1986 senesi, ortaokulu yeni bitirmiş meslek lisesi sınavına girmek için Ergani’ye gitmiştim. Sınavdan sonra dört arkadaş bir pastanede oturmuştuk. O yıllarda pastanelerde video filmler gösterilirdi. Cebimizdeki paranın durumuna göre bazen bir kola bazen de bir gazoz içerek film izleyebiliyorduk. Sinema ile tanışmamıştım. Bizler sınav stresinden sonra vurdulu kırdılı filme dalmışken pastanenin kapısından bir adam girdi.
Şivan Perwer’in “Kırive” diye bir kaseti çıkmış…
Pastahaneci, bu sözleri duymazdan gelerek göz ucuyla bizi süzdü. Bizler de bir süre duymamış gibi yaptık. Şivan Perwer’in ismi, o an masadaki herkesi heyecanlandırmıştı. Gözlerimiz oynanan filmde olsa da, aklımızda Şivan Perwer’in yeni çıkan kaseti vardı. Bir an önce masadan kalkıp kaset almak istiyorduk. O yıllarda Kürtçe yasak olduğu için kasetçiye gidip almak cesaret istiyordu. Sonunda Seyithan arkadaşımız…

Haydi kalkalım, sahtekarlığa gerek yok.
Tanımadığımız bir adam bu sözleri söylemişti gerçek mi değil mi öğrenmemiz gerekiyordu. Arkadaşlarla kafa kafaya verdik. Tek bir seçeneğimiz vardı, riske girmeden sıra ile Bagurlu Zifkar’ın dükkânına gidip Şivan Perwer’in son çıkan kasetini sormaktı. Bu arada film bitmiş yan masalardaki çocuklar gitmiş pastaneci ile yalnız kalmıştık. Seyithan, Tamam gidiyoruz deyince…
Pastahaneci; -Durun bakalım sizler çocuk sayılırsınız bu işler öyle olmaz. Şimdi siz gidip Şivan’ın kaseti çıkmış deseniz adam size doğruyu söyler mi? in misiniz cin misiniz? Hem diyelim ki var dedi, dördünüze bir kaset verecek.
Seyithan, olsun alır çoğaltırız.
Oğlum her biriniz ayrı bir köydensiniz, teyp bul, boş kaset bul, bu iş uzar. Dahası başınıza iş alacaksınız bak yakalanırsanız hayatınız kayar.
Seyithan, evet uzar.
Pastahaneci, bu işin tereyağından kıl çeker gibi haledilmesi lazım. Tek tek gideceksiniz, her biriniz iki kaset isteyeceksiniz, muhtemelen Gulo size şu saatte gelin veya falan yere gidin diyecek.
Seyithan, yi de baba iki kaset alacak paramız yok ki!
Para kolay. Pastahaneci her birimize ayrı ayrı kaset parası verdi. İlk giden Seyithan oldu. Uzaktan izliyorum. Dükkandan çıkarken yüzündeki heyecandan amacına ulaştığını anlıyorum. Sonra diğer arkadaşlar ve en son ben gittim.
Şivan Perwer’in Kirve kaseti var mı? İki tane istiyorum, dedim. Adam yüzüme uzun uzun baktı, sonra kafasını salladı ve kendi kendine, ‘bu çocuklara ne oluyor, her gelen iki tane istiyor neden üç tane veya dört tane değil.’ Masanın altından iki kaset çıkarıp gazete kâğıdına sardı. Uzattığım paranın üstünü verirken, ‘Kasetin ismi Kirve değil Kırive.’diye mırıldandı. Ben, hızlıca uzaklaştım, sokağın başında pastahaneci bir çocuğu göndermiş acele ile gazete kâğıdını yırtıp bir kaseti verip uzaklaşıyorum. Pastahaneci riske girmeden bizi kullanarak dört tane kaset sahibi olmuştu.
O yıllarda Kürtçe kasetler yasak olduğu için gizliden çoğaltılıp satılıyordu. Kürtçe kaset yakalatan biri mahkemeye çıkana kadar günlerce hatta aylarca işkence görüyordu.
Arkadaşlarla alelacele ile vedalaşıp köye giden ilk arabaya bindim. Heyecandan kalbim duracak gibiydi, sabah girdiğim sınavı bile unutmuştum. Sağ salim köye vardığım da, başka bir sorunla yüzleşecektim askerlerin korkusundan toprak altında sakladığımız teyp çalışmıyordu, ne teybimiz vardı ne de evimizde elektrik. Gizli sırlarımın ortağı Asiye ablama koştum, onlarda elektrik vardı. Lakin her şeye kızan huysuz bir kayınvalidesi vardı. Ve evdeydi.
Heyecanla kaseti uzattım. Ablam teybi açıp kaseti yerleştirince kayınvalidesi de dikkatle dinlemeye başladı. Normal şartlarda kıyameti koparırdı, nedense pür dikkat dinledi 1-2-3 sırayla parçaları dinliyoruz. Kırive parçası bittiğinde teybi durdurup geri sardırdı. Bir daha dinledi, bir daha dinledi, kızgın bir ifade ile bana bakıp şöyle dedi;
Tamam, sesi güzel, Allah var, güzel de söylüyor, bak oğlum kirive ‘nin sözlerinde çok büyük yanlış yapmış, çok ayıp etmiş. Hem Ezidilere hem de kirve olana iftira atmış, sakat elini göğsüne doğru çekerek yerinden kalktı. Kafasını iki yana sallayarak dışarı çıktı. Ablamla öylece arkasından bakakaldık.
Fatma Halanın (Meta Fatê) söylediği sözler beynimi kemirmeye başladı. Ses güzel, şarkı güzel, peki Fatma hala neden böyle konuştu. O gün anlam verememiştim. O an söylediklerini ciddiye de almamıştım, o kaset benim için çok değerliydi, öğlen yemeği yerine o kaseti almıştım. Daha da önemlisi kaseti büyük bir gizlilikle köye kadar getirmiştim. Fatma halanın o gün bana söylediklerini sonraki günlerde düşünmeye başladım. Şarkıdaki Ezidi kadını düşündüm, babama Ezidileri sordum. Babam Ezidiler’in eski Kürt dinine inandıklarını gelenek ve göreneklerini, yaşananları bildiği kadarı ile anlattı. Bana birde kirvelerin kardeş olduğunu, kirve çocuklarının birbirine aşık olamayacağını söyledi. Fatma hala o gün bana şarkıyı anlama ve dinlemenin inceliğini öğretmişti.
Müslüman oğlan ile Ezidi kızın aşkının anlatıldığı “Kırive” şarkısını hangi Müslüman Kürd’e sorduysam daima severek dinlediklerini söylediler… 2008’de Şengal (Sincar) ziyaretinde karşılaştığım yaşlı bir kadınla ortak noktalarımızdan konuşurken bu şarkıdan bahsetmiştim. Yaşlı kadın yıllar önce Fatma hala gibi yüzünü ekşiterek kafasını sallamıştı.
Kırive şarkısının Ezidilerin dünyasında nasıl bir travmaya neden olduğunu yaşlı kadının gözlerinde görmüş ve utanmıştım.
O gün yaşlı kadının şu sözleri hep aklımda kaldı.
“Bu şarkılar sayesinde kızlarımız Müslüman erkeklerin rüyalarının süsü oldu.”
Bizde kirve kızı kardeştir ve kardeşle asla evlenilmez. Müslümanlıkta da bu böyledir. Şivan Perwer’in Midyatlı Ezidi bir aileden geldiğini de orada öğrenme fırsatım oldu. Şivan bunları bilmiyor mu? Eğer bir gün karşılaşırsam kendisine soracağım. Bildiğim bir şey varsa bu güne kadar Ezidiler dışında bu şarkıyı bu yönden değerlendiren kimsenin olmadığı, varsa da ben bilmiyorum.
Bu şarkı Ezidi Kürtler ile Müslüman Kürtler arasına kalın duvarlar örmüş. Öylesine kalın duvarlar örmüş ki Ağustos 2014 Şengal soykırımı bile Kürtler arasında bu duvarı yıkamadı. Devamında binlerce erkeğin öldürüldüğü binlerce kadının esir pazarlarında satıldığını canlı, canlı izledik. Bugün Şengal bölgesinde tam 6 yıldır yerinden yurdundan kaçmak zorunda kalan yüz binlerce insan derme çatma çadırlarda perişan bir halde yaşama tutunmaya çalışıyor. Ezidilerin “Ezidxan” dedikleri kutsal topraklarına dönememiş olması Müslüman Kürtlerle aralarındaki bu yıkılmaz duvardır. Müslüman Kürtler Ezidilerin önemsemiyor, zira önemsemiş olsalardı bugün çadır yerine kutsal saydıkları topraklarda kendi evlerinde olurlardı.

Dünya bu gün koronavirüsü yüzünden sokağa çıkamaz hale gelmiştir. Bütün bir insanlık endişe içinde biran önce bilim adamlarının çare bulmasını bekliyor. Çare bulunmazsa insanoğlunu çok kötü günler bekliyor. Ezidi toplumu derme çatma çadırlarda korumasız bir halde dünyadaki diğer insanlardan daha çaresizce bekliyor. Dünya koronavirüsü için çare ararken. Batman Beşiri de Ezidilerin topraklarına el konması sorunu devam etmektedir. Sorunu çözmek için çabalayan insanlar Ezidilerden kalan mezarlıklara yapılan saldırılara şahit oluyor, mezarlara saldırı 26 Mart 2020 günü Nusaybin ilçesindeki 300 yıldan daha eski olan mezarlığın tahrip edilmesi ile devam etti. Şimdiye kadar Ezidilerin mezarlarına saldırıp tahrip edenler hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Ezidi toplumuna karşı yürütülen soykırım geçmişten günümüze hız kesmeden devam etmektedir. 1980 li yıllara kadar resmi rakamlara göre 80-100 bin kişi ve 360 köyün olduğu Türkiye de bugün 300 kişi bile yaşamamaktadır.(resmi olmayan verilerde Ezidi nüfusun sayısı bunun en az iki katı olduğu yönünde)
Rezalet ve soykırım zihniyetinin daha büyüğü Şengal bölgesinde devam ediyor. Merkezi Irak hükümeti Şengal bölgesine vahşice saldıran İŞİD örgütünün aileleri için bölgeye 30 bin kişilik kamp kurmaktadır. Bu rezalet dünyayı kasıp kavuran Corona virüsüne rağmen devam etmektedir. Ve Kürt siyasetçiler sağcısı, solcusu, İslamcısı, liberali hepsi bu rezil durumu büyük bir sükûnet içinde izlemektedir. Bu rezalete karşı çıkan Ezidi toplumu ise sesini bir türlü duyuramıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde buna benzer bir durum olsaydı Müslümanlar dünyayı ayağı kaldırırdı. Benzer durum diğer kesimler içinde geçerlidir. İster istemez yıllar önce Şengal dağında karşılaştığım yaşlı Ezidi kadının, “şarkılar sayesinde kızlarımız Müslüman erkeklerin rüyasına girdi” sözünü acı içinde anımsadım. İnsanlık bilim adamlarının çabası ile koronavirüsünden elbette kurtulacaktır. Peki, Ezidi toplumuna karşı yapılan insanlık dışı uygulamalar ne zaman son bulacak. | iznews agency – Bozan Aksoy



