23 Ekim 2026
16.8 C
İstanbul

Abdullah Öcalan’dan yeni açıklama

Almanya’da düzenlenen Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderen Abdullah Öcalan, “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır” dedi.

Abdullah Öcalan, Dortmund’da devam eden 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderdi.

Abdullah Öcalan’ın mesajını “İmralı Sekretaryası” Üyesi Veysi Aktaş okudu. 

Abdullah Öcalan mesajında “Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir” dedi. 

Öcalan kendisine yönelik son dönemde artan eleştirilere de değinerek “Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım” çağrısında bulundu. 

Öcalan’ın mesajı şu şekilde:             

“Kültür Konferansı’na;

Değerli dostlar, sevgili katılımcılar,

Sizleri düzenlediğiniz Kültür Festivali vesilesiyle selamlıyorum. Bu buluşmanın özgürlük arayışınıza, kültürlerin birbirini daha yakından tanımasına ve ortak bir gelecek düşüncesinin güçlenmesine katkı sunmasını diliyorum. Bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Geçmişin çatışmalarını ve acılarını geride bırakırken, o yaşananlardan ders çıkararak önümüzde yeni bir yol açmak zorundayız. Bu yolun temelinde demokratik toplum, demokratik siyaset ve halkların özgürce bir arada yaşayabilmesi vardır.

“Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz”

Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz

Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.                           

Değerli halkımız, kıymetli katılımcılar,

“Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir”

Geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni de bu tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir. Aynı zamanda eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan bir iradedir.

“Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur”

Peki, eski olanın yerine ne koyacağız?

 Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal 34.yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir.

“Sürgüne gönderilmişlerin geri dönmesi temel görevlerdendir”

Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var. 

“Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır”

Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır. Bugün Avrupa’da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.

 “Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir”

Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor.

“Kadının özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez”

Bu vesileyle kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkının da altını özellikle çizmek istiyorum. Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez.

Demokratik çözümün bir diğer temel boyutu ise kimlik, inanç, düşünce ve kültür özgürlüğüdür. Kürtlerin ya da başka herhangi bir toplumsal grubun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşaması bir tehdit olarak görülmemelidir. Burada asıl mesele, devletin bu toplumsal gelişmenin önünü kapatmamasıdır. Devletin görevi toplumu tek bir biçime sokmak değil; farklı kimliklerin ve toplulukların demokratik ve özgür bir biçimde birlikte yaşayabileceği koşulları yaratmaktır.

“Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var”

Bugün Avrupa’daki gençlere, Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki bütün demokratik güçlere ve mücadele eden herkese söylenmesi gereken şey şudur:

Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var.

Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir.

Avrupa’nın bu sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğine inanıyorum. Avrupa’nın tarihsel deneyimi, savaşların ve ulus-devlet merkezli çatışmaların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama aynı tarih, farklı kimliklerin ve halkların demokratik hukuk içinde bir arada yaşayabileceği modellerin de mümkün olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir.

“Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir”

Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım.  

Bunun için öncelikle güven yaratılmalıdır.

Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez. Bu nedenle siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin bütün taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerekiyor. Festivalinizin bu tartışmaya katkı sunmasını, halkların birbirini daha iyi anlamasına ve birbirine yaklaşmasına vesile olmasını diliyorum.

Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Son Haberler

Viyan Hababi: YBŞ Şengal’de kalacak

Ezidilerin savunmasını yapan  Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) Genel Komutanlık Üyesi Viyan Hababi, Irak hükümetiyle yürütülen görüşmelerin en üst düzeyde devam ettiğini belirterek, “YBŞ ve YJŞ (Şengal Kadın Birlikleri) savaşçıları Şengal’de kalacak” dedi. Hababi, taraflar arasında belirli bir uzlaşının sağlandığını ancak henüz resmi bir anlaşmanın imzalanmadığını ifade etti. Rojnews’e konuşan YBŞ Genel Komutanlık Üyesi, “YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalacağı ve kendi topraklarını koruyacağı konusunda bir anlayışa ulaştık” diye konuştu. “Bağdat’la görüşmeler sürüyor” Şengal’in geleceği, Irak’ın gündemindeki en önemli konular arasında yer alıyor. 12 Eylül’de Ezidi temsilciler ve Şengal savunma güçleri, Irak Başbakanı Ali Zeydi ile bir araya geldi. Son olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım Abudi, MERI Forumu’nda Şengal savunma güçleriyle uzlaşıya vardıklarını açıklamıştı. Hababi, çözüm amacıyla yürütülen görüşmelerin şubat ayından bu yana devam ettiğini belirtti. “Biz Iraklı bir gücüz” Hababi, en başından beri kendilerini Iraklı bir güç olarak tanımladıklarını vurgulayarak şunları söyledi: “Bizim Irak’a yönelik herhangi bir tehdidimiz yok. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız ve bu ülkenin bir gücüyüz. Ancak en başından beri Irak’tan talebimiz, savunma gücümüzün genel bir çatı altında, kendi yerinde kalarak toplumumuzu korumasıydı. Görüşmelerin amacı, güçlerimizin Irak ordusuna entegre edilmesi ancak özerkliğini korumasıydı.” “Savaşçılarımız Şengal’den ayrılmayacak” Viyan Hababi, Irak hükümetiyle uzlaşılan başlıklara ilişkin ise şu bilgileri paylaştı: “Genel bir çatı oluşturulacak ve bu yapı Irak hükümetinin bir bakanlığına bağlı olacak. Ancak Êzidî toplumunun özerkliği göz önünde bulundurulacak. Irak hükümetiyle YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalması konusunda anlaştık. Temel görevimiz topraklarımızı, yurdumuzu ve toplumumuzu korumaktır. Bazı çevreler aramızda ve Irak ordusu arasında çatışma çıkmasını istedi ancak biz kan dökülmesini önleyerek bunun önüne geçtik.” YBŞ komutanı Habibi, görüşmelerin bir sonuca ulaşması halinde kamuoyunu resmi bir açıklamayla bilgilendireceklerini söyledi.

Tom Barrack, Ahmed Şara ve Şeybani ile görüştü

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi...

Azerbaycan 31 Türk’ü istenmeyen kişi ilan etti, Erdoğan Aliyev ile görüştü

Azerbaycan hükümeti 31 Türk vatandaşını, bu ülkedeki okullarda başörtüsü...

Yaşar Güler’den Irak ve Suriye açıklaması

Türkiye Milli Savunma Bakanı Güler, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki...

YPJ şartlarını açıkladı: ‘Kadınların kimliğini korumak temel çizgimizdir’

Rojava’da Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlığı, Suriye hükümetiyle...

Bahçeli, PJAK’ı işaret etti: Silahlarını bırakmaları bölgesel barış için atılacak bir adımdır

Bahçeli, PJAK’ı işaret etti: Silahlarını bırakmaları bölgesel barış için...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Türkiye Gündemi

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...

Halk TV nasıl kuruldu, CHP’yle ilişkileri nasıldı, yayın sürecinde neler yaşandı?

Halk TV'nin İstanbul'daki binasına sabahın erken saatlerinde polis operasyonu...

İhsan Kaçar: Barrack’ın Ortadoğu Denkleminde Kürtler

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelere yalnızca günlük açıklamalar ve...

DEM Parti MYK’si süreci görüşmek üzere toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar...

Bakırhan: Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu’nun çalışması tarihi öneme sahiptir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup...