2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

HDP heyeti, TTB’yi ziyaret etti: Şebnem hoca derhal serbest bırakılmalıdır

TTB’ye dayanışma ziyaretinde bulunan Mithat Sancar, “TTB’nin her zaman yanındayız. Şebnem Korur Fincancı hocamız bizim için büyük bir değerdir. Mücadelesini ve duruşunu sahipleniyoruz. Sonuna kadar yanındayız” açıklamasını yaptı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile, Şebnem Korur Fincacı’nın gözaltına alınmasının ardından başkanı olduğu Türk Tabipler Birliği’nin Ankara’daki genel merkezini ziyaret etti.

Ziyaretin ardından bir basın toplantısı düzenleyen Sancar, Fincancı’nın gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

Burada ilk olarak konuşan TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Vedat Bulut, “Türkiye’de bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük kavramına katkılar sağlayan, bu mücadeleye omuz veren herkesin desteği bizim için önemli. HDP eş genel başkanımız ve milletvekillerimiz bize desteğe geldiler. Teşekkür ederiz” dedi.

Daha sonra söz alan Sancar, Fincancı’nın sözaltına alınmasının beklenmeyen bir durum olmadığını belirterek, “Bir süredir kendisine yönelik linç kampanyası yürütülüyordu. Cumhurbaşkanının kendisini hedefe koyan doğrudan açıklamaları var. Daha da ileriye giderek, yargıya talimat vererek savcıları harekete geçirmiştir” diye konuştu.

“TTB, insan hakları ilkelerine bağlı etkili bir mücadele yürütüyor”

Gözaltına alınmasından sonra da hakkında “karalama ve kara propaganda ile bu linç kampanyası sürdürüldüğünü” ifade eden Sancar, şöyle devam etti:

“Fincancı hocanın gözaltına alınması ve kendisinin linç kampanyasının hedefi haline getirilmesinin nedenleri ortada. TTB, hekimlik değerlerine, insan hakları ilkelerine bağlı bir kuruluş ve bu alanda etkili bir mücadele yürütüyor. Tarihine baktığımızda da aynı özellikleri çok zor dönemlerde görebilirsiniz. Örneğin 12 Eylül’ün o zorlu yıllarında baskıcı ve karanlık günlerinde TTB, başta işkence olmak üzere pek çok konuda insan hakları ihlallerine karşı mücadele yürütmüş ve bu konuda duyarlılık oluşmasında önemli rol oynamıştır. İdam cezalarının gündemde olduğu bir dönemde o zamanın TTB Merkez Konseyi Başkanı rahmetli Nusret Fişek hocamız da çok etkili bir duruş sergilemiş ve idamların durdurulmasında belirleyici rol oynamıştı. Aynı şekilde Füsun Sayek, Selim Ölçerler, Raşit Türkeller hep hedef haline getirilmişse de  bunun sebebi iktidarların insan haklarına aykırı uygulamalarına karşı ses çıkarmalarıdır.”

Sancar, TTB Merkez Konseyi’nin“savaş insanlık suçudur” açıklaması yaptığı için “linç kampanyasına maruz kaldığını” ve Merkez Konseyin görevden alınması talebiyle yargısal süreç başladığını hatırlattı.

Bu davanın reddedildiğini ve Merkez Konseyin beraat ettiğini belriten Sancar, “Şebnem Korur hoca bu geleneği tavizsiz sürdüren insan hakları aktivisti ve hekimdir. Arkadaşımız ve dostumuzdur. Merkez etiğine sıkı sıkı bağlı davranıyor. Şu anda gündemde olan kimyasal silah iddialarıyla ilgili kendi uzmanlık çerçevesinde yaptığı açıklamalar neticesinde bu linç saldırılarının ve gözaltı operasyonunun nedenini oluşturuyor” dedi.

“TTB, her dönem barışı savunmuştur”

Sancar sözlerini şöyle sürdürdü:

“TTB, savaşı, savaş politikalarını her dönemde reddetmiş bir çizgiye sahiptir. Savaşın yarattığı toplumsal ve siyasal tahribatlara dikkat çekmiş, barışı savunmuştur. Bu da evrensel açıdan bütün tabipler organizasyonlarının temel hedeflerindendir. Dünyada tabiplerle ilgili çatı örgütlerine ve ulusal örgütler baktığınızda insan hakları savunuculuğu ve savaş karşıtlığı en temel ilke ve hedef olarak ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla iktidarın savaş politikalarına karşı kararlı duruşu daha önce de hedef haline getirilmişti. Uzun süredir Şebnem Korur Fincancı hocamız aynı tutumu sürdürdüğü için zaten sürekli saldırılara maruz kalıyordu. Tehditlere maruz kalıyordu. Savaş politikalarının bu ülkede yarattığı tahribatların ne kadar derin olduğunu hepimiz objektif baktığımızda görebiliz. Savaş politikalarının aynı zamanda bir halk sağlığı meselesi olduğu konusunda da dünyada bütün evrensel kriterlere baktığınızda aynı değerlendirmeyi yaparsınız.”

“İktidarın en büyük hassasiyeti savaş karşıtlığının büyümesidir”

“Bu iktidar kendi varlığını savaş politikalarına bağladığı için bu alanda ortaya çıkan muhalefeti her türlü yöntemle sindirmek ve susturmak istiyor” diyen Sancar, “Çünkü savaş politikalarında muhalefet büyüdükçe bu iktidarın varlığını bağladığı temel dayanak da zayıflayacak ve çökecektir. Böylece iktidarın ayakta kalma imkanları da ortadan kalkacaktır. Bu nedenle bu iktidar blokunun en büyük hassasiyeti savaş karşıtlığının büyümesi, savaşa karşı mücadelenin yayılmasıdır” yorumunu yaptı.

Sancar, “Savaş politikalarına karşı çıkış yayıldıkça, bu iktidarın seçim stratejileri de yönetim tehditleri de boşlukta kalıyor. İşte TTB, tam da bunu yaptığı için ve Şebnem Korur Fincancı tam da bu geleneği en açık bir şekilde sahiplenip sürdüğü için hedef haline getiriliyor. Bizler burada yapılanların tamamının hukuka aykırı olduğunu zaten görüyoruz. Bunu ayrıca belirtmeye gerek yok. Meselenin siyasi boyutunun da mutlaka göz önünde tutulması lazım. Esas mesele en başta meslek örgütlerini bu operasyonla iyice baskı altına almak, muhalefeti sindirmek ve toplumu susturmaktır” şeklinde konuştu.

TTB’ye dayanışma ziyaretinde bulunduklarını kaydeden Mithatr Sancar, “TTB’nin her zaman yanındayız. Şebnem Korur Fincancı hocamız bizim için büyük bir değerdir. Mücadelesini ve duruşunu sahipleniyoruz. Sonuna kadar yanındayız. Bunun da bilinmesini istiyoruz” dedi.

Sancar, sürecin hem siyasal ve hem de hukuksal takibinde üzerlerine düşen her şeyi yapmaya hazır olduğuklarını ifade etti.

“Fincancı bir an önce ve derhal serbest bırakılmalıdır”

Vedat Bulut’un, “Biliyoruz ki Türkiye’ye barış, demokrasi ve adaletin gelmesi sağlığı da iyileştirecektir. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık tanımlamasında biyososyal psikoloji halinden söz edilir sağlıklı insan için. Türkiye’de maalesef sosyal iyilik hali yok ki biyososyal psikolojik hali olabilsin. Bu nedenle destekleriniz bizim için çok kıymetli, Şebnem Korur Fincancı hocamızın da en kısa sürede aramızda olmasını temenni ediyoruz” sözleri üzerinde Sancar, “Elbette derhal serbest bırakılması talebimizi başından beri dile getiriyoruz. Bu talebi sizler aracılığıyla bütün kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Şebnem Korur Fincancı hoca derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...