2 Ekim 2026
17.6 C
İstanbul

Filistin’i devlet olarak tanıyan ve tanımayan ülkeler hangileri, gerekçeleri neler?

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz ise, “İspanya, Norveç ve İrlanda, Hamaslı katillere ve tecavüzcülere altın madalya takmaya karar verdi” dedi.

İsrail, Filistin’in bir devlet olarak tanınmasına kesin olarak karşı duruyor ve böyle bir devletin “İsrail’in varlığına tehdit olacağını” iddia ediyor.

BBC’nin diplomasi muhabiri James Landale’e konuşan bir Arap diplomat, üç ülkenin ortak açıklamasının “çok önemli” bir gelişme olduğunu kaydediyor ve İsrail’in Avrupa’da yarattığı hayal kırıklığını yansıttığını söylüyor.

Aynı diplomat, üç Avrupa ülkesinin tanıma kararının “AB yönetimi üzerinde de baskı yaratacağını” söylüyor.

Bazı Batılı ülkeler ise Filistin’i devlet olarak tanıma kartını bir diplomatik kazanım hedefiyle saklı tutmak istiyor.

Landale’e konuşan bir Batılı diplomat, “Batılı ülkeler için ellerindeki büyük bir koz bu. Bunu hemen harcamak istemiyorlar” diyor.

Filistin’i devlet olarak tanımak sembolik bir jest olarak görülse de sınırların nasıl ve başkentin nerede olacağı gibi bazı somut açıları da var.

Filistin’i devlet olarak tanıyanlar ve tanımayanla

Birleşmiş Milletler’e (BM) üye 193 ülkeden 139’u Filistin’i devlet olarak tanıyor.

Bunların arasında BM’deki 22 üyeli Arap Grubu, 57 ülkeli İslam İşbirliği Teşkilatı ve 120 üyeli Bağlantısızlar Hareketi de bulunuyor.

Son açıklama ile Filistin’i tanıyan BM üyesi ülke sayısı 142’ye yükselmiş olacak.

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada, Avustralya, Hollanda, İtalya, Portekiz, Finlandiya, Danimarka, İsviçre, Belçika, Yunanistan, Japonya, Güney Kore, Myanmar, Eritre, Tayvan, Yeni Zelanda, Panama, Kamerun gibi ülkelerin de aralarında olduğu 40’ın üzerinde devlet Filistin’i devlet olarak tanımıyor.

Avustralya bu ay yaptığı açıklamada, “iki devletli çözüme ön ayak olmak üzere” Filistin’i devlet olarak tanıyabileceğini bildirdi.

Mart ayında İspanya, İrlanda, Malta ve Slovenya liderleri, “uygun koşullar sağlandığında” Filistin’i devlet olarak tanımaya yönelik çalıştıklarını açıklamışlardı.

Bu açıklamadan önce, yalnızca dokuz Avrupa ülkesi Filistin’i devlet kabul ediyordu. Bunların da çoğu, 1988’de, Sovyet Bloku’nun bir parçası oldukları dönemde karar almıştı.

İspanya, Norveç ve İrlanda’nın hamlesinden haftalar önce, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filistin’in BM üyeliğinin yeniden değerlendirilmesini öneren ve Filistin’e daha geniş yetki ve ayrıcalıklar tanıyan tasarıyı kabul etmişti.

ABD, Nisan ayında BM’nin Filistin devletini tanıması önerisiyle Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada veto kullanarak Filistinlilerin kuruluşa tam üyeliğini engellemişti. Ancak Fransa, Japonya ve Güney Kore gibi ABD müttefiklerinin de olduğu 12 ülke tasarıya yeşil ışık yakmıştı.

Eğer Cezayir’in sunduğu bu teklif Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilseydi, BM Genel Kurulu bu teklifi oylayabilirdi ve üçte iki çoğunlukla teklif kabul edilebilirdi.

BM Güvenlik Konseyi’ne gelen taslaklar ancak beş daimi üyeden hiçbirisi veto etmediği takdirde onaylanabiliyor. Bu beş ülke, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin.

Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas, ABD’nin vetosunu “etik dışı” olarak niteledi, İsrail ise tasarıyı “utanç verici” olarak tanımladı.

Oylamadan sonra ABD’den yapılan açıklamada, “ABD iki devletli çözümün güçlü destekçisi olmayı sürdürecektir. Bu veto, Filistin’in devlet olarak tanınmasına yönelik karşı bir muhalefeti temsil etmemektedir, ancak bunun taraflar arasındaki doğrudan müzakerelerin sonucunda olabileceğinin kabul edilmesidir” ifadeleri kullanılmıştı.

Filistin’i tanımayanların ‘gerekçesi’ ne?

Filistin’i bir devlet olarak tanımayan ülkeler, bu tutumları genellikle “İsrail’le müzakere sonucu varılmış bir anlaşmanın olmamasıyla” açıklıyor.

Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) Prof. Fawaz Gerges, “ABD Filistin devletinin kurulmasını sözde destekler gibi yapmasına rağmen, İsrail ile Filistin arasındaki doğrudan müzakerelerde ısrarcı olarak, aslında İsrail’e Filistin’in özerkliğini veto etme hakkı tanıyor” diyor.

1990’larda başlayan barış görüşmelerinde iki devletli çözüm bir hedef olarak belirlendi. Buna göre İsrailliler ve Filistinliler iki ülke olarak yola devam edebilecekti.

Ancak 2000’lerde görüşmeler yavaşladı ve 2014’te durma noktasına geldi.

Sınırlar, Filistin devletinin yapısı, Kudüs’ün statüsü ve 1948-49 savaşı sonrası Filistinli sığınmacıların akıbeti gibi zorlu konular masada çözümsüz kaldı.

İsrail, Filistin’in BM üyeliği talebinin kesin olarak karşısında duruyor.

İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan, bugün bu talebin onaylanmasının “7 Ekim’deki Hamas saldırıları sonrası terörü ödüllendirmek olacağını” söyledi.

İsrail’in müttefiki ülkeler, Filistin’i devlet olarak tanımaları halinde ilişkilerinin zedeleneceğini biliyorlar.

İsrail’in destekçisi konumundaki kimi ülkeler, Filistin’in 1933 Montevideo Sözleşmesi’nde belirlenen devlet olma kriterlerini karşılamadığını ileri sürüyor.

Filistinliler BM’de nasıl temsil ediliyor?

2011 yılında Filistin BM’ye tam üye olmak için başvuru yaptı. Ancak bu başvuru BM Güvenli Konseyi’nde gerekli desteği alamayarak oylamaya sunulmadı.

2012’de ise BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada Filistin Yönetimi’nin üye olmayan gözlemci devlet statüsü başvurusu kabul edildi.

Bu statü, Filistin’e Genel Kurul’daki tartışmalara katılma hakkı tanıyor. Ancak Filistin Yönetimi’nin oy hakkı bulunmuyor.

2012’de hem Batı Şeria hem de Gazze Şeridi’nde memnuniyetle karşılanan bu kararla, Filistinlilerin diğer uluslararası örgütlere katılmasının da önü açıldı. Bunlar arasında Uluslararası Ceza Mahkemesi de var.

Washington’daki Orta Doğu Enstitüsü’nden Khaled Elgindy, “BM’ye tam üye olmak Filistinlilerin diplomatik kademesini yükseltebilir ve tasarı sunma, Genel Kurul’da oy hakkı gibi hakların önünü açabilir. Ancak bunların hiçbiri iki devletli çözümü getirmez. Bu yalnızca İsrail işgalinin bitmesiyle gerçekleşebilir” yorumunu yapıyor.

SOAS Londra Üniversitesi’nde kalkınma çalışmaları profesörü olarak çalışan Gilbert Achcar, BM’ye tam üyeliğin sembolik bir zafer olarak kalacağını kaydediyor. Achcar, “güçsüz bir Filistin Yönetimi” ve işgal edilen bölgelerin varlığı altında “bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin hala çok uzak olacağını” savunuyor.

 

Son Haberler

Kaynak: Irak’ta silahlı gruplar ‘silah bırakma’ taleplerini esnetiyor

Irak hükümetinin silahlı gruplarla silahların devlete teslim edilmesine yönelik...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Türkiye Gündemi

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...