1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Ankara-Şam yakınlaşması sonrası Türkiye’ye karşı derin endişe ve hayal kırıklığı

Rusya, Suriye ve Türkiye savunma bakanlarının 27 Aralık’ta Moskova’da yaptıkları görüşmenin ardından, başta İdlib olmak üzere Suriye’nin kuzeyi ve kuzeybatısındaki bölgelerde endişe ve büyük bir hayal kırıklığının hakim olduğu bildirildi.

Türkiye ve Suriye arasında 11 yıl sonra üst düzey temaslar gerçekleşerek yakınlaşma ve normalleşme yönünde adımlar atıldı.

Bu adımların sonrasında endişe ve hayal kırıklığının baş gösterdiği bildirildi.

Türkiye tarafının özellikle görüşmelere dair olumlu mesajlar vermesinin ardından Suriye’nin “muhalif olarak” nitelendirilen yerler ile Türkiye ve ona bağlı silahlı grupların kontrolü altında bulunan bölgelerde eylemler düzenlendi.

Suudi Arabistan merkezli Şarkul Avsat gazetesinin bildirdiğine göre İdlib ve Halep kırsalında ‘muhaliflerin kontrolündeki’ tüm şehir ve kasabalarda, Türkiye’nin Suriye rejimine yönelik son tutumu ve onunla yakınlaşmasını kınamak için kitlesel halk gösterileri düzenlendi.

Gazete; İdlib, Cisr eş-Şuğur, Eriha, Binniş, Maarat Misrin, Haram, Salkin, Sarmada, el-Bab, Cerablus, Azez, Suran, Mare, Ahterin, Efrin, Cinderes, Çobanbey, Atarib ve kuzeydeki ilçelerde “Öleceğiz ancak Esad ile barışmayacağız” başlığı altında çok sayıda protestonun yapıldığını dile getirdi.

Gazeteye konuşan rejim güçlerinden ayrılan bir subay olan Albay Mustafa Bakur, yakınlaşmaya ilişkin “Suriye muhalefetinin hem siyasi, hem de askeri liderliğinin ön saflarında yer alanların uluslararası ve bölgesel taleplere boyun eğmesi, Astana ve Soçi hattının, Müzakere Komisyonu ve Anayasa Komitesi’nin Birleşmiş Milletler (BM) ve BM Güvenlik Konseyi (BMGK) çatısı dışında kabul edilmesi, devrim ve devrimcilerinin zayıflamasına yol açan ve herhangi bir uluslararası veya bölgesel partinin, devrimin güçlerinden yalıtılmış olarak herhangi bir karar almasını veya herhangi bir siyasi yola girmesini sağlayan en önemli sebepti” değerlendirmesini yaptı.

“Gruplar etkinliğini yitirdi, bu da Ankara’yı Esed rejimi ile müzakereye itti”

Mustafa Bakur devamında ise şunları kaydetti:

“Devrimin askeri konumunu zayıflatmaya ve onu bölgesel ve uluslararası müdahalelere karşı savunmasız hale getirmeye birçok faktör katkıda bulundu. Suriye devriminin karşı karşıya kaldığı ve bölgesel güçler karşısında zayıfladığı önemli askeri tavizler oldu. Gruplar etkinliğini yitirdi, bu da Ankara’yı Esed rejimi ile muhalefetin görüşlerinden soyutlanarak müzakere etmeye itti. Muhalefetin dış desteğe güvenme konusundaki memnuniyeti, yabancı taraflara devrimin gidişatını kontrol etme imkanı verdi.

Astana ve Soçi başta olmak üzere siyasi kollara girilmesi, karada askeri harekatın devrimin çıkarlarını değil, ülkelerin çıkarlarını temsil eden politikacıların arzusuna bağlı olduğunun kabul edilmesi, gruplar arasında devrimin çıkarlarıyla ilgisi olmayan gündemlere dayanan iç çatışmalara girilmesi, askeri uzmanların etkisiz hale getirilmesi ve sivillerin askeri gruplara liderlik etmesi için atanması muhalifler açısından sorunlara neden oldu.

Bu girdaptan çıkmanın ve uluslararası ve bölgesel güçlere bağımlılığı kırmanın tek yolu, müzakere yolları ve tavizlere girmeyen yeni bir liderlikle yeni bir fetih ordusunun yeniden oluşturulmasıdır. Bu da elbette devrime inanan tüm gençler için bir cazibe unsuru oluşturacak ve biz devrimin ilk yoluna geri döneceğiz.”

“Türkiye’nin Suriye rejimi ile uzlaşmayı dayatma hakkı yok”

Gazetenin görüşlerine başvurduğu ve “insan hakları aktivisti” olarak nitelendirilen Ekrem Cuneyd ise son dönemdeki gelişmelere ilişkin şunları söyledi:

“Türkiye, Suriye devriminin gerçek güçleri ve temsilcilerine yönelik yeni hesaplarını ve politikalarını ve Suriye rejimi ile son dönemdeki pozisyonlarını gözden geçirmelidir. Suriye rejimi ile yakınlaşma projesinde devrim kavramı ile devrimciler ve yapay muhalefeti birbirinden ayırmalıdır. Devrim, Suriye halkının 11 yıl önce patlak verdiği ilk günden itibaren, bir milyondan fazla sivilin öldürüldüğü, rejimin gizli hapishanelerindeki bir milyondan fazla Suriyelinin akıbetinin belli olmadığı, Suriye halkına karşı en iğrenç suçların işlendiği ülkede zalim, gaddar ve diktatör bir rejimin devrilmesini talep eden bir davadır.

Suriyeli devrimciler hala yola çıktıkları hedefteler. Ülke dışındaki muhalefet ise, devrimi, devrimcileri ve Esed çeteleriyle savaş alanlarındaki fedakarlıkları, Suriye meydanlarında özgürlük ve haysiyet sloganları atan, en iğrenç baskı, öldürme ve tutuklama yöntemlerine maruz kalan özgür insanları temsil etmiyor. Aksine, bu muhalefet bağlı oldukları ülkeleri temsil ediyor.”

Türkiye’nin Suriye devriminin grupları ve Suriye halkıyla yaptığı anlaşma ve dayanışmadan vazgeçme hakkına sahip olduğuna vurgu yapan Cuneyd, “Ancak devrimcilerle Suriye rejimi arasında bir uzlaşmayı dayatma veya Türkiye’deki Suriyeli mülteciler de dahil olmak üzere, Suriye konusunu Türk tarafların seçim öncesi kendi aralarında yatırım yaptıkları bir kart olarak kullanma hakları yoktur” dedi.

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...