2 Ağustos 2026
22.7 C
İstanbul

Erdoğan: Suriye’de atılan her adımda Rusya’yla olan dayanışmamızı devam ettiriyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de atılan her adımda Rusya ile irtibat halinde olduklarını belirterek, “Rusya’yla olan bu dayanışmamızı, birlikteliğimizi aynı kararlılıkla devam ettiriyoruz. Bundan sonraki süreçte de yine aynı şekilde devam ettireceğiz” dedi. Erdoğan, terörü Suriye’de destekleyen birincil aktörün ABD olduğunu da söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna ziyareti dönüşü gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yapan Erdoğan, “Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Çünkü Suriye’nin halkı bizim kardeşlerimiz. Orada bizim öyle bir derdimiz yok. Onların topraklarının bütünlüğü bizim için önem arz ediyor. Rejim bunun idraki içinde olmalı. Bunları da yine aynı şekilde Sayın Putin’le Soçi ziyaretimizde görüştük değerlendirmesinde bulundu.
Terörü Suriye’de destekleyen birincil aktörün ABD olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terörü Suriye’de birinci derecede besleyen ABD ve koalisyon güçleridir, bunu acımasız yapmışlardır ve hala da yapıyorlar. Oradan bıkmadılar, bir de Irak’ta aynı beslemeyi yaptılar. Kime? Yine terör örgütlerine. Eğer bugün Irak’ta bir huzursuzluk varsa altında maalesef yine Amerika yatıyor. Ve bu terör örgütlerinin ileri gelenleriyle Beyaz Saray’da görüşme yapacak kadar ileri gidiyorlar” diye konuştu.
Suriye’deki hedeflerinin bölgesel barış olduğunun altını çizen Erdoğan, “Biz her zaman çözümün parçası olduk. Suriye sorununu çözmekle ilgili elimizi taşın altına biz koyduk. Hedefimiz, bölgesel barış oldu, ülkemizi bu krizin ağır tehditlerinden risklerinden korumak oldu” dedi.
Erdoğan’ın Ukrayna ziyareti hakkındaki genel değerlendirmesi şöyle:
“Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenski’nin davetine icabetle Lviv’e yaptığım çalışma ziyaretini tamamladık. Bu, savaşın başlamasının ardından Ukrayna’ya gerçekleştirdiğim ilk seyahat oldu. Sayın Zelenski’yle yaptığımız görüşmelerde ikili ilişkilerimizi tüm veçheleriyle ele aldık.
Tabii yaklaşık altı aydır devam eden savaş, görüşmelerimizin ana konusunu teşkil etti. Dayanışmamızın, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine desteğimizin süreceğini kendisiyle bir kez daha paylaştım. Savaşın diplomasi ve müzakereler yoluyla çözümü için elimizden gelen katkıyı sağlamaya devam edeceğimizi de ifade ettim. Aynen Soçi ziyaretimde Sayın Putin’e söylediğim gibi, Sayın Zelenski’ye de aralarındaki görüşmeye ev sahipliği yapabileceğimizi hatırlattım.
Ayrıca ziyaretimiz sırasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres’in de katılımıyla üçlü bir toplantı yaptık. Üçlü görüşmede, Ukrayna tahılının ihracı amacıyla kurulan mekanizmanın faaliyetlerinin artırılarak sürdürülmesi için atılabilecek adımlar üzerinde durduk. Diplomatik sürecin canlandırılması için uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğine işaret ettim.
Ziyaretim vesilesiyle, savaşın Ukrayna’da neden olduğu fiziki yıkımın boyutlarını ve Ukrayna’ya yardımlarımızı da masaya yatırdık. Bugüne kadar olduğu gibi Ukrayna’nın yeniden imarı sürecinde de Türkiye’nin yanlarında olacağını ifade ettim. Sayın Zelenski de gerek ülkemizin güçlü desteği gerekse diplomatik çabaları karşısında memnuniyetini dile getirdi.
Ziyaretimiz vesilesiyle Ticaret Bakanlığımız ile Ukrayna Altyapı Bakanlığı arasında bir iş birliği muhtırası imzalandı. Muhtıra, Ukrayna’nın yeniden imarı çalışmalarında bizlere rehberlik edecektir.
Stratejik ortağımız Ukrayna ile iş birliğimizin daha da güçlendirilmesi için her düzeyde temaslarımızı sürdürmek hususunda mutabık kaldık. Görüşmelerimizin, bölgemiz için, küresel barış ve istikrar için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”

Soru-Cevap

Soru: Savaşın başından beri aldığınız bir inisiyatif vardı. Bu Antalya Diplomasi Forumu ile başladı, İstanbul’da devam etti. Daha sonra tahıl koridoru anlaşması sonucunu verdi. Bu görüşmeleri Putin, Zelenski ve BM Genel Sekreteri arasında ikili ve üçlü şekilde sürdürüyorsunuz. Önümüzde BM Genel Kurulu var. Siz açıklamanızda atıfta bulundunuz. Bugünkü üçlü görüşmenin odak noktasında savaşın nasıl nihayete erdirilebileceğinin olduğunu söylediniz. BM Toplantısı’na kadar bu yönde bir sonuç bekliyor musunuz? Zelenski’den aldığımız izlenim nedir?
Şu anda tabii bir savaş süreciyle karşı karşıyayız. Bu savaş sürecinde bir matematik olayı yok. Yani iki kere iki dört diyemezsiniz, şu zaman bu bitecek diyemezsiniz. Çünkü süreç çok acımasız ilerliyor. Bizim bugün Lviv’e gelmemiz ve Lviv’de özellikle bu görüşmeyi yapmak isteyişimizin tabii ki bir nedeni var. Aynı görüşmeyi Soçi’de, Rusya’da, Sayın Putin’le yaptık. Burada da bu şekilde gerçekleştirmiş olduk. İyi de oldu. Guterres de buraya geldi. Guterres bizden sonra Kiev’e geçti. Kiev’de ayrıca çalışmalarına devam ettiler. Tabii bu seneki BM Genel Kurulu biraz farklı olacak. Bu konuda ilgili arkadaşlardan aldığımız bilgiler katılımın daha üst düzeyde olacağı istikametinde. Tabii bunu BM Genel Kurulu’nda göreceğiz. Orada verilecek mesajlar çok çok anlamlı. Gerek Türkiye olarak bizim vereceğimiz gerek diğer ülkelerin vereceği mesajlar çok çok önemli. Onun için hazırlıklarımızı buna göre yapmak, adımlarımızı da buna göre atmak durumundayız. Tabii sahada yaşanan gelişmelere bakıldığında, birçok noktada adeta bir kesinti mekanizması olmuş durumda. Ummadığımız, beklemediğimiz kesintiler oldu. Onun için ben bu BM Genel Kurulunu biraz farklı yaşayacağımızı zannediyorum.
Soru: Avrupa’nın en büyük nükleer enerji santrali Zaporijya ile ilgili uyarılar yapılıyor. Geçtiğimiz günler de Zelenski de “Herhangi bir sızıntı ya da patlama olasılığında Avrupa ülkeleri, Türkiye ve çevre ülkeler için felaket olur” demişti. Bugün siz de “Yeni bir Çernobil istemiyoruz” diye vurgu yaptınız. Türkiye tahıl koridorunda olduğu gibi nükleer enerji santraliyle ilgili de güvenliği sağlamak ve çevresindeki çatışmaları durdurmak adına devreye girer mi?
Zaporijya konusu gerçekten rastgele bir konu değil. Ama birinci derecede Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun bu işin yakın takibinde olması ve neler yapılması gerektiği hususunda belli bir yükü üstlenmesi lazım. Burada şu an itibarıyla içeride Ukrayna’nın bu alanda etkin ve yetkin elemanları bulunuyor. Zelenski bizden şunu özellikle istedi; Rusya’nın buradaki bütün mayın ve benzeri döşemeleri söküp alması ve bu hususun süratle ürkütücü olmaktan çıkması. Çünkü bir tehdit unsuru. ‘Çernobil’i yaşamak istemiyoruz’ derken biraz da onu kastettim. Bu konuyu Sayın Putin’le de görüşüp, dünya barışı için önemli bir adım olarak bu konuda Rusya da üzerine düşeni yapmalıdır diye bunu kendisinden özellikle isteyeceğiz. Bu adımı atmaları gerekiyor. Zaporijya’da Ukrayna’nın hem kendi teknik elemanları hem kendi askerleri var. Bu teknik elemanlar ve askerlerle orayı koruma altına almış vaziyetteler.
Soru: En başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduğunuz yönünde açıklamalar yaptınız. ‘Suriye’de muhalefet ile rejimin uzlaşması lazım. Rejim askeri çözüm istiyor ama çözümün nihayeti siyasi çözümdür’ diye biz bunu deklare ediyoruz. Bu sözün gereği olarak Astana ve Cenevre süreçleri örnek gösterilmesine rağmen, Sayın Dışişleri Bakanı bu konuda açıklamayı yinelediğinde, Türkiye’de ‘Türkiye Esed’i yenemedi şimdi anlaşmak için zemin hazırlıyor’ şeklinde özellikle muhalefetin bir algısı oluştu. Hem Suriye konusundaki son durumu öğrenmek istiyoruz hem de muhalefetin bakış açısını değerlendirmenizi istiyoruz?
Bizim Esed’i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok ki. Eğer Türkiye’de muhalefet olayı böyle bir noktaya taşıyorsa bu muhalefetin hem kalitesini hem de gramını ortaya koyar. Bizim şu anda Suriye’de attığımız bütün adımlarla, özellikle Suriye’nin kuzeyinde Fırat’ın doğusu ve batısından Akdeniz’e kadar olan o bölgede Ruslarla yürüttüğümüz çalışmalarda terörle bir mücadele vardı. Terörle olan mücadelemizi de burada birlikte sürdürüyoruz. Bunların belli bölümünü Ruslarla beraber yaparken belli bölümünü de kendi askerimizle, güvenlik güçlerimizle yürütüyoruz. Hep söylüyorum, demokraside en önemli hasletlerden bir tanesi güçlü muhalefettir. Tabii bizim güçlü bir muhalefetimiz yok. Sıkıntı burada. Yani Suriye’de ne oluyor ne bitiyor haberleri yok. Biz ise ta Obama döneminden alalım, orada verdiğimiz mücadeleyi şu anda da aynı kararlılıkla devam ettiriyoruz. Bizim ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ ifademiz boşuna değil. Vakti saati geldiğinde bu yapılır.

‘Terörü Suriye’de birinci derecede besleyen ABD ve koalisyon güçleridir’

Ama şunu da söyleyeyim; bir defa Türkiye’ye kimse böyle bir şeye hazır mısın sorusunu sormasın. Biz bütün bu işlere hazırlıklıyız. Hazırlıklı olduğumuz gibi de an be an ne gerekiyorsa bunu yapacak güçteyiz. Şu anda tabii özellikle Amerika maalesef binlerce tır silah, mühimmat, araç, gereç, aklınıza ne gelirse, buraya yığma yapıyor. Bu yığmayı da kimlere yapıyor? Tamamen terör örgütlerine. ABD şunu söyleyemez: ‘Ben terörü beslemedim’ diyemez. Terörü Suriye’de birinci derecede besleyen ABD ve koalisyon güçleridir; bunu acımasız yapmışlardır ve hala da yapıyorlar. Oradan bıkmadılar, bir de Irak’ta aynı beslemeyi yaptılar. Kime? Yine terör örgütlerine. Eğer bugün Irak’ta bir huzursuzluk varsa altında maalesef yine Amerika yatıyor. Ve bu terör örgütlerinin ileri gelenleriyle Beyaz Saray’da görüşme yapacak kadar ileri gidiyorlar. Biz bunların hepsini biliyoruz. Bunlar var. Aynı şekilde Rusya rejimle bir dayanışma içinde. Kendileriyle bu yaptığım ziyarette bu konuları da görüştük. Bunu artık bir yere oturtmamız lazım dedim. Rusya ile öyle bir dayanışma yapalım ki Suriye’de, özellikle Suriye’nin kuzeyinde, doğusu batısı fark etmez, buralarda terörle bir mücadele gerçekleştirelim. Şimdi hep soruyoruz; bu teröristler kaynağı nereden buluyor? İşte şu anda Kamışlı’daki kalitesiz petrolü çıkartan teröristler. Peki kim alıyor bunu? Rejim alıyor. Para kaynağı rejimde. Bunlar alıyor. Bütün bu gerçekler ortada. Bir diğer taraftan da sürekli olarak buralarda İran’ın hesapları var. Bu hesaplar da önümüzde. Biz istiyoruz ki buradaki süreci daha fazla uzatmayalım. Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Çünkü Suriye’nin halkı bizim kardeşlerimiz. Orada bizim öyle bir derdimiz yok. Onların topraklarının bütünlüğü bizim için önem arz ediyor. Rejim bunun idraki içinde olmalı. Bunları da yine aynı şekilde Sayın Putin’le Soçi ziyaretimizde görüştük. Temennim odur ki inşallah önümüzdeki dönemle ilgili Suriye’de hem anayasa bir an önce yapılır, bu iş sağlama bağlanır hem de halkın bütün bu noktadaki sıkıntılarını giderecek adımlar atılır. Şu anda oradan hicret edenler, iltica edenlerin ağırlığı bize geldi. 4 milyon insanı biz ülkemizde ağırlıyoruz. Bütün bunları ağırlarken rejimle sürekli savaş halinde olalım diye mi bunu yapıyoruz? Hayır. Suriye halkıyla özellikle inanç değerleri noktasındaki bağlarımız sebebiyle bunu yapıyoruz. Bundan sonraki süreç belki çok daha hayırlı olacaktır.
Soru: Bu tartışmalar devam ederken Sayın Devlet Bahçeli’nin bir açıklaması dikkat çekti. Suriye’nin kuzeyinde yürütülen terörle mücadeleye gönderme yaparak ‘Siyasi diyalog görüşmelerinin ya da Suriye ile temasın siyasi diyalog mertebesine çıkarılması ciddiyetle ele alınmalı’ ifadesini kullandı. Bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz?
Şunu bir defa bilmemiz, kabullenmemiz gerekir. Devletler arasında hiçbir zaman siyasi diyalog veya diplomasi kesip atılamaz. Her zaman her an bu tür diyaloglar olur, olmalıdır. Hatta bir söz var; ‘İplikle de olsa bağı koparmayın, o bağ devam etsin. Gün olur lazım olur.’ Şimdi biz mesela bölgede Mısır’la alt düzeyde, bakanlarımız seviyesinde temaslarımızı devam ettiriyoruz. Bu ilişkiler durup dururken olmuyor. Diplomasiyi tamamen devre dışı bırakamazsınız. Diplomasiye ne denli ihtiyacımız olduğunu bütün dünya gördü. Biz her zaman çözümün parçası olduk. Suriye sorununu çözmekle ilgili elimizi taşın altına biz koyduk. Hedefimiz, bölgesel barış oldu, ülkemizi bu krizin ağır tehditlerinden risklerinden korumak oldu.
Soru: Suriye’nin kuzeyindeki terör hedeflerine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapmaya hazırlandığı bu 5’inci harekât üzerine bir soru sormak istiyorum. Şimdi Türkiye sahada varlık gösterirken aslında diplomatik ayağı, işin diplomasi boyutunu hiç bırakmıyor. Biz biliyoruz ki Amerikalı muhataplara olduğu gibi Rus muhataplara da PKK terör örgütünün faaliyetleri ve Türkiye’nin sınır güvenliğini nasıl tehdit ettiğiyle ilgili zaman zaman bilgilendirmeler yapıyorsunuz. Bu bilgilendirme sonucunda Rusya’nın PKK/YPG’ye karşı bakışında bir değişiklik oldu mu? Bir de özellikle PKK’ya yakın kaynaklar ve medya organları beklenen 5’inci harekatla ilgili olarak, bunu bir Rus ihaneti, Rusların ihaneti gibi değerlendiriyorlar. Bununla ilgili bir yorumunuz olur mu?
Şu anda Suriye’de attığımız her adımda bir defa biz güvenlik güçlerimiz, istihbaratımız, Milli Savunma Bakanlığımız olarak Rusya’yla irtibat halindeyiz. Arkadaşlarımız sürekli onlarla görüşme halindeler. Ben de Sayın Putin’le görüşmeler yapmak suretiyle bu süreci “sağlama bağlayalım” diyoruz. İşte örneğin son Soçi seyahatimde Suriye bizim için önemli bir görüşme konusuydu, gündem maddesiydi. Şu anda yine buradaki terör olaylarıyla alakalı gerek ben Putin’le, gerek Dışişleri Bakanım ve Savunma Bakanım muhataplarıyla görüşmeleri devam ettiriyoruz. Bundan sonraki süreçte de zaten devam ettireceğiz. Mesela gönül arzu ederdi ki İran’la da oradaki bu çalışmaları daha etkin yürütelim ama bu olmadı. Biz de şu anda Rusya’yla olan bu dayanışmamızı, birlikteliğimizi aynı kararlılıkla devam ettiriyoruz. Bundan sonraki süreçte de yine aynı şekilde devam ettireceğiz.
Soru: Yakın zamanda İsrail’le de normalleşme süreci başlamıştı ve büyükelçilerin atanmasına da karar verildi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri en nihayetinde İsrail… Mısır’dan da örnek verdiniz. İsrail’le olan ilişkiler Doğu Akdeniz’de Mısır’la da olursa, bu ilişkilerimiz için genel anlamda enerji eksenli bir ilişki, irtibat diyebilir miyiz acaba?
Daha çok siyaset eksenli dersek isabetli olur. Yani siyasetin gereği bu. Onun için de siyasette dargınlık olmaz. Her an barış içinde olacaksın. Her an görüşebilme imkânı yakalayacaksın. Mesela Mısır’la şu anda üst düzeyde, istenilen yerde değil ama biz şimdi Mısır’la da arkadaşlarla alt düzeyde yani bakanlar seviyesinde bu işi sürdürelim ve ardından da temenni ederiz ki üst düzeyde de bu adımı en güzel şekilde atalım. Çünkü Mısır halkı bizim kardeşlerimiz. Bizim Mısır halkıyla dargın olmamız mümkün değil. Onun için de bir an önce orayla da bu barışı bizim temin etmemiz gerekiyor. Suriye ile daha ileri seviyede adımları temin etmemiz gerekiyor. Bu adımları atmak suretiyle, tüm bölgede yani İslam dünyasının bizim komşularımızla olan bu bölgesinde inşallah birçok oyunu biz bozarız.
Soru: Abdülhamid Han sondaj gemisi için ilan edilen NAVTEX’de önemli bir detay vardı. Kıbrıs’ta katledilen, Kıbrıslı şehit kardeşler Hakan, Kutsi, Murat İlhan kardeşlerin ismini taşıyan 3 gemi Abdülhamid Han’a refakat ediyor. Bu çok önemli, güçlü bir mesaj olarak algılandı. Öte yandan Ege bölgesinde Yunan tarafının tavrını da ortada. Nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz?
Tabii özellikle bu üç kardeşin adını alan bu destek gemilerinin Abdülhamid Han’a refakat etmesi gerçekten sevindirici, bizleri de mutlu eden bir hadise. İnşallah buradan beklenen neticeler alınmaya başlarsa tabii bizi çok daha mutlu edecek. Bu sondaj gemimiz şu anda dünyada sayılı gemiler arasında. 12 bin metreye kadar sondaj yapabilme kabiliyetine sahip. Alanında şu anda eşi benzeri yok. Böyle bir özelliği, böyle bir güzelliği var. Beklentimiz inşallah yeni müjdeler olması. Bakalım ne getirecek. Tabii başta ana muhalefet olmak üzere birileri bundan çok rahatsız oluyor. Gemiye Abdülhamid Han ismini koyduk. Bundan kimlerin rahatsız olduğunu gördünüz. Düşünün, siyaset yapıyor ve tarihçi, tarihi çok iyi bildiğini söylüyor. Nasıl biliyorsa tarihi? Abdülhamid Han’a saygısızlık yapacak kadar ileri gidebiliyor. Lafa da geldiği zaman muhafazakâr havalarına giriyor. Öyle veya böyle biz Abdülhamid Han sondaj gemimizle inşallah o beklenen neticeleri aldığımız anda bunu milletimizle paylaşacağız. Hele hele bir de inşallah doğal gazımız, petrolümüz çıkmaya başladığı andan itibaren çok daha farklı olacak. Bu arada Sayın Malezya Kralının ülkemizi ziyaretinde bazı konuları görüştük. Bunlardan bir tanesi de PETRONAS ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının ortaklaşa bir adım atması hususuydu. Bu konuyla ilgili belirlenen bir iki bölgede müşterek çalışma planlıyoruz. İnşallah bu çalışmada bir tarafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı öbür tarafta PETRONAS ve bir diğer tarafta Çinliler, belki 3 ayaklı olarak inşallah bir adımı da beraberce atacağız. Tabii sevincimiz şu anda 4 tane sondaj gemimiz var, 2 tane sismik araştırma gemimiz var. Bütün bunlarla beraber artık bir gücüz. Allah sonucunu da inşallah hayır verir.
Soru: Malezya ile olan bu ortak arama faaliyetleri Akdeniz’de, Karadeniz’de mi yoksa başka bölgelerde mi?
Hayır başka…
Soru: AK Parti’nin 21’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yaptığınız konuşmada Türkiye Ekonomi Modeline değindiniz, iç tutarlılığı olduğunu söylediniz. Programın gidişatına ilişkin satır başlarıyla bir değerlendirme yapabilir misiniz? Bir de özellikle sonbahar ayları için ağırlıklı olarak enerji faturasındaki yüksek artış nedeniyle ödemeler dengesinde Türkiye’nin sıkıntı yaşayabileceğine ilişkin uluslararası kuruluşların raporları, değerlendirme notları, hepsi üst üste gelmeye başladı. Böyle bir negatif enerji birikiyor sanki sonbahar ayları için. O noktada da bir piyasaya mesajınız olur mu?
Türkiye Ekonomi Modeli ile makro ekonomik istikrarı sürdürülebilir kılmayı hedefledik. Yüksek katma değerli üretimi artırmayı özellikle hedefledik. Cari dengede kalıcı iyileşmeyi hedefleyen bir politikalar bütünü olarak bunu ifade ettik. Modeli oluştururken ülkemizin geçmiş tecrübelerini, iç ve dış dinamiklerini, sahip olduğu jeostratejik avantajı, Kovid-19 salgını ve sonrasında yeni küresel ekonomik düzenin ortaya çıkarmış olduğu fırsatları kapsayan birçok parametreyi dikkate aldık. Tabii modelin tasarımında serbest piyasa ekonomisi ilkelerinden asla taviz vermiyoruz. Modelin temel politika araçlarını, Türk lirası tasarrufların özendirilmesine yönelik adımlar, selektif kredi politikaları, yatırım ortamının iyileştirilmesine dönük tedbirler oluşturuyor. Son dönemde model kapsamında uyguladığımız politikaların olumlu sonuçlarını da almaya başladık. Bununla birlikte özellikle IMF’nin yaptığı son açıklamalara baktığımız zaman, Türkiye’nin ekonomik olarak dünya ülkelerinden farklı bir konumda olduğunu, çok daha isabetli bir büyüme parametresini yakaladığını IMF kendisi ifade ediyor. Böyle bir konumdayız ve biz önümüzdeki dönem için ülkemizi olumsuz değil, tam aksine olumlu gelişmelerin beklediğini görüyoruz.
Soru: Ekonomi demişken gündemdeki bir mevzuyla devam edelim. Tarım Kredi Kooperatiflerinde indirimler başladı. Aslında siz yine bir yurt dışı ziyaretinde Tarım Kredi Kooperatifleri market sayısını 1000 yapacağız diye bir söz vermiştiniz. Bu sözünüzü tuttunuz, hatta aştınız. 1000 hedefini yüzde 40 aşmış gözüküyorsunuz şu anda. Tarım Kredi Kooperatifleri ile ilgili indirim olduğu da gözüküyor rakamlarda. Size gelen bilgiler nasıl bu marketlerle ilgili? Devletimiz hakikaten ekonomik olarak büyüyor. Bir yandan da vatandaşın ekonomisi fahiş fiyatlardan dolayı sıkıntı geçiriyor. Bunu daha önce siz de dile getirmiştiniz. Fahiş fiyatı engelleme noktasında sistem yerine oturur mu Tarım Kredi Kooperatifleriyle? İndirimler dönemsel mi kalıcı mı? Kalıcı olur mu bu indirimler?
Öncelikle Tarım Kredi Kooperatiflerinin attığı bu adımla biz vatandaşımıza uygun fiyatlı ürünleri ulaştırırken bir yandan da birilerini terbiye ediyoruz. Şu anda Tarım Kredi Kooperatiflerinin 1300-1400 marketi var. Biz şimdi Tarım Krediye diyoruz ki ‘Tarım Kredi, de ki market açmak üzere bana işte 250, 300, 400 metrekarelik bina ile gelin. Ürünü biz verelim. Sen ürün için işletme sermayesi koyma. Onu Tarım Kredi sana versin.’ Bunu niye diyoruz? Şu andaki market sayısını 1400 değil, 2 bine, 2 bin 500’e çıkaralım ve piyasayı Tarım Kredi olarak biz balanse edelim. Çünkü bizim derdimiz burada para kazanmak değil. Bizim tek derdimiz var; vatandaşımıza bir kaliteli ürün, iki ucuz ürün sunalım. Mesela et ürünleriyle ilgili bunu sadece koyun kuzuda değil, büyükbaşta da yapalım. Şimdi bakın hemen muhalefet çılgına döndü; ‘aldatıyorlar, kandırıyorlar, yok şöyle yok böyle’ falan filan. Ya şu anda Tarım Kredi raflarında ürün kalmadı. Yoğun bir şekilde ürün yetiştirmeye çalışıyorlar. Ben iki gün önce genel müdürle de konuştum, dedim süratle depoların sayısını da artıralım, bu depolarla da Türkiye genelinde marketlerimize ürün yetiştirmede sıkıntı yaşamayalım. Şu anda gerek bakanım gerek genel müdürümüz bu çalışmayı hızla devam ettiriyorlar. Zaten bu Tarım Kredi marketlerindeki olayla, diğer zincir marketler fiyatları hemen indirmeye başladılar, başlayacaklar. Bizim derdimiz zaten para kazanmak değil. Burada tek derdimiz piyasayı balanse etmek, vatandaşa ucuz, kaliteli ürün yetiştirmek.
Soru: 17 Ağustos depreminin üzerinden 23 yıl geçti. Kentsel dönüşümde hangi noktadayız? Bir de büyük bir çoğunluk sosyal konut projesini merakla bekliyor. Burada ayrıcalıklı kesimler, kota ayrılan kesimler genişletilecek mi? Mesela engelliler de bunun içerisine alınacak mı?
Depreme karşı tedbirlerimizi kararlılıkla sürdürme gayreti içindeyiz. Bu kapsamda kentsel dönüşüm adımları önceliklerimiz arasında bulunuyor. 20 yılda TOKİ’yle 1 milyon 170 bin konut ve işyeri yaptık. Şu anda 81 ilimizde 350 bin konutun dönüşümüne hızla devam ediyoruz. 60 bin konutluk Büyük İstanbul Dönüşümü kapsamında Esenler’deki ilk etap konutların teslim törenini nasip olursa bugün yapacağız. Sosyal konut kampanyamızla da hedefimiz 2+1, 3+1 konutlarla halkımızın taleplerine cevap vermek. Bu konutlardan engelli kardeşlerimiz, şehit ailelerimiz ve gazilerimiz, emekli vatandaşlarımız da yararlanabilecek. İlk kez gençler ve yeni evli kardeşlerimize de ayrı bir kontenjan ayırıyoruz. Vatandaşımıza en uygun fiyatları ve ödeme seçeneklerini sunacağız. Tabii burada şunun üzerinde ısrarla durmakta büyük fayda var. Bakın Avrupa’nın birçok ülkesinde şu anda depremde, selde, çeşitli afetlerde konut yetiştiremiyorlar, konut vermiyorlar; oralardaki kentsel dönüşümü, değişimi yapamıyorlar. Fakat biz Bingöl depreminden tutun Van, Malatya, Elazığ depremlerine varıncaya kadar bütün buralarda süratle, bir yılı bulmadan hemen altyapısıyla, üstyapısıyla konutlarımızı yaptık ve vatandaşlarımıza bunları yetiştirdik. Kendisi tabii rahmetli oldu ama Sayın Ecevit’in başbakanlığı döneminde biz bir Gölcük depremini yaşadığımız zaman bırakın siz evleri, çadır bile yoktu. Ben o zaman Belediye Başkanı değildim, cezaevinden çıktım, doğru bölgelere gittim ve o bölgelerde vatandaşla hemhal olduk. O Gölcük ne haldeydi, Sakarya ne haldeydi, Yalova ne haldeydi? Yapabildiler mi? Yapamadılar. Ama biz hamdolsun hepsinde de geldik ve oraların bütün konut ihtiyaçlarını, taleplerini karşıladık. İşte Malatya’ya bakın, aynı şekilde konutlardan ahırlarına varıncaya kadar yaptık, teslim ettik. Bu iş, aşk işidir ve aşkınan koşan yorulmaz. Bundan sonraki süreçte de bu böyle devam edecek.
Soru: CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu geçen günlerde ‘Bizdeki seçmen bilgileri Yüksek Seçim Kurulunda bile yok’ diye tuhaf bir söz sarf etti. Bununla birlikte birtakım spekülasyonlar var; işte “hükümetin yapmayı planladığı bazı icraatlar önceden Kılıçdaroğlu’na servis ediliyor ya da sızdırılıyor” şeklinde. Bu ilginç duruma dair neler söylemek istersiniz?
Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarına inanıyor musunuz? Adamın hayatı yalan. Bir şey bildiğinden değil. Tabii bana göre, YSK Başkanı ve ekibi bunu yargıya taşımalı. Yargıya taşımak suretiyle artık bu adama bedel ödetmeli. Yeri geliyor savcılara saldırıyor, yeri geliyor hakimlere saldırıyor. Ama nedense onlar çekiniyorlar, korkuyorlar. Anayasa’yla teminat altındasınız. Anayasa’da bununla ilgili ‘Kesinlikle yargıya yönelik bu tür beyanlarda bulunulamaz’ diyor. İnşallah 2023’te milletim sandıkta buna bir kez daha dersini verecek.

Son Haberler

Kurtulmuş: Çerçeve yasa teklifi gelecek hafta partilerin ortak imzasıyla TBMM’ye gelecek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifinin gelecek hafta partilerin ortak teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağını açıkladı. Barış sürecine ilişkin yasal düzenlemeye ilişkin çalışmalar sürerken, gözler Meclis'e çevrildi. Kurtulmuş, yasa teklifinin gelecek hafta TBMM gündemine geleceğini belirterek, "Yasa teklifi, inşallah önümüzdeki hafta partilerin ortak bir teklifi olarak TBMM'ye gelecek" dedi. Hedef, Meclis tatile girmeden yasalaştırmak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin düzenleme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında da ele alındı. Erdoğan'ın toplantıda, "Meclis kapanmadan süreci tamamlayalım" mesajını verdiği öğrenildi. Bu kapsamda yasa teklifinin TBMM'nin tatile girmesinden önce Genel Kurul'da görüşülerek yasalaştırılması planlanıyor. Çerçeve yasada neler yer alacak? Hazırlanan düzenlemeyle, örgütten ayrılanların dönüş sürecine ilişkin hukuki çerçevenin belirlenmesi öngörülüyor. Düzenlemenin geçici ve müstakil bir yasa niteliğinde olacağı, genel af veya kişiye özel af kapsamında değerlendirilmeyeceği belirtiliyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise örgütün tamamen silah bıraktığının tespit ve teyit edilmesine yönelik bir mekanizmanın oluşturulması öngörülüyor. "Geçici ve müstakil bir yasa olacak" Numan Kurtulmuş daha önce yaptığı değerlendirmede, düzenlemenin temel ilkelerine ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı: "Ortak anlayışın gündeme getirilmesine çalışıyoruz. Komisyon raporumuzun 6'ncı bölümünde yer alan münfesih örgütün bundan sonra nasıl hareket edeceğine ilişkin yasal çerçeve korunacaktır. Yani bu geçici ve müstakil bir yasa olacaktır." Kurtulmuş ayrıca, düzenlemenin örgütün silah bıraktığının tespiti ve teyidine ilişkin bir mekanizma içereceğini vurgulayarak, bunun genel af ya da kişiye özel af niteliğinde olmayacağını ifade etmişti.

ABD, Erbil’deki Patriot sistemlerini çekiyor

ABD ordusunun, Irak’taki son birliklerini Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’deki havalimanı çevresinden çekmeye başladığı bildirildi. Amberin Zaman imzalı haberde Al-Monitor’a konuşan ve süreci yakından bilen kaynaklar, ABD’nin Erbil Havalimanı çevresinde konuşlu son güçlerini çekmeye başladığını doğruladı. Kaynaklara göre, gelen füze, İHA ve diğer hava araçlarını tespit ederek imha etmek için kullanılan Patriot hava savunma sistemleri askeri yerleşkeden kaldırıldı. Çekilme sürecinin geçen hafta başladığı ve halen devam ettiği, ABD güçlerinin büyük bölümünün ve ağır askeri ekipmanlarının bölgeden çıkarıldığı belirtildi. Kaynaklar, tüm Patriot füze savunma bataryalarının açıklanmayan başka bir noktaya yeniden konuşlandırıldığını, ancak diğer savunma sistemlerinin haberin yayımlandığı sırada bölgede kalmaya devam ettiğini aktardı. Bölge yetkilileri çekilmeyi rutin bir süreç olarak nitelendirdi. Yetkililere göre çekilme, ABD’nin Bağdat ile vardığı ve tüm güçlerini 30 Eylül’e kadar Irak’tan çekmesini öngören anlaşma doğrultusunda gerçekleşiyor. Ancak İran ve İran destekli Şii silahlı grupların özellikle Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşen çekilmenin, Kürtleri savunma açısından daha kırılgan bir konumda bıraktığı değerlendiriliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, devam eden asker hareketliliği konusunda yorum yapmadı. Kürdistan Bölgesi Hükümeti yetkilileri ise Al-Monitor’un yorum talebine yanıt vermedi. Erbil Havalimanı sürekli hedefte Patriot sistemleri ABD güçlerini korumak amacıyla konuşlandırılmış olsa da Kürtler de bu güvenlik şemsiyesinden önemli ölçüde yararlandı. Erbil Havalimanı, İran ile yaşanan savaşın şubat ayında başlamasından bu yana İran ve İran destekli silahlı grupların sürekli saldırılarına maruz kaldı. Kaynaklara göre ABD’nin önleme sistemleri bu saldırıların en az yüzde 95’ini başarıyla engelledi. İran ve milislerin gerçekleştirdiği saldırıların büyük bölümü Kürdistan Bölgesi’nde bulunan İranlı Kürt muhalif grupları hedef aldı. Ancak Erbil’deki ABD yerleşkesi de birçok kez saldırıya uğradı. Patriot sistemlerinin operasyonel menzilinin 60 ila 100 mil (100-160 kilometre) arasında olduğu belirtildi. “Patriotların kaldırılması iki ucu keskin kılıç” New York merkezli Horizon Engage araştırma kuruluşunun araştırma direktörü Michael Knights, Patriotların kaldırılmasını “iki ucu keskin bir kılıç” olarak değerlendirdi. Knights, sistemlerin bir yandan kara birliklerini koruduğunu, diğer yandan ise kendilerinin hedef haline geldiğini söyledi. ABD’nin Irak’tan çekilmesinin, iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin sona ermesi anlamına gelmeyebileceğini belirten Knights, ABD özel kuvvetlerinin düşük profilli ve gizli tutulan bazı noktalarda konuşlandırılmış durumda olduğunu ifade etti. ABD’nin Patriot stokları tartışılıyor Al-Monitor’a göre ABD güçleri, Irak’ın İran ile ortak sınıra sahip olması ve İran destekli grupların Irak ve Körfez’de saldırılarını sürdürmesi nedeniyle bölgede özellikle savunmasız durumda. Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin İran destekli milisleri kontrol altına alma, silahsızlandırma ve 30 Eylül’e kadar dağıtma yönündeki taahhütlere rağmen bunu henüz gerçekleştiremediği belirtildi. Haberde, söz konusu grupların Suudi Arabistan’daki petrol sahalarına yönelik son saldırılarının ardından Suudi Arabistan’ın bu hafta Irak genelinde misilleme saldırıları düzenlemek üzere ABD güçleriyle açık şekilde iş birliği yaptığı aktarıldı. ABD güçlerinin karadan çekilmesinden önce Patriotların kaldırılması ise Washington’ın elindeki önleyici füze stoklarının durumu ve bu sistemlerin bölgedeki ABD askerlerini korumak için nasıl önceliklendirildiği konusunda yeni soru işaretleri yarattı. Kaynaklardan biri, “Kürdistan Bölgesi bir öncelik değil; açıkça Körfez ve Ürdün daha önemli” dedi. Washington merkezli Uluslararası ve Stratejik Çalışmalar Merkezi’nin yayımladığı bir araştırma da ABD’nin İran ile ateşkesin bozulması ve taraflar arasında mayıs ayında varılan mutabakatın ardından azalan kaynaklarına dikkat çekti. Nisan ayında yayımlanan önceki araştırmada ABD’nin Patriot stoklarının yüzde 55’ini kaybettiği belirtilmişti. Bu hafta yayımlanan yeni araştırmada ise Patriot sayısının yüzde 10 daha azaldığı ifade edildi. Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün yakın tarihli bir raporunda ise ABD’nin yılda yaklaşık 600 Patriot ürettiği, ancak Ukrayna’ya yapılan transferler nedeniyle mevcut stokların daha önce de önemli ölçüde azaldığı belirtildi. Editör notu: Al-Monitor, 31 Temmuz 2026'da haberi güncelleyerek ABD’nin yıllık Patriot üretim kapasitesine ilişkin rakamları revize etti.

İspanya’nın Afrika’daki toprağı Ceuta’ya bir günde 60 bin göçmen girdi; en az 57 kişi hayatını kaybetti

İspanya Başbakanı, yaklaşık 60 bin göçmenin Fas'tan İspanya'nın Kuzey...

Irak Ulaştırma Bakanı, Kalkınma Yolu Projesi’ndeki imza krizine açıklık getirdi

Ankara’da düzenlenen Türkiye-Irak anlaşmalarının imza töreninde yaşanan gecikmenin ardından Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, "Kalkınma Yolu" projesine ilişkin imza krizine açıklık getirdi. Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, Türkiye ile imzalanan Kalkınma Yolu Projesi Mutabakat Zaptı sırasında yaşanan tartışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Haseni, imza töreninde yaşanan gecikmenin, mutabakat zaptının nihai metnine ilişkin teknik ve protokol kaynaklı düzenlemelerden kaynaklandığını belirtti. Bakan, olayın kamuoyunda yanlış yorumlandığını ve gerçeği yansıtmayan iddialara konu olduğunu ifade etti. "Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı" Haseni, Irak Ulaştırma Bakanlığı'nın anlaşmanın imzalanması için gerekli tüm resmi ve teknik hazırlıkları tamamladığını vurgulayarak, Kalkınma Yolu Projesi'nin Irak açısından stratejik önem taşıdığını ve anlaşmanın sonuçlandırılmasını desteklediklerini söyledi. Açıklamada, Kalkınma Yolu Projesi'ne ilişkin çerçeve mutabakat zaptının aynı gün, gerekli teknik ve protokol işlemlerinin tamamlanmasının ardından imzalandığı belirtildi. Görüntüler tartışma yaratmıştı Tartışmalar, Ankara'daki ortak basın toplantısında kaydedilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla başladı. Görüntülerde Irak Başbakanı Ali Zeydi, Ulaştırma Bakanı Haseni'ye dönerek, "Kalkınma Yolu anlaşmasını neden imzalamadın? Sorun ne?" diye soruyordu. Söz konusu görüntülerin ardından Haseni'nin anlaşmayı imzalamayı reddettiği yönünde yorumlar yapılmıştı. "Resmi olmayan bilgilere itibar etmeyin" Iraklı Bakan, kamuoyu ve basın kuruluşlarına resmi kaynaklarca doğrulanmamış bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulunurken, bakanlık hakkında asılsız bilgi yayan kişiler hakkında yasal haklarını saklı tuttuklarını ifade etti. Haseni ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı'nın Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'ın stratejik konumunu güçlendirecek ulusal bir vizyon doğrultusunda hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

Trump: Hamas silah bırakacak

ABD Başkanı Donald Trump, Gazze'de Hamas'ın silah bırakması konusunda Barış Kurulu'nun "tarihi" bir anlaşmaya vardığını ve silahsızlanma tamamlanınca İsrail'in Gazze'den geri çekileceğini bildirdi. ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Barış Kurulu'nun bugün önemli bir anlaşmaya vardığını ilan etti. Trump, "Barış Kurulu, Hamas ve Gazze’deki diğer tüm silahlı grupların tamamen silahlarını bırakması konusunda bugün tarihi bir anlaşmaya vardı” ifadesini kullandı. İsrail'in bölgeden çekilmesi konusunda ise Trump, şunları kaydetti: "Silahsızlanma tamamlandıkça İsrail güçleri geri çekilecek ve Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacaktır." Türkiye, Katar ve Mısır'a teşekkür Trump, söz konusu süreçteki arabulucu rolleri nedeniyle Türkiye, Katar ve Mısır'a teşekkür ederek, "Tarihi bir ilerleme kaydettik ve hala yapılacak çok iş var” ifadesine yer verdi. Söz konusu anlaşmanın Gazze'nin yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine yönelik kritik bir adım olduğunu vurgulayan Trump, sürecin Ortadoğu'da kalıcı barış için tarihi bir öneme sahip olduğunun altını çizdi

Rojava’da kayıp kişilere ilişkin açıklama

Rojava'da faaliyet gösteren Tutuklu ve Kayıplar Komitesi, bölgede kayıp kişilerin sayısının 628 olduğunu açıkladı. Komite, ayrıca Suriye Geçici Hükümeti'ne bağlı cezaevlerinde tutulan 138 kişinin varlığının doğrulandığını bildirdi. Komitenin verdiği bilgilere göre, tutuklu olduğu doğrulanan 138 kişi İdlib, Rakka, Deyrezor, Halep, Menbic ve Humus'taki cezaevlerinde bulunuyor. Açıklamada, kayıp vakalarının 6-29 Ocak 2026 tarihleri arasında Kuzey ve Doğu Suriye ile Halep'te yaşanan çatışmalarla bağlantılı olduğu ifade edildi. DSG ve YPJ mensupları esir alındı Söz konusu dönemde Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri ile Kuzey ve Doğu Suriye'deki bazı bölgelere saldırılar düzenlendi. Saldırıların, Demokratik Suriye Güçleri'nin (DSG) Deyr Hafir bölgesinden çekildiği süreçte gerçekleştiği, geri çekilme sırasında DSG’nin çatışmalara maruz kaldığı belirtildi. Komite, yaşanan olaylar sırasında DSG, İç Güvenlik Güçleri ve Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) mensuplarından bazılarının esir alındığını açıkladı. Ayrıca yüzlerce kişinin akıbetinin hâlâ bilinmediği, kayıplara ilişkin yeni bilgilere ulaşılamadığı kaydedildi.

Rusya’dan Ukrayna’ya şiddetli bombardıman: Çok sayıda ölü ve yaralı

Ukrayna, Rus ordusunun, başta Kiev olmak üzere ülkenin farklı bölgelerine geceden beri düzenlediği saldırılarda en az 13 kişinin öldüğünü, 31 kişinin yaralandığını bildirdi. Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, sosyal medya hesabından yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'nın yerel saatle 02.23'ten itibaren kente balistik füzelerle saldırı başlattığını belirtti. Kliçko, başkente yönelik saldırılarda iki semtte hasar meydana geldiğini ifade etti. Ukrayna'daki bazı sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlarda, başkent Kiev sakinlerinin güvenlik için geceyi kentin metro istasyonlarında geçirdiği görüldü. Ukrayna Devlet Acil Durum Servisinden yapılan açıklamada ise ilk belirlemelere göre, Kiev'e yapılan saldırıda bir kişinin öldüğü, 2 kişinin yaralandığı belirtildi. Açıklamada ayrıca, Kiev bölgesinde yer alan Skibin köyüne yönelik gerçekleştirilen saldırıda da 5 kişinin yaralandığı kaydedildi. Rus ordusunun Dnipropetrovsk bölgesindeki Raduşne köyüne saldırı düzenlediği aktarılan açıklamada, 2’si çocuk 5 kişinin öldüğü, 8 kişinin yaralandığı bilgisine yer verildi. Poltava bölgesine yapılan saldırıda bir kişinin yaşamını yitirdiği belirtilen açıklamada, Lviv kentine yönelik saldırıda ise en az 8 kişinin yaralandığı bildirildi. Açıklamada, bazı bölgelerdeki arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü ifade edildi. Öte yandan Kriviy Rig Kenti Savunma Konseyi Başkanı Oleksandr Vilkul da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rusya'nın kentin dış semtinde yer alan Novopil yerleşim yerine füzeli saldırı düzenlediğini belirtti. Saldırıda 3'ü çocuk 6 kişinin hayatını kaybettiği bilgisini paylaşan Vilkul, 2'si çocuk 8 kişinin yaralandığını kaydetti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy dün akşam yaptığı açıklamada, Rus ordusunun bu gece ülkesine yoğun hava saldırısı gerçekleştirme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmişti.

Türkiye Gündemi

Kurtulmuş: Çerçeve yasa teklifi gelecek hafta partilerin ortak imzasıyla TBMM’ye gelecek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifinin gelecek hafta partilerin ortak teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağını açıkladı. Barış sürecine ilişkin yasal düzenlemeye ilişkin çalışmalar sürerken, gözler Meclis'e çevrildi. Kurtulmuş, yasa teklifinin gelecek hafta TBMM gündemine geleceğini belirterek, "Yasa teklifi, inşallah önümüzdeki hafta partilerin ortak bir teklifi olarak TBMM'ye gelecek" dedi. Hedef, Meclis tatile girmeden yasalaştırmak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin düzenleme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında da ele alındı. Erdoğan'ın toplantıda, "Meclis kapanmadan süreci tamamlayalım" mesajını verdiği öğrenildi. Bu kapsamda yasa teklifinin TBMM'nin tatile girmesinden önce Genel Kurul'da görüşülerek yasalaştırılması planlanıyor. Çerçeve yasada neler yer alacak? Hazırlanan düzenlemeyle, örgütten ayrılanların dönüş sürecine ilişkin hukuki çerçevenin belirlenmesi öngörülüyor. Düzenlemenin geçici ve müstakil bir yasa niteliğinde olacağı, genel af veya kişiye özel af kapsamında değerlendirilmeyeceği belirtiliyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise örgütün tamamen silah bıraktığının tespit ve teyit edilmesine yönelik bir mekanizmanın oluşturulması öngörülüyor. "Geçici ve müstakil bir yasa olacak" Numan Kurtulmuş daha önce yaptığı değerlendirmede, düzenlemenin temel ilkelerine ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı: "Ortak anlayışın gündeme getirilmesine çalışıyoruz. Komisyon raporumuzun 6'ncı bölümünde yer alan münfesih örgütün bundan sonra nasıl hareket edeceğine ilişkin yasal çerçeve korunacaktır. Yani bu geçici ve müstakil bir yasa olacaktır." Kurtulmuş ayrıca, düzenlemenin örgütün silah bıraktığının tespiti ve teyidine ilişkin bir mekanizma içereceğini vurgulayarak, bunun genel af ya da kişiye özel af niteliğinde olmayacağını ifade etmişti.

Irak Ulaştırma Bakanı, Kalkınma Yolu Projesi’ndeki imza krizine açıklık getirdi

Ankara’da düzenlenen Türkiye-Irak anlaşmalarının imza töreninde yaşanan gecikmenin ardından Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, "Kalkınma Yolu" projesine ilişkin imza krizine açıklık getirdi. Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, Türkiye ile imzalanan Kalkınma Yolu Projesi Mutabakat Zaptı sırasında yaşanan tartışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Haseni, imza töreninde yaşanan gecikmenin, mutabakat zaptının nihai metnine ilişkin teknik ve protokol kaynaklı düzenlemelerden kaynaklandığını belirtti. Bakan, olayın kamuoyunda yanlış yorumlandığını ve gerçeği yansıtmayan iddialara konu olduğunu ifade etti. "Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı" Haseni, Irak Ulaştırma Bakanlığı'nın anlaşmanın imzalanması için gerekli tüm resmi ve teknik hazırlıkları tamamladığını vurgulayarak, Kalkınma Yolu Projesi'nin Irak açısından stratejik önem taşıdığını ve anlaşmanın sonuçlandırılmasını desteklediklerini söyledi. Açıklamada, Kalkınma Yolu Projesi'ne ilişkin çerçeve mutabakat zaptının aynı gün, gerekli teknik ve protokol işlemlerinin tamamlanmasının ardından imzalandığı belirtildi. Görüntüler tartışma yaratmıştı Tartışmalar, Ankara'daki ortak basın toplantısında kaydedilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla başladı. Görüntülerde Irak Başbakanı Ali Zeydi, Ulaştırma Bakanı Haseni'ye dönerek, "Kalkınma Yolu anlaşmasını neden imzalamadın? Sorun ne?" diye soruyordu. Söz konusu görüntülerin ardından Haseni'nin anlaşmayı imzalamayı reddettiği yönünde yorumlar yapılmıştı. "Resmi olmayan bilgilere itibar etmeyin" Iraklı Bakan, kamuoyu ve basın kuruluşlarına resmi kaynaklarca doğrulanmamış bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulunurken, bakanlık hakkında asılsız bilgi yayan kişiler hakkında yasal haklarını saklı tuttuklarını ifade etti. Haseni ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı'nın Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'ın stratejik konumunu güçlendirecek ulusal bir vizyon doğrultusunda hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...