3 Ekim 2026
20.7 C
İstanbul

Dilan ve Engin Polat çiftinin kara para aklama sistemi nasıl oluşturdu?

Polat çiftine ait şirketlerde kara para aklamak için tasfiye halindeki şirketlerin kullanıldığı belirtiliyor. Dilan-Engin Polat çiftinin emniyetteki sorgu tutanakları ortaya çıktı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı kara para soruşturması kapsamında tutuklanan Dilan ve Engil Polat’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgulandı.

Polat çifti ile birlikte 12 kişinin tutuklandığı soruşturmada şüphelilere “kara para aklamak”, “sahte belge düzenleyerek vergi kaçırmak” ve “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak” suçlamaları yöneltiliyor.

Emniyet tutanaklarında Polat çiftine MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) raporuna dayandırılan temel suçlama, 250 milyon TL’lik “kara para aklama” iddiası. MASAK’ın incelemesinde Engin Polat’ın 2022-2023 yıllarında banka hesaplarından 72 milyon 524 bin TL para çıkışı tespit etti. Aynı yıllara ilişkin para girişi miktarı ise 38 milyon 109 bin TL olarak belirlendi.

Polat çiftinin emniyetteki sorgu tutanaklarına DW Türkçe’den Alican Uludağ ulaştı.

Engin Polat ise emniyetteki sorgusunda “hesaplardaki bu meblağların ticari faaliyetlerinden kazanıp kendi hesabıma yatırdığı olağan harcamalar olduğunu, her bir paranın nereye yatırıldığı ve nereden geldiğinin belli olduğunu” belirterek “yıllara göre kazancımın artmasının ise enflasyon artışından kaynaklandığını” söyledi.

Tasfiye halindeki şirketler üzerinden sahte fatura

Elde edilen bilgiler ışığında soruşturmacılara göre, “kara para aklama suçu” için herhangi bir SGK’lı çalışanı olmayan “tasfiye halindeki” şirketler kullanıldı. Bunlardan biri de Dilan Polat’ın “reklam yüzü” olduğu Rise and Shine Kozmetik İthalat İhracat Sanayi Ticaret Ve Anonim Şirketi. Engin Polat’ın dayısının eşinin “yetkili” olarak gösterildiği şirketin sahibi ise Engin Polat’ın babası Sezgin Polat’a ait Dipomed Medikal’in olduğu tespit edildi.

Buna göre, Rise and Shine adlı şirket tasfiye halinde olan ve kayıtlarda SGK’lı çalışanı bulunmayan Fekpen Plastik Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Byzgun Güzellik Kozmetik İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile Tekbaşer Metal ve Sanayi Mamulleri Ticaret Anonim Şirketi’nden toplamda 160 milyon TL’lik “sahte fatura” aldı. Mali Şube polislerine göre bu üç şirket sahte belge düzenleme amacıyla kuruldu ve şirketler arasında gerçek bir mal alış ve satışı olmadı.

Polislerin sorusu üzerine Engin Polat, firmalar ile ilgili bir bilgisinin olmadığını, aralarında ticari bir ilişki de bulunmadığını savundu.

Polislere göre, Rise and Shine şirketinin paravan firmalardan aldığı sahte faturaları Polat çiftinin firmaları arasında paylaştırıldı. Polis, buradan yola çıkarak Engin Polat’tan “Rise and Shine isimli şirketin paravan firmalardan temin ettiği paraları neden farklı firmalar aracı kılınarak MİLDA Gayrimenkul isimli firmaya aktarıldığını, sahte fatura ile kazanıldığı gösterilen paraların kaynağını, nerelerde harcanıldığını, bu işlerin genel olarak kim tarafından takip edildiğini, kimlerin bu işlemde ne şekilde görev aldığını açıklayınız” talebinde bulundu.

Daha önce ifadesinde “Bir ticari ilişkim yok, tanımıyorum” diyen Engin Polat, bu talep üzerine ise tam tersi yanıt verdi:

“Rise and Shine unvanlı şirket dayımın karısı Nilgün Yılmaz’a ait olduğunu bilirim, babama ait Dipomed firması ile bağını bilirim. Dipomed firmasının sahibi babam Sezgin Polat’ın vekaleten bu firmayı yönettiğini bilirim. Rise and Shine firmasından paraların şahsıma ait MİLDA Gayrimenkul firmasına aktarıldığını kabul etmiyorum. Fakat MİLDA gayrimenkul firmasında inşaat işine başlayacağımdan, dönem dönem babam Sezgin Polat’tan borç aldığımı biliyorum, bunlarda resmi defter ve belgelerde mevcuttur.”

3,5 milyonluk mal alınmış gibi gösterildi

Kara para aklamak için kullanıldığı iddia edilen bir diğer şirket ise tasfiye halinde Jineps Grup Yapı İnşaat Turizm Ticaret Anonim Şirketi. Polat, bu şirketle de ticari bağının olmadığını, firmayı tanımadığını, varsa bile hatırlamadığını söyledi. Mali polise göre ise bu şirket DLN Polat Güzellik Şirketi’ne sahte fatura düzenliyordu. Bu yolla şirkete, Jineps tarafından 3 milyon 561 bin TL değerinde gerçek bir mal alış ve satışı olmayan sahte fatura düzenlendi.

Engin Polat, bu suçlamaya karşılık ise “Firmayı tanımıyorum, firma adına mal alışı olmuş olabilir. Benim dönemimde ise bu alışlara vakıf değilim. Defter ve kayıtlarımızda mevcuttur, şirketimize kesmiş olduğu faturaların mallarını kesin almışızdır, sahte fatura düzenlediği konusunda bir bilgim yoktur, sahte fatura temini için bir girişimde bulunmadım, söyleyeceklerim bundan ibarettir” dedi.

Ancak MASAK, DLN Polat Güzellik Ve Kozmetik Hizmetleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi isimli şirkete gelen paraların 17 milyon 679 bin TL’sinin Engin Polat’ın babasına ait Dipomed Medikal Kozmetik İthalat İhracat Sanayi Ticaret Limited Şirketi’ne aktarıldığını belirledi. Belgelere göre 6 milyon 966 bin TL ise Tasfiye Halindeki Jineps Gümüş İmalat Sanayi ve Dış Ticaret Anonim Şirketi’ne aktarıldı. 900 bin TL ise Engin Polat’a havale edilirken 14 milyon 191 bin TL ise Engin Polat ile Dilan Polat A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı Alper Kürşat Polat tarafından nakit olarak çekildi.

Babasının şirketinden cihaz ve ürün almış

Tutuklu şüpheli Engin Polat, sorgusunda bu para transferlerini “detaylı hatırlamadığını” söyledi, DLN Polat şirketinin Dipomed Medikal’den cihaz ve ürün alması, bunun karşılığı ödeme yapmasının yüksek ihtimal olduğunu savundu.

Dipomed Medikal Şirketi de aralarında mal alış-satışı gibi gösterilmiş şekilde Jineps Şirketi’nden 14 milyon 901 bin TL değerinde sahte fatura aldı. Engin Polat ise bu şirketle bir bağının olmadığını savundu. Polisler, Dipomed’in paravan şirketten aldığı bu sahte faturaları MİLDA Gayrimenkul’e aktardığını tespit etti. Polat ise babasının şirketinden sahte fatura alınıp alınmadığını bilmediğini söyledi.

Engin Polat, bu şirketle ilgili suçlamaya da “MİLDA Gayrimenkul’e bankalara babam gittiğinden vekaleten adıma para yatırımlığı olmuştur. Bu paraların Dipomed Medikal ile ilgisi yoktur. Daha önceki ve şimdiki ticari hayatımda kazandığım paraları babamın aracılığı ile bankaya yatırmışımdır. Bunun sebebi ide yoğun olmam sebebi ile bankaya gidip gelemediğimdendir. Lakin dönem dönem yukarıda da beyan ettiğim üzere dönem dönem baba oğul ilişkisinden kaynaklı babamdan borç para almışlığım vardır. Sahte fatura hakkında bir bilgim yoktur” dedi.

Bir başka sahte fatura ilişkisi ise Dilan Polat Güzellik Kozmetik Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi ile Jineps AŞ arasında oldu. Jineps’in 14 milyon 901 TL değerinde gerçek bir mal alış ve satışı olmayan sahte fatura düzenlediği iddia edildi. Mali polis, Engin Polat’a bunun üzerinden “Paravan firmalardan yüksek miktarlarda aldığı faturaları ne amaçla kullandığını” sordu. Polat ise “Firma ile ticaretimiz olmuş olabilir, fatura karşılığındaki malları almışızdır, sahte fatura kestiğine dair bir bilgim yoktur, sahte fatura aldığımı kabul etmiyorum, faturaların malzeme karşılığı yapılan işlemlerdir, firmayı da sahibini de hatırlamıyorum” dedi.

Sıla Doğu’da sahte fatura delili çıktı

Polis, Sinem Sıla Doğu’nun el konulan cep telefonunda Doğu’nun birden fazla kişi ile komisyon karşılığı sahte fatura temin ettiğini tespit etti. Engin Polat, Sıla Doğu’nun ticaretinin kendisiyle alakasının olmadığını, sahte faturaları kimden temin ettiğini bilmediğini savundu.

MASAK, DP Güzellik firmanın da tasfiye halindeki Fekpen Plastik Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi isimli firmadan yaklaşık 150 milyon TL değerinde gerçek bir mal alış ve satışı olmayan sahte fatura aldığını tespit etti. Engin Polat, “Bu firma dediğim gibi Franchise şube verilen bir firmadır, tamamen akrabalık bağından anneanneme gelir olsun diye sözleşme imzalanmıştır, faturalardan bilgim yoktur” dedi.

Polis ise MİLDA Gayrimenkul’un 24 araç ile 15 taşınmaz mal varlığı bulunduğu tespit etti. Engin Polat, kendisine, eşine ve babasına ait birçok gayrimenkulün MİLDA Gayrimenkul’e aktarılmasının sebebinin şirkete sermaye ve malvarlığı oluşturmak amacıyla yapıldığını savundu. Şirketin inşaat işine başlayacağını savunan Polat, bunun için şirketin ipotekte kredibilitesinin yüksek tutulmasını amaçladıklarını savundu.

MASAK’a göre MİLDA Gayrimenkul’den 155 milyon 135 bin TL para çıkışı tespit edildi. Buna karşılık nakit girişi ise 130 milyon 461 TL, nakit çıkışı ise 29 milyon oldu. Engin Polat’ın babası Sezgin Polat, bu şirkete 85 milyon 161 bin TL para yatırdı. Ancak MİLDA Gayrimenkul, 2023/2 döneminde 806 bin 872 TL satış, 13 bin 297 TL kar gösterirken, 2 bin 659 TL vergi ödedi.

“Paravan şirketlerin kara parası MİLDA’da toplandı”

Polis, sorgunun sonunda Engin Polat’tan “Dolaylı ya da doğrudan yetkili olduğunuz Rise and Shine, Dilan Polat, Dipomed, DP Güzellik isimli firmalardan naylon fatura üzerinden nakit para girişi olduğu, bu paraların yine firmalarınız üzerinde gezdirilmek suretiyle dolaşımda olduğu, son olarak MİLDA Gayrimenkul isimli firma üzerinden taşınır taşınmaz mal alındığı tespit edilmiştir. Bu işlemlerin çoğunda sizin yetkili olduğunuz firmalar üzerinden olduğu görülmektedir” diyerek açıklama istedi.

Engin Polat ise iddiaları kabul etmediğini belirterek “Hiçbir firmama naylon fatura ile nakit girişi olmamıştır, kabul etmiyorum, MİLDA Gayrimenkul’deki taşınır taşınmazlarımı oraya devir ettiğimiz ortadadır, bu firmalar ile alakası yoktur” dedi. Sorgu tutanağında, DP Güzellik, Rise and Shine Şirketi, Dilan Polat Güzellik Şirketi, Dipomed Medikal’den nakit olarak çekilen tutarların; aynı gün çok kısa süre içerisinde MİLDA Gayrimenkul Otomotiv Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ne ve hesaplarınıza nakit olarak yatırıldığı vurgulandı.

Engin Polat ise bu duruma karşı “DP güzellik, Dipomed ve Rise and Shine ile akrabalarım olmasına rağmen bir ticari bağım yoktur, bankaya gidemediğimden dolayı babamda vekaletim bulunmaktaydı. Nakit yatırım ve çekim işlemlerinin vekaleten genelde babam yapmıştır. İnşaat başlamak için kaynak sağlamak için firmaları ve gayrimenkulleri bu firmaya aktardım. Bu mallak bizim yıllardır birikimlerimizdir, babamın vekâleti olması sebebi ile hesabıma nakit girişlerini kasadan babam yapmıştır, sebebi budur, suçlamaları kabul etmiyorum” savunmasını yaptı.

Son Haberler

Seyyid’ül Şüheda: Kürdistan Bölgesi’nin güvenliği Irak’ın güvenliğidir

Seyyid'ül Şüheda Tugayları Genel Sekreteri Ebu Ala el-Welayi, ABD...

Felsefenin öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu...

Irak Dışişleri Bakanı Hüseyin duyurdu: ABD talebimizi kabul etti

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, ABD Hazine Bakanı Scott...

Kaynak: Irak’ta silahlı gruplar ‘silah bırakma’ taleplerini esnetiyor

Irak hükümetinin silahlı gruplarla silahların devlete teslim edilmesine yönelik...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Türkiye Gündemi

Felsefenin öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.