3 Ekim 2026
16.5 C
İstanbul

Adli Tıp Kurumu Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin açıklama yaptı

Açıklamada, Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında hazırlanan önceki Adli Tıp Kurumu raporunda, Karaiş’in cinsel saldırıya maruz kaldığına, travmatik tesirle öldüğüne ve zehirlendiğine dair tıbbi delil bulunmadığı bilgisine yer verildi.

Adli Tıp Kurumu raporunda, Rojin Kabaiş’in cansız bedeninin bulunduğu gün Van Adli Tıp Grup Başkanlığına intikal ettirildiği, 4 adli tıp uzmanı, 1 radyoloji uzmanı ve 4 otopsi teknikerinden müteşekkil ekip tarafından radyolojik görüntüleme, ölü muayene ve otopsi işlemlerinin yapıldığı belirtildi.

Radyolojik incelemede sol el beşinci parmak uç kısmında çürümeye bağlı olduğu düşünülen ayrışma haricinde kemik kırığı ve metalik cisim imajı tespit edilemediği bilgisine yer verilen raporda, her iki diz arka kısımda, her iki kolda ve göğüs ön yüzde kanama ile uyumlu olabilecek renk değişiklikleri olduğu kaydedildi.

“Başsavcılık tarafından gönderilmesi halinde mukayese yapılabilecektir”

Raporda, 1 Kasım 2024, 15 Mayıs 2025 ve 10 Ekim 2025 tarihli biyolojik inceleme ve kimliklendirmede, Kabaiş’in bedeninden toplamda 80 bölgeden alınan sürüntü örneği ile çürüme sıvısı, kas ve kemik doku örneklerinin analiz edildiği belirtilerek, şu bilgilere yer verildi:

“Bu örneklerin analizinde, vücudundan alınan sürüntü örneklerinde meni veya sperme ait olabilecek bir bulgu tespit edilmemiştir. İntravajinal bölgede ve sternal bölgede Rojin Kabaiş ile birlikte her bir bölgede birer farklı DNA olmak üzere 2 farklı erkek cinsiyetli DNA profili elde edilmiştir. Bu kapsamda, olay yerinden müteveffanın otopsi mahalline sevkinden itibaren bulaş riskine yönelik iş akış basamakları taranmış olup otopsi ve laboratuvar incelemeleri sırasında bulaş olmadığı tespit edilmiştir. Müteveffanın bulunduğu olay yerinden otopsi mahalline sevki sırasında bulaş olma ihtimali, alanda bulunan diğer şahıslara ait biyolojik örnek ve kayıtlar elimizde mevcut olmadığından bertaraf edilememiştir. Tüm bulaş ihtimalleri bertaraf edildikten sonra elde edilen farklı DNA tiplemelerinin şüpheli veya şüphelilere ait olabilme ihtimaline binaen şüpheli şahıs veya şahıslara ait biyolojik örneklerin ilgili Başsavcılık tarafından gönderilmesi halinde mukayese yapılabilecektir.”

Raporda, kafa içi sıvısı, çürüme sıvısı, mesane duvarı, kas, mide içeriği ve mide duvarı ile iç organ örneklerinin toksikolojik incelemesinde, çok az miktarda ilaç etken maddeleri (ornidazole ve rocuronium), çürüme kaynaklı olduğu düşünülen 39 mg/dL etil alkol tespit edildiği belirtildi.

Cinsel saldırıya, travmatik tesirle öldüğüne ve zehirlendiğine dair tıbbi delil bulunmadı

İç organ ve yumuşak doku örneklerinin analizinde ileri derece çürüme ve sabunlaşma nedeniyle yumuşak dokularda travma açısından kesin değerlendirme yapılamadığı bildirilen raporda, boyun kemiği örneklerinde de travma lehine belirgin bulgu tespit edilemediği kaydedildi.

Raporda, Birinci İhtisas Kurulu’nun 6 Kasım 2024, 21 Kasım 2024 ve 19 Mart 2025 tarihli mütalaalarında, “Ölümünün kaybolduğu tarih olan 27 Eylül 2024 tarihinde meydana geldiği ve bu süreç içinde suda kalmış olabileceği, travmatik tesirle öldüğüne, zehirlendiğine, vajen veya anüsüne penis veya cisim sokulması suretiyle cinsel saldırıya maruz kaldığına dair tıbbi delil bulunmadığı, ölümünün suda boğulma sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği, suda boğulma olayının intihar mı, kazara mı veya bir başkasının etkisiyle mi gerçekleştirildiği hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı, sol el beşinci parmaktaki hafif ayrışmanın ölüm sonrası su içerisinde sürüklenme esnasında oluşabilecek nitelikte olduğu” şeklindeki değerlendirmeler yer aldı.

“Bulaş olasılığı bertaraf edilemedi”

Raporun sonuç bölümünde ise Kabaiş’e yapılan radyolojik inceleme, ölü muayenesi ve otopsi ile alınan örneklerin biyolojik, toksikolojik ve histopatolojik incelemeleri neticesinde “İntravajinal bölgede ve sternal bölgede (göğüs bölgesi) Rojin Kabaiş ile birlikte her bir bölgede birer farklı DNA olmak üzere 2 farklı erkek cinsiyetli DNA profili elde edildiği” belirtildi.

Vajinal bölgeden alınan toplam 12 eküvyondan ve vücudun diğer bölgelerinden alınan 67 eküvyondan yalnızca bir intravajinal ve bir sternal bölgede sürüntülerden farklı DNA tespit edildiği bilgisine yer verilen raporda, kontaminasyon (bulaş) olasılığının bertaraf edilemediği kaydedildi.

Raporda, “Kabaiş’in vefat tarihi ve bulunduğu yer ile bulunduktan sonraki süreç birlikte değerlendirildiğinde bulaş söz konusu ise içinde sürüklendiği ve bulunduğu sudaki herhangi bir temastan, cansız halde bulunduğu yerde bir temastan, olay yeri incelemesi esnasındaki bir temastan ya da Van Adli Tıp Grup Başkanlığına nakli sırasındaki temastan ötürü olabileceği”ne dikkati çekildi.

“Vajen veya anüsüne penis veya cisim sokulması suretiyle cinsel saldırıya maruz kaldığına dair tıbbi delil bulunmadığı” bilgisinin de yer aldığı raporda, mevcut verilerle travmatik tesirle öldüğüne ve zehirlendiğine dair tıbbi delil bulunmadığı, ölümünün kaybolduğu tarih olan 27 Eylül 2024’te meydana gelmiş ve 27 Eylül-15 Ekim arasında su içerisinde kalmış olabileceği belirtildi.

Raporda, ölümünün suda boğulma sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulünün gerektiği, suda boğulma olayının intihar mı, kazara mı veya bir başkasının etkisiyle mi gerçekleştirildiği hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı kaydedildi.

Ne olmuştu?

Van’da 27 Eylül 2024’ten itibaren kendisinden haber alınamayan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 15 Ekim 2024’te Tuşba ilçesine bağlı Mollakasım Mahallesi’nde Van Gölü kıyısında ölü bulunmuştu.

Van Adli Tıp Kurumundaki ön otopsi işlemlerinin ardından Kabaiş’in cesedinden alınan numuneler, kesin ölüm nedeninin tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmişti. Kabaiş’in cenazesi, 16 Ekim’de Diyarbakır’da toprağa verilmişti.

Son Haberler

Kaynak: Irak’ta silahlı gruplar ‘silah bırakma’ taleplerini esnetiyor

Irak hükümetinin silahlı gruplarla silahların devlete teslim edilmesine yönelik...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Türkiye Gündemi

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...