1 Ekim 2026
18.1 C
İstanbul

Dünya basın özgürlüğü ‘son 25 yılın en düşük seviyesinde’

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) perşembe günü yayımlanan 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, dünya genelinde basın özgürlüğünün son çeyrek yüzyılın en düşük seviyesine indiğini ortaya koydu.

RSF’ye göre endeksin tarihinde ilk kez, dünyadaki ülkelerin yüzde 50’sinden fazlası basın özgürlüğü açısından “zor” veya “ciddi/çok ciddi” durumda sınıflandırıldı. Türkiye ise dört sıra gerileyerek 180 ülke içinde 163. sırada yer aldı.

RSF, geçtiğimiz yıl 159. sırada yer bulunan Türkiye’de gazeteciliğin bastırılması ve gazetecilerin hapse atılması için düzenli olarak “dezenformasyon”, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamaların araçsallaştırıldığını belirtiyor.

İncelenen tüm ülkelerin ortalama puanı ise son 25 yılda hiç bu kadar düşük çıkmadı.

Raporda, özellikle ulusal güvenlik politikalarıyla bağlantılı olarak giderek daha kısıtlayıcı hale gelen yasal düzenlemelerin, 2001 yılından bu yana demokrasilerde bile habere erişim hakkını aşındırdığı vurgulandı.

Basın özgürlüğünün durumunu ölçen beş göstergeden bu yıl en fazla düşüş gösteren alanın yasal çerçeve olması, RSF’ye göre gazeteciliğin giderek daha fazla suç sayılmaya başlandığını gösteriyor.

‘Gazeteciliğin boğulmasına daha ne kadar tahammül edeceğiz?’

Endeksin yayımlanmasının 25. yılı dolayısıyla değerlendirmede bulunan RSF Yayın Direktörü Anne Bocande, örgütün yalnızca geçmişe bakmakla yetinmediğini, aynı zamanda geleceğe doğrudan seslendiğini söyledi.

Bocande, “Gazeteciliğin boğulmasına, gazetecilere yönelik sistematik engellemelere ve basın özgürlüğünün sürekli aşınmasına daha ne kadar tahammül edeceğiz?” ifadelerini kullandı.

RSF Yayın Direktörü’ne göre bilgi edinme hakkına yönelik saldırılar çeşitlenip daha sofistike hale gelirken, bu saldırıların failleri artık saklanmıyor.

Bocande, otoriter devletlerin, görevini yerine getirmeyen veya suç ortağı haline gelen siyasi güçlerin, yağmacı ekonomik aktörlerin ve kontrol edilemez platformların bu tabloda “doğrudan ve ezici bir sorumluluk” taşıdığını belirtti.

“Pasif kalmak bir tür onay anlamına gelir,” diyen Bocande, artık ilkeleri savunmanın tek başına yeterli olmadığını, aktif koruma politikalarının şart olduğunu vurguladı.

RSF’ye göre bu süreç, öncelikle gazeteciliğin suç sayılmasına son verilmesiyle başlamalı. Örgüt; ulusal güvenlik yasalarının kötüye kullanılmasına, susturma amaçlı davalara ve araştırma yapan, gerçekleri ortaya çıkaran, isimleri açıklayan gazetecilere yönelik sistematik engellemelere dikkat çekti.

Bocande, koruma mekanizmalarının hâlâ yetersiz olduğunu, uluslararası hukukun zayıfladığını ve cezasızlığın yaygınlaştığını belirterek kesin garantiler ve somut yaptırımlar gerektiğini söyledi.

RSF yetkilisi, “Top, demokrasilerin ve vatandaşlarının sahasında. Sessizliği dayatanlara karşı durmak onlara düşüyor. Çünkü otoriterliğin yayılması kaçınılmaz bir kader değildir,” değerlendirmesinde bulundu.

RSF Endeksi’nde öne çıkan beş bulgu

RSF’nin 2026 Endeksi’nde öne çıkan ilk bulgu, dünya ülkelerinin ortalama puanının endeksin 25 yıllık tarihinde hiç bu kadar düşük olmaması oldu.

Endekse göre ülkelerin yüzde 52,2’si ilk kez “zor” veya “ciddi” durumda gösterildi.

İkinci olarak, basın özgürlüğünün durumunu ölçen beş göstergede (ekonomik, yasal, güvenlik, siyasi ve sosyal göstergeler) en sert düşüş yasal çerçevede yaşandı.

Üçüncü olarak, ABD yedi sıra gerileyerek 64. sıraya düştü. Ekvador ve Peru gibi Amerika kıtasındaki diğer ülkelerde de sıralamada büyük düşüş yaşandı.

Dördüncü olarak, Norveç üst üste onuncu yıl endeksin ilk sırasında yer alırken, Eritre son üç yıldır sıralamanın en altında bulunuyor.

Beşinci olarak, Esad sonrası Suriye 2026 yılında endekste en büyük sıçramayı kaydetti. Suriye, 36 sıra yükselerek 141. sıraya çıktı.

Savaşlar basın özgürlüğü tablosunu ağırlaştırdı

RSF, bazı ülkelerdeki gerilemeyi silahlı çatışmalarla ilişkilendirdi. Irak 162., Sudan 161. ve Yemen 164. sırada yer aldı.

Rapora göre süregiden savaşların bu yılki sıralamaya açık bir etkisi oldu. İsrail’in puanı dört puan gerilerken, RSF, İsrail ordusunun Benjamin Netanyahu hükümetinin Filistin’de yürüttüğü savaşta Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 220’yi aşkın gazeteciyi öldürdüğünü bildirdi.

Bu gazetecilerin en az 70’inin görev başında öldürüldüğü belirtildi.

Bazı ülkelerde ise durum diktatörlük rejimleri nedeniyle değişmedi. Çin 178., Kuzey Kore 179. ve Eritre 180. sırada yer aldı.

RSF, Eritre’de gazeteci Dawit Isaak’ın 25 yıldır yargılanmadan alıkonulduğunu hatırlattı.

Doğu Avrupa ve Ortadoğu, son çeyrek yüzyılda olduğu gibi gazeteciler için en tehlikeli iki bölge olmaya devam etti.

Ukrayna’ya karşı savaşı sürdüren Vladimir Putin yönetimindeki Rusya da 172. sırada yer alarak basın özgürlüğü açısından en kötü ülkeler arasında gösterildi.

İran ise rejim baskısı ile ABD ve İsrail’in topraklarında yürüttüğü savaş arasında kalarak 177. sıraya geriledi.

Gazeteciliğin suç sayılması ‘küresel fenomen’ haline geldi

RSF’ye göre yasal gösterge, 2026 Endeksi’nde en fazla düşüş gösteren alan oldu.

Bu gösterge, 2025 ile 2026 yılları arasında 180 ülkenin 110’unda, yani ülkelerin yüzde 60’ından fazlasında kötüleşti.

Hindistan 157., Mısır 169., İsrail 116. ve Gürcistan 135. sırada yer alarak bu kötüleşmenin örnekleri arasında gösterildi.

RSF, gazeteciliğin basın hukukunun ihlali, olağanüstü hal yasaları veya genel hukukun kötüye kullanılması yoluyla suç sayılmasının küresel bir fenomene dönüştüğünü belirtti.

Ulusal güvenlik yasaları gazetecilere karşı kullanılıyor

RSF, ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçerken, savunma sırları ve ulusal güvenlik alanının genişletilmesinin birçok ülkede kamuoyunu ilgilendiren konuların haberleştirilmesini engelleyen bir araca dönüştüğünü belirtti.

Rapora göre bu eğilim otoriter rejimlerde belirgin olsa da demokrasilerde de yaygınlaştı. Terörle mücadele yasaları da gazetecilere karşı kötüye kullanılıyor.

Rusya, bu konuda en dikkat çekici örneklerden biri olarak gösterildi.

RSF’ye göre Vladimir Putin yönetimindeki Rusya, basın özgürlüğünü kısıtlamak için terörle mücadele, ayrılıkçılık ve aşırılıkla mücadele yasalarını kullanma konusunda uzmanlaştı.

Nisan 2026 itibarıyla Rusya’da 48 gazeteci tutuklu bulunuyor. RSF, ülkede işlerine devam etmek isteyen gazetecilerin sürgüne zorlandığını, ancak sınırların ötesine uzanan adli baskıdan da kaçamadıklarını bildirdi.

Ulusal güvenlik önlemlerinin araçsallaştırılması Belarus, Myanmar, Nikaragua ve Mısır’da da görülüyor.

Belarus 165., Myanmar 166., Nikaragua 168. ve Mısır 169. sırada yer aldı.

Afrika’nın Büyük Göller bölgesinde ise Sandra Muhoza örneği öne çıkarıldı.

RSF’ye göre Muhoza, 13 Nisan itibarıyla 2026 yılında bu bölgede hâlâ tutuklu bulunan tek kadın gazeteciydi. Burundi’de 119. sırada yer alan ülkede Muhoza, “ulusal toprak bütünlüğüne zarar verme” suçlamasıyla yargılanıyordu.

Etiyopya’da ise dört gazeteci, terör suçlamalarıyla yargılanmak üzere üç yıldır tutuklu bulunuyor. Etiyopya endekste 148. sırada yer aldı.

Avrupa’da medya özgürlüğü düzenlemeleri ihlal ediliyor

RSF, Avrupa Medya Özgürlüğü Yönetmeliği’nin (EMFA), Avrupa Birliği’nde medyanın ve özellikle kamu yayıncılığının bağımsızlığını ve sürdürülebilirliğini güvence altına aldığını belirtti.

Ancak rapora göre bu düzenleme, ulusal yasama girişimleri yoluyla düzenli olarak ihlal ediliyor.

Bu durum, Viktor Orban’ın görevden ayrılan hükümeti döneminde Macaristan’da görüldü. Macaristan endekste 74. sırada yer aldı.

RSF, benzer eğilimlerin Slovakya, Litvanya ve Çekya gibi endekste daha iyi konumda bulunan ülkelerde de görüldüğünü kaydetti.

Slovakya 37., Litvanya 15. ve Çekya 11. sırada yer aldı.

Amerika kıtasında basın özgürlüğü geriliyor: ABD yedi sıra geriledi

RSF’ye göre Amerika kıtasında da önemli bir değişim yaşanıyor.

2022’den bu yana 28 Amerika ülkesinde gözlenen 14 puanlık düşüş, gazeteciler için dünyanın en tehlikeli iki bölgesi olan Doğu Avrupa-Orta Asya ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerindeki tabloyu andırıyor.

Raporda, Brezilya’nın 52. sıraya yükselmesi gibi bazı olumlu gelişmelere rağmen, kıtadaki basın özgürlüğünün yakın tarihinde iki eğilimin öne çıktığı belirtildi.

Bunlardan ilki organize suç örgütleri tarafından işlenen şiddet olaylarının artması, ikincisi ise güvenlik güçlerinden kaynaklanan şiddetin yükselmesi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın basına ve gazetecilere yönelik düzenli saldırıları sistematik bir uygulamaya dönüştürdüğü belirtilen raporda, ABD’nin bu yıl yedi sıra gerileyerek 64. sıraya düştüğü aktarıldı.

RSF’ye göre Salvadorlu gazeteci Mario Guevara’nın gözaltına alınıp sınır dışı edilmesi, ülkede zaten şiddetli polis baskılarıyla damgalanmış güvenlik ortamını daha da kötüleştirdi.

Raporda ayrıca ABD Dış Yayın Kurumu’nun (USAGM) personel sayısındaki keskin azalmasının uluslararası etkiler yarattığı belirtildi.

RSF’ye göre Voice of America (VOA), Radio Free Europe/Radio Liberty (RFE/RL) ve Radio Free Asia (RFA) gibi medya ekiplerinin bazı ülkelerde ortadan kalkması, faaliyetlerinin askıya alınması veya küçültülmesi, özellikle bu kuruluşların kimi zaman tek güvenilir bilgi kaynağı olduğu ülkelerde ciddi sonuçlar doğurdu.

RSF’nin endeksi neye göre hazırlanıyor?

RSF Endeksi, 180 ülke ve bölgede gazetecilerin ve medyanın ne kadar özgür çalışabildiğini ölçüyor.

Basın özgürlüğü; gazetecilerin kamu yararına haber seçme, üretme ve yayma faaliyetlerini siyasi, ekonomik, hukuki ve sosyal baskılardan bağımsız, fiziksel ve ruhsal tehdit olmadan sürdürebilmesi olarak tanımlanıyor.

Ülkeler 0 ile 100 arasında puanlanıyor; 100 en iyi, 0 en kötü durumu ifade ediyor.

Puanlama beş göstergeye dayanıyor: siyasi bağlam, yasal çerçeve, ekonomik bağlam, sosyokültürel bağlam ve güvenlik.

RSF, uzman anketlerinin yanı sıra gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik öldürme, tutuklama, kaçırma, saldırı, tehdit veya kapatma gibi ihlalleri de hesaba katıyor.

Bu puanlara göre ülkeler “iyi”, “tatmin edici”, “sorunlu”, “zor” ve “çok ciddi” kategorilerine ayrılıyor.

 

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...