2 Ekim 2026
19.5 C
İstanbul

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’tan yeni açıklama: SDG hem askeri hem siyasi olarak yeni Suriye’ye entegre olmalı

Demokratik Suriye Güçleri’ne dair değerlendirmede bulunan ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ‘’SDG hem askeri hem siyasi olarak yeni Suriye’ye entegre olmalı. Alevilerin, Dürzilerin ve diğer toplulukların da temsiliyet aradığı gibi’’ dedi.

Yaklaşık bir buçuk ay önce ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak görevine başlayan Barrack, İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı’nı gezdi, Kızlarağası Hanı’nda yürüyerek esnaf ve vatandaşlar ile sohbet etti.

Han’ın içerisindeki hareketliliği ve canlılığı “Gerçek hayatın kalbi” şeklinde nitelendiren Barrack, “İzmir’in ayaküstü tatlısı” olarak bilinen Şambali’nin tadına baktı, bir dükkana girip, el dokuması halıları inceledi ve bilgi aldı.

Köklerinin Osmanlı İmparatorluğu’na dayandığını söyledi

Barrack’ın, halı dükkanında pazarlık yaptığı anlar tebessüm ettirdi. Barrack, Türk mutfağında en çok beğendiği yemeğin “kebap” olduğunu söyledi.

Büyükelçi Barrack, Kızlarağası Hanı’nı gezerken, ABD-Türkiye ilişkileri ve Ortadoğu’da yaşanan son gelişmelere ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Barrack, kendi zihninde Türkiye’nin bir “illüzyon” olarak yer aldığını ifade ederek, köklerinin Osmanlı İmparatorluğu’na dayandığını söyledi.

Dedesinin yaklaşık 1900’lerde Osmanlı pasaportuyla ve cebinde 13 lira ile Amerika’ya gittiğini anlatan Barrack, “DNA’mın geldiği yere dönme ayrıcalığına ve onuruna sahip olmak, hem de (ABD Başkanı Donald) Trump adına kıdemli bir diplomat olarak ve tarihi ülkelerden birinde Amerika’yı temsil etmek, gerçekten büyük bir ayrıcalık” dedi.

Barrack, Türkiye’deki görevine başlamak üzere uçaktan indiğinde, şaşkınlık içerisinde olduğunu ve duygusal bir an yaşadığını aktardı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a güven mektubunu sunduğunda ve Anıtkabir’i ziyaret ettiğinde de duygusal anlar yaşadığını ifade eden Barrack, şunları kaydetti:

“(İstanbul) Boğaz’da otururken, Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya, suyun aktığı yer boyunca yaşananları düşündüğümde her şey anlam kazanıyor. Hepimiz aslında aynı şeyi istiyoruz. Çocuklarımız için daha iyi bir hayat, umut, ilham, güvenlik ve barış istiyoruz. Bu yüzden burada olmaktan onur duyuyorum, ayrıcalıklıyım, kendimi şanslı hissediyorum. Öğreniyorum, dinliyorum. Bu gerçekten inanılmaz bir macera.”

“Güvene dayalı kişisel ilişkiler gelişti”

Lahey’de düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında bir araya gelen Trump ve Erdoğan’ın görüşmesine dair konuşan Barrack, Trump ile Erdoğan’ın, ayrıca Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun da iyi kişisel ilişkilere sahip olduğunu söyledi.

Barrack, “Tarihin çok ama çok önemli bir döneminde, iki başkan ve dışişleri bakanları, dört kişi arasında karşılıklı güvene dayalı kişisel bir ilişki, yakınlık ve anlayışla başladı” dedi.

Trump ve Erdoğan arasında iki kez telefon görüşmesi yapıldığını hatırlatan Barrack, böylece aralarında güven ve itimadın oluşmaya başladığını söyledi.

“Türkiye hak ettiği değeri ve önemi tam anlamıyla göremedi”

Büyükelçi Barrack, Ortadoğu ve Yakın Doğu’nun oluşturduğu yeni bir döneme tanıklık edildiğini vurgulayarak, ABD tarafından, Türkiye’nin daima büyük bir NATO müttefiki olarak görüldüğünü kaydetti.

“Türkiye hiçbir zaman büyük bir bölgesel aktör olarak hak ettiği değeri ve önemi tam anlamıyla göremedi” diyen Barrack, Türkiye’nin çevresinde yaşanan çatışmalara ve savaşlara işaret etti.

Barrack, ABD Başkanı Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu durumu diyaloğun değiştirilebileceği bir fırsat olarak gördüğünü ifade ederek, “Ortadoğu’da diyaloğu değiştirmek liderlik ister, güçlü liderlik gerekir” diye konuştu.

Büyükelçi Barrack, “Bu, iki liderin doğrudan birbirine önceliklerini anlattığı ve bölgede insanların hayatını nasıl daha iyi hale getirebileceklerini samimiyetle paylaştıkları bir görüşmeydi” dedi.

“Bence Türkiye merkez noktası olabilir”

NATO’da çekilen aile fotoğrafını anımsatan Barrack, Erdoğan ve Trump’ın yakınlığına işaret etti. Barrack, iki liderin de birbirini sevdiğini dile getirerek, “Hepimiz, birbirine güvenen iki lidere sahip olduğumuz için muazzam bir fırsatın var olduğu görüşündeyiz. Bu vizyonu nasıl uygulayacaklarını çok iyi bilen Bakan Rubio ve Bakan Fidan var” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu’nun içinde bulunduğu kargaşaya bir çözüm arayışının sürdüğünü söyleyen Barrack, “Yüzyıllardır süregelen bir karmaşa var ve bu karmaşa büyük ölçüde Batı tarafından yaratıldı. Batı’nın sürekli müdahale etme çabaları yüzünden” diye konuştu.

Barrack, “Benim için İzmir, Yahudilerin, Müslümanların, Hıristiyanların bir arada yaşadığı, bu toplulukların harmanlandığı bir örnek” diyerek, “Bu tüm dünyada ve Ortadoğu’da olması gereken bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

Büyükelçi Barrack, “Bence Türkiye, tüm bunların merkez noktası olabilir, Suriye’de gördüğünüz üzere. Suriye’de olanların büyük bir kısmı, Türkiye ve liderliği sayesinde gerçekleşiyor.”

‘’Türkiye dünyayı tanıyan, çalışkan, olağanüstü bir nüfusa sahip’’

Barrack, Türkiye’nin NATO’da, ittifakın ikinci büyük ordusuna sahip olduğunu söyleyerek, “(Türkiye) Sert gücü, hava savunması, genel savunma kapasitesine sahip, bütün unsurlar tamam. Ama en önemlisi, dünyayı tanıyan, çalışkan, olağanüstü bir nüfusa sahip.” diyerek, bu küresel başarının ABD Başkanı Trump tarafından görüldüğünü kaydetti.

Barrack, İsrail ile İran arasında yaşanan çatışmalara değinerek, “İsrail’in yeniden tanımlanması gerekiyor, şu an yeniden tanımlanma sürecinde. İsrail ile İran arasında yaşananlar, hepimiz için, ‘süre doldu, yeni bir yol açalım’ deme fırsatı. Bu yolun anahtarı Türkiye” ifadesini kullandı.

‘’F16 ve F 35’ler NATO müttefiki Türkiye’nin olmazsa olmaz unsurları’’

Barrack’a, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’yi F-35 programına yeniden dahil etme konusunda iyi niyetli olduğu izlenimini daha önce aktardığı hatırlatılarak, “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) ve F35 meselesinde ikili ilişkilere yapıcı katkıları olacak bir süreç işliyor mu?” sorusuna, “Evet, kesinlikle evet” yanıtını verdi.

F16 ve F 35’lerin NATO müttefiki Türkiye’nin olmazsa olmaz unsurları olduğunu söyleyen Barrack, F35 parçalarının çoğunun Türkiye’de üretildiğini hatırlattı.

Türkiye’nin F16’lar ve modernizasyonu için ödeme yaptığını kaydeden Barrack, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının uygulandığı döneme dair anekdotlar paylaştı. Büyükelçi, F35 meselesinin uzun zamandır tartışıldığına işaret ederek, tarafların bu konuyu “artık geride bırakmak” istediğini söyledi.

“ABD Kongresi meseleye yeniden bakmaya hazır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da ‘yeni bir başlangıç’ yapılması gerektiğini söylüyor” diyen Barrack, “(F35 ve CAATSA yaptırımları) Bana göre Başkan Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan; Bakan Rubio ile Dışişleri Bakanı Fidan’a, bunu ‘bitirin, bir yolunu bulun’ diyecek. Kongre mantıklı bir sonucu destekleyecek. Dolayısıyla, yıl sonuna kadar bir çözüme kavuşma imkanına sahip olduğumuza inanıyorum” dedi.

‘’Yıl sonuna kadar bir çözüme kavuşma mümkün’’

Barrack, F35 ve CAATSA yaptırımlarına ilişkin, şu ifadeleri kullandı:

“Önümüzdeki birkaç ay içinde iki liderimiz ve iki dışişleri bakanımız arasında bir yeni bir buluşmayı, ikili gündemin, beş yıldır tartışılan tüm bu konuların yenilendiğini göreceksiniz. F35, F16, S400’ler, yaptırımlar, gümrük vergileri gibi şeyler bizim misyonumuzun ikincil unsurları. Sanırım ilk kez, ABD ve Türkiye’nin sadece savunma ortakları olmak yerine, ‘atağa geçen ortaklar olalım’ diyen bir taahhüdü var.”

Türkiye’nin savunma sanayi alanında yaptığı çalışmalara övgüde bulunan Barrack, Baykar’ın TB2 ve Bayraktar gibi SİHA’larının büyük başarı elde ettiğini, Türk Hava Yolları’nın dünyadaki en iyi havayollarından biri olduğunu söyledi.

Büyükelçi, F35 meselesine ilişkin, “Dolayısıyla, yıl sonuna kadar bir çözüme kavuşmanın mümkün olduğuna inanıyorum” dedi.

“Ortadoğu yeni bir diyaloğa hazır”

Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, çok sayıda ülkenin İbrahim Anlaşmasına hazır olduğu ifadeleri hatırlatılan Barrack, “Gazze bu durumdayken İbrahim Anlaşmaları konusunda beklentileriniz gerçekten yüksek mi yoksa bu bir temenni mi?” sorusuna, “Witkoff’un en hassas alanlarda harika iş çıkardığı” yanıtını verdi.

Barrack, “İsrail’in Müslüman dünyayla birleşmemesi için bir hiçbir neden yok. Bu güç, bölgesel bir güç. Bu yüzden Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Sudan tarafından atılan ilk adımlar bunu başlatmıştır” dedi.

2015’te İslam ülkelerine seyahat yasağı getirildiğini hatırlatan Barrack, bu gelişmenin ardından İbrahim Anlaşmalarına giden sürecin başladığını ve 2016’da Trump’ın ilk yurt dışı ziyaretini planlayarak, Riyad’a gittiğini belirtti.

Bu ziyaretin ardından, İsrail ile Körfez ülkeleri arasında bir diyalog süreci başlatıldığını ve bu sürecin İbrahim Anlaşmaları ile resmileştiğini söyleyen Barrack, “Gazze’yle ilgili tartışmaların ortasında bunu genişletmek çok zor, bu gerçekten bir sorun. Steve’in yaptığı şey inanılmaz bir şekilde müzakere etmek ve bu düşmanlıklara son vermeye çalışmak” dedi.

‘’Yakın gelecekte Gazze’de bir ateşkes göreceğimizi düşünüyorum’’

Barrack, herkesin sorunu çözmek için elini taşın altına koyduğuna işaret ederek, şunları aktardı:

“Benim inancım, bu sorunun çözüleceği yönünde. Yakın gelecekte Gazze’de bir ateşkes göreceğimizi düşünüyorum. Bu konuda doğru bir ekibe sahibiz. Ateşkes sağlandıktan sonra, küçük adımlarla, öncelikle İsrail ile çatışmasızlık yönünde ilerleme kaydedilecek.”

Türkiye ve İsrail’in geçmişte “harika ilişkilere sahip olduğunu” savunan Barrack, bunun tekrar olabileceğini ve bunun dini bir mesele olmadığını söyledi. Barrack, “Bu, toprak taleplerine dair bir yanlış anlaşılma. Bu yüzden, Suriye ve İsrail arasında bir tartışma, bir diyalog kurulmasını umuyorum. Aynı durum, Lübnan ile İsrail arasında da geçerli” dedi.

ABD’nin iki tarafla da harika ilişkilere sahip olduğunu söyleyen Barrack, “Bence Ortadoğu yeni bir diyaloğa hazır. İnsanlar aynı hikayelerden sıkıldı. Bence, ufak adımlar göreceğiz. Herkes İbrahim Anlaşmalarına geri dönecek. Özellikle Gazze durumunda, çünkü asıl büyük mesele şu anda bu.”

Suriye-İsrail anlaşması

Barrack, Suriye-İsrail arasında bir anlaşmanın beklenip beklenmediğine ilişkin soruya, “Evet, umudum o yönde, bir noktada anlaşmaya varmaları gerekiyor” yanıtını verdi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın 6 aydır görevde olduğunu anımsatan Barrack, “İsrail, uzun zamandır geçmişteki devletin açıkça düşmanıydı” ifadesini kullandı.

Barrack, Şara’nın, İsrail’den nefret etmediğini açıkça belirttiğini, İsrail’e karşı dinsel bir kin taşımadığını ve sınırda barış istediğini dile getirerek şunları kaydetti:

“İsrail’in de aynı şeyi istediğini biliyorum. Büyük ihtimalle, sınır güvenliği gibi daha basit konular üzerinden arka kapı diyaloğunun başladığını göreceğiz. Zamanla bu, daha geniş bir çatışmasızlık diyaloğuna dönüşerek şu soruya cevap arayacak: Sınırı nasıl istikrara kavuştururuz?”

Büyükelçi Barrack, benzer bir anlaşmanın Lübnan ile de olacağını düşündüğünü dile getirerek, Lübnan’ın da aynı modele uygun olduğunu aktardı.

Büyükelçi Barrack, “Neden barış içinde yaşayamıyoruz?” Benim dini uygulamalarım ne olursa olsun, bu benim kişisel inancım ve bunu barış içinde, siyasetten ayrı şekilde sürdüreceğim” diyerek, Suriye’nin bu süreci en hızlı şekilde tecrübe edeceğini belirtti ve sonra da Lübnan’ın aynı şekilde olacağını söyledi.

Suriye’ye şans verebilmek için bir dönüşümün gerçekleşmesi gerektiğini kaydeden Barrack, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Şara’ya olan desteğini anımsattı.

“(Suriye’de) muhatap alacağımız tek ulus devlet Suriye hükümeti”

ABD’nin, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) pozisyonu ve katkısından memnun olup olmadığı ile ABD’nin Şam yönetimine ademi merkeziyetçi bir sistem önerisinde bulunup bulunmadığı sorusuna ilişkin Barrack, Trump ve Rubio’nun bu konuda daha önce açık bir yanıt verdiğini hatırlattı.

Barrack, “Bizim (Suriye’de) muhatap alacağımız tek bir ulus devlet olacak, o da Suriye hükümeti” dedi.

“PKK, YPG dediğimiz bir unsur içeren SDG, ABD güçlerinin yanında IŞİD’e karşı verilen mücadelede yer aldı ve ortak bir görev yürüttü” diyen Barrack, “SDG hem askeri hem siyasi olarak yeni Suriye’ye entegre olmalı. Alevilerin, Dürzilerin ve diğer toplulukların da temsiliyet aradığı gibi” ifadesini kullandı.

Barrack, bunun gerçekleşmesinin zaman aldığını kaydetti.

Son Haberler

Kaynak: Irak’ta silahlı gruplar ‘silah bırakma’ taleplerini esnetiyor

Irak hükümetinin silahlı gruplarla silahların devlete teslim edilmesine yönelik...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Türkiye Gündemi

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...