23 Ekim 2026
16.9 C
İstanbul

Bakırhan’dan Hakan Fidan’a sert tepki: Türkiye, Suriye’de garantör ülke olsun

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sözcü’de katıldığı programda Türkiye’nin Suriye politikalarına, Suriye’deki çatışmalara ve Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Halep’in Suriye’nin farklı inanç ve kimliklerin birlikte yaşadığı bir kent olduğunu belirten Bakırhan, “SDG, (DSG) Suriyeli bir örgüt; Suriye menşelidir. Şara Hükümeti de şu anda orada yönetimdedir. Şimdi Şara konuşsa anlarsınız, dersiniz ki Suriye’nin geçiş sürecindeki devlet başkanıdır. Mazlum Abdi konuşursa dersiniz ki SDG’nin yöneticisidir. Yani Sayın Fidan’ın her seferinde Suriye’nin bir bakanı gibi, Suriye kabinesinde bulunan bir bakan gibi konuşması gerçekten anlaşılır gibi değil. Şara’yla SDG’li yöneticiler otursun; başta Halep meselesi olmak üzere Kürtlerin orada ne istediğini, ne talep ettiğini müzakere etsinler, konuşsunlar” dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ifadelerine ilişkin konuşan Bakırhan, şunları ifade etti:

“Halep’te gücü kullanan Türkiye mi, Şara Hükümeti mi, onu anlamakta insanlar güçlük çekiyor. Halep’teki sorun tabii ki çözülsün. Suriye’deki bu mesele artık çözülsün. Hemen yanı başımızda, sınırımızda bizi üzen, Türkiye’de çok önemli bir gündem olan, tartışmalara sebebiyet veren bir meseleden bahsediyoruz. Çözüm çok kolay. Sayın Fidan’ın anlattığı gibi zor değil.

Kimsenin yerinden edilmesine, göç etmesine gerek yok. Suriye, Esad’ın devrettiği geleneklerle devam edecekse zaten oradan bir çözümden bahsetmek zor. Esad döneminde tekçi bir yönetim vardı; bu tekçilik Müslümana da, Kürde de, farklı inanç ve etnik kimliklere sahip insanlara da dayatılıyordu. Suriye’de henüz oturmuş bir rejim yok. Rejimin karakteri belli değil.

Demokratik mi olacak, kapsayıcı mı olacak? Anayasasında Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler; orada yaşayan bütün milliyetler ve inançlar yer alacak mı bilmiyoruz.”

“SDG’den buraya bir tehdit yok”

Bakırhan, devamında şunları söyledi:

“Aslında 27 Şubat çağrısı, bir biçimiyle Öcalan ile örgüt arasında iyi bir şekilde devam ediyor. Ama şimdi, SDG’nin konuşulmadığı, bizim de içinde bulunduğumuz ortamda dahi SDG’ye dair Öcalan tarafından herhangi bir şeyin söylenmediği bir noktada, bu çağrının dünyadaki bütün Kürtleri ilgilendirdiği söylenebilir mi? Bir de, ‘tamam’ deniliyor… SDG’yi de ilgilendirsin. Bir de burada çözüm sürecini bir rayına koyalım. Hala insanlar inanmıyor, hala güvenmiyor. Hala adımlar atılmış değil. Hala, silahı bırakanlar kendi kamplarına geri döndü. Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye silah bırakılmasını çok istiyordu. Silah bırakanların gelip sosyal ve siyasal yaşama katılacağı söyleniyordu. Ama ortada herhangi bir adım yok. Şimdi tek taraflı olarak ciddi ve tarihi adımlar atılmış durumda. Buna rağmen şimdi yeni bir şey söyleniyor: ‘Bu SDG’yi de ilgilendiriyor. Japonya’da ana dilinde eğitim gören Kürt’ü de ilgilendiriyor.’

Suriye başka bir egemen; başka bir ülke… Irak başka. Benim demek istediğim şudur; Yapılan 27 Şubat çağrısında bizim yaptığımız görüşmede, bu süreç bütün coğrafyadaki Kürtleri ilgilendiriyor diye bir şey çıkmadı. Bu bir. İki; SDG dediğin şey PKK değil mi? SDG çeşitli adlardan oluşmuş. Neredeyse yarısına yakını Araplar, Türkmenler, Ezidiler… PKK’ye silah bırak diyebilir. PKK önerilerinde bulunabilir. Öcalan’ın düşünceleri tabii ki Suriye’deki Kürtler üzerinde de büyük etkisi var. Onu söylüyorum.

SDG’nin kendi üzerinde de etkisi olabilir. Burada daha bir şey yapılmamışken, verilen sözler yerine getirilmemişken, basit bir özel yasa çıkarılmamışken; Suriye’yi merkeze almak, Suriye’deki SDG’yi merkeze almak… ‘Şuradan çekil, buradan çık. Hepiniz sıraya dizilin. Arabız, Sünniyiz diye hazır ola geçin’ demek… Bunlar gerçekçi değil. Yüz yıllık bir meseleyi tartışıyoruz. Türkiye ne yaptı ki Suriye’de? Şimdi ne diyoruz? Burada hangi adımı attık? Hangi iyileşmeyi sağladık? Burada insanların yaşamına attığımız hangi adım pozitif anlamda dokundu? Biz iki bine yakın toplantı yaptık. Hayatımda hiç bu kadar zorlanmadım. Ne diyoruz? ‘Hoş geldiniz’ Toplanıyoruz, bu süreci anlatıyoruz, toplumsallaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü biz inanıyoruz: Türkiye’de kesinlikle çatışmasız, şiddetsiz, silahsız bir süreç olmalı. Süreç bunun üzerine inşa edilmeli. Bizde bir şey yok.

Madem SDG Kandil’den talimat alıyorsa ve bunu biliyorlarsa, kamuoyuyla da bunu paylaşıyorlarsa, delillerini ortaya koysunlar, biz de görelim. Bu Kandil nasıl bir şeymiş? Bir ara bizim demokratik zemini yönettikleri söyleniyordu. Adaylarımızı belirledikleri söyleniyordu. İşte bize yapılan bütün operasyonları oraya bağlıyorlar. İyi ki çok şükür adayları sandık kurarak seçtik de… Onu söyledikleri zaman o sandık görüntülerini gösteriyoruz. Bakın, on binlerce delegemiz sandığa gitti, kendi yöneticilerini seçti.

SDG’den buraya bir tehdit yok. Kendini Selefi güçlere karşı korumaya çalışıyor. Peki, ben söyleyeyim: SDG silah bıraktı diyelim. Onları bu güçlere karşı kim koruyacak? Alevileri katleden, Dürzîlerin bıyıklarını kesen, tekmeleyen, tokatlayan, öldüren, kadınlara saldıran kim? Selefi’nin silahı Türkiye için tehdit değil de Kürt’ün silahı niye olsun? Kürt ne zaman Türklere ihanet etmiş? Anadolu’ya geldiklerinden bugüne kadar birlikte olmuşlar, birlikte yaşamışlar, birlikte durmuşlar. Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaşmışlar.

“Türkiye Suriye’de garantör olsun”

1924’te ‘hepimiz Türk’üz’ denildiğinde, birileri ‘biz Müslümanız’ dedi. Asıl sorun orada çıktı. Yoksa Kürtler bugüne kadar Türklerle asla karşı karşıya gelmemiştir, savaşmamıştır. Ben üç defa cezaevine girmiş bir insanım. Cezaevi sevdalısı mıyım da sürekli cezaevine gireyim?

En çok ben çözüm isterim, demokrasi isterim. Çocuklarımla birlikte huzurlu bir şekilde, sabah saat dörtte kapım çalınmadan, rahat bir uykuda uyumak isterim. Meclise girerken herkesin parmak salladığı, koltukta oturan bir insan olmak istemem. Biz kafamızı ekmek kuyruğuna mı soktuk? Bu sorun çok zor değil.

Kürtlerin orada güvenli bir ortamda yaşaması gerekiyor. Türkiye garantör ülke olsun.”

Son Haberler

Fidan: Mekke İttifakı bölgesel güvenlik, barış ve refah için kuruldu

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nda...

‘Alihan Kuriş’ soruşturmasında 19 kişi daha tutuklandı

Alihan Kuriş'in liderliğinde "çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve...

Viyan Hababi: YBŞ Şengal’de kalacak

Ezidilerin savunmasını yapan  Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) Genel Komutanlık Üyesi Viyan Hababi, Irak hükümetiyle yürütülen görüşmelerin en üst düzeyde devam ettiğini belirterek, “YBŞ ve YJŞ (Şengal Kadın Birlikleri) savaşçıları Şengal’de kalacak” dedi. Hababi, taraflar arasında belirli bir uzlaşının sağlandığını ancak henüz resmi bir anlaşmanın imzalanmadığını ifade etti. Rojnews’e konuşan YBŞ Genel Komutanlık Üyesi, “YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalacağı ve kendi topraklarını koruyacağı konusunda bir anlayışa ulaştık” diye konuştu. “Bağdat’la görüşmeler sürüyor” Şengal’in geleceği, Irak’ın gündemindeki en önemli konular arasında yer alıyor. 12 Eylül’de Ezidi temsilciler ve Şengal savunma güçleri, Irak Başbakanı Ali Zeydi ile bir araya geldi. Son olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım Abudi, MERI Forumu’nda Şengal savunma güçleriyle uzlaşıya vardıklarını açıklamıştı. Hababi, çözüm amacıyla yürütülen görüşmelerin şubat ayından bu yana devam ettiğini belirtti. “Biz Iraklı bir gücüz” Hababi, en başından beri kendilerini Iraklı bir güç olarak tanımladıklarını vurgulayarak şunları söyledi: “Bizim Irak’a yönelik herhangi bir tehdidimiz yok. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız ve bu ülkenin bir gücüyüz. Ancak en başından beri Irak’tan talebimiz, savunma gücümüzün genel bir çatı altında, kendi yerinde kalarak toplumumuzu korumasıydı. Görüşmelerin amacı, güçlerimizin Irak ordusuna entegre edilmesi ancak özerkliğini korumasıydı.” “Savaşçılarımız Şengal’den ayrılmayacak” Viyan Hababi, Irak hükümetiyle uzlaşılan başlıklara ilişkin ise şu bilgileri paylaştı: “Genel bir çatı oluşturulacak ve bu yapı Irak hükümetinin bir bakanlığına bağlı olacak. Ancak Êzidî toplumunun özerkliği göz önünde bulundurulacak. Irak hükümetiyle YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalması konusunda anlaştık. Temel görevimiz topraklarımızı, yurdumuzu ve toplumumuzu korumaktır. Bazı çevreler aramızda ve Irak ordusu arasında çatışma çıkmasını istedi ancak biz kan dökülmesini önleyerek bunun önüne geçtik.” YBŞ komutanı Habibi, görüşmelerin bir sonuca ulaşması halinde kamuoyunu resmi bir açıklamayla bilgilendireceklerini söyledi.

Tom Barrack, Ahmed Şara ve Şeybani ile görüştü

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi...

Azerbaycan 31 Türk’ü istenmeyen kişi ilan etti, Erdoğan Aliyev ile görüştü

Azerbaycan hükümeti 31 Türk vatandaşını, bu ülkedeki okullarda başörtüsü...

Yaşar Güler’den Irak ve Suriye açıklaması

Türkiye Milli Savunma Bakanı Güler, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki...

YPJ şartlarını açıkladı: ‘Kadınların kimliğini korumak temel çizgimizdir’

Rojava’da Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlığı, Suriye hükümetiyle...

Türkiye Gündemi

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...

Halk TV nasıl kuruldu, CHP’yle ilişkileri nasıldı, yayın sürecinde neler yaşandı?

Halk TV'nin İstanbul'daki binasına sabahın erken saatlerinde polis operasyonu...

İhsan Kaçar: Barrack’ın Ortadoğu Denkleminde Kürtler

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelere yalnızca günlük açıklamalar ve...

DEM Parti MYK’si süreci görüşmek üzere toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar...

Bakırhan: Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu’nun çalışması tarihi öneme sahiptir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup...