Haber Merkezi I “Yeni bir dünya görmüştüm, dörtnala bir kovalamaca içinde hızlıca birbirine karışan görüntüler içmiştim. Artık onları düşünmek, dağıtmak, organize etmek, kafamda yeniden canlandırarak gözüme çarpan şeylere bir çekidüzen vermek istiyordum, ama sıkışık bulvarda bir dakika bile durup dinlenmek yoktu. Bir kitabın satırları gevezelik yaparak önümden geçenlerin belli belirsiz gölgeleri altında silinip gidiyordu. Gemideki bu gölgesiz ve hareketi dar geçitte insanın kendisiyle baş başa kalması imkânsızdı.”
Derin, daracık bir kuyuyu andıran; isli, gürültülü odasından çıkmıştı ki başını göğe kaldırdı ve muazzam ışıklarla karşılaştı. Güneyhaçı takımyıldızı. Şehvetle o ışıklara ulaşma isteği vuku buluyordu içinde. Işıl ışıl yanan gökyüzü neredeyse acı verme eşiğindeydi. Zaman kavramının yittiği anlardı.
Tam da o anda gecenin ışıklarından farklı, yıldızlara ait olmayan kızıl bir parıltı sezdi. Ardından bir öksürük sesi işitti. Korku ve gerilim ancak kişinin kendisini en yalnız hissettiği dakikalarda ruhuna sızabilirdi. Karanlığın içinde piposunu tüttüren bir adam duruyordu.
Korkuyu ve gizemi takip eden bir diğer gecede yine aynı saatte ve yerde karşılaşmışlardı. Karşılaşmak doğru kelime değil, bir kadının arzularının peşinden koşma isteği ile eş değer, karşı konulamaz bir acelecilikle güvertedeydiler.
Çırılçıplak soyunuyorum ve diyorum ki: “Ben… Bu kirli yalnızlık içinde utanmayı tamamen unuttum, insanın ruhunu parçalayan ve kemiklerinden iliğini emen bu lanet olası ülkede.” söylemiyle başlıyordu yıldızların aydınlattığı, viski şişelerinin eşlik ettiği uzun gece.
Doktor anlatmaya; ihtiraslı, dominant ve küstah kadınların gizemli bulutlarına karşı koyamayış hallerinden başlar. Bir Hindistan hayali ile süregelir tüm başlangıçlar. Avrupalı doktorun Hindistan topraklarındaki amansız yıkıntıları ve bekleyişleri kaleme alınır.
Yalnızlığın, beyaz kadınların, Avrupa özleminin gölgesinde inine sinmiş iken kapısı çalınır. Az evvel hayal kurarken hiç de kapısında beyaz bir kadın bulacağı sanrısına kapılmazken hem de.
Hızlı ve anlamsız konuşmalarla lafa girmişti kadın. Bir şey istiyordu, kadınların bazen yalvararak, bazen akıl almaz teklifler sunarak istediği bir şeyi istiyordu. Bayılmalarını ve bulantılarını ortadan kaldıracak bir şey. En ince ayrıntısına kadar her şeyi planlamış, hesapçı bir kadınla karşı karşıya idi. Satın alınmış hissiyatı ile savaşıyordu. İsteklerle gelen peçesini indirmiş kadının etkisi altında. Yüz yüze geldiği kibri alaşağı etmek istiyordu. Bir kibrin efendisi olma hırsıyla. Ki bu şehvetle beslenmiş hırsı, şiddetle son buldu.
Kadının kim olduğunu öğrendi ve muhtemelen birkaç aydır bu durumdan muzdarip olduğu kanısına vardı. Peşinden koştu ama çoktan kayıplara ulaşmıştı kadın.
Doktor, güvertede gecenin tüm kuytularına sığındığı sırada itirafta bulunuyordu.
“Amok’un ne olduğunu biliyor musunuz? “
“Bu sarhoşluktan daha fazla bir şey… Bu delilik, bir tür insan kudurması… Ölümcül, anlamsız bir saplantının krize dönüşmesi hâli.”
Kadının peşinde amok koşusuna başlamıştı. Yardım etmeli özür dilemeliydi. Zweig’in tüm öykülerinde acıyla yazılmış bir mektup vardır. Mektup bu kez doktor tarafından kadına yazılıyordu.
Neden sonra fark etti kapının çalındığını. Küçük bir çocuk, ses seda yok, dilden kesilmiş adeta. Dakikalar sonra kendini evin birinde buldu. İşte orda. Kirli bir şiltenin üzerinde acılarla kıvranarak yatıyordu kadın.
Hiçbir kelime Zweig’in öldürmek için kurguladığı karakterleri anlatmaya yetmez. Kadınlar, kadın olarak anılır. İsimsizdirler. İsimleri asla karakterlerinin, hırslarının ve varoluşlarının önüne geçemez.
Doktor, bir sır sürmüştü güvertede karşılaştığı adamın sırtına. Bir yabancıya son konuşmasını yapmanın dürüstlüğünü taşıyordu. Çırılçıplak bir gerçekçilik ancak tanışılmayan itiraflarda mümkün olabilirdi.
1922 yılında Stefan Zweig tarafından yazılan bu uzun öykü, amok koşusuyla başlamış ve ihtirasların, sırların, hesapların, birçok öyküsünde rastlanılan yasak aşkların, kurşundan bir tabutla denizde kaybolması ile son bulmuştur.
İnceleme: Büşra Abacı
Kitap adı: Amok Koşucusu
Yazar: Stefan Zweig
Çevirmen: Nafer Ermiş
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım yılı: 1. Baskı Aralık 2016
7.baskı Ocak 2018
Sayfa sayısı: 60

