2 Ekim 2026
14.8 C
İstanbul

Gündem var “Gündem” var: ALEVİLER…!

Cafer Solgun / Malum, memleketin gündeminde ne zaman kaldırılacağı meçhul bir OHAL var, tarafların şimdiden gardını aldığı 2019 yılında yapılacak önce yerel, sonra başkanlık seçimleri var. Karar aşamasına gelen FETÖ yargılamaları, bazen hız kesmiş olsa da yeni gözaltılar, soruşturmalar, ihraçlar ve tutuklu gazetecilerle ilgili soru işaretleri var. Ekonomide “düşündürücü” gelişmeler var…

Dış politikanın gündemi de daha az “sıcak” değil tabii. Zaten uzun zamandır alışkanlıkla “dış politika” başlığı altında değerlendirdiğimiz gelişmeler iç politika ile ilgili tutumları doğrudan etkileyen bir anlam kazanmış durumda. Mesela Suriye merkezli gelişmeler ve MHP ile ittifak halindeki iktidar partisinin Rojava konusundaki “yüksek hassasiyeti” var. Beraberinde ABD, Rusya, İran ve Esad rejimi ile bazen yan yana bazen karşı karşıya gelindiğini düşündüren değişken ilişkiler ve çelişkiler var. ABD ve AB ile ilişkilerde ciddi bir “kriz” potansiyeli var…

Bunlar çok da düşünmeden hemen akla gelen iç ve dış politika gündemleri. Hangi haber kanalını açsanız sayısı bir elin parmakları kadar olan, hemen her konuda “uzman” ve “bilirkişi” edalarındaki yorumcuların bu gündem maddeleriyle ilgili görüş ve değerlendirmeleriyle karşılaşıyorsunuz. Bunlar gazete manşetlerinden düşmeyen konular aynı zamanda. Dolayısıyla internet medyası da bu konuları ele alan haber ve analizler yayınlıyorlar. Siyasetin ve medyanın gündemi birbiriyle gayet uyumlu. Muhalefet partileri de iktidar partisinin gündeminin peşinde laf yarıştırmanın ötesinde kayda değer bir performans göstermiyorlar. Sorgulayan, araştıran, gündem oluşturan bir medya da olmayınca toplum olarak egemen gündemin peşindeyiz biz de.

Yanlış anlaşılmasın; bahsettiğim bu “sıcak” gündem konuları, elbette ki son derece ciddi sorunlarımız. Tabii ki konuşulacak, tartışılacak, değerlendirilecek, yorumlanacak, tutum geliştirilecek. Meselemiz ancak özgürce konuşabilmek, siyaset geliştirilmesine özgürce katkıda bulunabilmek ve dolayısıyla da düşünce ve ifade özgürlüğü hakkımız üzerindeki koyu gölgelerden arınmak olabilir.

Ama bir de “gündem” olmayan, olamayan gündemlerimiz var. Bunlar hakim gündem konu veya sorunlarından daha az “önemli” değil. Aksine, bazen siyasetçilerin dillerine pelesenk ettikleri “barış”, “iç barış”, “toplumsal barış” bağlamında son derece kritik bir anlam ve önem ifade ediyorlar. Mesela Alevi sorunu…

Konuyu bir “sorun” olarak tarif etmek bile başlı başına düşündürücü. Bir inanç grubunun mevcudiyeti, onların inanç ve ibadet biçimleri normal şartlarda neden “sorun” olsun ki? Ama maalesef bizde “sorun.”

Peki, neden? Hala bilmeyen varsa kısaca özetlemek yararlı olabilir.

Aleviler, kendi varlıklarını tanımayan ve sadece belirli bir mezhebe yönelik çalışmalar yapan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcut misyon ve statüsünün kendileri açısından bariz bir ayrımcılık olduğunu söylüyorlar…

Okullardaki zorunlu din derslerinin “zorunlu” olmaktan çıkartılmasını veya içeriğinin ülkemizdeki bütün din ve inanç gruplarını objektif ve her birine eşit mesafede durularak tanıtılacağı şekilde yeniden düzenlenmesini istiyorlar…

İnanç ve ibadetlerinin gereklerini yerine getirdikleri cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınmasını istiyorlar…

Başka birçok talepleri daha var ama denilebilir ki sorunlarının temelini oluşturan talepleri bu üç maddede özetlenebilir.

Ve bunlar, çok açık ki, demokratik bir ülke ve devlet yapısı açısından bakıldığında sadece son derece haklı, meşru talepler değil, aynı zamanda “eşit yurttaş” olmanın da yerine getirilmesi elzem talepler niteliğinde. Bu nedenle rahatlıkla “Alevilerin temel sorunu eşit yurttaş olarak tanınmak” diyebiliriz… Çünkü herhangi bir ayrıcalık değil, bütün yurttaşlarla aynı haklara sahip olmak istiyorlar. İnanç ve ibadetlerinin gereklerini özgürce yerine getirememeleri ve devlet nezdinde resmen “tanınmayan” bir inanç grubu olmaları, sorunun esası oluyor.

Kuşkusuz oldukça derin, çetrefilli, tarihi evveliyatı ve toplumsal önyargılarla daha da ağırlaşmış bir sorundur söz konusu olan. Bu nedenle bir takım yasal düzenlemeler, reformlar yapmakla da sorunun hemen ve bütünüyle çözülmesi mümkün olmayacaktır. Bunun içindir ki sorunun önem ve ciddiyetinin farkında, iç barışın sağlam temellere kavuşturulmasının bu sorunun çözümüyle doğrudan ilgili olduğunu bilen bir siyasi iradenin deyim yerindeyse öncülüğüne ve tutarlı bir sivil toplum duyarlılığına ihtiyaç var.

Şunu da eklemek gerekir ki, Aleviler, yaşadıkları ayrımcılık ve mağduriyetle ilgili ciddi bir hukuksal uğraş verdiler ve sonuç da aldılar. AİHM, zorunlu din dersleri ve cemevlerinin statüsü ile ilgili Alevilerin ayrımcılığa uğradığına ilişkin kararlar aldı. Bu kararlar “bağlayıcı” bir nitelik taşıyor. Yani gereklerini yerine getirmek ya da getirmemek siyasi iktidarın, devleti yönetenlerin keyfine bırakılmış değil. Ne var ki gerekleri ısararla yerine getirilmiyor. Bu durum sorunu daha da ağırlaştırmaktan, Alevileri daha da mağdur ve karamsar bir psikolojiye sürüklemekten başka bir sonuç üretmiyor tabii ki.

“Bu kadar sorun var, sırası mı şimdi Alevilerin? Elbet sıra onların dertlerine de gelir” diye düşünenler için sadece Alevilerin zaten çok beklediklerini hatırlatmakla yetiniyorum. Bir de, barış, huzur, hak, hukuk ve adalet değerleriyle ilgili vicdanlarını yoklamaları gerektiğini…

Son Haberler

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...