toplumsal Mutabakat Platformları kuracağız.

Toplumsal Mutabakat Platformlarında, birbirine düşman haline getirilmiş farklı kesimler bir sözleşme yapmak üzere bir araya gelecek. Rıza, meşruiyet ve gönüllü birliktelik, sözleşmenin esasını oluşturacak. Farklı kimliklere, kültürlere, dillere, inançlara hem eşit yurttaşlık hukukuna hem de kendi kimlik ve özgünlüklerine uygun yaşam alanları anayasal güvence altına alınacak. Özgürlükçü laikliğin, çoğulculuğun, kuvvetler ayrımının merkeze alındığı çok dilli, çok inançlı ve eşit yurttaşlık temelli bu Demokratik Anayasa yapım sürecini iki yıl içinde tamamlayacağız. Anayasa, merkeziyetçiliği değil, yerel demokrasi ve yerinden yönetimi temel alacak.

TÜM TOPLUMSAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ ÖNCELİĞİMİZ OLACAK

Gençlik Değiştirecek!

Gençleri hiçbir kalıba sokmadan, fikirleri ne olursa olsun, kendilerini özgürce ifade edebildikleri, geleceklerini yurt dışında değil, bu bereketli topraklarda gördükleri bir ülkeyi BİRLİKTE var edeceğiz. Potansiyellerini açığa çıkartarak, geleceğe daha güvenle bakmalarını sağlayacağız.
–          Gençlerin sorunlarını en iyi BEN çözerim demek yerine gençlerin yönetime aktif katılımının önünü açarak kendileri ile ilgili kararları alabilecekleri mekanizmaları BİZ inşa edeceğiz.
–          Nitelikten tamamen uzak bir şekilde “her kente bir üniversite” diyen anlayışın yarattığı yüz binlerce diplomalı işsize, umutsuz gençlere iş imkanları yaratarak nefes olacağız.
–          Her gence aylık 500 TL yükleyeceğimiz Genç Kart vereceğiz.
–          İnternet erişiminin bir hak olduğu anlayışıyla tüm toplum için sansürsüz, ücretsiz ve özgür internet erişimini sağlayacağız.

Kadınlar Değiştirecek!

Erkek egemen zihniyetin değişmesi için toplumsal seferberlik başlatacağız. Kadınlar tüm toplumsal sorunların çözümünde fikir ve önerileri ile belirleyici olacak. Kadınların bedenine, yaşam tarzlarına ve değerlerine saldırılmasına asla izin vermeyeceğiz.
–          Kadınların eşit katılımına dayanan bir yönetim sistemi oluşturacağız.
–          Kadınların eşit temsiliyetini güvence altına alacak eş başkanlık sistemini, siyasi partilerin bütün kademelerinde yasal hale getireceğiz.
–          Ortak yaşam alanlarında ev içi emeğin de çocuk, yaşlı ve hasta bakımının da ortaklaştırılması için politikalar üreteceğiz. Ücretli ya da ücretsiz bakımın, kadınların işi olmaktan çıkması için hasta, yaşlı bakım evleri açacağız.
–          Kadın cinayetleri davalarında erkeklik indirimi halini almış “iyi hal” ve “tahrik” indirimlerine karşı faillerin caydırıcı ve adil cezalar almasını sağlayacağız.
–          Hem evde hem işte çalışan, çifte mesai yapan biz kadınlara erken emeklilik getireceğiz.

Çocuklar İçin Değişecek!

Türkiye nüfusunun üçte birini oluşturan çocukların haklarını koruyacağız. Çocuklar hepimizin geleceğidir. Her bir çocuğun mutlu, onurlu ve barış içinde yaşamasını sağlayacağız.
–          Çocukların tırnağına bir zarar gelse kendimizi sorumlu göreceğimiz bir yönetim anlayışıyla çalışacağız.
–          Çocuğun gelişimine uygun, anadilde, bilimsel ve insan haklarına dayalı bir eğitim sistemini uygulamaya geçireceğiz.
–          Sokakta yaşamak zorunda olan çocuk kalmayacak.
–          Çocuğa yönelik cinsel şiddet konusu sadece faillerin cezalandırılması ile çözülebilecek bir sorun değildir. Çocukların istismarında önleyici politikalar geliştireceğiz. Cinsiyet eşitliğini güçlendirerek, cinsel istismarı da engelleyeceğiz.
–          Çocuk cezaevlerinin kapatılmasını sağlayacağız.
–          Çocuk işçiliği sorununun çözümü için eğitim ve emek alanlarında düzenlemeler yapacağız.

Engelleri Birlikte Aşacağız

Engellilere yönelik sunulan kamu hizmetlerini, engel gruplarının farklılıklarını göz önünde bulundurarak sunacağız.
–          Engelli Yurttaşlarımız İçin Engelleri Kaldırma Bakanlığı kuracağız.
–          Engelli ve yaşlı yurttaşlarımıza bakım aylığı bağlanması için gelir şartı aramayacağız ve evde bakım desteklerini artıracağız.
–          Tüm toplu taşıma araçlarını engellilerin kullanımına uygun hale getirecek ve engelliler için ücretsiz yapacağız.
–          Bütün engelli yurttaşları sosyal güvenceye kavuşturacağız.
–          Özel ve kamu alanında engellilerin istihdam kotalarını dolduracağız.

Kürt sorununu biz çözeceğiz

Kürt sorununun çözümü kadim halkların ortak yaşam iradesinden geçmektedir. Türkiye halklarının huzura, güvene, refaha kavuşmasının yegâne yolu Kürt sorununda kalıcı barışı sağlamaktır. Kürt sorununun çözümü demokrasi ile ilgili sorunların çözümüdür.
–          Kürtlerin sorunlarının barışçıl çözümünü, dağların da cezaevlerinin de boşalmasını ve anaların gözyaşlarının dinmesini sağlayacağız.
–          Kürt sorununu şiddet alanının dışına çıkararak, şiddeti ve çatışmayı onurlu bir barışla sonlandıracağız.
–          Geçmişi ile yüzleşmeyen toplumlar bugünlerini anlayamaz ve geleceklerini kuramazlar. Barış içinde yaşamanın şartlarından biri geçmişle yüzleşme ve hakikat arayışıdır. Tarihte farklı halklara ve inançlara karşı yapılan soykırım ve katliamlar karşısında, bu halklardan devlet adına özür dilenmesi için gerekli çalışmaları yapacağız.
–          Ülkemizin farklı dillerini bir tehdit olarak değil bir zenginlik olarak göreceğiz. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan haberleşmeye kadar herkesin anadilinde hizmet almasını anayasal güvence altına alacağız.

İnançlara, Yaşam Tarzlarına, Siyasi ve Felsefi Görüşlere Eşit Mesafede Duracağız

Ezilen ve dışlanan tüm kimlik, inanç, kültürel grupların ve cinsiyet kimliğinin üzerindeki baskıları kaldıracağız.
–          Herkesin inancı, kültürü ve dünya görüşü çerçevesinde sosyal hayatını özgürce yaşamasının önünü çoğulcu demokrasiye uygun bir şekilde açacağız.
–          Başta cemevleri olmak üzere, Alevilerin bütün ibadet mekânlarını “ibadethane” olarak tanıyacak ve kamu güvencesi altına alacağız.

Hakça Dağıtım Programımızla (HDP) Refahı Artıracağız

Ekonomik krizin yükünün halkın üzerine yıkılmasını engelleyeceğiz.
Emeği sömürülen işçiye, umutsuzluğa sürüklenen işsize, ürününün karşılığını alamadığı için toprağa küsmüş çiftçiye, siftah yapamadan dükkânını kapatan esnafa, ay sonunu getiremeyen emekliye gelir sağlayan adımlarla nefes aldıracağız. Adil bir vergi sistemi ve israfları bitirerek oluşturduğumuz kaynaklarla yoksulların gelirini artıracağız.

İktidarın tırmandırdığı zengin ile yoksul uçurumunu ekmeğimizi adaletli bölüşerek kapatacağız. Birlikte ürettiğimiz zenginliği adaletli bir şekilde paylaşacağız. Dar gelirlileri borç batağından kurtaracağız. Sosyal Haklar Programımız ile yoksulluğa son vererek halkı yardıma bağımlılıktan kurtaracağız. BİZ lütfeden değil, ülkenin kaynağını halka iade eden bir anlayışla Cumhurbaşkanlığı makamına geleceğiz.

Yetki ve olanaklarımızı iş cinayetlerine son vermek için kullanacağız. İşsizlik ve kayıt dışı çalışmayı önlemek için çalışma saatlerini uluslararası standartlara indireceğiz. Tüm güvencesiz çalışma biçimlerini kaldıracağız.

HAKÇA DAĞITIM PROGRAMI kapsamında:

-Yoksullara; su, elektrik ve doğalgazı ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz hale getireceğiz.
– Asgari ücreti ve en düşük emekli gelirini 3000 TL yapacağız.
– Tüm işsizlere şartsız, süresiz olarak en az 1000 TL maaş bağlayacağız.
-Kamu emekçilerine 1000 TL zam yapacağız.
– 50.000 TL’ye kadar banka borçlarının faizlerini silerek yeniden yapılandıracağız.
– Tarım ve hayvancılıkta destekleri 2 katına çıkaracağız.
– Yolları, köprüleri ücretsiz yapacağız.

Eğitim Sistemini Siyasal İktidarın Tahakküm Alanı Olmaktan Çıkaracağız 

Kamusal, parasız, bilimsel, anadilinde, ulaşılabilir laik ve özgürlükçü eğitim ilkelerinden asla taviz vermeyeceğiz.
–          Kayırmacılığa ve torpile son vererek çocuk ve gençler için eğitim ve liyakatin belirleyici olacağı bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.
–          İdeolojik Saiklerle okulları ayrıştıran 4+4+4 uygulamasına son vereceğiz
–          Her ne ad altında olursa olsun velilerden asla para talep etmeyeceğiz.
–          Tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi, ırkçı eğitim müfredatını lağvederek bilimsel, laik, demokratik, özgürlükçü, çoğulcu, anadilinde eğitimi esas alan yeni bir eğitim müfredatını hayata geçireceğiz.
–          Her yıl adı, içeriği, biçimi değiştirilen OKS, SBS, TEOG, LYS ve YGS gibi tüm merkezi sınavları kaldıracağız. Sınav odaklı sistem yerine öğretmen ve öğrencilerin ortaklaşa gelişimini sağlayacak bir sistem kuracağız.

Tek Sesli Basından Özgür Basına Geçişi Sağlayacağız

Halkın haber alma hakkının önündeki tüm engelleri kaldıracağız! Düşünce, ifade, basın, gösteri ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılmasını sağlayacağız.

–          Gazeteler, televizyonlar ve radyoların iktidar tarafından kapatılmasını engelleyerek, çok sesli medyanın önünü açacağız.

–          Gazetecileri ve sosyal medya kullanıcılarını özgürleştireceğiz.

–          Medya kurumlarının bağımsız olmasını sağlayacağız. Twitter, Facebook ve Wikipedia gibi internet platformlarının önündeki engellemeleri kaldıracağız.

Dış İlişkilerde Barışçıl Bir Dış Politikayı Uygulamaya Geçireceğiz

Bölgemizdeki sorunların çözümünde küresel ve bölgesel güçlerin savaştan, işgalden ve şiddetten yana politikalarına karşı duracağız.

–          Başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi siyasi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri ve uygulamaları için mücadelemize devam edeceğiz.

–          Avrupa Birliğinin insan haklarına riayet, yerel demokrasi, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi ön plana çıkardığı ilkeleri savunmaya devam edeceğiz. AB’yle müzakere ve tam üyelik çalışmalarını ilkelerimiz çerçevesinde yeniden değerlendireceğiz.

“Doğa Hakları İnsanların Çıkarlarından Üstündür” Anlayışını Yerleştireceğiz

Ekolojik yıkıma neden olan, doğayı ve toplumu tehdit eden her türlü  yapı ve inşalara son vereceğiz. Ormanları, kıyıları, meraları, tarım arazilerini, sit alanlarını, doğal, kültürel ve tarihsel zenginliklerimizi koruyacağız.

–          Sermayenin çıkarı için yapılan baraj, HES, termik, nükleer vb. projelere, ekolojik yıkıma yol açan maden işletmeciliğine, endüstriyel atık ve kirlilik sonucunda yaşam alanlarının tahribine yol açan uygulamalara son vereceğiz.

–          Yerel halkın kendi yaşam alanlarındaki her türlü proje hakkında karar vermesini, ÇED vb. süreçlerin demokratikleşmesini sağlayacağız.

–          Kentleri yağmalayan, halkın barınma hakkını yok eden projeleri; tarihi, kültürel varlıkları ve ortak yaşam alanlarını gasp edenleri durduracağız.

–          Kanal İstanbul gibi doğayı ve kaynakları katleden israf projelerinin tümünü başlatılmış olsa dahi durduracağız.

–          Hayvanlara yönelik işkence, kötü muamele, cinsel saldırı, öldürme gibi suçlarda cezaları caydırıcı olacak şekilde arttıracağız. Hayvanların, ticari amaçlı deneylerde kullanılmasını önleyeceğiz. Hayvanların sirk ve sokak tanıtımı vb. her türlü gösteri amaçlı etkinliklerde kullanılmasına son vereceğiz.

***
Başkanlığı bitirmek için cumhurbaşkanı olacağım. Süreç tamamlandığında benim yetkilerim de sınırlandırılmış olacak, Cumhurbaşkanlığı bir temsil ve toplumsal uzlaşı makamına dönüşecektir.

BEN YAPARIM DEMİYORUM, BİZ YAPARIZ DİYORUM!

BİZ halklarız. Kimliklerimizle, inançlarımızla, dillerimizle, kültürlerimizle, BİZ’ler bu ülkeyiz.
Bu ülkenin geleceğine inananlar; kaynakların, umutların, çabaların ve farklılıkların tek adamlığın hırslarına heba edilmesine karşı duranlarız.

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”