18 Ağustos 2026
28.1 C
İstanbul

Alman siyasetçi Kürt meselesinde yeni bir çözüme ihtiyaç var

Almanya Yeşiller Partisi Parlamenteri ve Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk grubu başkanı, Max Lucks, Almanya’nın askeri birliklerinin Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde kalış süresinin uzatılmasından yana olduğunu belirterek, “herkes Alman angajmanının devam etmesini istiyor ve biz de gerçekten birkaç alanda çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Şahsen benim için, Kürdistan Bölgesi’ndeki askeri varlığımızla angajmanımızı sürdürmemiz çok önemli. Müttefiklerimizi desteklemek, Peşmergeleri eğitmek ve Peşmerge reformu için baskı yapmak çok önemli” dedi.

 Şengal Anlaşması hakkında da konuşan Max Lucks, herkesin anlaşmaya uyması gerektiğini ifade ederek, “Şengal’in güvenli olmamasını ve yeniden inşa edilmemesini görmek beni üzüyor. Birçok Ezidi’nin Şengal’e geri dönmesi mümkün değil çünkü altyapı yok, güvenlik yok, barış yok ve hatta iş bulma ve ekonomik olarak yaşama koşulları bile yok. IŞİD’in bu korkunç soykırımının kurbanları olan Ezidilerin, Irak hükümeti tarafından ihmal edilen IDP (İç göç sonucu oluşturulan kamplar) kamplarında yaşamaya devam etmek zorunda kalmaları çok üzücü” ifadelerini kullandı.

Peşmerge Güçleri bünyesinde devam eden reform süreci hakkında da konuşan Alman yetkili, “Tüm siyasi ana aktörlerin Peşmerge’yi birleştirmeye istekli olması iyi bir şey, ancak gerçekten bu sonuca varıldığını görmek istiyoruz. Gerçekten birleşik bir Peşmerge görmek istiyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de Kürt meselesinde yeni bir çözüm sürecine ihtiyaç olduğuna inandığını belirten Lucks şunları söyledi:

“Türk demokrasisinin Kürt sorunu hakkında gerçekten yeni bir barış sürecine ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Kürt sorununa bir çözüm bulunmadan ve bir barış süreci yeniden başlatılmadan bölgede ve Türkiye’de barış olmayacak. Bunu gerçekten yapmalılar ve bundan bir bütün ülke olarak ve çeşitlilik içinde birleşmiş bir ülke olarak faydalanabilirler.”

Max Lucks, Türkiye’nin Rojava ve Kürdistan Bölgesi’ndeki askeri operasyonlarıyla ilgili olarak da “Dışişleri Bakanımız İstanbul’da Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri harekâtlarının uluslararası hukuka uygun olmadığını yüksek sesle ve net bir şekilde dile getirdi. Bu çok güçlü bir açıklamaydı ve bizim tutumumuz bu. Terörle mücadeleye karşı değiliz, ancak sivilleri tehdit eden, sivilleri öldüren, tüm bir bölgeyi ve bu arada Ezidil bölgelerini  istikrarsızlaştıran askeri operasyonlara karşıyız” dedi.

Almanya Yeşiller Partisi Parlamenteri ve Türkiye-Almanya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı, Max Lucks Erbil merkezli Rudaw televizyonundan Nwenar Fatih’in sorularını yanıtladı:

(Kürdistan Bölgesi’ni ziyaret eden) delegasyonda yer alıyorsunuz. Delegasyonun ziyaret amacını bize anlatabilir misin?

Max Lucks: Delegasyonun ziyaret amacı, müttefiklerimizi bu bölgede yalnız bırakmayacağımızı göstermekti. Bölgeyle, hükümetle ve ayrıca sivil toplumla birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Belirli konulara de çok önem veriyoruz, örneğin Ezidi halkına yönelik soykırımdan 10 yıl sonra, onları savunmaya devam ediyoruz.

Ziyaretinizin ikinci günündesiniz ve birçok görüşme yaptınız. Görüşmelerin sonucunu bilmek istiyorum.

Max Lucks: Sonuç olarak herkes Alman angajmanının devam etmesini istiyor ve biz de gerçekten birkaç alanda çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Şahsen benim için Kürdistan Bölgesi’ndeki askeri varlığımızla angajmanımızı sürdürmemiz çok önemli. Müttefiklerimizi desteklemek, Peşmergeleri eğitmek ve Peşmerge reformu için baskı yapmak çok önemli. Ancak aynı zamanda bölgedeki hükümetten de medya ve basın özgürlüğünü güçlendirme, insan hakları koşullarının daha da iyi düzeye getirilmesi gibi pek çok konuda adımlar atmasını bekliyoruz. Aynı zamanda Şengal’deki soruna bir çözüm bulunmasını istiyoruz. Böylece Ezidi halkı yurtlarına geri dönebilir.

İnsan haklarından bahsettiniz. Bu heyetin İnsan hakları konusuna odaklandığını biliyorum. Özellikle bugün Erbil’de farklı siyasi partilerle yaptığınız tüm toplantılar hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Belki önümüzdeki günlerde medya ve STK’larla da bir araya geleceksiniz. (Kürdistan Bölgesi’nde) İnsan haklarını nasıl görüyorsunuz?

Max Lucks: Öncelikle, Irak’ın tamamına oranla bu bölgede daha iyi bir insan hakları durumu gördüğümüzü söylemeliyim ve gerçekten bunlar iyi bir sinyal. Ancak gazetecilerin özgürce çalışabildikleri bir ortam ve özgür seçimlerin yapıldığını görmek istiyoruz. Öte yandan insan haklarının sağlık ve iş gibi altyapıya erişimi de içermesini istiyoruz. Özellikle bu bölgedeki gençler için burada iyi ve düzgün bir yaşam fırsatları görmek istiyoruz.

Kürdistan Bölgesi’nin Almanya ile ilişkisi stabil devam ediyor mu yoksa bu ilişkide yeni gelişmeler var mı?

Max Lucks: Almanya ile Kürdistan Bölgesi arasındaki ilişki gerçekten kalpten bir ilişki. Almanya’da tüm dünyadaki en büyük Ezidi diasporasına sahibiz. Ayrıca tüm dünyadaki en büyük Kürt diasporalarından birine sahibiz. Yani, birçok halk ile bağlantımız var. Örneğin, Erbil’de bir süre Almanya’da eğitim gören ve geri dönüp burada siyaset yapan ve örneğin milletvekili olan birçok politikacımız var. Yani, ilişkilerimizi güçlendiren bu bağlantılardan birçoğuna sahibiz. Örneğin bölgedeki birçok insanın insan hakları söz konusu olduğunda bizimle aynı değerleri paylaştığını görüyoruz. Bunlar çok iyi.

Yeşiller olarak Erbil ile Berlin arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için hangi adımları attınız?

Max Lucks: Bölgede çok sayıda somut projemiz var. Duhok Üniversitesi’ni düşündüğümde, örneğin Duhok Üniversitesi’nde psikologlar için çok iyi bir eğitimimiz var. İklim kriziyle mücadele etmek ve yeni işler yaratmak için çok sayıda projemiz var. Sivil topluma katkıda bulunan projelerimiz var ve elbette Duhok’taki birçok IDP kampında “Hayata Dönüş” projesi gibi, IŞİD mağdurlarına katkıda bulunan ve onlara bir bakış açısı kazandıran projelerimiz var.E

zidilerden bahsettiniz. Alman Parlamentosu Bundestag, 2014’te Ezidilere yapılan saldırıyı soykırım olarak tanımladı ve siz şahsen bu yasada çok kritik bir rol oynadınız. Peki, Almanya, Almanya’daki ve Kürdistan Bölgesi’ndeki Ezidiler için ne yapacak?

Max Lucks: Almanya’da, onların kültürlerini ve dinlerini onur ve özgürlükle yaşamalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ayrıca, Almanya’da, özellikle genç Ezidilerin, kadınların özgür olabilmesi, kiminle evleneceklerini veya evlenmeyeceklerini özgürce seçebilmeleri için dinlerini yeniden düzenlemelerine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Burada, bölgede Ezidileri savunmak istiyoruz çünkü bölgedeki birçok devletin ve birçok politikacının Ezidileri kendi politik amaçları için bir oyun alanı gibi kullandığını görüyoruz. Alman vatandaşları olarak en büyük Ezidi diasporasına sahibiz, bu nedenle onların güvende olmaları ve bölgede bir geleceklerinin olması bizim için ulusal bir konu. Bu bölgede ve evlerinin bulunduğu Şengal’deki Ezidi halkı için gerçek bir gelecek istiyoruz. Bu yüzden herkesin Şengal Anlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeleri ve güçlerinin yettiği ölçüde barışı yaratmak için ellerinden gelen her şeyi yapmaları gerektiğini savunuyoruz.

Şengal’deki durumu nasıl görüyorsunuz? Elbette, oradaki durumun farkında olduğunuzu ve Şengal’deki durumu yakından takip ettiğinizi biliyorum.

Max Lucks: Kişisel olarak, Şengal’in güvenli olmamasını ve yeniden inşa edilmemesini görmek beni üzüyor. Birçok Ezidi’nin Şengal’e geri dönmesi mümkün değil çünkü altyapı yok, güvenlik yok, barış yok ve hatta iş bulma ve ekonomik olarak yaşama koşulları bile yok. IŞİD’in bu korkunç soykırımının kurbanları olan Ezidilerin, Irak hükümeti tarafından ihmal edilen IDP kamplarında yaşamaya devam etmek zorunda kalmaları çok üzücü.

Siyasi açıdan, Irak hükümetinin bir yandan IDP kamplarını kapatmak istediğini duyururken diğer yandan Şengal Anlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesini anlamıyorum. Orada gerçek bir hareket görmek istiyorum ki bir gün IDP kamplarını kapatabilelim, ancak bunu yaparken de savaştan kurtulan Ezidilere yönelik bir bakış açısıyla olmalı.

Şengal Anlaşması ve bu anlaşmanın sahada uygulanmaması söz konusu olduğunda kimi suçluyorsunuz?

Max Lucks: Kimseyi suçlamıyorum çünkü suçlamanın işe yaradığına inanmıyorum, ancak kimin çok fazla sorumluluğu olduğunu ve kimin de sorumluluğu olmadığını görüyorum. Şengal Anlaşması’ndan doğan en büyük sorumluluk Bağdat’taki Irak merkezi hükümetine ait. Ayrıca Kürdistan Bölgesi Hükümetinin de bazı sorumlulukları var. Elbette, Türkiye’den gelen askeri operasyonlar istikrarsızlık iklimi yaratmaya devam ettiği sürece Şengal’de barış olmayacak.

Irak’ta diğer siyasi partiler tarafından kullanılan Ezidilerden bahsettiniz. Bu endişe Irak’ta ve hatta Irak’ın Kürdistan Bölgesi’nde çok yaygın. Ezidilere odaklanan bir parlamento üyesi olarak Almanya’da da aynı endişeyi yaşıyor musunuz?

Max Lucks: Benim böyle bir endişem yok çünkü 2021’den beri parlamento üyesiyim ve parlamentomuzda üstükapalı veya gizli bir yasa taslağının oybirliğiyle geçtiğini görmedim ancak Ezidi halkının soykırımının tanınması Almanya’da parlamentomuzdan aleni ve açık bir şekilde geçti.

Önümüzdeki Ekim ayında, Bundestag’ın Alman birliklerinin Irak’ta ve Kürdistan Bölgesi’nde kalması için verdiği yetki sona erecek. Siz ve siyasi partiniz Yeşiller, Alman birliklerinin burada kalması için görev süresini uzatacak mısınız, siz de bundan yana mısınız?

Max Lucks: Dürüst olmak gerekirse, burada çalışmalarımıza devam etmekten kesinlikle yanayız ve askerlerimiz de öyle. Çalışmalarımıza gerçekten devam etmek istiyoruz çünkü çalışmalarımız son derece mantıklı. Bölgeye istikrar getirebiliriz, birlikte çalışabilir ve Peşmergeleri eğitebiliriz. Bu arada, tüm dünya olarak Peşmergelere hepimiz için IŞİD’i yendikleri için minnettar olmalıyız. Ancak buradaki çalışmalarımıza devam edip edemeyeceğimiz sorusu sadece bizim elimizde değil. Çalışmalarımıza devam etmenin bir yoluna ihtiyacımız var. Umarım şu anda olduğu gibi burada askeri varlığımızla çalışmalarımıza devam edebiliriz ancak Bağdat ile ABD arasındaki müzakereler nedeniyle bunun mümkün olup olmadığını henüz bilmiyoruz.

Şu anda Bağdat ile ABD arasında Irak’taki IŞİD’e Karşı Uluslararası Koalisyon’un görevinin sona erdirilmesi konusunda müzakereler sürüyor. Almanya da bu koalisyonun çok önemli bir parçası. Almanya bu müzakerelerin içeriğinden haberdar mı?

Max Lucks: Almanya bu müzakerelerin öneminin çok farkında ancak bu müzakerelerin her içeriğinden haberdar değil çünkü bu Bağdat ile ABD arasındaki bir müzakere. Ancak Almanya, Irak ve Bağdat’ın merkezi hükümetinden ne yapmasını istediğimizin çok farkında. Bu hükümetten bu bölgeyi istikrara kavuşturmak, bu bölgeye ve tüm devlete egemenlik getirmek ve IŞİD karşıtı koalisyonda askeri varlığımızı sürdürmek için kendi çıkarlarına bile uygun bir karar almasını istiyoruz.

Buradaki varlığınız ABD ve Irak arasındaki müzakerelerin sonucuna mı bağlı, Alman birliklerinin veya Alman varlığının Irak’ta askeri olarak kalıp kalmayacağı, bu görüşmelerden çıkacak sonuçlarla mı şekillenecek?

Max Lucks: Uluslararası hukuka bağlı ve uluslararası hukuk perspektifinden, burada bulunmak için Bağdat’tan bir davet almamız gerekiyor.

Irak’taki durum hakkında değerlendirmeniz nedir? Böyle bir adımın atılması Irak ve bölgedeki gelişmeler Uluslararası Koalisyon’un rolünü sona erdirmek için uygun olduğunu düşünüyor musunuz?

Max Lucks: Irak merkezi hükümetine, buradaki görevimizin devam etmesi için çağrıda bulunuyorum çünkü IŞİD ile mücadele konusunda yaptığımız çalışmalarımız son derece önemli. Elbette, IŞİD’in genel askeri kontrolü ortadan kalktı, ancak IŞİD hala bölgede, Kürdistan Bölgesi’nde, tüm Orta Doğu’da ve tüm Irak’ta güvenlik için bir risk. Bu nedenle askeri varlığımız Irak için hayati önem taşıyor ve aynı zamanda Kürdistan Bölgesi için de hayati önem taşıyor. Bu bölgedeki birçok insanın Peşmerge’yi eğitmemizi, onlarla birlikte çalışmamızı, Peşmerge’yi birleştiren reformlar için çabalamamızı gerçekten takdir ettiğini ve çalışmalarımıza burada devam etmemizi istediklerini biliyorum.

Almanya da Peşmerge reform planının bir parçası. Buradaki birlikleriniz bu konuda harika bir iş çıkarıyor. Çok çaba sarf ediyorlar, ancak Peşmerge güçlerini birleştirme ve onu siyasi bağlılıktan uzak ulusal bir güç haline getirme planının sonuçlardan memnun musunuz?

Max Lucks: Biliyor musunuz bu durum gerçekten ilginç, iki yıl önce Irak’tayken, herkes bana Peşmerge’nin birleşmesi gerektiğini söylüyordu. Herkes Peşmerge Güçleri’nin yüze yüz birleşeceğiniz söylüyordu. Ancak bugün baktığımızda Peşmerge Güçleri hala birleşmedi. Tüm siyasi ana aktörlerin Peşmerge’yi birleştirmeye istekli olması iyi bir şey, ancak gerçekten sonucu görmek istiyoruz. Gerçekten birleşik bir Peşmerge görmek istiyoruz.

Bunu hala göremediniz mi?

Max Lucks: Hala göremedik.

Bundestag’da Türkiye’deki insan haklarını izleme konusunda da bir rolünüz var. Türkiye’deki insan haklarını nasıl görüyorsunuz?

Max Lucks: Ben sadece Türkiye’deki insan haklarını izleme rolüm yok; aynı zamanda Alman-Türk Parlamento Grubu’nun başkanıyım, bu benim için gerçekten büyük bir onur, özellikle de benim yaşımda ve parlamentoda yeni olmam nedeniyle. ABD parlamento grubundan sonra parlamento değişimleri için ikinci en önemli grup olduğunu söylüyoruz çünkü Almanya ile Türkiye arasında çok fazla bağlantım var. Seçim bölgem olan Bochum şehrinde, Türkçe belki de insanlar ve yeni doğan çocuklar için ikinci en büyük ana dil ve bu çok iyi bir şey. Bu yüzden biraz Türkçe de anlayabiliyorum çünkü orada büyüdüm. Türkiye’yi düşündüğümde ve Türkiye hakkında konuştuğumda, sadece hükümeti veya siyasi aktörleri görmüyorum; birçok insan ve cesur bir sivil toplum görüyorum, özellikle de iyi bir demokrasi ve güçlü bir hukukun üstünlüğü yeniden inşa etmeye istekli birçok genç görüyorum. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden gelen kararları uygulamayarak Türkiye’deki bu hukukun üstünlüğünün saldırı altında olduğunu görmek üzücü. Ayrıca, Türk askeri güçlerinin bazen Suriye’deki operasyonlarıyla ve ayrıca örneğin Irak’taki operasyonlarla uluslararası hukuka zarar verdiğini görmek de üzücü. Bunlar Türkiye ile tartışmamız gereken birçok konudan sadece bazıları.

Türkiye’deki Kürtlerin durumunu nasıl görüyorsunuz?

Max Lucks: Türkiye’deki Kürtlerin durumunu nasıl görüyorum, yani Kürtler Türkiye’nin bir parçası; Türkiye vatandaşı. Bu arada İstanbul, dünyanın en büyük Kürt şehirlerinden biri. Çok fazla Kürt var ve hiç kimse İstanbul’un bir Kürt şehri olduğunu inkar edemez. Bunu söylerken, bir demokrasinin azınlıklarına iyi davrandığı kadar güçlü olduğuna inanıyorum ve Kürtler Türkiye’de bir azınlık. Her açıdan çok iyi muamele gördükleri söylenemez. Türkiye’de Kürt sorununun sesi olan Selahattin Demirtaş’a yönelik siyasi baskıları düşünün. Ders ve eğitim almak için yeterli erişim yok ve ayrıca Kürt anadillerinde resmi eğitimleri yok. Bunların Türkiye’nin atması gereken adımlar olduğunu düşünüyorum. Türk demokrasisinin Kürt sorunu hakkında gerçekten yeni bir barış sürecine ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Kürt sorununa bir çözüm bulunmadan ve bir barış süreci yeniden başlatılmadan bölgede ve Türkiye’de barış olmayacak. Bunu gerçekten yapmalılar ve bundan bir bütün ülke olarak ve çeşitlilik içinde birleşmiş bir ülke olarak faydalanabilirler.

Ama mevcut hükümet Türkiye’deki Kürt sorununu çözdüklerini ve Kürt sorunu diye bir şey kalmadığını söylüyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen yıl boyunca bunu defalarca söyledi. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Max Lucks: Kürt sorununun çözülmediğine inanıyorum çünkü Kürt sorunu muhalif bir siyasetçi olan Selahattin Demirtaş’ın hala hapiste olmasının nedenlerinden biri. Kürt sorunu, Kuzey Suriye’de YPG güçleri ile Türk ordusu arasında askeri bir çatışma olduğu sürece çözülmez. Bu çatışma her gün yaşanıyor ve devam ettiği sürece sorun ve kriz çözülmez. Silahlı bir savaş alanında değil, masada görüşmelerle çözülmesi gerekiyor.

Türk ordusu ile PKK arasındaki savaş Irak’ın uluslararası sınırları içinde, Irak Kürdistan bölgesinde devam ediyor. Türkiye NATO üyesi ve Almanya da NATO üyesi. Bu operasyonu nasıl görüyorsunuz?

Max Lucks: Yeşil Parti’de siyaset yapıyorum ve dediğiniz gibi dışişleri bakanı da yine partimizin üyesi, tüm NATO ülkelerinden sadece bir dışişleri bakanının Türkiye’de, İstanbul’da Türk dışişleri bakanıyla yaptığı basın toplantısında, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri harekâtlarının uluslararası hukuka uygun olmadığını yüksek sesle ve net bir şekilde dile getirdi. Bu çok güçlü bir açıklamaydı ve bizim tutumumuz bu. Terörle mücadeleye karşı değiliz, ancak sivilleri tehdit eden, sivilleri öldüren, tüm bir bölgeyi ve bu arada Ezidi bölgelerini istikrarsızlaştıran askeri operasyonlara karşıyız.

Siz ayrıca İran’ı da izliyor musunuz?

Max Lucks: Evet, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi için çalışıyorum.İ

ran’da yeni bir cumhurbaşkanı seçildi, Mesut Pezeşkiyan. İran’ın dış politikasında herhangi bir değişiklik öngörüyor musunuz?

Max Lucks: Hayır, bunun olacağına inanmıyorum. O hükümete güvenmiyorum. İran’ın sözde hükümetinin izin verdiği seçimlere güvenmiyorum. Bence İran’daki bu rejim, halkının çoğunluğunun desteğine sahip değil. İran’daki bu rejimin bölgede iyi niyeti yok. Gazze’deki insanların korkunç durumuna bakın, her gün acı çekiyorlar, masum erkekler, kadınlar ve çocuklar ölüyor. Bu acıdan kim faydalanıyor? İran rejimi bu acıdan faydalanıyor çünkü birçok insan onlardan uzaklaşıyor. Bu yüzden bu acıya giden yolu finanse ediyorlar. İran’daki bu rejim bölgede kendileri için para ve güç elde etmekten başka bir şey istemiyor ve bu çok büyük bir sorun. Bu yüzden İran halkını ve ayrıca İran’daki Kürt halkını desteklemeliyiz.

Bu cesur bir açıklama.

Max Lucks: İran halkı ve İran’daki Kürt halkının bu rejime karşı sokaklara çıkması kadar cesurca değil.

İran’daki mevcut hükümetten Kürt sorunu konusunda en azından önümüzdeki birkaç yıl içinde herhangi bir adım bekliyor musunuz?

Max Lucks: Dürüst olmak gerekirse bu rejimden insanlık adına düzgün hiçbir şey beklemiyorum.

Rojava, Kuzeydoğu Suriye, Kürtlerin yaşadığı bölgeler hakkında – oradaki durumu, özellikle PYD tarafından kontrol edilen yönetimdeki insan hakları durumunu ve medya özgürlüğünü nasıl görüyorsunuz?

Max Lucks: Oradaki insan hakları durumu eksiksiz değil ve belki de İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarına bakıldığında mükemmel olmaktan çok uzak. Örneğin çocuklar askeri güçlerde görev yapmaya zorlanıyor, bu hiçbir insan hakları perspektifinden kabul edilemez. Ancak elbette bu bölgede insan hakları durumlarını diğer bölgelerle karşılaştırmanız gerekir. Suriye’de Esad tarafından kontrol edilen veya İslamcı gruplar gibi Türk askeri güçlerinin müttefikleri tarafından kontrol edilen bölgelerle karşılaştırıldığında, Kürtlerin kontrol ettiği kuzey Suriye bölgesindeki insan hakları durumu daha iyidir.

Sizce Almanya ve uluslararası toplum Suriye’nin geleceğinde Kürtlerin haklarını güvence altına almak için ne yapmalı?

Max Lucks: Öncelikle Suriye için ortak bir yaklaşım bulmalıyız. Biz Suriye’de ortak bir Avrupa yaklaşımına öncülük ediyoruz. Çünkü şu anda Suriye’ye ve orada yaptıklarımıza bakarsanız, hedeflerimize ulaşamadık. Çünkü hedeflerimizden biri Suriye’deki Kürt nüfusunu güvence altına almak olmalı. Bunun anahtarlarından birinin Kuzey Suriye’deki Kürt yetkililerle birlikte çalışmak olduğunu düşünüyorum. NATO müttefiklerimizden Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonlarını durdurması için bir yol bulmalıyız, bu özellikle Kürt azınlıkları korumak için önemli. Türk askeri güçlerinin müttefiklerinden Kürt halkına yönelik insan hakları ihlalleriyle ilgili birçok rapor geliyor ve bu kabul edilemez. Bunu Türkiye’ye daha istikrarlı ve daha yüksek sesle dile getirmeliyiz.

Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirme yönündeki farklı ülkelerin çabalarını nasıl görüyorsunuz? Bunu destekliyor musunuz?

Max Lucks: Esad rejimi, tüm dünyada sahip olduğumuz en acımasız rejimlerden biri ve bu yüzden Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirmeye ikna olamıyorum. Ancak, Suriye’ye yönelik politika yaklaşımımızın istediğimiz gibi çalışmadığını görmeliyiz. Bunun nedenlerinden biri Rusya’nın etkisi ve Esad’a olan desteğidir. Bu yüzden Suriye için şimdi yeni bir yaklaşım hakkında Avrupa Birliği’nde müzakereler yapmamız gerektiğine gerçekten inanıyorum.

Max, çok teşekkür ederim. Seninle bu sohbeti yapmak benim için büyük bir zevkti. Kürdistan ve Erbil’e tekrar hoş geldin ve seni burada daha sık görmeyi umuyorum.

Max Lucks: Erbil’de olmak çok güzel. Beni ağırladığın için ben de teşekkür ederim.

Son Haberler

Irak Hizbullah Tugayları’ndan silahsızlanma hamlesine ‘TSK’ ve ‘Peşmerge’ şartı

Silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik baskılar artarken İran destekli Irak Hizbullah Tugayları(Ketaib Hizbullah) silah bırakmak için yeni şartlar öne sürdü. Şartlar arasında Türk ordusunun çekilmesi ve Peşmerge Güçleri'nin lağvedilmesi yer alırken, Başbakan Zeydi'ye yönelik "sert" bir mesajda "Sana 100 gün dayandık" tehdidi savruldu. Irak Hizbullah Tugayları Güvenlik Sorumlusu Ebu Mücahid Asaf, silah bırakma ve son dönemdeki güvenlik durumuna ilişkin bir mesaj yayımladı. Irak Hizbullah Tugayları, silahlarla ilgili konularda herhangi bir Irak hükümetiyle işbirliği düzenlemesi yapmak için üç ön koşul açıkladı. Şii silahlı grubun mesajında belirtilen şartlar, Amerikan ordusunun Irak topraklarından ve hava sahasından tamamen çekilmesi, geri dönmeyeceklerine dair güvence verilmesi ve siyasi ile ekonomik kararların Amerikan hegemonyasından uzaklaştırılması olarak sıralandı. Peşmerge’nin lağvı ve TSK şartı Grubun ikinci şartı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Irak'tan çekilmesi iken, üçüncü şartta Peşmerge Güçleri'nin lağvedilmesi talep edildi. Peşmerge Güçleri, yeni Irak’ta 2005 anayasasında Kürdistan Bölgesi'nin güvenlik gücü olarak tanınan resmi bir askeri güç olarak tanımlanıyor. Hizbullah Tugayları ve Nuceba Hareketi, şimdiye kadar silahlarını devlete teslim etmeye yanaşmayan iki ana grup arasında yer alıyor. Bugüne kadar tek ön koşulları Amerikan ordusunun çekilmesiydi. Başbakan Zeydi’ye tehdit: 100 gün sana tahammül ettik! Irak Hizbullah Tugayları Güvenlik Sorumlusu'nun mesajının bir diğer bölümü bir süre önce göreve başlayan Başbakan Ali Falih el-Zeydi'ye yönelikti. Mesajda, onun davranışlarına “100 gün boyunca tahammül ettikleri”ni, ancak Irak'ı içinde bulunduğu karmaşık durumdan çıkaracak bir performans göremedikleri savunuldu. Hizbullah Tugayları, Zeydi'yi, Amerikalıların doğrudan denetimi altında, güçlerinin şehit ve yaralılarının evlerine baskın yapmakla suçladı ve gelecekte bu tür durumlara aynı şekilde karşılık verecekleri tehdidinde bulundu. Hizbullah yetkilisi Ebu Mücahid Asaf, Başbakan Zeydi'ye hitaben, "Bizim kanımız ülkenin egemenliğini, devleti ve kutsalları korumak için akarken sen ticaretle, lüksle ve hazineni doldurmakla meşguldün. Bu yüzden haddini bil" dedi. Irak Hizbullah Tugayları, Zeydi'yi oluşturmakla suçladıkları güvenlik "çarpıklığını" düzeltmek için "akil ve büyük kardeşleri" beklediklerini belirtti. Ketaib Hizbullah hakkında Ketaib Hizbullah, 2003 yılındaki ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak'a girmesi ve Saddam resjimin yıkılması ardından güç boşluğunda kurulmuştur. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun lojistik ve askeri desteğiyle farklı Şii milis yapılanmalarının bir araya gelmesi sonucu şekillenen grup, kurucusu Ebu Mehdi el-Mühendis liderliğinde Amerikan askerlerine yönelik saldırılarla adını duyurmuştur. Grup, ideolojik olarak İran’ın "Velyet-i Fakih" sistemine bağlı kalarak, Irak genelinde Batılı askeri ve diplomatik varlığın tamamen sona erdirilmesini temel meşruiyet zemini olarak kabul etmiştir. 2014 yılında IŞİD’in Irak topraklarını tehdit etmesiyle birlikte Ketaib Hizbullah, devlet destekli resmi bir çatı kuruluşu olan Haşdi Şabi bünyesine dahil olmuştur. Bu süreçte terörle mücadelede sahada aktif rol üstlenen grup, Irak devleti tarafından yasal statü ve bütçe güvencesine kavuşturulmuştur. Ancak 2009 yılından bu yana ABD ve müttefikleri tarafından "Yabancı Terör Örgütü" listesinde tutulan yapı, IŞİD sonrası dönemde de hem Irak'taki Amerikan üslerine yönelik operasyonlarını sürdürmüş hem de bölgesel güç mücadelelerinde İran ekseninin en kritik paramiliter aktörlerinden biri olarak kalmaya devam etmiştir.

SDG ile Şam arasında ‘fesih’ konusunda farklı açıklamalar

Suriye hükümeti ile suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 29 Ocak’ta imzalanan mutabakatın uygulanmasından sorumlu Cumhurbaşkanlığı Heyeti Sözcüsü Ahmed el-Hilali, SDG’nin feshedilmesine ilişkin duyurunun “çok yakında” yapılacağını söyledi. Aynı zamanda Haseke Vali Yardımcısı olan Hilali, Suriye merkezli Syria TV’ye yaptığı açıklamada, 29 Ocak mutabakatının uygulanmasına ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi. SDG’nin feshi için hazırlık DSG’nin feshedilmesine ilişkin resmi duyurunun “çok yakında” yapılacağını belirten Hilali, sürecin önündeki çeşitli sorunların ele alınması için çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Hilali, “Geçtiğimiz dönemde, yargı dosyası da dahil olmak üzere çeşitli zorlukların ele alınması için çalışmalar yürüttük” dedi. Entegrasyon sürecinde ilerleme Hilali, SDG bünyesindeki askeri, güvenlik ve sivil kurumların Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu sürecinde önemli ilerleme kaydedildiğini belirtti. Sürecin zor aşamalarının geride bırakıldığını ifade eden Hilali, sahada alınan tedbirlerin uygulanmasında da önemli mesafe kat edildiğini kaydetti. Suriye hükümeti ile SDG arasında 29 Ocak’ta varılan mutabakat kapsamında, DSG’nin askeri ve güvenlik yapılarının yanı sıra sivil kurumların da Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi öngörülüyor.

Çerçeve yasa Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi; Yasada neler var?

Kamuoyunda ‘Çerçeve Yasa’ olarak bilinen 'Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzası ile Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 'Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi', TBMM Genel Kurulu'nda yapılan oylamada 87 'ret' ve 7 'çekimser' oya karşı 467 'kabul' oyuyla yasalaşmıştı. Kanun neler getiriyor? Kanun'a göre, Kanun'la, PKK/KCK örgütü ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi amaçlanıyor. Düzenleme, PKK/KCK örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da düzenlenen suçları kapsayacak. Kanun'da "Örgüt", PKK/KCK örgütünü ve bununla bağlantılı her türlü oluşumları, "Kurul", düzenlemenin ilgili hükmü uyarınca oluşturulacak Kurul şeklinde tanımlanıyor. Çerçeve yasa Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi Kanun'a göre, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç, kanun kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek. Erteleme süresi içinde dava zaman aşımı işlemeyecek. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecek. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilecek ve Hazineye irat kaydedilecek. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilecek. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercisi gösterilecek. Bu hüküm uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar 2 hafta içinde sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Hüküm uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da 2 hafta içinde itiraz edilebilecek. Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da düzenlemenin kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlı olacak. Düzenleme uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilecek. Koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılması kararlaştırılacak.Erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilecek. Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi Verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilecek. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, belirlenen amaç için kullanılabilecek. Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde "terör" suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacak. Mahkumiyet halinde verilen cezanın infazı, düzenlemenin buna yönelik hükmü kapsamında ertelenmeyecek ve mahkumiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğacak. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilecek. Kanun'la, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlar hariç olmak üzere, düzenleme kapsamına giren suçlardan, toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı 10 yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla ertelenecek. Bu hükmün uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecek. Erteleme süresi içinde cezada zaman aşımı işlemeyecek. İnfaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilecek. Ayrıca bu kapsamda verilen erteleme kararları, oluşturulan sisteme kaydedilecek. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde belirlenen amaç için kullanılabilecek. Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde "terör" suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilecek. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacak. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılacak. Takip, koordinasyon ve uygulama hükümleri Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi, düzenlemenin Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'nden müteşekkil Kurul tarafından yapılacak. İhtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilecek, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilecek.Kurul tarafından sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilecek. PKK/KCK  örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben bu düzenlemenin amacı ve kapsamı doğrultusunda örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilecek. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulacak. Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, PKK/KCK  örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilecek. Gerekli görülmesi halinde soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hakimliğinden veya mahkemesinden, mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması infaz hakimliğinden Kurul tarafından talep edilecek. Talep hakkında ilgili merci tarafından karar verilecek. Bu kararlara karşı itiraz edilebilecek. Mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için 5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl, 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise 3 yıl geçmiş olması gerekecek. Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca düzenleme kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacak. İzleme Komisyonu, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecek. Kurulun sekretarya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilecek. Silah ve malzeme teslimi Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak. Bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenecek. Kanun hükümleri, PKK/KCK örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu düzenleme hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacak. Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilecek. Kanun'un amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmayacak.

Pervin Buldan’dan Adalet Bakanlığı’na başvuru: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri araştırılsın

Meclis Başkan Vekili ve DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli karanlık noktalarından biri olarak kabul edilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin yeni bir hukuki süreç başlattıklarını duyurdu. X sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Buldan, avukatı Bişar Alınak aracılığıyla Adalet Bakanlığı’na başvurulduğunu belirtti. Sorumluların yargı önüne çıkarılması talep edildi Yapılan başvuruda, söz konusu cinayetlerin arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması temel hedef olarak gösterildi. Başvuru dilekçesinde, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu kişilerin yargı mercileri önüne çıkarılması talep edildi. Açıklamasında davanın tarihsel önemine dikkat çeken Pervin Buldan, bu dosyanın yalnızca geçmişe ait bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Buldan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur." Hukuki süreç takip edilecek Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi noktasında kararlı olduklarını ifade eden Buldan, suçluların tespiti ve adaletin tecellisi için başlatılan hukuki sürecin yakından takipçisi olacaklarını kaydetti. Söz konusu cinayetler, 3 Haziran 1994 tarihinde İstanbul’da kaçırılan Pervin Buldan eşi iş insanı Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın cansız bedenlerinin Bolu’nun Yığılca ilçesinde bulunmasıyla Türkiye gündemine oturmuş, geçen yıllara rağmen failler yargı karşısına çıkarılmamıştı. Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cansız bedenleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenlerinde işkence izlerine rastlandı. Dönemin başbakanı Tansıu Çiller’di ve o yıllarda çözellikle Kürtlere yönelik çok sayıda faili meçhul cinayet işleniyordu. Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

Devlet Bahçeli: Çerçeve yasa, milli birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinde önemli bir aşama

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un önemli bir eşik olduğunu belirtti. Bahçeli, düzenlemenin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi” gösterdiğini ifade ederek, bundan sonraki süreçte ortak raporda yer alan diğer adımların atılması ve ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Türkgün gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’de devam eden çözüm süreci ve TBMM’de kabul edilen “çerçeve yasaya” ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmaların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen düzenlemeyle önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. Kanunun 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı” gösterdiğini söyleyen Bahçeli, sürecin toplumun geniş kesimleri ve Meclis’te yapılan tartışmalarla şekillendiğini ifade etti. “Ortak gelecek iradesi ortaya konuldu” Bahçeli, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, farklı görüşlerin Meclis’te ele alındığını söyledi. Bu çalışmaların Türkiye’ye özgü bir model ve önemli bir mutabakat ortaya çıkardığını kaydeden Bahçeli, “Eller Türkiye’nin huzuruna, ortak ve güçlü geleceğine kalkmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partiler, milletvekilleri ve sürece katkı sunan kişi ve kurumlara teşekkür etti. “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir devlet politikası ve Türk siyasetinin başarısı olduğunu belirten Bahçeli, bu hedefin “topyekûn milletin eseri” olmasını temenni etti. “Bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” Bahçeli, düzenlemenin yalnızca hukuki bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin aynı zamanda demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşme açısından önem taşıdığını söyledi. “Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda önemli bir eşik aşılmıştır” diyen Bahçeli, meselenin siyaset üstü bir konu olduğunu ifade etti. Bahçeli, kanunun 86 milyon vatandaşın yanı sıra yakın coğrafyadaki halklar açısından da kazanım sağlayacağını belirterek, süreci “bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” olarak nitelendirdi. “Kanun yeni bir safhanın başlangıcı olacak” Bahçeli, Meclis’te kabul edilen düzenlemenin bir son değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak raporda yer alan diğer adımların da hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının ve uygulamaların kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bahçeli ayrıca, önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması dahil olmak üzere tartışmalı konuların gözden geçirilmesi ve adaletin tesisine yönelik çalışmaların etkinleştirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti. “Kanun, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor” Bahçeli, düzenlemenin hukuki niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kanunun mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme olmadığını belirten Bahçeli, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacağını söyledi. Düzenlemenin, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliğinde olduğunu ifade etti. “Birlik ve dayanışma duygusunda uzlaşmalıyız” Bahçeli, bundan sonraki süreçte temel hedefin toplumsal barış ve kardeşliğin kalıcı şekilde güçlendirilmesi olduğunu belirtti. Siyaset alanının genişlediği, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütüldüğü ve farklı kesimlerin ortak gelecek etrafında buluştuğu bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” dedi. Bahçeli, sürecin başarıya ulaşması için provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de belirterek, toplumsal huzurun korunmasının önemine işaret etti. “Süreçte gizli bir pazarlık söz konusu olmadı” Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Süreçte herhangi bir gizli pazarlığın söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, çalışmaların “sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle” yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, hedefin Türkiye’nin geleceğini milli birlik ve dayanışma temelinde güçlendirmek olduğunu ifade etti. “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu paylaşacağız” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin ortak geleceğine ilişkin mesajında birlik ve kardeşlik vurgusunu öne çıkardı. “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” diyen Bahçeli, birlikten doğan güçle Türkiye’nin geleceğini inşa etme kararlılığında olduklarını söyledi. Bahçeli, “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu ve heyecanını tüm ülke sathında kutlu bir toya dönüştürerek paylaşacağız” ifadelerini kullandı. Bahçeli, sürecin nihai hedefinin ise Türkiye’de huzur, güven, demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi olduğunu vurguladı.

Karayılan’dan çerçeve yasaya dair dikkat çekici açıklama!

Çerçeve yasaya dair konuşan PKK’li Karayılan, “Bu kanun yeni ve değerli bir adımdır. Fakat bu kanunun çok eksiği ve yanlışı vardır. Her şeyden önce; bu sürecin mimarını, Önder Apo’yu kapsamamıştır. Halbuki, bu süreci başlatan Önder Apo’dur. Yine, içinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri, hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış” dedi. Feshedilen PKK’nin üst düzey isimlerinden Murat Karayılan, barış süreci kapsamında gelişen süreç konusunda değerlendirmelerde bulundu. Karayılan, PKK’nin ilk eyleminin başladığı "15 Ağustos" nedeniyle yayımladığı videolu Kürtçe mesajında “PKK lideri Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğünün sürecinin olmazsa olmazı olduğunu” kaydetti. Çerçeve yasaya yönelik eleştiride bulunan Karayılan, şunları söyledi: "10 Ağustos günü TBMM’nin çıkardığı çerçeve kanun, Cumhuriyet tarihinde yeni bir şeydir. Cumhuriyet kurulduktan bu yana Kürt iradesini tanımamış ve Kürtleri öldürerek yok etmek istemiştir. Bu çerçevede, bu kanun yeni ve değerli bir adımdır. Fakat bu kanunun çok eksiği ve yanlışı vardır. Her şeyden önce; bu sürecin mimarını, Önder Apo’yu (Önder Öcalan) kapsamamıştır. Halbuki, bu süreci başlatan Önder Apo’dur. “İçinde Kürt kelimesi bile geçmiyor” Yine, içinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri, hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış. Meseleyi sadece gerillanın silah bırakmasına indirgemiştir. Oysa bu sorun, yüzyıllık büyük bir sorundur. Dar bir yaklaşım vardır. Şüphesiz bu dar yaklaşım, sorunu çözüme kavuşturamaz. Gerilla, neyin sonucunda tarih sahnesine çıkmıştır? Bu eğer iyi açılmazsa, sorunun köklü çözümü de olmaz.” “Mücadeleyi silah zemininden çıkarıp siyaset zeminine taşımaya hazırız” “Öcalan'ın fiziki özgürlüğünün gerekli olduğunu” dile getiren Karayılan, "Ben daha önce; ‘eğer Önder Apo zindandaysa, kimseye silah bırak ve git diyemem’ dedim. Şimdi de aynı noktadayım. Fakat artık şunu diyebilirim: Değerli yoldaş, git Önder Apo seni karşılayacak. Dönem perspektiflerini Önder Apo sana verecek. Yani, eğer Önder Apo devreye girerse, arkadaşları karşılarsa, toplantılar yaparsa ve ikna ederse, olur. Biz bu mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp, siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız. Önderliğimiz bunun için 33 yıldır çabalıyor ve biz de ona güveniyoruz. 33 yıldır yürütülen savaş, fazladan yürütülen bir savaştır. Kendini tekrar olduğu gibi, aslında yerinde olmayan bir savaştı. Fakat bizi yok etmek isteyenlere karşı bu savaşı yürütmeye mecbur kaldık. Her daim böyle oldu. Biz bu savaşı sona erdirmek istiyoruz ve samimi yaklaşımımız budur" şeklinde konuştu. "Türkiye ile anlaşmak istiyoruz" Karayılan devamında ise şunları söyledi: "Biz gerçekten Türkiye ile anlaşmak, düşmanlığı sonlandırmak istiyoruz. Yeni bir sayfa açmak istiyoruz. Biz düşmana değil, demokratik cumhuriyete katılacağız. Beklentimiz buydu fakat bakıyoruz ki karşı tarafın yaklaşımı böyle değildir."

İran’da İsrail’le işbirliği suçlamasıyla bir kişi daha idam edildi

İran Yargı Erki, ülke genelindeki protestolar sırasında “İsrail adına casusluk”, “ayaklanma” ve güvenlik güçlerine araçla saldırmakla suçlanan Şehram Sadıki adlı mahkûmun idam edildiğini açıkladı. İran Yargı Erki'ne bağlı Mizan Haber Ajansı'nın 16 Ağustos 2026 sabahı yayımladığı habere göre Sadıki, protestolar sırasında Kereç kentinde bir araçla güvenlik güçlerinin üzerine sürmekle suçlandı. Yargı makamları, olayda 7 güvenlik görevlisinin ağır yaralandığını ileri sürdü. Sadıki hakkında ayrıca “Mossad adına casusluk”, “ayaklanma” ve “ABD ile İsrail'in çıkarları doğrultusunda ülkenin ulusal güvenliğini bozma” suçlamalarıyla idam ve mal varlığına el konulması kararı verildi. İran Yargı Erki, Yüksek Yargı Divanı'nın kararı onaylamasının ardından 16 Ağustos sabahı idam cezasının infaz edildiğini duyurdu. Protestolarda binlerce kişi gözaltına alındı İran'da 28 Aralık 2025'te başlayan protestolar sırasında, İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı'na (HRANA) göre İran'ın farklı kentleri ile Doğu Kürdistan'da 53 bin 552 kişi gözaltına alındı. İran Yargı Erki daha önce gözaltına alınan bazı kişiler hakkında idam cezası verildiğini ve bu cezaların kısa sürede infaz edileceğini açıklamıştı.

Türkiye Gündemi

Pervin Buldan’dan Adalet Bakanlığı’na başvuru: Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri araştırılsın

Meclis Başkan Vekili ve DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli karanlık noktalarından biri olarak kabul edilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetlerine ilişkin yeni bir hukuki süreç başlattıklarını duyurdu. X sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Buldan, avukatı Bişar Alınak aracılığıyla Adalet Bakanlığı’na başvurulduğunu belirtti. Sorumluların yargı önüne çıkarılması talep edildi Yapılan başvuruda, söz konusu cinayetlerin arka planındaki siyasi ve örgütsel bağlantıların ortaya çıkarılması temel hedef olarak gösterildi. Başvuru dilekçesinde, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu kişilerin yargı mercileri önüne çıkarılması talep edildi. Açıklamasında davanın tarihsel önemine dikkat çeken Pervin Buldan, bu dosyanın yalnızca geçmişe ait bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Buldan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan aydınlatılmamış siyasi cinayetler ve cezasızlık pratiği bağlamında değerlendirilmesi gereken bir dosyadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak bu tür olayların etkin soruşturulması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunludur." Hukuki süreç takip edilecek Soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi noktasında kararlı olduklarını ifade eden Buldan, suçluların tespiti ve adaletin tecellisi için başlatılan hukuki sürecin yakından takipçisi olacaklarını kaydetti. Söz konusu cinayetler, 3 Haziran 1994 tarihinde İstanbul’da kaçırılan Pervin Buldan eşi iş insanı Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın cansız bedenlerinin Bolu’nun Yığılca ilçesinde bulunmasıyla Türkiye gündemine oturmuş, geçen yıllara rağmen failler yargı karşısına çıkarılmamıştı. Savaş Buldan 2 Haziran 1994’te İstanbul Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cansız bedenleri, 4 Haziran 1994’te Bolu’nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu. Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın bedenlerinde işkence izlerine rastlandı. Dönemin başbakanı Tansıu Çiller’di ve o yıllarda çözellikle Kürtlere yönelik çok sayıda faili meçhul cinayet işleniyordu. Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” demişti.

Devlet Bahçeli: Çerçeve yasa, milli birlik ve kardeşliğin güçlendirilmesinde önemli bir aşama

 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, TBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un önemli bir eşik olduğunu belirtti. Bahçeli, düzenlemenin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi” gösterdiğini ifade ederek, bundan sonraki süreçte ortak raporda yer alan diğer adımların atılması ve ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Bahçeli, Türkgün gazetesine verdiği röportajda, Türkiye’de devam eden çözüm süreci ve TBMM’de kabul edilen “çerçeve yasaya” ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmaların ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen düzenlemeyle önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti. Kanunun 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmeye yönelik güçlü iradeyi ve kapsamlı mutabakatı” gösterdiğini söyleyen Bahçeli, sürecin toplumun geniş kesimleri ve Meclis’te yapılan tartışmalarla şekillendiğini ifade etti. “Ortak gelecek iradesi ortaya konuldu” Bahçeli, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirterek, farklı görüşlerin Meclis’te ele alındığını söyledi. Bu çalışmaların Türkiye’ye özgü bir model ve önemli bir mutabakat ortaya çıkardığını kaydeden Bahçeli, “Eller Türkiye’nin huzuruna, ortak ve güçlü geleceğine kalkmıştır” değerlendirmesinde bulundu. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, siyasi partiler, milletvekilleri ve sürece katkı sunan kişi ve kurumlara teşekkür etti. “Terörsüz Türkiye” hedefinin bir devlet politikası ve Türk siyasetinin başarısı olduğunu belirten Bahçeli, bu hedefin “topyekûn milletin eseri” olmasını temenni etti. “Bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” Bahçeli, düzenlemenin yalnızca hukuki bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin aynı zamanda demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşme açısından önem taşıdığını söyledi. “Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda önemli bir eşik aşılmıştır” diyen Bahçeli, meselenin siyaset üstü bir konu olduğunu ifade etti. Bahçeli, kanunun 86 milyon vatandaşın yanı sıra yakın coğrafyadaki halklar açısından da kazanım sağlayacağını belirterek, süreci “bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesi” olarak nitelendirdi. “Kanun yeni bir safhanın başlangıcı olacak” Bahçeli, Meclis’te kabul edilen düzenlemenin bir son değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ortak raporda yer alan diğer adımların da hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, ihtiyaç duyulan yasal ve idari düzenlemelerin yapılmasının ve uygulamaların kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm içerisinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti. Bahçeli ayrıca, önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması dahil olmak üzere tartışmalı konuların gözden geçirilmesi ve adaletin tesisine yönelik çalışmaların etkinleştirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti. “Kanun, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor” Bahçeli, düzenlemenin hukuki niteliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Kanunun mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme olmadığını belirten Bahçeli, devam eden soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarıyla varlığını koruyacağını söyledi. Düzenlemenin, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliğinde olduğunu ifade etti. “Birlik ve dayanışma duygusunda uzlaşmalıyız” Bahçeli, bundan sonraki süreçte temel hedefin toplumsal barış ve kardeşliğin kalıcı şekilde güçlendirilmesi olduğunu belirtti. Siyaset alanının genişlediği, siyasi rekabetin demokratik sınırlar içerisinde yürütüldüğü ve farklı kesimlerin ortak gelecek etrafında buluştuğu bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” dedi. Bahçeli, sürecin başarıya ulaşması için provokasyonlara karşı dikkatli olunması gerektiğini de belirterek, toplumsal huzurun korunmasının önemine işaret etti. “Süreçte gizli bir pazarlık söz konusu olmadı” Bahçeli, çözüm sürecine ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Süreçte herhangi bir gizli pazarlığın söz konusu olmadığını belirten Bahçeli, çalışmaların “sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle” yürütüldüğünü söyledi. Bahçeli, hedefin Türkiye’nin geleceğini milli birlik ve dayanışma temelinde güçlendirmek olduğunu ifade etti. “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu paylaşacağız” MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin ortak geleceğine ilişkin mesajında birlik ve kardeşlik vurgusunu öne çıkardı. “Milli birliği kuvvetlendirmek istiyoruz. Hep birlikte Türkiye olalım gaye ve gayretindeyiz” diyen Bahçeli, birlikten doğan güçle Türkiye’nin geleceğini inşa etme kararlılığında olduklarını söyledi. Bahçeli, “Anadolu’dan yayılan kardeşlik arzusunu ve heyecanını tüm ülke sathında kutlu bir toya dönüştürerek paylaşacağız” ifadelerini kullandı. Bahçeli, sürecin nihai hedefinin ise Türkiye’de huzur, güven, demokratikleşme, kalkınma ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi olduğunu vurguladı.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...