15 Temmuz 2026
20.8 C
İstanbul

ABD ve İran arasında Hürmüz Boğazı gerginliği devam ediyor

Bu durum, ABD’nin bölgede konuşlu 5’inci filosuyla çatışma ihtimaline dair senaryoları beraberinde getirdi.

İran’da muhafazakâr kanadın ABD ve bölge ülkelerine karşı 2011 yılından beri kullandığı ‘Hürmüz Boğazı’nın kapatırız tehdidi, ilk kez reformcu İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından dile getirildi. Uzmanlar, İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik bir hamlesinin ABD’nin Bahreyn’de konuşlu 5’inci filosuyla sıcak bir çatışma ihtimali yaratacağını belirtiyor.

Dünyadaki deniz kaynaklı petrol ticaretinin yüzde 30’unun gerçekleştiği Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının petrol fiyatlarında ani bir yükselme yaratacağı, boğazın birkaç gün bile kapalı kalmasının petrol piyasasında tahmin edilemez dalgalanmalara yol açacağını düşünüyor.

The Washington Examiner için makale kaleme alan Tom Rogan, “İran daha önce Hürmüz Boğazı’nın kapatarak Batılı ülkeleri müzakere masasına çekebileceğini hesap ediyordu ancak bu durum değişti. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kapatması durumda bölgedeki güvenli geçiş noktaları yaratma planları üzerinde çalışıyor”yorumunda bulundu. Pentagon’un söz konusu planı 2010-2013 yılları arasında CENTCOM komutanı olan ABD Savunma Bakanı Jim Mattis tarafından hazırlanmıştı. ABD, 4 Kasım tarihinden itibaren İran’dan petrol satın almaya karşı yaptırım getireceğini açıklamıştı.

ABD’nin Hürmüz Boğazı’na yakın konumda çok önemli iki askeri üssü bulunuyor. Bunlar, Katar’da bulunan ve ABD’nin Ortadoğu en büyük askeri üssü olarak bilinen Al Udeid Hava Üssü ve Bahreyn’deki Beşinci Filo Deniz Üssü. Bölgedeki ABD ordusunun neredeyse her gün Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda verilecek tepkiye ilişkin hazırlık yaptığı ifade ediliyor.

ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Sözcüsü Bill Urban, “ABD ve müttefikleri bölgede güvenlik ve istikrarı sağlıyor. Birlikte uluslararası hukukun izin verdiği kadar ticaret serbestliğini garanti etmeye devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.

İran’ın bölgedeki askeri gücünün birkaç günlüğüne dahi olsa, Hürmüz Boğazı’nda Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Katar’dan gelen petrol ve doğalgaz ihracatını engellemeye yetecek askeri güce sahip olduğu ifade ediliyor. Suudi Arabistan’ın diğer ülkelerin aksine elindeki petrolü Kızıl Deniz’deki limanlarına aktararak Hürmüz Boğazı’nı bypass etme şansı bulunuyor.

İran’ın boğazı kapatma tehdini gerçekleştirmesi durumunda ABD ile gireceği askeri çatışmayı göze alması gerekiyor. İran Devrim Muhafızları lideri Ali Caferi, “Hürmüz Boğazı ya herkes için ya da kimse için değil”açıklamasıyla Ruhani’nin tehdidine destek verdi. Ruhani, İran’ın ihraç ettiği petrolü uluslararası arenadan silinme çalışmaları karşısında, ‘İran’ın petrolünü bölgeden kesmeye çalışmak bölgenin petrolünü kesmek anlamına gelir” demişti.

İran’ın dış politikadaki kılıcı Kudüs Güçleri’nin komutanı Kasım Süleymanı Süleymani’nin açıklamalarını destekleyen bir mektup kaleme almıştı.

Londra merkezli Al Avsat gazetesine yazan Salman El Dossary, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın kapatmanın riskini alamayacağını savunurken, böyle bir hamlenin petrolün varil fiyatının 400 dolar seviyesine çıkarabileceğini belirtti. Bu, petrol fiyatlarının şimdiki seviyesinden en az 4 kat daha fazla hale gelmesi anlamına geliyor.

Hürmüz Boğazı’ndan en çok petrol ihraç edilen ülkeler:

Çin
Japonya
Hindistan
Güney Kore
Singapur

İran’ın tehdidi Çin’de yankı buldu

İran’ın tehdidi dünyanın birçok ülkesi tarafından tepkiyle karşılandı. Hürmüz Boğazı tehdidinin ardından açıklama yapan Çin, “İran Ortadoğu’daki istikrar katkı sağlamak ve komşularıyla iyi geçinmek için daha fazla çaba göstermeli” açıklamasında bulundu. Çin’in en çok petrol ihraç ettiği ülkeler arasında Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt bulunurken, ülkenin Katar’da yüksek miktarda doğalgaz temin ettiği de biliniyor. ABD Enerji Departmanı’nın 2016 yılında hazırladığı rapora göre, Hürmüz Boğazı’ndan 2016 yılında günde 18.5 milyon varil petrol geçti. Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ihracatının yüzde 80’in Güney Doğu Asya ülkelerine dağıtılıyor.

Tehdit ne kadar gerçekçi?

İran’da muhafazakâr kanat özellikle 2011-2015 yılları arasında Avrupa ülkeleri ve ABD’nin yaptırım tehditlerinin ardından Hürmüz Boğazı’nın kapatma tehdidini sık sık dile getirmişti. ABD ile benzer bir yaptırım geriliminde savrulan bu tehdidin öncekilere göre iki farklı yanı bulunuyor. Bunlardan en önemli, İran’ın petrol ihracatının engellenmesiyle uğrayacağı kaybın diğer yaptırımlara göre çok büyük olması… İkincisi ise daha önce aşırıcılar tarafından dile getirilen tehdidin bu kez reformist Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından gündeme taşınması. Katar merkezli El Cezire, tehdidin Ruhani tarafından dile getirilmesinin bir ‘umutsuzluk’ göstergesi olduğu yorumunda bulundu.

ABD, Kazım 2018 tarihinden itibaren İran petrolünü dünya sahnesinden silmek için formülü Suudi Arabistan’ın dünyaya daha fazla petrol ihraç etmesinde bulmuştu. Suudi Arabistan ise İran’ın dünya piyasasında yaratacağı boşluğu dolduracağı birçok yetkili isim tarafından yapılan açıklamayla doğrulamıştı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan İran’ın Hürmüz Boğazı tehdidini boşa çıkarmak ve hâlihazırda kullanılan rotayı bypass etmek için petrol boru hattı projeleri üzerinde uzun süredir çalışıyordu.

Ne yaşanmıştı?

Hürmüz Boğazı, 1980-88 yılları arasında gerçekleşen İran-Irak savaşında iki taraf da karşı tarafın petrol ihracatını engellemek için ‘Tanker Savaşı’ ismi verilen mücadelenin içine girmişti. İran, 8 yıllık savaşın sonlarına doğru Fars Körfezi’ne mayın koymaya ve uluslararası ticareti zorlamaya başladı. Buna karşılık olarak ABD ordusunun bölgede düzenlediği operasyonda İran’ın bölgedek filosunun yarısı ya batırıldı ya da ağır hasar gördü.

– Hürmüz Boğazı’nda iki yaka arasındaki en yakın mesafe 34 kilometre
– Dünyanın en kritik petrol giriş noktası
– Bölgeden geçen petrolün yaklaşık yüzde 80’i Güney Doğu Asya’ya gidiyor.
– Bölge ülkelerinin gönderdiği petrolün yanı sıra Katar’ın doğalgazı bölgeden geçiyor.

Son Haberler

ABD, İsrail’deki üssünü tahliye etmeyi durdurdu

ABD'nin, İran ile artan gerilim nedeniyle İsrail'in Tel Aviv kentindeki Ben Gurion Havalimanı'nda konuşlu askeri tanker ve kargo uçaklarının tahliyesini askıya aldığı bildirildi. The Times of Israel gazetesinin haberine göre, aylardır bölgedeki askeri yığınak kapsamında havalimanında bekletilen yaklaşık 75 yakıt ikmal ve kargo uçağını kapsayan tahliye süreci durduruldu. Haberde, tahliye kararının askıya alınmasının ardından gece saatlerinde piste dört yeni Amerikan askeri uçağının daha iniş yaptığı belirtildi. Yaz sezonu için iptal uyarısı İsrailli yetkililer ise Ben Gurion Havalimanı'nda sivil uçaklar için ciddi park alanı sıkıntısı yaşandığını açıkladı. Yetkililer, ABD'ye ait askeri uçakların tahliyesinin yeniden başlamaması halinde, seyahat trafiğinin en yoğun olduğu temmuz ve ağustos aylarında yaklaşık 50 bin yolcu biletinin iptal edilebileceği uyarısında bulundu. Tahliye süreci yeniden durdu Krizin, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik askeri hazırlıkları kapsamında havalimanında oluşturulan yığınaktan kaynaklandığı ifade edildi. ABD ile İran arasında kalıcı barışı hedefleyen mutabakat zaptının ardından gerilimin azalmasıyla birlikte haziran ayı sonunda bazı Amerikan askeri tanker uçaklarının geri çekilmeye başlandığı belirtilmişti. Ancak son dönemde artan gerilim nedeniyle bu tahliye sürecinin tamamen durdurulduğu aktarıldı. Tel Aviv ile Washington yönetimlerinin, İran'a yönelik saldırılar sonrasında Ben Gurion Havalimanı'nda konuşlandırılan Amerikan askeri uçaklarının tahliyesini hızlandırma konusunda 26 Haziran'da anlaşmaya vardığı daha önce açıklanmıştı.

Ahbap Derneği soruşturması genişledi: 17 kişi daha gözaltında

Ahbap Derneği'ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen yeni operasyonda 17 kişi daha gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" ve "Dernekler Kanunu'na muhalefet" suçlamaları kapsamında sürdürüldüğünü açıkladı. Başsavcılık: Bağışların amacı dışında kullanıldığı tespit edildi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmaya ilişkin yapılan açıklamada, Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil'in, Şile Belediyesi'nin düzenlediği 35. Uluslararası Şile Bezi Festivali organizasyonunu Sur Müzik Yapım şirketi üzerinden doğrudan temin yöntemiyle aldığı belirtildi. Açıklamada, söz konusu organizasyonda sahne, ışık ve ses sistemi gibi giderlerin sahte faturalarla yüksek gösterildiği, mali bilirkişi raporunda usulsüzlüklerin tespit edildiği ifade edildi. Başsavcılık ayrıca, Ahbap Derneği'ne yapılan bağışların bir bölümünün Haluk Levent'in asistanı Yeliz Kaya'nın kişisel hesabına aktarıldığını, buradan da toplam 125 milyon 765 bin liranın Berkant Acil ile bağlantılı kişi ve şirketlerin hesaplarına gönderildiğinin belirlendiğini açıkladı. Açıklamada, bu yolla bağışların amacı dışında kullanıldığı ve haksız kazanç sağlandığı iddia edildi. Dört ilde eş zamanlı operasyon Soruşturma kapsamında İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Muğla'da eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 14 şüpheli ile 4 şirkete yönelik arama, el koyma ve yakalama işlemleri gerçekleştirildi. Aramalarda dijital materyallere el konulduğu ve şüphelilerin gözaltına alındığı bildirildi. 60 milyon dolarlık bağış iddiası Soruşturmada dikkat çeken bir diğer iddia ise Başaran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Başaran'ın şikâyeti oldu. İddiaya göre Başaran, 2018 yılında uçak kazasında hayatını kaybeden kızı Mina Başaran'ın anısını yaşatmak amacıyla, üniversite eğitimi gören kimsesiz ve ihtiyaç sahibi kız öğrenciler için kullanılmak üzere yaklaşık 60 milyon dolar değerindeki 22 taşınmazdan oluşan bir kompleksi Ahbap Derneği'ne bağışladı. Ancak söz konusu taşınmazların bağış amacının dışında kullanıldığı iddiasıyla savcılığa başvurulduğu öne sürüldü. MASAK raporu: Milyarlık para hareketleri incelendi Soruşturma dosyasına giren MASAK raporunda ise Ahbap Derneği ile bağlantılı olduğu değerlendirilen bazı kişilerin banka hesaplarındaki yüksek tutarlı para hareketlerine dikkat çekildi. Rapora göre, sosyal güvenlik kayıtlarında müzisyen olarak görünen A.Ç.'nin hesaplarında 2020-2024 yılları arasında 779 milyon lira para girişi, 671 milyon lira para çıkışı tespit edildi. "Organizasyon sorumlusu" olarak kayıtlı Z.Y.'nin hesaplarında ise aynı dönemde 1 milyar 469 milyon lira giriş, 1 milyar 537 milyon lira çıkış olduğu belirlendi. MASAK uzmanları, söz konusu para hareketlerinin şüphelilerin gelir profilleriyle uyumlu olmadığını ve "hayatın olağan akışına aykırı" nitelikte olduğunu değerlendirdi. Raporda ayrıca bazı banka transferlerinin açıklama bölümünde, "Ahbap Derneği'ne borç olarak verilen", "Haluk Levent Ahbap Derneği'ne emaneten" ve "Ahbap faaliyetlerinde kullanılmak üzere" ifadelerinin yer aldığı belirtildi. Haluk Levent'ten açıklama Soruşturma sürerken gözaltında bulunan Haluk Levent, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ahbap Derneği ile özel hayatının birbirine karıştırılmaması gerektiğini savundu. Yöneltilen suçlamalar Soruşturma kapsamında Haluk Levent'e; Dernekler Kanunu'na muhalefet, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, örgüt üyeliği suçlamalarının yöneltildiği bildirildi. Başsavcılık açıklamasında ayrıca, Levent'in çok sayıda şüpheliye ait banka hesaplarını kullandığı, bunlardan birinin asistanı Yeliz Kaya adına kayıtlı olduğu ve bu hesaplara dernekten yaklaşık 120 milyon liralık para transferi tespit edildiği iddia edildi.

Trump, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na ablukayı geri getirdiğini açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki limanlarına...

Ezidi Kürt kız çocuklarını köleleştiren IŞİD üyesine müebbet hapis

Almanya’da görülen davada, Irak ve Suriye’de iki küçük Ezidi kızı köle olarak alıkoyan ve sistematik işkence uygulayan IŞİD mensubu Iraklı sanığa müebbet hapis cezası verildi.  Sanığın suç ortağı olan eski eşi ise 9 buçuk yıl hapse mahkûm edildi. Almanya’nın Münih kentindeki Yüksek Eyalet Mahkemesi, IŞİD bünyesinde işlenen insanlık dışı suçlara karşı emsal niteliğinde bir karara imza attı. Yaklaşık bir buçuk yıl süren yargılama sonucunda, Ezidi Kürt çocuklarını köleleştiren "Ebu Abdullah" lakaplı 43 yaşındaki Iraklı Tuana H. ve suç ortağı olan 29 yaşındaki eski eşi Asya R. ağır cezalara çarptırıldı. 5 ve 12 yaşındaki kızlara kölelik düzeni  Mahkeme kayıtlarına göre sanıklar, 2015-2017 yılları arasında IŞİD kontrolu altındaki bölgelerde önce 5 yaşında, ardından 12 yaşında iki Ezidi Kürt kızını satın alarak "köle" olarak kullandı. Çocukların sadece ev işlerine zorlanmadığı, aynı zamanda ağır bir ideolojik baskıya maruz bırakıldıkları ve IŞİD doktrinlerini öğrenmeye zorlandıkları belirlendi. "İnsanlık Dışı İşkence ve İstismar" Federal Başsavcılık tarafından hazırlanan iddianamede yer alan detaylar, çocukların maruz kaldığı dehşeti gözler önüne serdi. Sanık Tuana H.'nin her iki kız çocuğuna da defalarca cinsel saldırıda bulunduğu kanıtlandı. Sanık Asya R.'nin saldırılara engel olmak yerine, tecavüz odasını hazırladığı ve kurbanlardan birine saldırı öncesinde makyaj yaptığı ortaya çıktı. Ayrıca, çocukların süpürgelerle darp edildiği, ellerine kaynar su döküldüğü ve "ceza" olarak saatlerce tek ayak üzerinde durmaya zorlandıkları belgelendi.       Kaçarken çocukları "devrettiler" 2017 yılında IŞİD’in bölgedeki hakimiyetini kaybetmesi üzerine Suriye’den kaçan çiftin, ellerindeki Ezidi çocukları serbest bırakmak yerine başka IŞİD mensuplarına "devrettikleri" anlaşıldı. Bu durum, sanıkların işledikleri suçların devamlılığına işaret eden en ağır unsurlardan biri olarak kabul edildi. Yakalanma ve tarihi hüküm Yıllarca izlerini kaybettiren çift, Nisan 2024’te Alman güvenlik güçlerinin operasyonuyla Regensburg ve Roth bölgelerinde yakalandı. Mahkeme heyeti, sanık Tuana H.'yi "soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçu" işlemekten suçlu bularak ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Eski eşi Asya R. ise bu suçlara yardım etmekten 9 yıl 6 ay hapis cezası aldı.

Devlet Yönetimi Koalisyonu’ndan yolsuzlukla mücadele ve silahların devlet yetkisine verilmesine tam destek

Irak  Devlet Yönetimi Koalisyonu, hükümet ile yargının yolsuzlukla mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmalara destek verdi. Koalisyon, bu mücadelenin siyasi amaçlardan ve intikam anlayışından uzak, hukuki çerçevede sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, silahların devletin tekeline alınması sürecinin devam ettirilmesi çağrısında bulundu. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani'nin de katılımıyla dün toplanan Devlet Yönetimi Koalisyonu, Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi'nin pazartesi sabahı başlayacak ABD ziyaretini  gündemine aldı. Koalisyonun yayımladığı açıklamaya göre toplantıda, söz konusu ziyaretten Irak'ın çıkarları doğrultusunda en iyi şekilde yararlanılması ve ülkenin uluslararası ilişkilerinin güçlendirilmesi için beklenen sonuçlar değerlendirildi. Açıklamada, toplantıya katılanların hükümet ve yargının başlattığı yolsuzlukla mücadele çalışmalarına tam destek verdiği belirtilerek, bu sürecin hukuk çerçevesinde, siyasi hesaplaşmalardan ve intikam anlayışından uzak bir şekilde sürdürülmesinin gerekli olduğu ifade edildi. Koalisyon ayrıca, silahın devletin tekeline alınması sürecinin devam ettirilmesi, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve anayasal kurumların saygınlığı ile egemenliğinin korunmasının önemini vurguladı. Toplantıda, bölgesel dosyalarda diyalog ve karşılıklı anlayışın hâkim olması, savaş ve gerginlikten uzak durulması çağrısı da yapıldı. Koalisyon, Irak'ın bölgesel çıkarların uzlaştırıldığı ve ortak kalkınmanın desteklendiği bir ülke olmaya hazır olduğunu ifade etti.

Mazlum Abdi’den Lindsey Graham için taziye mesajı: Kürtlere olan sarsılmaz desteği tarihe kazınacaktır

Demokratik Suriye Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, ABD'li Senatör Lindsey Graham’ın vefatı nedeniyle bir taziye mesajı yayımladı. Mazlum Abdi, X hesabı üzerinden paylaştığı mesajında, Graham’ın Kürt halkına verdiği desteğin ve Suriye’deki barış çabalarının unutulmayacağını vurguladı. Abdi, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Senatör Lindsey Graham’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Kendisinin uzun yıllara dayanan hizmetleri, ilkeli liderliği, Kürtlere olan sarsılmaz desteği ile barışçıl ve adil bir Suriye için sergilediği tavizsiz savunuculuğu tarihe kazınacaktır. Bu yas sürecinde ailesine, dostlarına ve tüm sevenlerine en içten taziyelerimi sunuyorum. Huzur içinde uyusun.”

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Türkiye Gündemi

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.

Irak ve Türkiye petrol konusunda anlaştı

Irak Petrol Bakanlığı, Ankara'da Türkiye ile gerçekleştirilen görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı. Bakanlık, Irak ve Kürdistan Bölgesi petrolünün Türkiye üzerinden ihracatının devam edeceğini, kısa süre içinde ise yeni bir uygulama protokolünün imzalanacağını duyurdu.   Bakanlığın açıklamasına göre, Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Abadi'nin talimatıyla Petrol ve Dışişleri bakanlıklarından üst düzey yetkililerden oluşan Irak heyeti, çarşamba ve perşembe günleri Ankara'da temaslarda bulundu.Görüşmelerde, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın geleceği ile ham petrol ihracatının sürdürülmesine yönelik mekanizmalar ele alındı. Irak heyetine Petrol Bakan Yardımcısı Nasir Aziz ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hüseyin Bahrululum başkanlık etti. Heyet, Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile bir araya geldi. Toplantıya Irak Petrol Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı temsilcileri de katıldı. "Petrol ihracatı kesintisiz sürecek" Irak Petrol Bakanlığı, Başbakan Ali Falih Zeydi'nin talimatları doğrultusunda tarafların teknik ve hukuki koordinasyonun sürdürülmesi konusunda önemli ölçüde mutabakata vardığını belirtti. Açıklamada, "Bir sonraki aşamada imzalanacak uygulama protokolü, Irak petrolünün, Kürdistan Bölgesi petrolü de dahil olmak üzere, ihracatının kesintisiz devam etmesini sağlayacaktır" denildi. Bakanlık, söz konusu protokolün geçiş süreci niteliği taşıyacağını, mevcut anlaşmanın sona ermesinin ardından bir yıldan kısa sürede Bağdat ile Ankara arasında yeni ve uzun vadeli bir anlaşmanın imzalanmasının hedeflendiğini bildirdi. Erbil: Bir yıllık geçiş protokolü üzerinde uzlaşı sağlandı Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı da cuma günü yaptığı açıklamada, Irak Dışişleri ve Petrol bakanlıkları ile Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ortak heyetin Ankara'da Türk yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, enerji alanındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın süresinin dolmasının ardından petrol ihracatının kesintisiz sürdürülmesine yönelik mekanizmaların ele alındığı belirtildi. Bakanlığa göre taraflar, Irak petrolünün ihracatının bir yıl daha devam etmesini sağlayacak uygulama protokolünün hazırlanması ve iş birliğinin sürdürülmesi konusunda anlaşmaya vardı. Bu süre içerisinde iki ülke arasında uzun vadeli yeni bir anlaşmanın hazırlanarak imzalanmasının planlandığı ifade edildi. Amanc Rahim: Geçici protokol imzalandı Kürdistan Bölgesi Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim, Irak ve Türkiye'nin hem Irak hem de Kürdistan Bölgesi petrolünün Ceyhan limanı üzerinden sevkiyatının sürdürülmesi konusunda yeni bir "geçici protokol" imzaladığını duyurdu. Amanc Rahim, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, her iki tarafın da Kürdistan-Ceyhan boru hattı üzerinden petrol sevkiyatının devamını güvence altına alan bir protokol imzaladığını belirtti. Protokol "geçici" nitelikte Amanc Rahim’in verdiği bilgilere göre imzalanan bu protokol, süreci kesintiye uğratmamak adına atılmış "geçici" bir adım olma özelliği taşıyor. Protokolün temel amacı, tarafların Ceyhan limanı üzerinden yapılacak petrol ihracatı için yeni ve uzun vadeli bir stratejik anlaşma hazırlamasına zemin oluşturmak. Rahim, kalıcı ve uzun vadeli yeni anlaşmanın hazırlanıp imzalanmasının yaklaşık bir yıl sürmesinin beklendiğini ifade etti. 53 yıllık anlaşmanın süresi doluyordu Irak ve Türkiye arasındaki ilk ham petrol boru hattı anlaşması 27 Ağustos 1973 tarihinde imzalanmıştı. Yarım asrı aşkın süredir yürürlükte olan bu tarihi anlaşma, Türkiye hükümetinin daha önceki kararı uyarınca 27 Temmuz 2026 tarihinde sona erecekti.  

Dem Parti, yeni kadrolarla kongreye gidiyor

DEM Parti, 20 Eylül’de Ankara’da gerçekleştireceği 5'inci Olağan Büyük Kongresi hazırlıklarını sürdürüyor. Kongre tarihinin netleşmesi ile birlikte yeni dönem çalışmaları da başladı. MA’nın parti kaynaklarından aktardığına göre çözüm süreci kapsamında temmuz ayında Meclis’ten geçmesi beklenen “çerçeve yasa” ile birlikte DEM Parti de yeni dönemi karşılamaya hazırlanacak. Bu kapsamda parti içi bir genelge yayınlandı. Genelgede kongrenin “Demokratik Cumhuriyet ve Üçüncü Yol” perspektifi ile değişim ve yeniden yapılanma kongresi olarak ele aldığı belirtildi. MA’nın aktardığına göre değişim ve yeniden yapılanma hem kadro hem de örgütsel yapıda yenilenme sağlanması perspektifine odaklanacak. Genelgeye göre DEM Parti,  1– 14 Temmuz tarihleri arasında genişletilmiş il toplantılarını gerçekleştirecek. Genişletilmiş il toplantılarına DEM Parti’nin yanı sıra DEM Parti’ye yakın kurumlardan da kişiler katılacak. Genişletilmiş il toplantılarının ardından DEM Parti tarafından 20-30 Temmuz tarihleri arasında bölge konferansları gerçekleştirilecek. 7 bölgede gerçekleştirilecek bölge konferanslara, genişletilmiş il toplantılarından seçilen delegeler katılacak ve büyük kongreye öneriler sunulacak. İl toplantıları ve bölge konferanslarının ardından ortaya çıkan sonuçlar 5- 12 Ağustos tarihlerinde merkezi çalıştay yapılarak, bütünlüklü olarak ele alınacak. Tartışmalar neticesinde üzerinde uzlaşılan görüşler 20 Eylül’de yapılacak 5. Olağan Büyük Kongre'ye sunulacak. “Genişleme Komisyonu yeni kişileri partiye almaya çalışacak” Ayrıca Kongre Hazırlık Komisyonu bünyesinde oluşturulacak olan Genişleme Komisyonu, farklı çevrelerden siyasetçiler, yazarlar, akademisyenler, siyasi parti veya toplumsal temsili olan kişiler ile bir araya gelerek partiye katılmaları yönünde çalışmalar yürütecek. Bunun yanı sıra DEM Parti, kongre sürecine giderken farklı kesimlerle tematik buluşmalar da gerçekleştirecek ve bu alanlara ilişkin de kendisine bir yol haritası çıkaracak.

Kurtulmuş: Süreç iyi gidiyor, bütün iç ve dış şartların olumlu olduğu bir dönemdeyiz

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, CNN Türk canlı yayınında çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sürecin önemli ölçüde tamamlandığını belirten Kurtulmuş, çıkarılması planlanan yasal düzenlemenin af değil, infaz düzenlemesi niteliğinde olacağını söyledi. "İşin çoğunluğu bitmiştir" Sürece ilişkin konuşan Kurtulmuş, "Bana göre işin çoğunluğu bitmiştir. Yakın zamanda artık terör, Türkiye'nin tamamıyla gündeminden kalkacaktır" dedi. Bölgesel gelişmelerin de sürece katkı sağladığını belirten Kurtulmuş, "Türkiye'nin hem 'Terörsüz Türkiye'yi oluşturma kararlılığı hem de dışarıdaki gelişmelerin hepsi üst üste örtüştü. Bu Türkiye'ye çok büyük bir imkan veriyor" ifadelerini kullandı. Sürecin olumlu ilerlediğini söyleyen Kurtulmuş, "Bütün iç ve dış şartların olumlu olduğu bir süreçteyiz. Eğer bu noktada temkinli, dikkatli ve acele hareket etmezsek korkarım ki araya birtakım provokasyonlar girer" diye konuştu. "Yasa tüm partilerin desteğini almalı" TBMM’ye gelmesi beklenen düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, "Gönlümden geçen, bütün partilerin ittifakıyla Meclis'e bir yasa gelir ve süratle bu geçer. Ümit ederim ki her partinin gönül rahatlığıyla destek vereceği bir yasa ortaya çıkar" dedi. Hazırlanacak düzenlemenin kapsamına da değinen Kurtulmuş, "Çıkarılacak yasa müstakil ve geçicidir. Bir yasa çıkarıp ilanihaye bütün herkesi kapsayacak ve ilanihaye yürürlükte kalacak bir yasa olmayacaktır. Komisyonda kararlaştırılan şekli bu" ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, "Çıkarılacak yasa asla af niteliğinde olmayacaktır. Öyle bir algı şeklinde olmayacaktır, olmaması gerekir. Bunun daha çok bir infaz düzenlemesi olması gerekir" diye konuştu. "CHP'nin iç kavgasının tarafı olamayız" CHP'deki kurultay tartışmalarına ilişkin de konuşan Kurtulmuş, TBMM Başkanlığının bu sürecin tarafı olmadığını söyledi. "CHP'nin iç kavgasının tarafı asla olamayız. Kendi aralarındaki sorunu çözemedikleri için başvurdukları bir mahkeme hiç değil TBMM Başkanlığı. Ne CHP'nin ne de bir başka partinin vasisiyiz" diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti: "TBMM Başkanlığı bir mahkeme değil, herhangi bir partinin vasisi değil. TBMM Başkanlığı bir karar alacak ve partinin içerisindeki tartışma şu ya da bu şekilde sonuçlanacak diye bir durum söz konusu değil." "NATO için tarihi bir dönüm noktası" İstanbul'da düzenlenecek NATO Parlamento Başkanları Toplantısı ve Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, toplantıların önemine dikkat çekti. "Dolmabahçe Sarayı'nda NATO üyesi ülkelerin meclis başkanlarını ağırlayacağız. Pazar günü gelmeye başlayacaklar. Önümüzdeki hafta da esas ağırlıklı olan toplantı, Ankara'daki Liderler Zirvesi. O toplantıda da NATO için çok tarihi bir dönüm noktasına şahit olacağımızı düşünüyorum" dedi. NATO'nun geleceğinin yalnızca askeri güvenlik ekseninde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, "Artık güvenlik sadece askerle, sadece silahla temin edilebilecek bir husus değil. Savaşmak kadar barışmanın da belki daha önemli olduğu ortaya çıkıyor. NATO'nun bir güvenlik şemsiyesi olduğu aşikar ama nasıl bir barış perspektifi geliştirebilir ve barışın oluşmasına nasıl katkıda bulunabilir bunların üzerinde de yoğunlaşmasının şart olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Ankara kulislerinde Demirtaş söylemi

Gazeteci Fatih Atik, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sonbaharda tahliye edilebileceği iddiasının Ankara kulislerinde konuşulduğunu söyledi. TGRT'de katıldığı yayında konuşan Fatih Atik, “Demirtaş DEM Parti yönetimine dahil olursa süreç başka bir yere evrilir mi?'' sorusunun da Ankara'da konuşulanlar arasında yer aldığını belirtti. Atik, “Ankara’da Selahattin Demirtaş’ın sonbajar’da tahliye olabileceğine dair senaryolar üzerinde konuşuluyor. Demirtaş tahliye olursa ve DEM Parti’nin yönetimine girerse terörsüz Türkiye süreci başka bir sürece evrilir mi? Bunları konuşacağız” ifadelerini kullandı. Mahkeme tarafından CHP'ye Genel Başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı canlı yayında Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına destek verdikleri için pişman olmadığını açıklamıştı. Bu nedenle Demirtaş son günlerde yeniden gündeme geldi. Öte yadan Kemal Kılıçdaroğlu son olarak Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret edeceğini söylemişti. Demirtaş’ın bu ziyaret talebini kabul edip etmeyeceği henüz belli değil.