16 Ağustos 2026
23.4 C
İstanbul

Dünya basın özgürlüğü ‘son 25 yılın en düşük seviyesinde’

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) perşembe günü yayımlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, dünya genelinde basın özgürlüğünün son çeyrek yüzyılın en düşük seviyesine indiğini ortaya koydu.

RSF’ye göre endeksin tarihinde ilk kez, dünyadaki ülkelerin yüzde 50’sinden fazlası basın özgürlüğü açısından “zor” veya “ciddi/çok ciddi” durumda sınıflandırıldı. Türkiye ise dört sıra gerileyerek 180 ülke içinde 163. sırada yer aldı.

RSF, geçtiğimiz yıl 159. sırada yer bulunan Türkiye’de gazeteciliğin bastırılması ve gazetecilerin hapse atılması için düzenli olarak “dezenformasyon”, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamaların araçsallaştırıldığını belirtiyor.

İncelenen tüm ülkelerin ortalama puanı ise son 25 yılda hiç bu kadar düşük çıkmadı.

Raporda, özellikle ulusal güvenlik politikalarıyla bağlantılı olarak giderek daha kısıtlayıcı hale gelen yasal düzenlemelerin, 2001 yılından bu yana demokrasilerde bile habere erişim hakkını aşındırdığı vurgulandı.

Basın özgürlüğünün durumunu ölçen beş göstergeden bu yıl en fazla düşüş gösteren alanın yasal çerçeve olması, RSF’ye göre gazeteciliğin giderek daha fazla suç sayılmaya başlandığını gösteriyor.

‘Gazeteciliğin boğulmasına daha ne kadar tahammül edeceğiz?’

Endeksin yayımlanmasının 25. yılı dolayısıyla değerlendirmede bulunan RSF Yayın Direktörü Anne Bocande, örgütün yalnızca geçmişe bakmakla yetinmediğini, aynı zamanda geleceğe doğrudan seslendiğini söyledi.

Bocande, “Gazeteciliğin boğulmasına, gazetecilere yönelik sistematik engellemelere ve basın özgürlüğünün sürekli aşınmasına daha ne kadar tahammül edeceğiz?” ifadelerini kullandı.

RSF Yayın Direktörü’ne göre bilgi edinme hakkına yönelik saldırılar çeşitlenip daha sofistike hale gelirken, bu saldırıların failleri artık saklanmıyor.

Bocande, otoriter devletlerin, görevini yerine getirmeyen veya suç ortağı haline gelen siyasi güçlerin, yağmacı ekonomik aktörlerin ve kontrol edilemez platformların bu tabloda “doğrudan ve ezici bir sorumluluk” taşıdığını belirtti.

“Pasif kalmak bir tür onay anlamına gelir,” diyen Bocande, artık ilkeleri savunmanın tek başına yeterli olmadığını, aktif koruma politikalarının şart olduğunu vurguladı.

RSF’ye göre bu süreç, öncelikle gazeteciliğin suç sayılmasına son verilmesiyle başlamalı. Örgüt; ulusal güvenlik yasalarının kötüye kullanılmasına, susturma amaçlı davalara ve araştırma yapan, gerçekleri ortaya çıkaran, isimleri açıklayan gazetecilere yönelik sistematik engellemelere dikkat çekti.

Bocande, koruma mekanizmalarının hâlâ yetersiz olduğunu, uluslararası hukukun zayıfladığını ve cezasızlığın yaygınlaştığını belirterek kesin garantiler ve somut yaptırımlar gerektiğini söyledi.

RSF yetkilisi, “Top, demokrasilerin ve vatandaşlarının sahasında. Sessizliği dayatanlara karşı durmak onlara düşüyor. Çünkü otoriterliğin yayılması kaçınılmaz bir kader değildir,” değerlendirmesinde bulundu.

RSF Endeksi’nde öne çıkan beş bulgu

RSF’nin 2026 Endeksi’nde öne çıkan ilk bulgu, dünya ülkelerinin ortalama puanının endeksin 25 yıllık tarihinde hiç bu kadar düşük olmaması oldu.

Endekse göre ülkelerin yüzde 52,2’si ilk kez “zor” veya “ciddi” durumda gösterildi.

İkinci olarak, basın özgürlüğünün durumunu ölçen beş göstergede (ekonomik, yasal, güvenlik, siyasi ve sosyal göstergeler) en sert düşüş yasal çerçevede yaşandı.

Üçüncü olarak, ABD yedi sıra gerileyerek 64. sıraya düştü. Ekvador ve Peru gibi Amerika kıtasındaki diğer ülkelerde de sıralamada büyük düşüş yaşandı.

Dördüncü olarak, Norveç üst üste onuncu yıl endeksin ilk sırasında yer alırken, Eritre son üç yıldır sıralamanın en altında bulunuyor.

Beşinci olarak, Esad sonrası Suriye 2026 yılında endekste en büyük sıçramayı kaydetti. Suriye, 36 sıra yükselerek 141. sıraya çıktı.

Savaşlar basın özgürlüğü tablosunu ağırlaştırdı

RSF, bazı ülkelerdeki gerilemeyi silahlı çatışmalarla ilişkilendirdi. Irak 162., Sudan 161. ve Yemen 164. sırada yer aldı.

Rapora göre süregiden savaşların bu yılki sıralamaya açık bir etkisi oldu. İsrail’in puanı dört puan gerilerken, RSF, İsrail ordusunun Benjamin Netanyahu hükümetinin Filistin’de yürüttüğü savaşta Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 220’yi aşkın gazeteciyi öldürdüğünü bildirdi.

Bu gazetecilerin en az 70’inin görev başında öldürüldüğü belirtildi.

Bazı ülkelerde ise durum diktatörlük rejimleri nedeniyle değişmedi. Çin 178., Kuzey Kore 179. ve Eritre 180. sırada yer aldı.

RSF, Eritre’de gazeteci Dawit Isaak’ın 25 yıldır yargılanmadan alıkonulduğunu hatırlattı.

Doğu Avrupa ve Ortadoğu, son çeyrek yüzyılda olduğu gibi gazeteciler için en tehlikeli iki bölge olmaya devam etti.

Ukrayna’ya karşı savaşı sürdüren Vladimir Putin yönetimindeki Rusya da 172. sırada yer alarak basın özgürlüğü açısından en kötü ülkeler arasında gösterildi.

İran ise rejim baskısı ile ABD ve İsrail’in topraklarında yürüttüğü savaş arasında kalarak 177. sıraya geriledi.

Gazeteciliğin suç sayılması ‘küresel fenomen’ haline geldi

RSF’ye göre yasal gösterge, 2026 Endeksi’nde en fazla düşüş gösteren alan oldu.

Bu gösterge, 2025 ile 2026 yılları arasında 180 ülkenin 110’unda, yani ülkelerin yüzde 60’ından fazlasında kötüleşti.

Hindistan 157., Mısır 169., İsrail 116. ve Gürcistan 135. sırada yer alarak bu kötüleşmenin örnekleri arasında gösterildi.

RSF, gazeteciliğin basın hukukunun ihlali, olağanüstü hal yasaları veya genel hukukun kötüye kullanılması yoluyla suç sayılmasının küresel bir fenomene dönüştüğünü belirtti.

Ulusal güvenlik yasaları gazetecilere karşı kullanılıyor

RSF, ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçerken, savunma sırları ve ulusal güvenlik alanının genişletilmesinin birçok ülkede kamuoyunu ilgilendiren konuların haberleştirilmesini engelleyen bir araca dönüştüğünü belirtti.

Rapora göre bu eğilim otoriter rejimlerde belirgin olsa da demokrasilerde de yaygınlaştı. Terörle mücadele yasaları da gazetecilere karşı kötüye kullanılıyor.

Rusya, bu konuda en dikkat çekici örneklerden biri olarak gösterildi.

RSF’ye göre Vladimir Putin yönetimindeki Rusya, basın özgürlüğünü kısıtlamak için terörle mücadele, ayrılıkçılık ve aşırılıkla mücadele yasalarını kullanma konusunda uzmanlaştı.

Nisan 2026 itibarıyla Rusya’da 48 gazeteci tutuklu bulunuyor. RSF, ülkede işlerine devam etmek isteyen gazetecilerin sürgüne zorlandığını, ancak sınırların ötesine uzanan adli baskıdan da kaçamadıklarını bildirdi.

Ulusal güvenlik önlemlerinin araçsallaştırılması Belarus, Myanmar, Nikaragua ve Mısır’da da görülüyor.

Belarus 165., Myanmar 166., Nikaragua 168. ve Mısır 169. sırada yer aldı.

Afrika’nın Büyük Göller bölgesinde ise Sandra Muhoza örneği öne çıkarıldı.

RSF’ye göre Muhoza, 13 Nisan itibarıyla 2026 yılında bu bölgede hâlâ tutuklu bulunan tek kadın gazeteciydi. Burundi’de 119. sırada yer alan ülkede Muhoza, “ulusal toprak bütünlüğüne zarar verme” suçlamasıyla yargılanıyordu.

Etiyopya’da ise dört gazeteci, terör suçlamalarıyla yargılanmak üzere üç yıldır tutuklu bulunuyor. Etiyopya endekste 148. sırada yer aldı.

Avrupa’da medya özgürlüğü düzenlemeleri ihlal ediliyor

RSF, Avrupa Medya Özgürlüğü Yönetmeliği’nin (EMFA), Avrupa Birliği’nde medyanın ve özellikle kamu yayıncılığının bağımsızlığını ve sürdürülebilirliğini güvence altına aldığını belirtti.

Ancak rapora göre bu düzenleme, ulusal yasama girişimleri yoluyla düzenli olarak ihlal ediliyor.

Bu durum, Viktor Orban’ın görevden ayrılan hükümeti döneminde Macaristan’da görüldü. Macaristan endekste 74. sırada yer aldı.

RSF, benzer eğilimlerin Slovakya, Litvanya ve Çekya gibi endekste daha iyi konumda bulunan ülkelerde de görüldüğünü kaydetti.

Slovakya 37., Litvanya 15. ve Çekya 11. sırada yer aldı.

Amerika kıtasında basın özgürlüğü geriliyor: ABD yedi sıra geriledi

RSF’ye göre Amerika kıtasında da önemli bir değişim yaşanıyor.

2022’den bu yana 28 Amerika ülkesinde gözlenen 14 puanlık düşüş, gazeteciler için dünyanın en tehlikeli iki bölgesi olan Doğu Avrupa-Orta Asya ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerindeki tabloyu andırıyor.

Raporda, Brezilya’nın 52. sıraya yükselmesi gibi bazı olumlu gelişmelere rağmen, kıtadaki basın özgürlüğünün yakın tarihinde iki eğilimin öne çıktığı belirtildi.

Bunlardan ilki organize suç örgütleri tarafından işlenen şiddet olaylarının artması, ikincisi ise güvenlik güçlerinden kaynaklanan şiddetin yükselmesi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın basına ve gazetecilere yönelik düzenli saldırıları sistematik bir uygulamaya dönüştürdüğü belirtilen raporda, ABD’nin bu yıl yedi sıra gerileyerek 64. sıraya düştüğü aktarıldı.

RSF’ye göre Salvadorlu gazeteci Mario Guevara’nın gözaltına alınıp sınır dışı edilmesi, ülkede zaten şiddetli polis baskılarıyla damgalanmış güvenlik ortamını daha da kötüleştirdi.

Raporda ayrıca ABD Dış Yayın Kurumu’nun (USAGM) personel sayısındaki keskin azalmasının uluslararası etkiler yarattığı belirtildi.

RSF’ye göre Voice of America (VOA), Radio Free Europe/Radio Liberty (RFE/RL) ve Radio Free Asia (RFA) gibi medya ekiplerinin bazı ülkelerde ortadan kalkması, faaliyetlerinin askıya alınması veya küçültülmesi, özellikle bu kuruluşların kimi zaman tek güvenilir bilgi kaynağı olduğu ülkelerde ciddi sonuçlar doğurdu.

RSF’nin endeksi neye göre hazırlanıyor?

RSF Endeksi, 180 ülke ve bölgede gazetecilerin ve medyanın ne kadar özgür çalışabildiğini ölçüyor.

Basın özgürlüğü; gazetecilerin kamu yararına haber seçme, üretme ve yayma faaliyetlerini siyasi, ekonomik, hukuki ve sosyal baskılardan bağımsız, fiziksel ve ruhsal tehdit olmadan sürdürebilmesi olarak tanımlanıyor.

Ülkeler 0 ile 100 arasında puanlanıyor; 100 en iyi, 0 en kötü durumu ifade ediyor.

Puanlama beş göstergeye dayanıyor: siyasi bağlam, yasal çerçeve, ekonomik bağlam, sosyokültürel bağlam ve güvenlik.

RSF, uzman anketlerinin yanı sıra gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik öldürme, tutuklama, kaçırma, saldırı, tehdit veya kapatma gibi ihlalleri de hesaba katıyor.

Bu puanlara göre ülkeler “iyi”, “tatmin edici”, “sorunlu”, “zor” ve “çok ciddi” kategorilerine ayrılıyor.

 

Son Haberler

İran’da İsrail’le işbirliği suçlamasıyla bir kişi daha idam edildi

İran Yargı Erki, ülke genelindeki protestolar sırasında “İsrail adına casusluk”, “ayaklanma” ve güvenlik güçlerine araçla saldırmakla suçlanan Şehram Sadıki adlı mahkûmun idam edildiğini açıkladı. İran Yargı Erki'ne bağlı Mizan Haber Ajansı'nın 16 Ağustos 2026 sabahı yayımladığı habere göre Sadıki, protestolar sırasında Kereç kentinde bir araçla güvenlik güçlerinin üzerine sürmekle suçlandı. Yargı makamları, olayda 7 güvenlik görevlisinin ağır yaralandığını ileri sürdü. Sadıki hakkında ayrıca “Mossad adına casusluk”, “ayaklanma” ve “ABD ile İsrail'in çıkarları doğrultusunda ülkenin ulusal güvenliğini bozma” suçlamalarıyla idam ve mal varlığına el konulması kararı verildi. İran Yargı Erki, Yüksek Yargı Divanı'nın kararı onaylamasının ardından 16 Ağustos sabahı idam cezasının infaz edildiğini duyurdu. Protestolarda binlerce kişi gözaltına alındı İran'da 28 Aralık 2025'te başlayan protestolar sırasında, İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı'na (HRANA) göre İran'ın farklı kentleri ile Doğu Kürdistan'da 53 bin 552 kişi gözaltına alındı. İran Yargı Erki daha önce gözaltına alınan bazı kişiler hakkında idam cezası verildiğini ve bu cezaların kısa sürede infaz edileceğini açıklamıştı.

Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu.

Kürt siyasetçi, Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu. Aynı zamanda öğretmen olan Çömlek, 13 Ağustos günü sabah saatlerinde aracına yakıt almak için kamptan ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamadı. Bunun üzerine kamp sakinleri arama çalışması başlattı. Çömlek’in aracı saat 18.20 sıralarında aşağı Mahmur’daki mesire bulundu. Aracında hareketsiz bir şekilde duran Çömlek’in yaşamını yitirdiği bildirildi. Ölüm nedeninin belirlenmesi için cenazesi Musul’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Mahmur Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Bêwar Unver, Çömlek’in bedeninde herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığını ifade ederek, “İlk adli tıp raporuna göre Mamoste Said kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş. Ancak incelemeler devam ediyor” dedi.

Trump: Yakında Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğim

ABD Başkanı Donald Trump, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" dedi. ABD Başkanı Trump, New York'ta Nassau Polis Akademisi'nde katıldığı bir etkinlikte, İran gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını ifade ederek, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" diye konuştu. Hürmüz Boğazı'ndan ABD'nin istemediği hiçbir geminin geçemediğini kaydeden Trump, ayrıca İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini sözlerine ekledi.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Sipan Hemo, Türkiye’nin ‘terör’ listesinden çıkarıldı

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve eski SDG Komutanı Sipan...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

Hürmüz’de nöbet değişimi: USS George Washington Ortadoğu yolunda!

Pentagon'un, İran'la gerginlik devam ederken, Ortadoğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini alması için USS George Washington uçak gemisini göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, Pentagon, bölgedeki uçak gemilerinden birini rotasyona sokmaya hazırlanıyor. ABD ordusu, 250 günden fazla süredir Ortadoğu'da görevde olan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini USS George Washington uçak gemisinin alması yönünde son hazırlıklarını yapıyor. ABD'li yetkililer, önceden planlanmış bir rotasyon planı kapsamında USS George Washington'ın Ortadoğu'ya gönderileceğini ve USS Abraham Lincoln'un bir süre gerekli bakımlarının yapılacağını ileri sürdü. Halen Pasifik bölgesinde görev yapan USS George Washington'ın yakın zamanda bölgeye doğru yola çıkmasının beklendiği kaydedildi. USS Abraham Lincoln, 250 günü aşan uzun görev süresi dolayısıyla ABD Kongresi içinde tartışmalara neden olmuş ve bazı Kongre üyeleri, gemideki yaşam koşullarından endişe ettiklerini açıklamıştı. USS Abraham Lincoln, Kasım 2025'te planlı bir göreve başlamış ve ABD'nin İran'a karşı savaşının öncesinde ocak ayında Ortadoğu'ya yönlendirilmişti. Söz konusu uçak gemisi, önce, ABD’nin İran'a yönelik saldırılarında görev almış, daha sonra da ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukaya katılmıştı.

Türkiye Gündemi

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...