26 Temmuz 2026
18.8 C
İstanbul

Cemal Kaşıkçı cinayeti: Türk yetkililerin elindeki ses kayıtlarını dinleyenler ne diyor?

İstanbul’un, ağaçların sıralandığı sessiz bir bölgesindeki yürüyüşün ardından, bej renginde, kapalı devre (CCTV) kamerlarla çevrelenmiş bir villaya yaklaştım.

Bir yıl önce, sürgünde yaşayan Suudi gazeteci de aynı yolu katetmişti. Cemal Kaşıkçı CCTV kameralarına da yakalandı. Bu, onun sön görüntüsü olacaktı.

Kaşıkçı, Suudi Konsolosluğu’na girdi ve bir infaz timi tarafından öldürüldü.

Jamal Khashoggi arrives at the Saudi consulate in Istanbul

Ancak konsolosluk Türkiye istihbaratı tarafından dinleniyordu. Cinayetin planlanma ve infaz aşamaları kaydedildi. Ses kayıtları çok az kişi tarafından dinlendi.

Ses kaydını dinleyenlerden ikisi, BBC’nin Panaroma programına konuştu.

Bu kişilerden biri, İngiliz hukukçu Barones Helena Kennedy:

“Bir kişinin sesini dinlemenin dehşeti, o kişinin sesindeki korku ve yaşanan bir olayı dinliyor olmanız… Bunların hepsi ürpermenize neden oluyor.”

Avukat Helena Kennedy QC
Avukat Helena Kennedy QC

Kennedy, Suudi infaz timi arasında geçen konuşmalardan detaylı notlar da aldı:

“Güldüklerini duyabiliyorsunuz. Kan donduran bir iş. Bu adamın içeri gireceğini, öldürüleceğini ve parçalara ayrılacağını bilerek orada bekliyorlar.”

Kennedy, Kaşıkçı cinayetini soruşturan BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard’ın yönetimindeki ekibe katılması için davet aldı.

İnsan hakları uzmanı Callamard bana, BM’nin uluslararası soruşturma başlatmak için isteksiz davrandığında, cinayeti araştırmak için kendi yetkisini kullanma konusundaki kararlılığını anlattı.

BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard
BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard

Agnes Callamard’ın, Arapça tercümanları ile birlikte, kendisinin ve Kennedy’nin ses kayıtlarını dinlemesine izin verilmesi için Türkiye istihbaratını ikna etmesi bir haftasını almış. Callamard, “Türkiye’nin bana erişim sağlamaktaki niyeti açık bir şekilde, beni (cinayetin) planlı olduğu ve önceden düşünüldüğü konusunda ikna etmekti” diyor.

Hayati önemdeki iki günden derlenen 45 dakikalık ses kaydını dinleme imkanları olmuş.

Cemal Kaşıkçı öldürülmesinden önceki birkaç haftayı, Orta Doğu’daki rejim muhaliflerinin uzun zamandır sığınabildikleri İstanbul’da geçirmişti.

59 yaşındaki 4 çocuk babası Kaşıkçı yakın zamanda Hatice Cengiz ile nişanlanmıştı.

Kaşıkçı ve Cengiz, bu kozmopolitan şehirde hayatlarını kurmayı umuyorlardı ancak tekrar evlenebilmek için Kaşıkçı’nın boşanma evraklarına ihtiyacı vardı.

28 Eylül’de, Belediye’ye gittiler ancak Suudi Konsolosluğu’ndan belgelere ihtiyaçları olduğu söylendi.

Hatice Cengiz ile bir kafede buluştuğumda bana, “Burası başvurabilecekleri son yerdi. Resmi olarak evlenebilmemiz için, ülkesine gidemediğinden, konsolosluğa gidip bu belgeleri alması gerekiyordu” diyor.

Hatice Cengiz
Hatice Cengiz

Cemal Kaşıkçı her zaman ülkesinde “istenmeyen adam” olmamıştı. Onunla 15 yıl önce Londra’nın Mayfair bölgesindeki Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde bir araya gelmiştim. O zamanlar Suudi Arabistan’da müesses nizamın kalbindeydi Kaşıkçı. Büyükelçi’nin yardımcısıydı. Net konuşuyordu.

El Kaide’nin kısa süre önce düzenlediği bir terör eylemi hakkında konuşmuştuk. Kaşıkçı örgütün Suudi liderini, Usame Bin Ladin’i on yıllardır tanıyordu. Başta El Kaide’nin Orta Doğu’daki otokratik rejimleri yıkma hedefine sempatiyle bakıyordu. Ancak sonra daha liberal görüşleri ve demokrasiyi benimsemeye başladı, örgütü zalimce uygulamaları nedeniyle eleştirdi.

Cemal Kaşıkçı ve Jane Corbin, 2004
Cemal Kaşıkçı ve Jane Corbin, 2004

2007 yılında, hükümet yanlısı Al Watan gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yapmak için Suudi Arabistan’a geri döndü. Ancak 3 yıl sonra görevden alındı. “Suudi toplumu içerisindeki tartışmanın sınırlarını zorladığı” gerekçesiyle kovulduğunu söyledi.

2011 yılına gelindiğinde, Arap Baharı’nın verdiği ilhamla Kaşıkçı, baskıcı ve otokratik olarak gördüğü Suudi rejimini açıkça eleştiriyordu. 2017 yılında daha fazla yazması yasaklanan Kaşıkçı, gönüllü olarak ABD’ye taşındı. Eşi kendisini boşamaya zorlandı.

Cemal Kaşıkçı, Amerikan Washington Post gazetesi için yazılar kaleme almaya başladı. Ölümünden önce 20 sert makale yazdı.

Kaşıkçı’nın arkadaşı olan, Washington Post’un dış politika yazarı ve araştırmacı gazeteci David Ignatius, “Suudi Arabistan’da editör olarak çalışırken kırmızı çizgileri geçti. Cemal’de gördüğüm şey, aklından geçenleri söyleyerek başını derde soktuğuydu” diyor.

"Suudi Arabistan her zaman bu kadar baskıcı değildi. Şu an dayanılmaz." (Cemal Kaşıkçı)
“Suudi Arabistan her zaman bu kadar baskıcı değildi. Şu an dayanılmaz.” (Cemal Kaşıkçı)

Kaşıkçı’nın eleştirilerinin çoğu Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a yönelikti.

Muhammed bin Selman’a Batı’daki pek çok kişi hayranlık duyuyordu. Bin Selman, bir reformcu ve ülkesini yeni bir vizyonla modernize eden kişi olarak görülüyordu.

Ancak Muhammed bin Selman ülkesi Suudi Arabistan’da muhaliflere baskı uyguluyordu ve Kaşıkçı da Washington Post’taki sayfalarında bunlara dikkat çekiyordu.

Bu, veliaht prensin oluşturmak istediği imaja tersti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan’ı düzenli olarak ziyaret eden ve bu ülkenin siyaseti hakkında yazılar yazan Ignatius, “Bence bu özellikle veliaht prensi sinirlendirdi ve Muhammed bin Selman yardımcılarına Cemal sorunuyla ilgili birşeyler yapmaları gerektiğini söyleyip durdu” diyor.

İstanbul’da Suudilere Kaşıkçı ile ilgili “birşeyler yapma” imkanı sunuldu.

Cemal Kaşıkçı konsolosluğu ziyaret ettiği ilk gün, Hatice Cengiz dışarıda beklemek zorundaydı.

Cengiz, Kaşıkçı’nın konsolosluktan yüzünde bir gülümsemeyle çıktığını hatırlıyor. Kaşıkçı, Cengiz’e, yetkililerin onu görünce şaşırdıklarını ve ona çay ve kahve ikram ettiklerini anlatmış:

“Korkulacak hiçbir şey olmadığını söyledi. Ülkesini çok özlemişti ve benzer bir havayı solumak ona kendisini çok iyi hissettirmişti.”

Cemal Kaşıkçı’ya birkaç gün içinde geri dönmesi söylendi.

Ancak Kaşıkçı gider gitmez, Riyad arandı ve konuşmaların hepsi Türkiye istihbaratı tarafından kaydedildi.

Callamard, “Bu telefon görüşmesi hakkında ilginç olan, Kaşıkçı’dan aranan kişilerden biri olarak bahsedilmesiydi” diyor.

İlk telefon görüşmesiyle, Muhammed bin Salman’ın iletişim ofisini yöneten güçlü danışman Suud el Kahtani’nin gelişmelerden haberdar edildiği sanılıyor.

Callamard, “İletişim ofisinden bir kişi özel göreve onay verdi. İletişim ofisinden bahsetmeyi, Suud el Kahtani’den bahsetmek olarak anlayabiliriz” diye konuşuyor ve ekiyor:

“Bireylere yönelik pek çok başka kampanyada doğrudan onun adı geçiyor.”

Suud el Kahtani
Suud el Kahtani

El Kahtani Suudi Arabistan’da uzun süredir, yasak kalkmadan önce araç kullanmaya cesaret eden kadın aktivistlere ve ihanetle suçlanan üst düzey muhaliflere yönelik gözaltılarda ve yapılan işkencelerde rol oynamakla suçlanıyordu.

Kaşıkçı yazılarında, El Kahtani’yi, “insanları veliaht prens adına kara listeye almakla” suçladı.

Danışman hakkında araştırma yapan Ignatius, “El Kahtani alışılmadık hizmetlerde bulunmaya başladı. Bunlar gizli operasyonlardı” diyor ve ekliyor:

“Bu portföyünün bir parçası haline geldi ve o da bunu özel bir acımasızlıkla idare etti.”

Konsolosluk ve Riyad arasında 28 Eylül’de yapılan en az dört telefon görüşmesine dair kayıt var. Bunlar, Başkonsolos ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki güvenlik müdürü arasındaki, çok gizli bir “milli görevin” planlandığına dair görüşmeleri de içeriyor.

Kennedy, “Bunun üst düzeyin yaptığı, ciddi, son derece organize bir görev olduğuna dair kafamda hiçbir şüphe yok. Bu kenarda köşede yapılan başına buyruk bir operasyon değildi” diyor.

Bundan tam 1 yıl önce 1 Ekim 2018’de öğle vakti, 3 Suudi istihbarat yetkilisi İstanbul’a uçtu. Bu kişilerden 2’sinin veliaht prensin ofisinde çalıştığı biliniyordu.

Callamard, keşif görevinde olduklarına inanıyor:

“Muhtemelen konsolosluk binasını değerlendirdiler, ne yapılıp yapılamayacağını belirlediler.”

İstanbul’da Boğaz’a bakan sessiz ve gölgeli bir terasta, 27 yıllık tecrübesi olan eski bir Türk istihbaratçıyla buluşuyorum.

Metin Ersöz, Suudi Arabistan uzmanı. Bu ülkenin özel operasyonlarının da uzmanı aynı zamanda. Muhammed bin Selman, veliaht prens seçildikten sonra Suudi istihbarat servislerinin daha saldırgan olmaya başladığını söylüyor.

“Kaçırma operasyonlarına ve muhalifleri baskı uygulamaya başladılar” diyor Ersöz ve ekliyor:

“Kaşıkçı tehdidi algılmakta ve önlem almakta geç kaldı. Bunun bedeli ağır olacaktı.”

Metin Ersöz
Metin Ersöz

2 Ekim 2018’de sabah erken saatlerde, özel bir jet İstanbul’da bir havaalanına indi.

Uçakta 9 Suudi vardı. Adli tıp uzmanı Dr. Salah Al Tubaigy de bu kişiler arasındaydı.

Dr. Salah Al Tubaigy
Dr. Salah Al Tubaigy

Kimliklerini ve altyapılarını inceledikten sonra Callamard, bu kişilerin Suudi infaz timi olduğuna ikna olmuş.

Callamard, “Operasyon devlet yetkilileri tarafından yürütüldü, resmi yetkileri dahilinde hareket ediyorlardı. İki tanesinin diplomatik pasaportları vardı” diyor.

Ersöz bu tür bir görevin – özel operasyonun – Suudi Kralı’nın ya da veliaht prensin onayını gerektireceğini söylüyor.

Suudiler, Konsolosluk’tan 5 dakika yürüme mesafesi uzaklıktaki Mövenpick Otel’e yerleştiler.

Check-in at the Mövenpick Hotel

CCTV kayıtları, saat 10:00’dan hemen önce, bir infaz timinin Suudi Konsolosluğu’na girdiğini gösteriyor.

Ses kayıtlarından anladığı kadarıyla Kennedy, operasyonu Maher Abdulaziz Mutreb’in yönettiğini düşünüyor.

Mutreb, veliaht prens ile düzenli olarak seyahat ederken görülüyor, arka planda, güvenlik ekibinin bir parçası olarak…

Kennedy, “Başkonsolos ve Mutreb arasındaki görüşmelerde, ‘Kaşıkçı’nın Salı günü geleceği bilgisini aldık’ sözlerine referans yapılıyor” diyor.

Maher Abdel Aziz Mutreb

2 Ekim sabahının ilerleyen saatlerinde, Cemal Kaşıkçı belgelerini alması için telefonla konsolosluğa çağrılıyor.

Kaşıkçı ve Hatice Cengiz konsolosluğa doğru yürürken, Mutreb ve Dr. Al Tubaigy dehşet verici bir telefon görüşmesi yapıyor.

Kennedy, “Otopsileri nasıl, ne zaman yaptığı hakkında konuşuyor. Güldüklerini duyabiliyorsunuz. ‘Kadavraları keserken genellikle müzik dinlerim. Bazen elimde kahve ve puro da olur’ diyor” diye konuşuyor.

Kennedy’ye göre, ses kayıtları doktorun kendisinden ne beklendiğini bildiğini gösteriyor.

Doktorun, “Hayatımda ilk kez, parçaları yerde ayırmak zorunda kalacağım. Kasap bile olsan, kesebilmek için hayvanı asarsın” dediğini de ekliyor Kennedy.

Konsoloslukta üst katta bulunan bir ofis hazırlanmış. Zemin plastik örtüyle kaplanmış. Konsolosluğun Türk çalışanlarına izin verilmiş.

Kennedy, “Kaşıkçı’nın ne zaman geleceği hakkında konuşuyorlar ve ‘Kurbanlık koyun geldi mi?’ diyorlar. Ondan bu şekilde bahsediyorlar” diyor.

İngiliz hukukçu not defterinden bazı satırları bana okuyor. Dehşeti sesinden hissetmek mümkün.

Jamal Khashoggi

CCTV görüntüleri, Kaşıkçı’nın saat 13:15’te konsolosluk binasına girdiğini gösteriyor.

Hatice Cengiz, “Oraya el ele yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Konsolosluğun önüne vardığımızda Cemal bana cep telefonunu verdi ve ‘Görüşürüz sevgilim, beni burada bekle’ dedi” diyor.

Kaşıkçı telefonlarının girişte alınacağını biliyor ve Suudilerin özel bilgilerine erişmesini istemiyor.

Ses kayıtları, bir karşılama komitesi tarafından karşılandığını ve kendisine hakkında Interpol aracılığıyla verilmiş uluslararası tutuklama emri olduğu ve Suudi Arabistan’a dönmesi gerektiğinin söylendiğini ortaya koyuyor.

Kaşıkçı’nın, oğluna, iyi olduğuna dair mesaj atmayı reddettiği de duyuluyor.

Ardından Cemal Kaşıkçı’yı susturma girişimi başlıyor.

Kennedy, “Kaşıkçı’nın kendine güvenen bir insandan; korku dolu, kaygının ve dehşetin arttığı bir kişiye dönüştüğünü ve sonra ölümcül birşeyler olacağını anladığını duyabildiğiniz bir an oluyor” diyor ve ekliyor:

“Sesin değişiminde kesinlikle dehşet verici bir şeyler var. Ses kayıtlarını dinlerken zalimliği hissedebiliyorsunuz.”

Callamard, Kaşıkçı’nın Suudilerin planlarını ne kadar bildiğindense emin değil:

“Öldürülebileceğini düşündü mü bilmiyorum ama kesinlikle onu kaçırmaya çalışabileceklerini düşünüyor. ‘Bana iğne mi yapacaksınız’ diye soruyor. ‘Evet’ yanıtını alıyor.”

Kennedy, Kaşıkçı’nın iki kez kaçırılıp kaçırılmadığını sorduğunu ve daha sonra “Bu bir elçilikte nasıl olabilir?” dediğini duyduğunu söylüyor.

Callamard, “O andan sonra duyulan sesler boğulduğuna işaret ediyor. Muhtemelen kafasına geçirilen bir plastik torbayla. Ağzı da şiddet yoluyla kapatılmıştı. Belki bir el ya da başka bir şey tarafından…” diyor.

Kennedy, bundan sonra ekibin liderlerinden aldığı emirler doğrultusunda adli tıp uzmanının devreye girdiğine inanıyor:

“Bir sesin ‘Bırak kessin’ dediğini duyuyorsunuz ve bu kişi kulağa Mutreb gibi geliyor.

“Sonra başka biri ‘Bitti!’, bir diğeri de ‘Onu çıkar, onu çıkar. Kafasına bunu tak. Bağla!’ diye bağırıyor. Başını gövdesinden ayırdıklarını tahmin ediyorum.”

Hatice Cengiz için ise Cemal Kaşıkçı’nın onu konsolosluğun önünde bırakmasının üzerinden yarım saat geçmiş.

Cengiz, “Bu süreçte, geleceğimle ilgili hayaller kuruyordum – örneğin düğünümüzün nasıl olacağıyla ilgili. Ufak bir tören planlıyorduk” diyor.

CCTV görüntüleri, saat 15:00 civarında konsolosluk araçlarının bölgeden ayrıldığını ve araçların iki sokak ötedeki başkonsolosun rezidansına ulaştıklarını gösteriyor.

Callamard, 3 erkeğin taşıdığı valizlerde ve plastik torbalarda vücut uzuvlarının olabileceğine inanıyor.

Daha sonra bir araç uzaklaştı, Kaşıkçı’nın cesedi hala bulunamadı.

Peki Kaşıkçı’nın vücudunu parçalamak için kullanılan kemik testeresine nerede?

Kennedy, ses kayıt cihazında bu tür bir ameliyat aletinin sesine benzetilebilecek bir ses duymadığını söylüyor. Ancak kısık bir uğultu duyduğunu belirtiyor.

Türk istihbarat yetkilileri ise bunun testerenin sesi olduğuna inanıyor.

CCTV görüntüleri, saat 15:53’te infaz timinin iki üyesinin konsolosluktan ayrıldığını gösteriyor.

Bir kişi Kaşıkçı’nın kıyafetlerini giymişti ancak farklı ayakkabılar giyiyordu. Başka bir kişinin yüzü ise kapşondan tam görülmüyordu. Bu kişi beyaz ve plastik bir torba taşıyordu.

Jamal Khashoggi and a man dressed like him - except for the shoes

İstanbul’un ünlü Sultanahmet Camii’ne doğru yol aldılar. Yeniden ortaya çıktıklarında, Kaşıkçı’nın kıyafetlerini giyen kişi üzerini değiştirmişti.

Otellerine dönmek için bir taksi çağırdılar, Kaşıkçı’nın kıyafetlerini taşıdığı düşünülen torbayı yakınlardaki bir çöpe attılar. Ardından metroya girerek, Mövenpick Otel’e döndüler.

Callamard, “Kaşıkçı’ya zarar verilmediği algısını yaratmak için geniş düzeyde bir planlama yapılmıştı” diyor.

Bütün bu süreçte, Hatice Cengiz ise konsolosluğun dışında bekliyordu:

“Bekledim, bekledim ve bekledim. Konsolosluğun kapandığını anladığım 15:30’a kadar bekledim. Konsolosluğa doğru koşmaya başladım. Cemal’in neden dışarı çıkmadığını sordum. Bir koruma bana neden bahsettiğimi bilmediğini söyledi.”

Hatice Cengiz, saat 16:41 itibarıyla kendisini çaresiz hissediyordu. Eski bir arkadaşını aradı. Bu kişi (Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı) Yasin Aktay’dı. Kaşıkçı, tehlikeli bir durumda, araması için Cengiz’e, Aktay’ın numarasını vermişti.

Aktay, “Bilinmeyen bir numaradan arandım. Beni arayan sesi çok endişeli hanımefendiyi tanımıyordum” diyor. Cengiz, Aktay’a “Nişanlım Cemal Kaşıkçı Suudi Konsolosluğu’na girdi ve çıkmadı” demiş.

Dr Yasin Aktay
Yasin Aktay

Yasin süratle MİT Başkanı Hakan Fidan’ı aramış ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ofisini gelişmelerden haberdar etmiş.

Saat 18:30’da, infaz timinin üyeleri Riyad’a gitmek için özel jete biniyor. İstanbul’a varmalarından 24 saatten az bir süre sonra.

Ertesi gün, Suudi Arabistan ve Türkiye hükümetleri konsoloslukta neler olduğuna dair çelişkili ifadeler veriyor. Suudi Arabistan, Kaşıkçı’nın konsolosluktan ayrıldığı konusunda ısrarcı. Türkiye de onun halen içerde olduğunda…

Türk istihbaratı konsolosluk kayıtlarını inceliyor. Kaşıkçı kaybolmadan dört gün öncesine ait olan kayıtlar da bunlara dahil.

Saudi consulate in Istanbul

Peki Türk istihbarat görevlileri o zaman Kaşıkçı’nın hayatının tehlikede olduğunu biliyorlar mıydı? Öyleyse, neden onu uyarmadılar?

Callamard, “Bildiklerini sanmıyorum. Olan biteni canlı dinlediklerine dair bir kanıt yok” diyor ve ekliyor:

“Bu tür istihbarat düzenli olarak toplanır. Ses kayıtlarına başvurmaları için bir tetikleyicinin olması gerekir. Ses kayıtlarına başvurmalarının nedeni Kaşıkçı’nın öldürülmesi ve kaybolmasıydı.”

Ersöz, eski istihbarat birimi arkadaşlarının ses kayıtlarını geriye dönerek dinlediklerini ve önemli günleri, Callamard ile Kennedy’ye sundukları 45 dakikayı bulabilmek için 4 bin ila 5 bin saatlik materyalin üzerinden geçtiklerini söylüyor.

Kaşıkçı öldürüldükten dört gün sonra, İstanbul’a başka bir Suudi ekibi geliyor. Ona ne olduğunu bulmak için geldiklerini öne sürüyorlar.

Callamard, bu kişilerin olayın üzerini örtmek için gönderildiklerini düşünüyor. Konsolosluk, uluslararası hukuka göre Suudi toprağı ve 2 hafta boyunca Suudiler Türk soruşturmacıların içeri girmesine izin vermiyor.

Callamard, “Kanıt toplamaya başlayabildiklerinde, orada hiçbir şey kalmamıştı, Kaşıkçı’nın DNA kalıntısı bile. Çıkarılacak mantıklı tek sonuç, orasının tamamen temizlenmiş olması” diyor.

Suudi Konsolosluğu'ndaki Türk polis ekipleri
Suudi Konsolosluğu’ndaki Türk polis ekipleri

O akşam, Türk yetkililer basına Kaşıkçı’nın Suudi Konsolosluğu’nda öldürüldüğünü söylüyorlar.

Cengiz, “Cemal bunu haketmedi. Çok daha iyi şeyleri hakediyordu. Onu öldürme biçimleri, hayatımdaki tüm umudu yok etti” diyor.

İstanbul’da diplomatik dokunulmazlığın olduğu bir konsoloslukta işlenen cinayet Türk yetkililerini ikileme düşürdü.

Suudiler haftalarca, Türklerin artan baskılarına rağmen, cinayeti itiraf etmeyi reddettiler.

İlk başta konsoloslukta bir “yumruklaşma” olduğunu söylediler. Daha sonra ise cinayetin kendilerinden habersiz işlendiğini belirttiler.

ABD'deki Suudi Büyükelçiliği'nin önündeki protestodan bir fotoğraf
ABD’deki Suudi Büyükelçiliği’nin önündeki protestodan bir fotoğraf

Türk yetkililerin stratejisi, bazı bilgileri yerel ve uluslararası medyaya sızdırmaktı. Daha sonra CIA’den ve seçtikleri birkaç istihbarat biriminden yetkilileri, Kaşıkçı’nın Suudi devlet görevlileri tarafından öldürüldüğünü kanıtlayan ses kayıtlarını dinlemeleri için davet ettiler. Bunlara İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6 de dahildi.

CIA’in, “orta seviyeden yüksek seviyeye uzanan bir kesinlikle” cinayet emrini Muhammed bin Selman’ın verdiği sonucuna vardığı bildirildi. CIA yetkilileri, bulgular konusunda kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Kongre üyelerini bilgilendirdiler.

Ocak ayında, Suudi hükümeti sonunda Kaşıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili olarak başkent Riyad’da 11 kişiyi mahkemeye çıkardı. Mutreb ve Dr. Al Tubaigy de bu kişiler arasındaydı. Ancak yargıç karşısındakiler arasında, cinayetin mimarı olduğu iddia edilen Suud el Kahtani yoktu.

Suud el Kahtani’ye karşı herhangi bir suçlama yöneltilmedi. Hatta el Kahtani ifade vermesi için bile mahkemeye çağrılmadı. Onun ailesi de dahil olmak üzere herkesten uzakta inzivaya çektirildiğini ancak veliaht prens ile halen iletişim halinde olduğunu duydum.

Callamard’ın BM İnsan Hakları Konseyi için hazırladığı rapor cinayetle ilgili olarak kesin bir sonuca varıyor.

Raporda, “Uluslararası hukuka göre, bu suç bir devlet cinayetidir. Başka bir şey olarak nitelendirilebileceğine dair herhangi bir işaret bulunmamaktadır” denildi.

Kennedy, Kaşıkçı cinayetinin ses kayıtları sonrası harekete geçilmesi gerektiğini söylüyor, “Bu konsoloslukta haince ve korkunç bir şey oldu. Uluslararası toplumun üst düzey bir adli soruşturma isteme sorumluluğu var” diye konuşuyor.

Türkiye, yargılanmaları için olayda parmağı olanların iadesini istedi. Ancak Suudi Arabistan bu talebi reddetti.

Panaroma’ya röportaj vermeyi reddeden Suudi Arabistan hükümeti bu “menfur cinayeti” kınadı. Sorumlulardan hesap sormakta kararlı olduğunun ve veliaht prensin bu “iğrenç suçla kesinlikle hiçbir ilgisinin olmadığının” altını çizerek…

Saudi Arabian Crown Prince Mohammed bin Salman
Crown Prince Mohammed bin Salman

Bir yıl sonra, kafeden ayrılırken, nişanlısının hayatı vahşi bir şekilde erken sona erdirilen Hatice Cengiz’in acısını görebiliyorum.

Cengiz ise Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin asıl önemi hakkında beni uyarıyor:

“Bu sadece benim için bir trajedi değil. Aynı zamanda tüm insanlık için, Cemal gibi düşünen ve onun gibi bir duruşu benimseyen herkes için de bir trajedi.” | BBC Panorama – Jane Corbin

Son Haberler

17 yıl sonra bir ilk: BM Genel Sekreteri Guterres, Suriye’de

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, resmi ziyaret kapsamında beraberindeki heyetle Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. SANA muhabirinin aktardığına göre, Guterres ve beraberindeki heyeti Şam Uluslararası Havalimanı'nda Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani karşıladı. 17 yıl aradan sonra Şam’ı ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri olan Guterres’in, temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya gelmesi öngörülüyor.

Trump: İran’la ya anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili iki seçenek bulunduğunu belirterek, "Ya onlarla anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz" dedi. Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran yönetiminin anlaşma yapmak istediğini söyleyen Trump, "Bazen güçlü görünmek için anlaşma istemediklerini söylüyorlar ama gerçek bu değil" ifadelerini kullandı.    Trump, Tahran yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "İki yol var: Ya onları parça parça dağıtabiliriz ya da onlarla müzakere edebiliriz. Şu anda yaptığımız da bu" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in İran tarafıyla doğrudan temas halinde olduğunu söyleyen Trump, Tahran'ın son günlerde bir uzlaşmaya varma konusunda daha istekli göründüğünü ifade etti. Trump, "Bence akıllıca olan yol bu. Ancak diğer yol, yani savaş, belki daha kolay olabilir. Biz buna da hazırız. Hazırız ve silahlıyız" dedi. "Büyük saldırılar" konusunda karar vermedi İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon kararı alıp almadığı yönündeki soruya Trump, "Hayır, henüz karar vermedim çünkü şu anda onlarla konuşuyoruz" yanıtını verdi. Trump, Venezuela örneğini hatırlatarak, başlangıçta eleştirilen bazı kararlarının daha sonra destek gördüğünü belirterek, İran konusunda da benzer bir sürecin yaşanabileceğini söyledi. "Rusya ve Çin'in İran'a yardım edeceğini düşünmüyorum" Rusya ve Çin'in İran'a destek vereceği yönündeki iddiaları da değerlendiren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisine bu yönde güvence verdiğini dile getirdi. Trump, "Şi Cinping ve Vladimir Putin bana müdahil olmayacaklarını ve Tahran'a yardım etmeyeceklerini söylediler. Onlara güveniyorum ve beni hayal kırıklığına uğratacaklarını sanmıyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamaları, ABD ile İran arasında devam eden gerilimin sürdüğü ve diplomatik temasların devam ettiği bir dönemde geldi. Öte yandan New York Times'ın haberine göre Trump'ın, İran'a yönelik askeri seçenekleri değerlendirmek üzere Beyaz Saray Durum Odası'nda üst düzey askeri yetkililerle bir toplantı yapması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması İsrail’de tepkiyle karşılandı

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Riyad'ın Amerikan teknolojisiyle nükleer santral kurup uranyum zenginleştirmesine imkan tanıyan anlaşma, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açtı. İsrailli muhalif siyasetçiler, anlaşmanın Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. ABD ve Suudi Arabistan, Riyad'ın sivil nükleer program geliştirmesini öngören tarihi anlaşmaya imza attı.Çarşamba günü duyurulan ve yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı gereken anlaşma, İsrail siyasetinde geniş yankı uyandırdı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, muhalefet ve eski üst düzey yetkililer anlaşmaya sert tepki gösterdi. Bennett: "Büyük bir stratejik başarısızlık" 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bennett yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan ile İsrail göz ardı edilerek yapılan bu nükleer anlaşma, büyük bir stratejik başarısızlıktır ve güvenliğimizi riske atmaktadır. Suudi toprağında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede kontrolsüz bir nükleer yarışa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Çılgınca bir silahlanma yarışı başlayacak" Anlaşmaya bir tepki de eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'dan geldi. Liberman, Suudi Arabistan'ın sivil programının nihayetinde askeri boyut kazanacağını öne sürerek şunları söyledi: "Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programı, nükleer silah elde edilmesiyle sonuçlanacak ve tüm Orta Doğu'da çılgınca bir silahlanma yarışına neden olacaktır." İsrail'in bölgedeki tek nükleer güç olma konumunu koruması gerektiğini vurgulayan Liberman, Tel Aviv yönetiminin ABD Kongresi nezdinde girişimde bulunarak anlaşmayı engellemesi gerektiğini kaydetti. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz ise konunun bölgesel ittifaklardan bağımsız ele alınmasını eleştirerek, "Bölgesel ılımlı bir ittifakın parçası olmadan Suudi Arabistan'a sivil nükleer kapasite verilmesinin İsrail'in güvenliğine fayda sağlayacağını savunacak hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur" değerlendirmesinde bulundu. 123 Anlaşması imzalandı 22 Temmuz 2026'da ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, kamuoyunda "123 Anlaşması" olarak bilinen çerçeve metni ve beraberindeki güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasında milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek stratejik bir ortaklığın hukuki zeminini oluşturduğu kaydedildi. Anlaşma, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sıkı denetimi altında Suudi Arabistan'ın elektrik üretimi için Amerikan teknolojisini kullanmasına imkan tanıyor. Böylece Riyad yönetimi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, ABD'li şirketler için de Suudi nükleer pazarına giriş fırsatı doğuyor. Wright: "Trump sayesinde nükleer rönesans başladı" İmza töreninin ardından konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın en yüksek güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına sahip olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın vizyonuna dikkat çeken Wright, "Başkan Trump sayesinde ABD'nin nükleer rönesansı başladı. Bu adım, her iki ülke halkına uzun vadeli ekonomik ve stratejik kazançlar sağlayacaktır" dedi. ABD Kongresi'nin onayına sunulacak olan anlaşmanın temel hedefleri arasında ABD nükleer teknolojisinin ihracatını artırmak, nitelikli istihdam yaratmak ve Washington-Riyad hattındaki stratejik ortaklığı derinleştirmek yer alıyor.

Rojava Üniversitesi’nde kritik görüşme: Şam’daki yükseköğretim sistemine bağlanacak

Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun akademik ve hukuki kriterlere göre yürütülerek, öğrencilerin eğitim hakkı ile akademik kadroların haklarının esas alınacağını söyledi.  Suriye Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi, Kamışlo’da bulunan Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun öğrencilerin ve akademik kadroların haklarını esas alan kapsamlı bir akademik ve hukuki çerçevede yürütüleceğini açıkladı. Haseke Valisi Nureddin İsa'nın da dahil olduğu, Rojava Üniversitesi Meclisi ile gerçekleştirilen görüşmede entegrasyon sürecine ilişkin hazırlanan yol haritasının ele alındığını belirten El Helebi, sürecin aşamalı ve planlı biçimde ilerleyeceğini ifade etti. İlk aşamada üniversitenin akademik ve idari yapısı, eğitim programları, öğrencilerin durumu, akademik kadrolar ve eğitim altyapısının kapsamlı biçimde değerlendirileceğini kaydeden El Helebi, "Amaç, öğrencilerin hiçbir hak kaybına uğramamasını ve eğitim süreçlerinin kesintisiz devam etmesini sağlamaktır" dedi. İkinci aşamada ise müfredatın, akademik kararların ve ders saatlerinin bilimsel ölçütler doğrultusunda uyumlaştırılacağını belirten El Helebi, ders denkliklerinin sağlanması ve akademik gerekliliklerin yerine getirilmesi için adil bir mekanizmanın oluşturulacağını söyledi. "Bu sayede entegrasyon süreci düzenli şekilde ilerleyecek, eğitim kalitesi ve akademik standartlar korunacaktır" diyen El Helebi, ilerleyen aşamalarda Hesekê'deki yükseköğretim kurumları arasındaki bütünleşmeyi güçlendirecek hukuki ve akademik düzenlemelerin de tamamlanacağını ifade etti.  Bakanlığın, öğrenciler ve akademik kadroların haklarını güvence altına alacak teknik ve hukuki değerlendirmeler tamamlanmadan herhangi bir adım atmayacağını vurgulayan El Helebi, sürecin adalet ve şeffaflık ilkeleri temelinde yürütüleceğini kaydetti.

New York Belediye Başkanı Mamdani, Netanyahu’yu tutuklama yetkisinin olmadığını söyledi

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, 22 Temmuz'da İsrail...

İran’dan ABD’ye: Nükleer tesislere saldırı olursa sert karşılık veririz

İran'ın Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı, ABD'nin ülkenin nükleer tesislerine saldırması halinde komşu ülkelerdeki Amerikan üslerine sert karşılık vereceklerini açıkladı. Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı dün gece yayımladığı açıklamada, ABD'nin İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer ve diğer hassas tesislerine saldırı tehdidinde bulunduğunu belirtti. Açıklamada, "ABD'nin saldırgan ordusu böyle bir aşamaya geçerse, bunu bölgedeki savaşın daha da genişletilmesi olarak değerlendireceğiz. ABD'nin, müttefiklerinin ve bu asi ve savaş yanlısı ülkeyi destekleyenlerin tüm çıkarları, İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri'nin güçlü saldırılarının hedefi olacaktır" denildi. Trump: Nükleer malzemelerin saklandığı bölgeleri bombalayacağız Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün İran'a yönelik yaptığı uyarının ardından geldi. Trump, Tahran'ın nükleer ekipman ve malzemelerini sakladığı düşünülen noktalara "çok yakında" saldırabileceklerini söylemişti. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüjleri daha güvenli bölgelere taşıdığına inanıp inanmadığı sorusuna ise, "Hareketliliğin farkındayız. Büyük olasılıkla o bölgeleri çok yakında vuracağız" yanıtını verdi. İran'ın ABD saldırılarını engelleyemeyeceğini öne süren Trump, "İran bize karşı hiçbir şey yapamaz. Normalde böyle konuşmam ama eğer o yerleri koruyabileceklerini düşünseydim bunu söylemezdim. Tekrar ediyorum, o bölgeleri çok yakında vuracağız" ifadelerini kullandı. Trump'ın hedef gösterdiği yerlerden biri de Kuleng(Kazma) Dağı oldu. Kuleng Dağı neden önemli? Kuleng Dağı (Kuh-e Kolang Gaz La), İran'ın merkezinde yer alan İsfahan eyaletinde bulunmaktadır. Tahran'ın yaklaşık 220 kilometre güneyindeki stratejik Natanz nükleer tesisinin hemen 1.5 kilometre yakınında yer alır  Kuleng Dağı'nın altında gizli ve derin bir yer altı nükleer tesisi bulunduğu iddia ediliyor. İsrail ve ABD istihbarat kurumları, İran'ın hava saldırılarından korumak amacıyla binlerce uranyum zenginleştirme santrifüjünü bu tesise taşıdığına inanıyor. Tesis o kadar derindedir ki, ABD'nin en güçlü sığınak delen (bunker-buster) bombalarının bile burayı tamamen imha etmekte zorlanacağı belirtilmektedir. Trump, burayı "tam giriş kapısından" vurarak tünelleri kapatmakla ve İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemekle tehdit etmektedir. Tesisin kapıları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerine kapalı olduğu için, ABD burayı tamamen "karanlık bir nükleer kutu" ve en büyük tehdit odağı olarak görmektedir

ABD Savunma Bakanı: ‘İran savaşı şu ana kadar ABD’ye 37,5 milyar dolara mal oldu’

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran ile savaşın şu...

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.