Gezi Parkı eylemleriyle ilgili olarak hazırlanan 657 sayfalık iddianameye ilişkin davanın ikinci gününde Avukat Can Atalay savunma yapıyor
Gezi iddianamesi sanıklarından Atalay’ın savunmasından öne çıkanlar şu şekilde:
En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: bu iddianame esas olarak Türkiye tarihinin, topraklarının en onurlu toplumsal olaylarından birini karalama çabasının en güncel örneği. Bu iddianame uzun yıllar boyunca siyasi ve toplumsal hayatı, ceza yargılamasını basit bir aracı haline getiren bir örnektir, yamalı bir bohçadır.
‘ANAYASAL DÜZENDEN BAHSEDERKEN 25., 28. VE 33. MADDEYİ KONUŞMAYACAK MIYIZ?’
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın anayasal düzenden ne anladığını anlamadık. Savcılık, Anayasal düzenden sadece Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 8. Maddesi’ni anlıyor. İddianame, anayasal düzenin diğer unsurlarıyla ilgilenmediği gibi hükümetin yükümlülükleriyle de ilgilenmemiş ve hiçbir şey dememiştir. Anayasal düzenden bahsederken 25. maddeyi, 28. maddeyi 33. maddeyi konuşmayacak mıyız? Anayasal düzenden bahsederken herkesin izin almaksızın gösteri düzenlemekten, konut hakkından, sağlıklı çevre hakkından, sosyal güvenlik hakkından bahsetmeyecek miyiz? Mücella Yapıcı’nın neredeyse tüm ömrü kültür ve tabiat varlıklarını korumakla geçti.
‘BUNU FETHULLAHÇI ÇETENİN AKP İLE NASIL YAPTIĞINI BİLİYORUM’
Sizin (heyet) dünkü yumuşak tavrınız, bu iddianamenin ağırlığını ortadan kaldırmıyor. Burada toplumsal hayata müdahale için yargının araçlaştırılmasını izliyoruz. Bunu Fethullahçı çetenin AKP ile nasıl yaptığını biliyorum. Karşı karşıya kaldığımız tehlikenin farkındayım.
Ağırlaştırılmış müebbet isteyen bir savcı, hukuk fakültesi mezunuysa TMK7/2’nin unsurları oluşmamışken bize, Taksim Dayanışma’na ağırlaştırılmış müebbet isteyemez. İddianamede bir tane TMK7/e oluşmuştur diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Tek bir örnek gösteremezsiniz.
ANAYASAL KURULUŞLARIN İTİRAZLARI SUÇLULAŞTIRILAMAZ’
Ben anayasal düzeni beğenmeyebilirim, eşitlikçi özgürlükçü bir anayasal düzen isteyebilirim. Ama mevcut anayasal düzen, Şehir Plancıları Odası neyse Beyoğlu Belediyesi de odur, diyor. Bu anayasal kuruluşların itirazları, devlet yönetimine katılma biçimleri suçlulaştırılamaz. 1980’lerde 12 Eylül’ün sonrasında neoliberalizmin cisimleştiği uygulamalarla birlikte, İdari Yargılama Usulü Kanunda 1994’ te yapılan değişiklikten bu yana meslek örgütlerinin kamu yararını korumasının önüne geçmeye çalışılmıştır.
Bu ideolojik-hukuki kamusallık karşıtı kampanyanın en önemli adımlarından birisinin 2010 tarihli Anayasa referandumu olduğunu, yargının kritik tüm noktalarının tamamıyla Fethullahçılara teslimidir. 2010’da ceza yargılamasında Fethullahçı çetenin önündeki son engel kaldırıldıktan sonra gözümüzün önünde idari yargı çöküyor.
‘TÜRKİYE’DE KAMUNUN YARARINI KORUMAK SUÇ MUDUR?’
Nükleere karşı çıkmak bir suç olarak nitelendirilebilir mi Hakim Bey? Sağlık hakkımızın gaspına, su kaynaklarının ticarileştirilmesine, tarım hakkımızın elimizden alınmasına kulp takma çabası beyhudedir. Biz bunların hepsini yaptık. Bunların hiçbirinde suç yoktur, burada da suç olarak nitelendirilemez! Eğer bugün Haydarpaşa Garı rantçılara peşkeş çekilemediyse ve orası hala trenlerini bekleyen bir gar ise bu Haydarpaşa Dayanışması’nın mücadelesiyledir. Suç mudur? Türkiye’de kamunun yararını korumak suç mudur?
GEZİ’DE SOKAĞA ÇIKANLARI FON KULLANAN GARİBANLAR OLARAK RESMETMEK KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR’
Bakanlıklar, çeşitli fonlar kullanmasına rağmen fon kullamını suçlaştırıyor. Fon kullanımı suç değil. Ama diyor ki: Gezi fonlarla finanse edilmiştir. Yalan! Tek bir kör kuruşun benim ya da Tayfun Kahraman’ın ya da Mücella Yapıcı’nın cebine girdiğinin delili yok. Mimarlar odası TMMOB’a bağlıdır. Tek kuruş fon kullanılmaz. Tekrar ediyorum, fon kullanımı suç değildir. Ama Gezi Direnişi’nde sokağa çıkanları, fon kullanan garibanlar olarak resmetmek hiç kimsenin haddi değildir.
‘GEZİ DİRENİŞİ BİR İTİRAZ HAREKETİDİR’
Sayın heyet, Gezi Direnişi esas olarak iki ana kavramla özetlenebilir. Gezi direnişi kurucu bir iradedir. Demokrasinin yeniden kurulmasının, nasıl olması gerektiğinin bir iradesidir. Gezi Direnişi bir itiraz hareketidir. Anayasal hakkı kullanarak itiraz hareketidir. Taksim neden önemlidir? Taksim, İstanbul’un daha doğrusu Türkiye’nin meydanıdır. Emek ve Cumhuriyet Meydanı’dır. Resmi adı önemlidir.
İnsanlar sevinçlerini, üzüntülerini Türkiye’nin meydanında yapmak isterler. Yasaklanana kadar Polis Günü de futbol şampiyonluğu da burada kutlanırdı. Artık polis gününde serbest, diğer herkese şiddet serbest. Bazı meydanlar meydan olmaktan çıkarılmıştır. Sultanahmet Meydanı mesela. Tüm toplumsal olaylarda Taksim meydanı önemli bir bahisti.
1969’da Türkiye’nin emperyalizmle olan bağlarının koparılması istemiyle yapılan mitinge, önce 6. Filo’ya doğru namaz kılanların saldırmasıyla öldürülen iki işçi Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan orada can verdi. 1 Mayıs katliamı sonrasında katliamın 30 yılında, 1 Mayıs’larda Taksim’de toplama kararı açıklandı ve milyonlarca insan yıllar boyunca Taksim’e aktı.
‘TAHİR ELÇİ, 4 AYAKLI MİNAREYE ZARAR VERMEYİN DERKEN BİR KURŞUNLA ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR’
Bergama. Bergama’da köylülerin direnişi suçlanabilir mi? Alman ajanlığından yargılanıp beraat ettiler. Sonra ne oldu? Fethullahçı çeteye teslim edilen en verimli alanlardan biri oldu. Fethullahçıları köşe etmek için oradaki insanların itirazlarını yerle yeksan ettiler. Geziden sonraki Cerattepe direnişi… Çok isim not aldım. Türkiye’de avukatlık böyle bir şey. Türkiye’deki avukatlık geleneğimiz, Türkiye’nin yüz aklarından biridir. Tahir Elçi, 4 ayaklı minareye zarar vermeyin derken bir kurşunla öldürülmüştür.
Türkiye’de tüm toplumsal mücadelelerde avukatlığın özel bir konumu olmuştur. Benim kendime ait gördüğüm avukatlık geleneği budur. Biz para kazanmak için değil doğru bildiğimizi yapmak, toplumsal mücadelelere katkıda bulunmak için avukatlık yapıyoruz. 1908’in o sloganı gibi, istibdatın karşısına dikilen milyonlar gibi: eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve adalet…
Mimarlar Odası avukatı olarak yaptığım işlerin bir bölümünü almış savcı. Ben sayayım: 2004’te ‘NATO hukuka karşıdır, biz de NATO’ya karşı avukatlarız’ dedik. Duruşma kapısında linç edilen aydınlarımızın, üstlerine gaz boşaltılan halkın yanında olmaya çalıştık. 2009’da IMF’nin toplantısının İstanbul’da yapılmasını istemedik. Emperyalizm suçlaması var ya, ondan diyorum. O dönemde tüm hakları ihlal edilen vatandaşların avukatlığını yaptık.
‘HUKUK KONSERVE AÇACAĞI DEĞİLDİR!’
Meselenin muhatabı olmamasına rağmen, kendisini muhatap haline getirmiş bir hükümete, seçilmiş olması hukuka aykırı, anayasaya aykırı davranma, hukuku bir araç haline getirme, insanlığın yüzyıllar içinde elde ettiği kazanımları çiğneme hakkı vermez. Hukuk konserve açacağı değildir!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan 657 sayfalık Gezi iddianamesinde, tutuklu yargılanan Anadolu Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala ve Bernard van Leer Vakfı Türkiye Temsilcisi Yiğit Aksakoğlu’nun yanı sıra, şüpheli olarak tutuksuz yargılanan diğer isimler ise şu şekilde:
Mücella Yapıcı (Mimar)
Ayşe Pınar Alabora (Oyuncu)
Can Dündar (Gazeteci-yazar)
Çiğdem Mater Utku (Sinemacı ve gazeteci)
Gökçe Yılmaz (Açık Toplum Vakfı Türkiye Temsilcisi)
Handan Meltem Arıkan (Yazar)
Hanzade Hikmet Germiyanoğlu (Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Koordinatörü)
İnanç Ekmekçi
Ali Hakan Altınay (Anadolu Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi)
Memet Ali Alabora (Oyuncu)
Mine Özerden (Sinemacı, yönetmen yardımcısı ve reklamcı)
Can Atalay (Avukat)
Tayfun Kahraman (Eski TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi akademisyen)
Yiğit Ali Ekmekçi (Anadolu Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Terakki Vakfı Okulları Yönetim Kurulu Üyesi)
Yurt dışındaki sanıklardan Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Memet Ali Alabora, Gökçe Yılmaz Handan, Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu hakkında yakalama kararı bulunuyor.
Silivri’de görülen ve Gezi’den 6 yıl sonra açılan davada 16 kişi toplam 2 bin 970 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.
DÜN NE OLMUŞTU?
Dün Silivri’de görülmeye başlanan davada tutuklu sanıklar Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun savunmasının ardından tutuksuz sanıkların ifadesine geçilmiş; ardından Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater Utku ve Ali Hakan Altınay da savunmasını yapmıştı. Saat 17.00’da hakimin verdiği arayla duruşmanın devamı bugün 10.00’a ertelenmişti.

