24 Eylül 2026
19 C
İstanbul

Başak Demirtaş : ‘AKP’li, MHP’li olmayan herkes maalesef terörist’

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun üzerinden tam dört yıl geçti. En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi Selahattin Demirtaş için ”Derhal serbest bırakılsın” dedi.

İktidar kanadından AİHM kararına sert tepkiler geldi ve Demirtaş’ın serbest bırakılması yönünde verilen karar uygulanmazken, bir hafta sonra Kobani olaylarının iddianamesi kabul edildi. Böylelikle Demirtaş hakkında yeni bir dava daha açılmış oldu.

Hızlı gelişen bu sürece Demirtaş ailesi ne diyor?

Başak Demirtaş, eşi Selahattin Demirtaş’ın gözaltına alınışından itibaren kendisi ve kızlarının yaşadığı 4 yıllık süreci anlattı.

AİHM kararı ile Selahattin’in bırakılacağını düşünmüyordum. Biz, siyasi rehine olduğunu biliyorduk. AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi. Tarihe Selahattin Demirtaş kararı olarak geçmiş olabilir ama haksız yere tutuklanan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan birçok insan var Türkiye’de

AİHM Demirtaş ‘serbest kalmalı’ dediğinde siz bu kararın uygulanacağını bekliyor muydunuz? Yani serbest kalacağını düşündünüz mü?

”Hayır düşünmedim. Selahattin’in tutuklanmasının hukukla alakalı olmadığını gördük. Yaşadığımız ihlaller, karşılaştığımız haksızlıklar, mahkemelerdeki hukuksuzluklar ve iddianamelerden bu durumun hukukla alakası olmadığını gördük. O nedenle biz Selahattin’in mevcut yasalara göre bir gün dahi tutuklu olmaması gerektiğini biliyoruz zaten. Selahattin ve arkadaşlarının özgürleşmesinin yasalarla, Anayasa ya da hukukla alakalı olmadığını biz biliyorduk. Tabii ki bu kararın çıkması çok önemliydi, sevindirdi bizi. Çünkü hem Selahattin’in hem de diğer HDP’li siyasetçilerin, belediye başkanlarının, Figen Yüksekdağ’ın, İdris Baluken’in, Bekir Kaya’nın ve adını sayamayacağım bir çok siyasetçinin siyasi rehine olduğunu biz biliyorduk. AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi. Tarihe Selahattin Demirtaş kararı olarak geçmiş olabilir ama aynı zaman da Figen Yüksekdağ kararı ya da haksız yere tutulan gazetecilerin kararı. Yani sadece HDP’lilerle ilgili bir karar da değil. Çünkü Türkiye’de haksız yere tutuklanan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan bir çok insan var.”SPONSORED CONTENTTotal in Papua New Guinea: Dialogue, consultation and empowermentValorization of natural resources can be a decisive contributor to the improvement of the living conditions in developing countries.Ad by Total 

Herhangi bir şey ile ilgili iktidarın bir eksiğini söylediğinizde terörist oluyorsunuz, yargılanıyorsunuz. Yargının sopası sürekli başınızda duruyor. Türk Tabipleri Birliği terörist oluyor. Nedeni sağlıkla ilgili eksiklikleri söylemesi. Barolar terörist oluyor. Ya da Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri terörist oluyor. AKP ve MHP’li olmayan herkes maalesef terörist

”Türkiye’de hukuk ve adaletin işlediğini düşünmüyorum. Sadece bugün ile ilgili değil. Türkiye’de tam bir demokrasi hiçbir zaman olmadığı için hukuk sisteminde hep sorunlar oldu. Hala devam ediyor ama özellikle son altı yılda hukuk düzeninin yerle bir olduğunu düşünüyorum. Eskiden hiç beğenmediğimiz yasa ve Anayasa’ya göre kararlar alınırdı. Ama son altı yılda maalesef böyle değil. Özellikle iktidar partisi bekasını daha ne kadar sürdürülebilir diye mahkemelerde kararlar alınıyor. İktidar partisinin talimatlarına göre kararlar alınıyor. Belki çok istisnai durumlar olabilir ama genel olarak mahkemelerde durumlar böyle. Yasa ve Anayasa’nın çiğnendiği, hukuk düzeninin kalmadığı bir toplumda yaşıyoruz. Bu çok sakıncalı bir durum. Şu anda AKP’ye oy vermeyen hatta oy verse bile desteğini sürekli yenilemeyen insanlar bile terörist olarak suçlanıyorlar. O nedenle hukuk sisteminin adil olduğunu düşünmüyorum. Yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Sadece ben değil, toplumun büyük çoğunluğu böyle düşünüyor. Geçenlerde bir ankette toplumun yüzde 60’ının yargının bağımsız olmadığına inandığını gördüm. Bu çok kaygı verici bir oran. Bir ülkede hukuk düzeni olmazsa o ülkede kimse kendini güvende hissetmez. Ayrıca sadece siyaseten muhalif olmanızla alakalı da değil, ekonomi ya da herhangi bir şey ile ilgili iktidarın bir eksiğini söylediğinizde terörist oluyor, yargılanıyorsunuz. Yargının sopası sürekli başınızda duruyor. Yani mesela Türk Tabipleri Birliği terörist oluyor. Neden? Sağlıkla ilgili eksiklikleri söylüyor. Barolar terörist oluyor. Ya da Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri terörist oluyor. Yani AKP ve MHP’li olmayan herkes maalesef terörist. Bir de şöyle bir durum var eskiden yargılama mahkemelerde olurdu, şimdi öyle değil. Şimdi iktidarın temsilcileri televizyonlarda yargıya neredeyse talimat verecek şekilde söylemlerde bulunuyorlar.”

Aslında Selahattin ilk tutuklandığında bu kadar uzun sürebileceğini düşünmedim. Çok kısa sürede bırakılacağını düşünüyordum. Ama uzun sürdü. Siz eğer tam demokratik bir ülkede herkesin eşit, adil ve kardeşçe yaşamasını istiyorsanız ve bu yönde bir mücadele yürütüyorsanız hele de bir Kürtseniz her zaman bir bedeli oluyor

AİHM kararından sonra bu kez Kobani iddianamesi geldi. Hem Cumhurbaşkanı hem de İçişleri Bakanı ”Demirtaş teröristtir” dedi. Ne diyorsunuz?

”Çok talihsiz bir açıklama. Bir Cumhurbaşkanının yargılaması hala devam eden biri ile ilgili böyle bir açıklama yapması çok talihsiz. AİHM kararıyla Selahattin ve arkadaşlarının terörist olmadığını bütün dünya biliyor. AİHM, siz bu insanları konuşmalarından ve siyasi faaliyetlerinden dolayı cezaevinde tuttunuz diyor. Hatta daha büyük bir şey söylüyor; ”Siz bu insanları kendi iktidarınız için keyfi bir şekilde tutukladınız ve cezaevinde tutmaya devam ediyorsunuz.” Yani 18. madde ihlali öyle çok basit bir ihlal değil. Bunu görebiliyorlar ama görmek istemiyorlar. Kesinlikle keyfi bir tutuklama. AİHM kararındaki ihlalleri görürseniz, bunu daha iyi anlayabilirsiniz.”

Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun bu kadar uzun süreceğini bekliyor muydunuz?

”Aslında Selahattin ilk tutuklandığında bu kadar uzun sürebileceğini düşünmedim. Çok kısa sürede bırakılacağını düşünüyordum. Ama uzun sürdü. Aslında Türkiye’de geçmişten bu yana kötü deneyimlerimiz var. Siz eğer tam demokratik bir ülkede herkesin eşit, adil ve kardeşçe yaşamasını istiyorsanız ve bu yönde bir mücadele yürütüyorsanız hele de Kürtseniz her zaman bir bedeli oluyor. Geçmişte daha farklı şekillerde ödedik, deneyimledik. 90’larda faili meçhuller, köy boşaltmalar, işkencede katledilenler vardı. Bugün gelinen noktada yine kaderimize mahpusluk düştü. Evet böyle olmasını beklemiyorduk ama geçmişten de gelen böyle bir deneyimimiz maalesef var.”

Bu uzun tutukluluk, kararların uygulanmaması ne hissettiriyor size? Sonuç alınamıyor gibi bir duygu oluşturuyor mu?

”Aslında sonuçsuz bir yargılama süreci diyemeyiz. Beş yılın sonunda AİHM gibi bir kararımız oldu. Belki bugüne kadar Türkiye’de Selahattin ve arkadaşlarının özgürlüğüne yansıyan bir durum olmadı. Ama bunu bütün dünyanın görmesi ve bilmesi, bize hak vermesi açısından bence bu bir sonuç. Umarım ileriki zamanlarda tutuksuzluluğunun da gerçekleşmesini sağlayacağız.

İlk günden bugüne çok büyük bir algı yürütüldü. Hala da devam ediyor. İktidar bu yönde bütün gücünü kullanmaya devam ediyor. Biz bunun hem tanığı hem mağduruyuz. Mesela Selahattin’in ilk tutuklanmasına neden olan iddianamede bunu gördük. O kadar büyük bir algı yürütüldü ki Selahattin 142 yılla yargılanıyor denildi. Hatta siz 142 yılla yargılanan birini nasıl savunursunuz, bu bir terörist denildi. Bu gibi şeyler söylendi. Sonra iddianameye baktığımız zaman gördük ki siyasi faaliyetleri ve bunların haberleri hepsi. Yani konuşmaları, düşünceleri ve muhalafeti başka da bir şey yok. İddianameye bir sürü yalan yanlış şey koymuşlardı. Mesela, ilk iddianamede örgüt yöneticisi olarak gösteriliyordu. Buna delil olarak ne gösteriliyordu biliyor musunuz? ‘’Mercek’’ kod adlı biri. Bir ifade vermiş ve Selahattin’in örgüt yöneticisi olduğunu söylüyor. Sonra biz bu Mercek kim araştırılsın istedik. Sonra mahkeme heyeti böyle bir tanık yok dedi. Ve suçlama düşmedi, 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama devam ediyor işte. Yani böyle bir iddianame ile karşı karşıyaydık. Sonra herkes Selahattin halkı kin ve düşmanlığı sevk eden bir tweet atmış dedi. Böyle bir tweetin atılmadığını aylarca yıllarca söyledik. Sonra ortaya böyle bir tweetin atılmadığı ortaya çıktı. Bunu da ispatlamış olduk.

Ben AİHM Büyük Daire’de görülen duruşmada oradaydım. O ana tanıklık ettim. Orada hükümeti temsil eden hukukçuların ne kadar zor duruma düştüğünü gördüm. Yargıçlar ‘Siz bu insana terörist diyorsunuz ama başka kanıtınız var mı?’ sorusunu iki defa sordu. Avukatlar geçiştirdi, belgeleri size sonra göndeririz dediler. Ama gönderememişler. Çünkü gerçekten bir şey yok

Şimdi dönüp yeni iddianameye baktığımızda belki adlar değişiyor. Bu sefer Mercek değil, Ulaş diye bir tanık göstermişler. Bu da tanık olmaktan çok uzak sadece tahmin ve yorumlarını söylemiş. Şimdi de Selahattin Demirtaş’ın tweeti yok ama sahte Demirtaş Twitter hesabı var. İşte böyle yalanlara sığınıyorlar. Böyle bir hesap yok, biz biliyoruz bunu. Hukuki belge olmaktan uzak, neredeyse Google iddianamesi. Biraz daha işimiz var ama dönüp geriye baktığımızda çok daha iyi bir yerde olduğumuzu düşünüyorum. Çok daha umutluyum, iddianameyi gördük. Ben AİHM Büyük Daire’de görülen duruşmada oradaydım. O ana tanıklık ettim. Orada 17 tane bağımsız yargıç var. Orada hükümeti temsil eden hukukçuların ne kadar zor duruma düştüğünü gördüm. Gözlemledim. Bazı sorularda çok zor duruma düştüler. Yargıçlar ‘Siz bu insana terörist diyorsunuz ama başka kanıtınız var mı?’ sorusunu iki defa sordu. Çünkü birincisine yanıt alamadılar. Somut ne var dediler. Onlar da geçiştirdiler, belgeleri size sonra göndeririz dediler. Ama şimdi AİHM kararına bakınca görüyoruz ki o belgeleri sonra da gönderememişler. Çünkü gerçekten bir şey yok. Sadece siyasi faaliyetleri ve konuşmaları. O yüzden umutluyum. Haklı olduğumu biliyorum.”

Demirtaş ve arkadaşlarının dışarı çıkması için yargı reformuna ihtiyaç yok. Mevcut yasaların ve Anayasa’nın uygulanması tek başına yeterlidir

İktidar yargı reformu geliyor dediğinde temel beklenti Demirtaş’ın serbest kalacağı yönünde oldu. Hala reformlar olacak deniliyor. Ne bekliyorsunuz yargı reformundan?

”Aslında Demirtaş ve arkadaşlarının dışarı çıkması için bir yargı reformuna ihtiyaç yok. Mevcut yasaların uygulanması bile tek başına yetecek. Çünkü çok keyfi. Hukuken Selahattin yargılanmıyor, siyaseten rehin tutuluyor. O nedenle yeni bir yargı reformuna ihtiyaç yok. Gerçekten bir şeyler yapmak istiyorlarsa, Türkiye’de bir şeylerin kötü gittiğini düşünüyorlarsa mevcut yasa ve Anayasa’yı uygulamaları yetecek bence. Tabi ki Türkiye’deki yargı sisteminin iyileştirmelere ihtiyacı var her şey güllük gülistanlık diyemeyiz. Ama Selahattin’in ve arkadaşlarının dışarı çıkması için mevcut yasaların uygulanması yetiyor. AİHM kararı var başka bir şeye ihtiyaç var mı? AİHM söyleyeceğini söylemiş, derhal serbest bırakılmalı demiş.”

Selahattin’in alınmasına bir gözaltı operasyonu demek eksik kalır. O gece bizlerden, ailesinden adeta kaçırıldı. Gece saat 01.20 sularında kapımız adeta kırılırcasına çalındı. Kapıyı kıracaklarını söylediler ben de çocukların evde olduğunu ve korktuğunu söyledim. Sonra da kapıyı açmak durumunda kaldım

Demirtaş’ın evden ilk gözaltına alındığı güne dönersek, o gün nasıl bir gündü? Neler yaşandı?

”Aslında o gece için bir gözaltı operasyonu demek belki eksik kalır. Yani Selahattin o gece bizlerden ailesinden adeta kaçırıldı. Çünkü Selahattin daha iki gün önce yurt dışından gelmişti ve gün boyunca da evdeydi. Sabah kahvaltı yaptık, ben okula gittim. O da evdeydi. Gün boyunca istedikleri bir anda gelip Selahattin’i evden alıp dedikleri gibi gözaltı operasyonu yapabilirlerdi. Bunu tercih etmediler. Gece saat 01.20 sularında kapımız adeta kırılırcasına çalındı. Bizim binanın 500 metre ötesinde bile polisler vardı. O sırada ne olduğunu anlamadım, bu sıradan bir gözaltı operasyonuna benzemiyordu. Kapıyı kıracaklarını söylediler ben de çocukların evde olduğunu ve korktuğunu söyledim. Sonra da kapıyı açmak durumunda kaldım. Selahattin de hazırlanmaya devam ediyordu. Derken onlardan biri hızlı bir şekilde içeriye girdi. Bir sürü kar maskesli insan kapının önünde bekliyordu. Hatta sonra her katta ve yangın merdiveninde kar maskelilerin olduğunu öğrendim. Komşular ne olduğunu tahmin edip kapıya çıkmaya çalışmışlar onlara silah doğrultup kapıyı açmayacaksınız denilmiş. O nedenle o gece Selahattin’in adeta bizlerden ailesinden kaçırıldığını düşünüyorum. Özellikle olağanüstü bir şey yaratmak istediler. Yoksa 6 milyon oy almış bir partinin eş genel başkanına gelir gözaltı kararı olduğunu söylersin ve kendisi de gelir zaten. Kaçmak istese daha iki gün önce yurt dışından gelmiş ve hatta dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra da defalarca yurt dışına gitti geldi bu süreçte. Tutuklanacağını bile bile geldi. Tutuklandığının sabahında kahvaltıda çocuklarla konuştuk, onları hazırlamaya çalıştık. Selahattin böyle bir şeyin olabileceğini söylemişti. Selahattin bunu öngörüyordu ve o burada kalıp mücadele etmeyi tercih etti.”

Selahattin Demirtaş’sız geçen dört yıllık zamana baktığınızda kaçırmasını istemediğiniz ve keşke dediğiniz anlar neler oldu?

”O kadar an var ki bununla ilgili. Özellikle çocuklarla ilgili. Hep ah şimdi burada olsaydı da Dılda’nın şu dediğini dinleseydi, şu sohbetini görseydi diyorum… Ya da Delal’i görebilseydi dediğim çok anlar oluyor. Çünkü Selahattin tutuklandığı gün daha çocuklardı, şimdi iki genç kızım var artık. Bana arkadaşlar, yoldaşlar. Selahattin bunu tabii ki biliyor ve hissediyor ama görse dediğim anlar çok oluyor. Mesela şu geliyor aklıma; Selahattin’in bir şarkısı vardı cezaevinde paylaştıkları, bize telefonda mırıldanmıştı. Delal ile Dılda bunu notaya dökmeye çalışmışlardı ve döktüler sonunda. Ama değişik değişik versiyonlarını yaptılar ve yaparken de çok eğlendiler. Ben işte o an keşke Selahattin de burada olsaydı dedim. Sonra aklıma o anı kameraya çekmek geldi, çektim de. Belki sonra Selahattin ile izleyebiliriz.

Aslında tek başına değilim. Yani Selahattin fiziken yanımızda değil ama hep yanımızda. O yüzden tek olduğumu düşünmüyorum. Ben Selahattin’den bir çok konuda öneri istiyorum onun da önerileri oluyor. Kızların O’na danıştığı ve destek istediği durumlar oluyor. Mesela bir kedi almayı düşünüyordu kızlar. Benim geçmişten gelen bir korkum var kedi konusunda. Ama kızlar epey bir kulis yaptı Selahattin’le. Sonra demokrasi kazandı. Üçe bir kalınca şimdi evde bir kedimiz var. Bunun gibi bir çok konuda onun ne düşündüğünü merak ediyoruz.”

Yeni roman yazıyor. Yazdığı her bölümü bize gönderiyor biz de kızlarla bilgisayara geçiriyoruz. Her yeni bölümde çok heyecanlanıyoruz. Hala yazmaya devam ediyor ama biz neredeyse yarısını bilgisayara geçirdik.

Pandemi nedeniyle cezaevi görüşlerine sınırlamalar getirildi. Sizin cezaevi trafiğiniz nasıl etkilendi bu durumdan?

”Selahattin ile bugün konuştuk. Yeni roman yazıyor. Yazdığı her bölümü bize gönderiyor biz de kızlarla bilgisayara geçiriyoruz. Her yeni bölümde çok heyecanlanıyoruz. Hala yazmaya devam ediyor ama biz neredeyse yarısını bilgisayara geçirdik. Zaman veremiyorum çünkü geçen mektupta Selahattin bazen saatlerce romanı düşündüğünü ama bazen de hiç yazmak istemediğini söylemiş. O nedenle yazarımızın durumuna bağlı.

Bu koronadan sonra daha sık mektuplaşmaya başladık. Görüşmeler sınırlandırıldı biliyorsunuz. Örneğin haftada iki defa mektup gönderiyoruz. Her gün mutlaka fotoğraflar çekiyoruz, gönderiyoruz. Çünkü Selahattin bütün bunları çok merak ediyor, hem bizi hem neler yaptığımızı. Kızların durumunu… Önce genel olarak sağlık durumlarımızı soruyoruz. O genelde Diyarbakır’ın hava durumunu çok iyi takip ediyor. Geçen gün Edirne’de yağmur yağınca ”Size yağmur yolladım bir kaç güne gelir” dedi. Ben de az gönderdin, cimrilik yapmışsın dedim. Dılda kedisinin fotoğraflarını çekiyor onları gönderiyor. Kitap önerileri yapıyor. Hatta bununla da kalmıyor bize de gönderiyor. Delal son hafta babasının gönderdiği üç kitabı bitirdi.”

İki muhalif genç kadın yetişiyor. Siyasetle çok ilgililer. Ne olup bittiğini sürekli takip ediyorlar. Bazen benim ufkumu da açıyorlar çok farklı yerlerden bakabiliyorlar

Kızlarınızın Türkiye’deki siyasete, hukuk ve adalet sistemine nasıl bakıyor? Babalarının yargılama süreci bakışlarını nasıl etkiledi?

”Aslında şu anda iki muhalif genç kadın yetişiyor. Siyasetle çok ilgililer. Ne olup bittiğini sürekli takip ediyorlar. Hatta büyük kızım Delal 17 yaşında, bazen ilk haberleri ondan öğreniyorum. Küçük kızımın da sistem ile ilgili ama özellikle eğitim ile ilgili çokça eleştirileri oluyor. Hatta geçenlerde Dılda, Boğaziçi eylemi ile ilgili şöyle dedi; Biz üniversiteye gidersek daha özgür bir ortamda eğitim alacağız diyorduk ama o da gitti. Çok daha hızlı olgunlaştılar diyebilirim. Bazen benim ufkumu da açıyorlar çok farklı yerlerden bakabiliyorlar.”

Öğretmenliği bıraktınız. Siyasetin hem içinde hem dışındasınız. Bu yeni ortam size nasıl hissettiriyor?

”Ben öğretmenliği çok severek yapıyordum. Öğrencilerimi çok seviyordum. Hatta çok da özledim açıkçası. Ama biraz böyle bir tercih yapmak zorunda kaldım. Özellikle son iki sene artık koşullar çok zorlaştı. O nedenle hem öğrencilerimi mağdur etmek istemedim hem de bu zorluklarla ilgili Edirne’den yana tercihimi kullanmak durumunda kaldım. Çok zor bir süreçti benim için tabi ki bütün bu olanlar olmasaydı da ben öğretmenliğe devam edebilseydim. Ama olmadı. Bu dönemde mücadeleyi bu şekilde yürütmem gerekti.”

Selvi Kılıçdaroğlu ve Dilek İmamoğlu ile gerçekleşen görüşme tamamiyle insani temeldeydi. Hatta yeni görüşmeler için de sözleştik. Ama fazla abartıldı ya da farklı yerlere çekildi. Toplumda siyasetin dili çok kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı olduğu için üç farklı siyasi düşünceden insanın bir araya gelip sohbet etmesi yadırgandı.

2019’da İstanbul’da Selvi Kılıçdaroğlu ve Dilek İmamoğlu ile bir kahvaltıda bir araya geldiniz. Nasıl gerçekleşti bu buluşma? Ne hissettirdi size ve devamı olacak mı?

” İstanbul’dan Edirne’ye giderken bir yemeğe davet edildik. Selvi Hanım ve Dilek Hanım ile birlikte. Hatta bana bir doğum günü sürprizi de yapmışlardı. Aslında tamamiyle insani temeldeydi. Ama fazla abartıldı ya da farklı yerlere çekildi. Toplumda siyasetin dili çok kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı olduğu için üç farklı siyasi düşünceden insanın bir araya gelip sohbet edebilmesi, kendi düşüncelerini birbirleri ile paylaşmaları hatta bazı şeylerde belki ortaklaşmala yadırgandı. Aslında olması gereken buydu, yadırganacak olan o kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı ve ötekileştirici dili kullananlar. O yüzden gayet keyifli bir sohbetti. Hatta zamanımız olmadığı için kısa sürdü ama o gün de konuştuk, daha sonra bir araya gelip sohbetimizi devam ettireceğiz. Selvi Hanım ve Dilek Hanım’ı basından tanıyordum ama yeni insanlarla tanışmak ve farklı siyasi düşüncedeki insanları dinlemek, onların görüşlerini hatta önerilerini dinlemek güzeldi. Ben değişik değişik insanları tanımayı çok seviyorum o yüzden keyifliydi.”

Selahattin’le en çok sohbet etmeyi özledik. Bugün bile telefonda 10 dakika süremiz vardı, sözümüz yarım kaldı. Onunla bir kahvaltı sofrasında uzun uzun sohbet etmeyi çok özledim

Eşiniz çıkınca hayalini kurduğunuz bir planınız var mı? En çok neyi özlediniz?

‘’Selahattin’le her şeyi özledik ama en çok sohbet etmeyi özledik. Bugün bile telefonda 10 dakika süremiz vardı, sözümüz yarım kaldı. Belki ilk etapta bir kahvaltı sofrasında uzun uzun sohbet etmeyi çok özledim.”

Size bu süreçte en çok güç veren ne oldu?

”Bana bu süreçte en çok haklı olduğumu görmek güç veriyor. Bir şeye inanıyorsanız, inandığınız şey için mücadele ediyorsanız çok güçlü oluyorsunuz. Tabi bunun için çok destek gördüm hem Diyarbakır’dan hem de Türkiye’nin her tarafından. Her kesimden farklı insanlar bir haksızlık olduğunu söylüyor. Bu Türkiye ile de sınırlı değil. Çok moral de buluyorum bunlarla.”

Bu dört yıllık süreçte en unutamadığınız anınız ne oldu?

”Selahattin’i ilk görmeye gittiğim zaman… Selahattin önceden bana avukatları aracılığıyla bana X-ray cihazı nedeniyle uygun giyinmem konusunda uyarıda bulunmuştu. Ben de ona göre giyinip gittim. 15 gün sonra ilk kez Selahattin’i göreceğim. Ancak X-ray cihazından geçemiyorum. Ötüyor sürekli. Ben de kaygılanmaya başladım. Çünkü bana öterse geçemezsiniz deniliyor sürekli. Sonra oradaki bir memur arkadaş kotunuzun düğmesi ötebilir onu tutarak geçin dedi. Sanırım onuncu denememde ötmeden geçebildim. Orada sevinçten zıpladım, hatta oradaki memur arkadaşlar da bana güldü. Selahattin’i gördüm, iyiydi. Sonra eve döndüm. Herkes Selahattin’i merak ediyor. Selahattin’in kız kardeşi Bahar benden görüşme ortamını tariflememi istedi. Ben de görüşme ortamını anlatıyorum telefonla konuşuyorduk, cam vardı, tel örgü ve demir parmaklık yoktu dedim. Daha sonra bir dahaki görüşe Bahar ile gittik, görüşme odasına girdik. Sonra Bahar bana döndü, Başak abla pembe demir parmaklıklar var dedi. Ve ben ilk görüşte bunu görmemiştim. 10 cm aralıkla demir parmaklık varmış ama direkt Selahattin’in gözlerine bakıp konuştuğum için görmemiştim. Sadece cam olarak tariflemiştim. Bir keresinde de kapalı bir görüşte Selahattin ile bakışlarla konuştuk. Sonra memur bir arkadaş geldi dedi ki bir şey mi oldu. Biz de dedik ki hayır bir şey olmadı. Daha sonra memur telefonda sesiniz gelmiyor diyince, Selahattin yapmayın arkadaşlar karımla bakışamayacak mıyız diye sordu. O da unutamadığım anlardan biri.”

En çok üzüldüğünüz an…

”Son dört yılda üzüldüğüm çok şey oldu. Maalesef Türkiye’de son beş altı yılda hiçbir şey iyiye gitmedi. Daha da katmerli bir şekilde kötüye gitti. Tek bir anı sayamayacağım ama 5 Haziran Diyarbakır katliamının yaşandığı gün… Suruç katliamı, Gar katliamı ve Kemal Kurkut’un katledilmesi… Yani sayamayacağım çok anlar var. Her gün yaşanan kadın katliamları…

Peki, en sevindiğiniz an?

”Belki savunma mekanizması diyebilirsiniz ama ben bir şeye çok sevinip çok üzülmüyorum. Çünkü son yıllarda sevindiğimiz çok şeyin arkasından hep kötü şeyler geliyor. Ya da üzülmüşsek hep daha kötüsü oluyor. Öyle çok sevindiğim bir an şu anda aklıma gelmedi.”

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”