26 Temmuz 2026
25.1 C
İstanbul

Fuad Hüseyin: Türkiye ile diyaloğa ihtiyaç var ama önce operasyonlar durmalı

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, ABD ziyaretlerinin verimli ve başarılı geçtiğini belirterek, amaçladıkları gündemlerin tümünü görüşme fırsatı bulduklarını söyledi.

Washington’da yetkililerle Türk Silahlı Kuvveleri’nin (TSK) Kürdistan Bölgesi toprakları içerisinde devam eden askeri operasyonlarını da görüştüklerini dile getiren Hüseyin, “Türkiye’ya diyalog çağrısı yaptık ancak öncesinde askeri operasyonlar durdurulmalı” dedi.

Fuad Hüseyin, PKK’nin Irak topraklarındaki varlığının bir sorun teşkil ettiğini ancak meselenin eskiye dayandığını vurguladı.

ABD’nin Irak’taki askeri varlığına ve bu güçlerin geleceğine dair de konuşan Hüseyin, Irak ordusunun askeri yardıma ihtiyacı olduğunu, Irak’ta tüm tarafların da ABD ile ilişkilerin sürdürülmesi gerektiği görüşünde olduğunu ifade etti.

Irak Dışişleri Bakanı Hüseyin, “ABD ve diğer koalisyon güçlerinin desteği ile birlikte Peşmerge Güçleri ve Irak arasında ortak bir mekanizmanın kurulması için görüşmeler var” dedi.

Tahran ile Washington arasındaki çekişmede zarar eden tarafın Irak olduğuna dikkat çeken Hüseyin, “ABD ve İran’ın kendi aralarında sorunları Irak üzerinden halletmesi yanlıştır. Irak’ın hem ABD ve hem de İran’a ihtiyacı var” diye konuştu.

Fuad Hüseyin, Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözümü için Irak ve Kürdistan’daki siyasi taraflar arasında ciddi bir diyaloğa ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Başbakan Mustafa Kazımi ile Washington’u ziyaret eden heyette yer aldı. Hüseyin ABD Dışişleri Bakanı ve ABD Başkanı ile gerçekleştirilen görüşmelerde yer aldı.

Fuad Hüseyin, ABD ziyaretinin sonuçları, Türkiye’nin Kürdistan Böglesi topraklarında süren askeri operasyonları, Erbil ile Bağdat arasındaki sorunları, İran ve Çin ile ilişkileri ve daha birçok konu hakkında Rudaw Washington muhabiri Roja Ali Zala’nın sorularını yanıtladı.

Washington’a gelmeden önce görüşmeler kapsamında bazı amaçlar belirlemiştiniz. Bu amaçlarınıdan kaçı gerçekleşti?

Belirlediğimiz amaç ve gündemler ABD ile Irak arasındaki ilişkilerin niteliğine bağlı olarak güvenlik, askeri ve diğer konuları kapsıyordu. Ayrıca ekonomik meseleler, özellikler de enerji, elektrik, petrol, gaz ve yine Irak-Amerikan üniversiteleri arasındaki işbirliği konuları ve tabiki önemli bir diğer başlık da sağlık ve koronavirüs meselesiydi.  Amerika’ya gelmeden önce meslek bakanlıklarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirdik. Elbette her zaman Kürdistan Bölgesi’nin temsilcileri de hazır bulundu. Ve yine Iraklı siyasi liderlerle görüştük, ne istediklerini netleştirmek açısından. Ben de, yapılması mümkün olan ne varsa onun için ABD’ye geldiğimizi vurguladım. Sanırım ziyaretin amacına ve yapılan anlaşmalara baktığımızda başarılı bir ziyaret olduğunu söyleyebiliriz.

Hem ABD ve hem de Irak heyetlerinin anlaşmaya çok gönüllü ve istekli oldukları da söyleniyor. Bu doğru mu?

Evet doğru. Güvenlik ve askeri ilişkiler konusunda büyük problemler vardı. En az iki gün bu konu üzerinde tartıştık. Ortak açıklama metninde de ifade edildiği gibi sonuçta ortak bir anlaşmaya vardık.

Mike Pompeo ile gerçekleştirdiğiniz basın toplantısında Pompeo çok açık bir şekilde Irak’taki azınlıklara, özellijle de Musul’daki azınlıklara yardım etmek istediklerini vurguladı. Ancak silahlı grupların varlığı deniyle gereken yardımı sunamadıklarını söyledi ki burada Heşdi Şabi’yi ima etti. Ayrıca bu silahlı grupların yerine yerel polislerin görevlendirlmesi gerektiğini berlirtti. Bu konuda Amerikalılara yardımcı olmak için herhangi bir karar alındı mı?

Aslında bu yani sözü edilen bölgelerde yerel polislerin görevlendirilmesi çok eski bir görüş, 5-6 yıl öncesine dayanıyor ve sanırım yerinde bir görüş. Ancak Bağdat’ta yönetimi devralan hükümetler bu görüşü pratikjleştiremedi, sonrasında IŞİD geldi. Şimdi sanırım durum daha farklı. Bu konunun ciddiyetle üzerinde durulması, Bağdat’ta görüşülüp tartışılması ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü Irak’taki azınlıklar, belirgin olarak da Ninova’daki Hristiyan, Şebek ve Ezidilerin böyle bir endişesi var ve kendi güvenliklerini almak istiyorlar. Doğrusu kendi bölgelerinde yerel polis gücüne sahip olmaları kendi haklarıdır. Sanırım bu görüş üzerinde çalışacağız.

Buraya gelmeden önce Dışişleri Bakanlığı’nda ençok istişare ettiğiniz ve vurgu yaptığınız konulardan biri de Irak’ın egemenliği meselesiydi. Görüşmelerinizde sadece İran’ın Irak’a müdahalesini mi görüştünüz yoksa Türkiye’nin PKK’ye karşı Kürdistan Bölgesi topraklarında sürdürdüğü operasyonlara da değindiniz mi?

Egemenlikten bahsedildiğinde diğer ülkelerin de müdahalelerinden, askeri saldırılarından söz ediliyor ki olmaması gerekiyor. Ama malesef böyle birşey var ve bir gerçektir. Görüşmelerde tüm konular ele alındı. Bunlardan biri de Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi ve Irak’ın topraklarına yönelik devam eden askeri saldırılarıydı. Bu konu uzanca tartışıldı. Konu içerisinde PKK’den de bahsedildi. Çünkü Irak Anaysası hiçbir silahlı güce kendi topraklarını kullanarak başka bir ülkeye saldırmasına izin vermiyor. Sadece onlar (ABD tarafı) değil, biz de bu konudan bahsettik. Çünkü bu anayasal bir sorundur da. Dolayısıyla bir sorunumuz var demektir. Fakat soru şu; bu yeni bir sorun mu? Hayır çok eski bir sorun. PKK 1991’den beri Kürdistan dağlarında, İran ve Türkiye sınırlarında bulunuyor.

Bu, Irak Kürdistan halkı ve tabi Irak için de başlı başına bir mesele ve sorun yaratmış durumda. Fakat bu sorun Türklerle müzakere edilmeli. Çünkü Irak’ın Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirmeye ihtiyacı var. Bağdat, Ankara ile iyi ilişkiler kurmak istiyor ve biz Türkiye’ye diyalog çağrısında bulunduk. Sanırım böyle bir sürece varacağız. Fakat bu diyalog başlamadan önce askeri operasyonlar durdurulmalı. Savaş ve bombardımanlar sürerken diyalog geliştiremezsiniz. Özellikle belirgin bir şekilde Irak Kürdistanı köylerinden birine ve Sınır Muhafızları saldırı gerçekleştirildi. Bu kabul edilebilir bir durum değil. 

Irak Başbakanı Kazımi de bu soruna bir çözüm bulmak istediklerini belirtti. Siz Dışişleri Bakanlığı olarak Birlişmiş Milletler’den herhangi bir talepte bulundunuz mu?

Washinton’a gelmeden önce bu konu hakkında Arap ve Avrupa Birliği ülkelerinin dışişleri bakanları ile görüştüm. Şimdi de Washinton’da bu konuyu gündeme getirdik. Dönüşte bu temaslarımıza devam edeceğiz. Fakat bilirttiğimiz bir çözüm yolu var ki o da Ankara ile oturup konuşmaktır. Bu meseleyi kendileri ile görüşmektir. Çünkü Ankara ile ilişkilerimiz kötü olmamalı. Türkiye ile Irak iki komşu ülkedir sonuçta. Ortada bir sorun var ve oturup konuşmalıyız. Fakat onların başladığı gibi çözülmez, yan etkileri olur. Elbette onlar bu yaptıklarının PKK’ye saldırdırı olduğunu söylüyor ama saldrının da çeşitleri var. Bu kabul edilemez. Biz Türkiye ile diyalog sürecinin başlaması için her türlü çabayı sarfedeceğiz. Çünkü çözüm yolu buradan geçiyor. Fakat PKK’nin durumu da bizim için bir sorundur, soruna neden olmuştur.

ABD ile stratjik görüşmelerin ikinci aşamsında Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilmesinden söz ediliyor. Mike Pompeo ile düzenlediğiniz ortak basın toplantısında da ABD’li mevkidaşınız, “Irak’ın Amerikan güçlerinin ülkedeki varlığına ihtiyacı var ve bu ihtiyaç olduğu müddetçe kalacağız” dedi. ABD’nin Irak’taki askeri varlığının kaderi ne olacak?

Doğrusu bu Irak siyaset arenasında çok hassas bir mesele. Bu nedenle Washingon’a gelmeden önce Başbakan’la birlikte Irak’taki siyasi liderlerin büyük çoğu ile görüştük. Onlar da ABD ve Irak arasındaki ilişkilerin gerekliliğine vurgu yaptı. ABD’ye karşı net tavır sahibi olanlar bile iki taraf arasındaki ilişkilerin varlığını gerekli görüyor. Özellikle de ABD’ye ve Amerikan askeri varlığına karşı net tavır sahibi olanlar bile ABD ile ilişkilerin gerekli olduğunu savunuyor.  

Savunma Bakanı ile konuşuyorsunuz askeri yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyor. İçişleri Bakanı ile görüşüyorsunuz ABD’lilerin burada bulunup kendilerine yardım etmesi gerektiğini söylüyor. Peşmerge yetkilileri ve Peşmerge Bakanlığı ile görüşüyorsuzunu “ihtiyacımız var” diyorlar. Irak Anti-Terör Kuvvetleri ile görüşüyorsunuz onlar da askeri yardıma ihtiyaçları olduğunu belirtiyor. Yani Irak güvenlik güçlerinin tamamının askeri destek ve yardıma ihtiyacı var. Siyasi liderlerle görüştüğünüzde onlar da askeri yardıma ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.

Bir önceki süreçte IŞİD’le savaş döneminde ABD ve uluslararası koaliyon güçleri Irak’taydı, IŞİD’e karşı savaşta Irak güvenlik güçlerine ve Peşmerge’ye destek verdiler. IŞİD halifeliği yıkıldı ancak hala da terrorist bir güç ve düşünce olarak kalıyor. Bu bir gerçek ve Irak’ta IŞİD varlığının tamamen sona erdirilmesi için askeri işbirliğine ihtiyaç var. Amerikalılarla işbirliği gerekiyor. Bu konu hakkında görüşmelerimiz oldu, önümüzdeki süreçte Irak’taki askeri varlıklarının niteliğini de ele aldık. Yada biz Irak’ta nasıl bir Amerikan askeri varlığı istiyoruz. Bu amaçla da birkaç konuyu not ettik. Birincisi önceki Başbakan Adil Abdulmehdi’ye yazdıkları mektupta kullandıkları kelimelere dairdir ki orada askeri güçlerin Irak dışında yeniden düzenlenmesi ve ülke dışına çıkarılmasından söz ediliyor. Kendileri ile görüştüğüm Iraklı siyasi güçler uygulanması halinde bunun yerinde bir karar olduğunu söylediler. Fakat bir teminat da olmalı. Bildiride bundan da söz ettik. Fakat kim bu mesle ile ilgilenecek, muhatap olacak? Askeri tenikerler olmalı.  Biz Irak ile ABD arasındaki istihbarat işbirliğinin sürmesini istiyoruz. Yine askeri eğitim ve denotım ile askeri danışmanlar kalmalı. Birçok defa da bahsettiğimiz üzere hava desteği olmalı ki onlar da bunu kabul ettiler.  Tüm bunlar pratikte nasıl uygulanacak? Teknik bir komisyonun bu konu üzerinde çalışması gerekiyor. Bildiride bundan da söz edilmiş, ABD ve Irak’tan birer teknik ekibin birlikte oturum konuşması, ne zaman, nasıl uygulamaya konulacağı konularını netleştirmesi gerekiyor. ABD’nin Irak’taki varlığı da böylece farklı bir şekilde olacak.

Peşmerge Güçleri ile Irak’ın güvenlik güçleri arasındaki koodinasoyon anlatıldı, IŞİD’in hala akitif bir şekilde faaliyetlerinin arttığı bölgelerde ortak işbirliği yapılması konusu gündeme geldi mi?

Bir kaç çalıştay düzenlendi, bunlardan biri füvenlik ve askeri meseleleri konu alıyordu. Peşmerge Bakanlığından bir heyet de çalıştayda hazır bulundu ve Amerikalılarla konuştular. Konuşulan konulardan biri de Peşmerge güçleriyle Irak güçleri arasında bulunan bölgelerde oluşan güvenlik boşluğu nedeniyle IŞİD’in faaliyet yürütmesi meselesiydi. Güvenlik zafiyeti nedeniyle IŞİD mensupları özgürce o bölgede faaliyet yürütüyorlar. Özellikle de Kerkük, Musul ve Enbar bölgelerinde hala varlıklarını devam etiriyorlar. Söz konusu boşluğun doldurulması gerekiyor. Nasıl doldurulur diye bir soru sorarsak? Iki gücünde bir birine destek olmalı. Bu kapsamda sürece destek olmak ve oluşan güvenlik boşluğunu doldurmak için hem Irak’ta hem de yurtdışında görüşmeler devam ediyor. ABD ile koalisyon güçleri sürece yardımcı olabilirler.

Bahsettiğini ortak güç konusunda ABD’nin tutumu nasıldı?

Bu sadece Irak’ın içinde bulunduğu bir savaş değil, Peşmerge’nin de tek başına girdiği bir savaş değildir. Herkesin içinde olduğu bir savaştır.

ABD ile görüşmelerin İran ile ilişkilerinizi etkileyeceğini düşünüyor musunuz?

Hayır, biz Amerika’ya gelmeden önce Tahran’ı ziyaret ettik. Iki başbakanın da İran ziyareti sırasında ben ordaydım. Biz gereken mesajı İranlılara verdik. Onlar da bizim Washington’a geleceğimizi biliyorlardı. Yaptığımız işler şeffaf ve verdiğimiz mesajlar da açıktır. Tabiki burada bir kaç şey vardır. ABD ile İran arasındaki çekişmelerin birinci derecede zarar gören ülke Irak’tır. Tahran ile Washington arasındaki sorunlar ve çekişmeler hiç bir ülkenin iç sorunu değildir. Ancak Irak için durum aynı değil sebep ne olursa olsun, Irak için bir iç mesele haline gelmiştir. İran, Irak’ın komşusu 2003’ten bu yana Irak üzerinde etki kurmuş ve şu ana kadar hala bu etki devam etmektedir. ABD ise Irak’ın dostudur, 2003’ten bu yana Saddam Hüseyin’i tahtından eden büyük bir orduya liderlik ediyor. 160 bin askerle birlikte Irak’ta kaldı ve ülkede etkisi var. Büyük bir devlet ve Irak’ın da müttefikidir. İki ülke arasındaki çekişmeler ister istemez bizi de etkiler.

Tahran ve Washington arasında yaşanan çekişmelerin birkaç yıl öncesine bakacak olursak, Irak düzeyinde sorunların olduğunu görürüz ancak bu şekilde değildi. Irak düzeyinde bir tür anlaşmaları vardı, her hangi bir oturum gerçekleştirmeden anlaşmaya varıyorlardı. Hatta Irak Başbakanını belirleme konusunda da. Bu hoş karşılanmıyor biliyorum ama bu bir gerçek.

Tahran ve Washington arasındaki sorunlar büyüdükçe Irak’ta ise olayların rengi değişti. Bu da çok tehlikeli. Bu nedenle hem Başbakan hem de biz Amerikalılar ve İranlılarla yaptığımızı görüşmelerde açık bir şekilde İranlılarla ilişkilerimizin devam etmesi konusunda utumumuzu ortaya koyuyoroz. Ancak onlar Irak’taki meseleler için karar vermemeliler. İç meselelerde İran’ın karar vermesini istemiyoruz. Aynı şekilde ABD’nin de. İran ile normal ilişkilerimizin olmasını istiyoruz.  ABD’yle de iyi bir ilişkimizin olmasını istiyoruz. Çünkü Irak’ın her ikisine de ihtityacı vardır.

Stratejik görüşmelerde sizin de bahsettiğiniz gibi ekonomik bir boyutu var, birçk ekonomik anlaşma imzalandı. Söz konusu anlaşmaların Irak’ın siyaseti üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

2003’ten bu yana Amerikalılarla birçok anlaşma için ön protokol imzalandı ancak çoğu uygulanmadı. Söz konusu anlaşmaların yerine getirilmemesinin nedeni ABD ile Irak’a bağlı. Daha önce Maliye Bakanı olarak şimdi ise Dışişleri Bakanı olarak dikkat ettiğimi şey şu Irak’ta inceleme ve soruşturma yok. Biz Dışişleri Bakanlığı olarak bu meselelerin araştırılmasını talep ettik. ABD’li şirketlerle ilişkilerimize devam etmemiz durumunda Irak’a ekonomik açıdan önemli etkisi olacaktır. Çünkü büyük şirketler geliyorlar. Aynı zamanda yatırım için yeni kapılar aralayacaktır. Sadece Amerikalılar değil farklı ülkeler de gelirler. Ancak bu durum Irak’ın güvenliğiyle alakalıdır.

Eğer Irak’ın iç güvenliği normal değilse insanlar kendilerini riske atmazlar. Bu nedenle Irak’ın güvenliği normalleştirilmeli ki gelmek isteyen şirketler buna olumlu baksınlar ve eğer yatırım planları varsa uygulamaya başlasınlar. Gelmeleri durumunda Irak’ın ekonomisi üzerinde olumlu etkileri olacaktır.

Siyasi gözlemciler, Irak’ın araştırma komisyonu kurması ve eğer ciddi bir şekilde arştırmanın sonucu üzerinden gidilip gereken adım atılması durumunda önceki hükümetlerin Çin ile yaptığı anlaşmalarında kurtulacağı anlamına geldiğini söylüyorlar, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Devlet olarak aynı anda birkaç devletle sözleşeme imzalayabilirsin. Adil Abdulmehdi başkanlığındaki bir heyetin Çin’e ziyareti sırasında birkaç belge imzaladık. Çin, Irak’ın petrolünü satın alan ülkelerden biri, Çin ile Hindistan petrol ihracatı yaptığımız en büyük iki ülke konumunda. Irak ile Çin arasındaki ticaret kapasitesi oldukça büyük. Ancak ben koronavirüsünün yayılmasından öncesinden bahsediyorum. Çin Irak’ın petrolünü alıyor, Irak ise Çin’den farklı kalemlerde ürünler satın alıyor. Bazı dönemlerde iki ülke arasındaki ticaret hacmi 20 milyar dolara ulaştı.

Çin ile Irak arasındaki ilişkiler daha çok ekonomik minvalde seyrediyor. ABD ile Irak ilişkilerinden çok daha farklı. ABD 1991’den bu yana Kürdistan Bölgesi’nde 2003’ten u yana da Irak’ta varlığını sürdürüyor. Amerika’nın Irak’taki etkisi farklı, ilişkileri de farklı. Yani ABD-Irak ilişkilerini, Çin-Irak ilişkilerinin yerini alacağı gibi bir mukayese edemezsiniz.

Bağdat ile Erbil arasındaki mevcut ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Pompeo ve Trump’ta bir şekilde Kürtlerden bahsettiler. Her iki taraf arasındaki çelişkiler hakkında Washington’da ne konuşuldu. Sizce Erbil ile Bağdat bir çözüm ve anlaşmaya varabilecek mi?

Birkaç sorun var. Bunlardan biri Haydar İbadi’nin başbakanlığı döneminde ortaya çıktı ki bir tür güvensizliğe yol açtı ve hatta iki taraf arasında büyük bir sorun yaşanmasına neden oldu. 2003’ten sonraki dönemle mukayese edildiğinde Erbil-Bağdat ilişkileri son iki yıl daha farklıdır. Koşullar çok değişmiştir. Her iki tarafın da birbirine ihtiyacı var mı? Bu sorunun cevabı evet’tir. Fakat hangi tarafında daha çok ihtiyacı var, hangi konuda daha fazla ihtiyaç duyuyor u farklı bir konu. Her iki tarafın da sorunları var mı? Evet var ve bazıları tarihseldir. Fakat bazıları şimdiye dairdir ve bazıları için de erken çözüme ihtiç var. Örneğin bütçe meselesi acil bir sorundur, ertelemeye gelmez, çünkü halkın ekmeği sözkonusu. 

Bütçe meselesine gelince, Maliye Bakanı’yken sırtımı Bütçe Yasası’na dayamıştım. Nisan ayının sonuna kadar halkın tüm maaşı periyordik biçimde zamanında gönderiliyordu ki bu süreçte Adil Abdulmehdi’nin yazılı emir ile durduruldu. Yeni hükümet de göreve geldiğinde, Abdulmehdi’nin yazılı emir geçerli olduğu için bu Erbil ile Bağdat arasında soruna dönüştü. Şimdi de geçici bir çözüme kavuşturuldu, biz buraya gelmeden Kürdistan Bölgesi’ne maaşlarla ilgili bütçe gönderildi. Fakat bütçe yasasında köklü değişime gidilecek ki bunun için de önümüzdeki yılın bütçe tasarısı zamanında sunulmalı. Burada Kürdistan Bölgesi ile Bağdat’ın bir anlaşmaya varması ve yasalar temelinde sorunu kendi aralarında çözmeleri gerekiyor.

Fakat daha büyük sorunların çözümü için sanırım hem Irak ve hem de Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi güçler arasında daha ciddi bir diyaloğa ihtiyaç var. Bu diyalog çerçevesinde Irak ile Kürdistan Bölgesi ilişkilerinin nereye doğru gideceği tartışılmalı. Sorunlar nasıl çözülmeli, bunu konuşmak gerekiyor. Çünkü ortada bir diyalog kalmadığını hissediyorum.

Irak hükümet kabinesinde ya da parlamentosunda temsilcinizin bulunması ile sorunlar çözülmüyor. Biz şimdi Irak ile ABD arasındaki diyalogdan söz ediyoruz. Peki neden kendi aramızda diyaloğumuz olmasın? Neden sonuç almak için bir iç diyalog sistemi bulmayalım? Bunun için de ya Kürdistan’daki ya da Irak’taki siyasi tarafların inisiyatif geliştirmesi gerekiyor ki kanımca bu durumda Kürdistan’daki siyasiler bu inisiyatifi başlatmalı, “bugünkü sorunların çözümü için kapsamlı bir diyalog yürütelim, ileride birlikte nasıl ve hangi temeller üzerinde yaşayabileceğimize karar verelim” demeli. Mevcut anayasa sorunlarımızı çözdü mü, çözmediyse ne yapılmalı? Çözdüyse neden pratikte uygulanmıyor? Tüm bu sorulara yanıt verilmesi gerekiyor.

Sizce ABD de bunu destekler mi?

Bence ABD buna çok büyük destek verir.

Son Haberler

Trump, İran’a yönelik saldırıları durdurma talimatı verdi

ABD medyası, ABD Başkanı Donald Trump'ın orduya cuma günü İran'a yönelik askeri saldırıları durdurma talimatı verdiğini bildirdi. Böylece 13 gündür aralıksız devam eden günlük saldırı zinciri ilk kez kesintiye uğradı. 24 Temmuz 2026 Cuma günü, konuya yakın iki kaynak ABD merkezli Axios'a yaptığı açıklamada, Donald Trump'ın yaklaşık iki haftadır ilk kez ABD ordusunun sunduğu saldırı planını onaylamadığını aktardı. Trump, önceki 13 gün boyunca İran'daki hedeflere yönelik bombardıman emirlerini her gün veriyor ve bu saldırılar birkaç saat içinde uygulanıyordu. Ancak bu kararın geçici mi yoksa kalıcı bir duraklama mı olduğu henüz netlik kazanmadı. Analistler, Trump'ın bu kararının diplomasiye daha fazla fırsat tanıma isteğinin bir yansıması olabileceğini değerlendiriyor. Kaynaklar, ABD ordusunun geniş çaplı askeri saldırıların yeniden başlatılması ihtimaline karşı tüm planlarını hazır tuttuğunu, ancak Trump'ın şu ana kadar bu yönde yeni bir emir vermediğini belirtti. Güvenlik güçlerinin ise talimat verilmesi halinde kısa sürede yeniden harekete geçebileceği ifade edildi. Trump, söz konusu talimattan kısa süre sonra Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırıları sürdürme ya da artırma seçeneğinin hâlâ masada olduğunu söyledi. "Sahip oldukları her şeyi yok edebiliriz" diyen Trump, buna rağmen daha akıllıca stratejinin İran'la bir anlaşmaya varmak olduğunu ifade etti. ABD Başkanı, "Şu anda İranlılarla görüşüyoruz. Bence her geçen gün daha da yorgun düşüyorlar. Harekete geçmeye hazırız ve tamamen silahlıyız, ancak onlarla konuşuyoruz" dedi. Trump daha sonra Beyaz Saray muhabirleriyle düzenlediği resmi toplantıda ise, "İran'ın şu anda bir anlaşmaya hazır olduğunu düşünmüyorum, ancak ben dinlemeye hazırım" ifadelerini kullandı. Trump'ın saldırıları durdurma kararı, cuma günü Umman'dan bir diplomatik heyetin Tahran'a ulaşmasının ardından geldi. Heyetin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik yeni bir anlaşmayı görüşmek amacıyla İranlı yetkililerle temaslarda bulunduğu belirtildi. Bölgeden iki kaynak, müzakerelerde önemli ilerleme sağlandığını ve hafta sonu içerisinde Umman ile İran arasında bir anlaşmanın imzalanabileceğini aktardı. Ardından Başkan Trump'ın, önerilen anlaşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesi bekleniyor.

17 yıl sonra bir ilk: BM Genel Sekreteri Guterres, Suriye’de

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, resmi ziyaret kapsamında beraberindeki heyetle Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. SANA muhabirinin aktardığına göre, Guterres ve beraberindeki heyeti Şam Uluslararası Havalimanı'nda Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani karşıladı. 17 yıl aradan sonra Şam’ı ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri olan Guterres’in, temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya gelmesi öngörülüyor.

Trump: İran’la ya anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili iki seçenek bulunduğunu belirterek, "Ya onlarla anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz" dedi. Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran yönetiminin anlaşma yapmak istediğini söyleyen Trump, "Bazen güçlü görünmek için anlaşma istemediklerini söylüyorlar ama gerçek bu değil" ifadelerini kullandı.    Trump, Tahran yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "İki yol var: Ya onları parça parça dağıtabiliriz ya da onlarla müzakere edebiliriz. Şu anda yaptığımız da bu" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in İran tarafıyla doğrudan temas halinde olduğunu söyleyen Trump, Tahran'ın son günlerde bir uzlaşmaya varma konusunda daha istekli göründüğünü ifade etti. Trump, "Bence akıllıca olan yol bu. Ancak diğer yol, yani savaş, belki daha kolay olabilir. Biz buna da hazırız. Hazırız ve silahlıyız" dedi. "Büyük saldırılar" konusunda karar vermedi İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon kararı alıp almadığı yönündeki soruya Trump, "Hayır, henüz karar vermedim çünkü şu anda onlarla konuşuyoruz" yanıtını verdi. Trump, Venezuela örneğini hatırlatarak, başlangıçta eleştirilen bazı kararlarının daha sonra destek gördüğünü belirterek, İran konusunda da benzer bir sürecin yaşanabileceğini söyledi. "Rusya ve Çin'in İran'a yardım edeceğini düşünmüyorum" Rusya ve Çin'in İran'a destek vereceği yönündeki iddiaları da değerlendiren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisine bu yönde güvence verdiğini dile getirdi. Trump, "Şi Cinping ve Vladimir Putin bana müdahil olmayacaklarını ve Tahran'a yardım etmeyeceklerini söylediler. Onlara güveniyorum ve beni hayal kırıklığına uğratacaklarını sanmıyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamaları, ABD ile İran arasında devam eden gerilimin sürdüğü ve diplomatik temasların devam ettiği bir dönemde geldi. Öte yandan New York Times'ın haberine göre Trump'ın, İran'a yönelik askeri seçenekleri değerlendirmek üzere Beyaz Saray Durum Odası'nda üst düzey askeri yetkililerle bir toplantı yapması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması İsrail’de tepkiyle karşılandı

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Riyad'ın Amerikan teknolojisiyle nükleer santral kurup uranyum zenginleştirmesine imkan tanıyan anlaşma, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açtı. İsrailli muhalif siyasetçiler, anlaşmanın Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. ABD ve Suudi Arabistan, Riyad'ın sivil nükleer program geliştirmesini öngören tarihi anlaşmaya imza attı.Çarşamba günü duyurulan ve yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı gereken anlaşma, İsrail siyasetinde geniş yankı uyandırdı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, muhalefet ve eski üst düzey yetkililer anlaşmaya sert tepki gösterdi. Bennett: "Büyük bir stratejik başarısızlık" 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bennett yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan ile İsrail göz ardı edilerek yapılan bu nükleer anlaşma, büyük bir stratejik başarısızlıktır ve güvenliğimizi riske atmaktadır. Suudi toprağında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede kontrolsüz bir nükleer yarışa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Çılgınca bir silahlanma yarışı başlayacak" Anlaşmaya bir tepki de eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'dan geldi. Liberman, Suudi Arabistan'ın sivil programının nihayetinde askeri boyut kazanacağını öne sürerek şunları söyledi: "Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programı, nükleer silah elde edilmesiyle sonuçlanacak ve tüm Orta Doğu'da çılgınca bir silahlanma yarışına neden olacaktır." İsrail'in bölgedeki tek nükleer güç olma konumunu koruması gerektiğini vurgulayan Liberman, Tel Aviv yönetiminin ABD Kongresi nezdinde girişimde bulunarak anlaşmayı engellemesi gerektiğini kaydetti. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz ise konunun bölgesel ittifaklardan bağımsız ele alınmasını eleştirerek, "Bölgesel ılımlı bir ittifakın parçası olmadan Suudi Arabistan'a sivil nükleer kapasite verilmesinin İsrail'in güvenliğine fayda sağlayacağını savunacak hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur" değerlendirmesinde bulundu. 123 Anlaşması imzalandı 22 Temmuz 2026'da ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, kamuoyunda "123 Anlaşması" olarak bilinen çerçeve metni ve beraberindeki güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasında milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek stratejik bir ortaklığın hukuki zeminini oluşturduğu kaydedildi. Anlaşma, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sıkı denetimi altında Suudi Arabistan'ın elektrik üretimi için Amerikan teknolojisini kullanmasına imkan tanıyor. Böylece Riyad yönetimi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, ABD'li şirketler için de Suudi nükleer pazarına giriş fırsatı doğuyor. Wright: "Trump sayesinde nükleer rönesans başladı" İmza töreninin ardından konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın en yüksek güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına sahip olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın vizyonuna dikkat çeken Wright, "Başkan Trump sayesinde ABD'nin nükleer rönesansı başladı. Bu adım, her iki ülke halkına uzun vadeli ekonomik ve stratejik kazançlar sağlayacaktır" dedi. ABD Kongresi'nin onayına sunulacak olan anlaşmanın temel hedefleri arasında ABD nükleer teknolojisinin ihracatını artırmak, nitelikli istihdam yaratmak ve Washington-Riyad hattındaki stratejik ortaklığı derinleştirmek yer alıyor.

Rojava Üniversitesi’nde kritik görüşme: Şam’daki yükseköğretim sistemine bağlanacak

Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun akademik ve hukuki kriterlere göre yürütülerek, öğrencilerin eğitim hakkı ile akademik kadroların haklarının esas alınacağını söyledi.  Suriye Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi, Kamışlo’da bulunan Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun öğrencilerin ve akademik kadroların haklarını esas alan kapsamlı bir akademik ve hukuki çerçevede yürütüleceğini açıkladı. Haseke Valisi Nureddin İsa'nın da dahil olduğu, Rojava Üniversitesi Meclisi ile gerçekleştirilen görüşmede entegrasyon sürecine ilişkin hazırlanan yol haritasının ele alındığını belirten El Helebi, sürecin aşamalı ve planlı biçimde ilerleyeceğini ifade etti. İlk aşamada üniversitenin akademik ve idari yapısı, eğitim programları, öğrencilerin durumu, akademik kadrolar ve eğitim altyapısının kapsamlı biçimde değerlendirileceğini kaydeden El Helebi, "Amaç, öğrencilerin hiçbir hak kaybına uğramamasını ve eğitim süreçlerinin kesintisiz devam etmesini sağlamaktır" dedi. İkinci aşamada ise müfredatın, akademik kararların ve ders saatlerinin bilimsel ölçütler doğrultusunda uyumlaştırılacağını belirten El Helebi, ders denkliklerinin sağlanması ve akademik gerekliliklerin yerine getirilmesi için adil bir mekanizmanın oluşturulacağını söyledi. "Bu sayede entegrasyon süreci düzenli şekilde ilerleyecek, eğitim kalitesi ve akademik standartlar korunacaktır" diyen El Helebi, ilerleyen aşamalarda Hesekê'deki yükseköğretim kurumları arasındaki bütünleşmeyi güçlendirecek hukuki ve akademik düzenlemelerin de tamamlanacağını ifade etti.  Bakanlığın, öğrenciler ve akademik kadroların haklarını güvence altına alacak teknik ve hukuki değerlendirmeler tamamlanmadan herhangi bir adım atmayacağını vurgulayan El Helebi, sürecin adalet ve şeffaflık ilkeleri temelinde yürütüleceğini kaydetti.

New York Belediye Başkanı Mamdani, Netanyahu’yu tutuklama yetkisinin olmadığını söyledi

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, 22 Temmuz'da İsrail...

İran’dan ABD’ye: Nükleer tesislere saldırı olursa sert karşılık veririz

İran'ın Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı, ABD'nin ülkenin nükleer tesislerine saldırması halinde komşu ülkelerdeki Amerikan üslerine sert karşılık vereceklerini açıkladı. Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı dün gece yayımladığı açıklamada, ABD'nin İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer ve diğer hassas tesislerine saldırı tehdidinde bulunduğunu belirtti. Açıklamada, "ABD'nin saldırgan ordusu böyle bir aşamaya geçerse, bunu bölgedeki savaşın daha da genişletilmesi olarak değerlendireceğiz. ABD'nin, müttefiklerinin ve bu asi ve savaş yanlısı ülkeyi destekleyenlerin tüm çıkarları, İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri'nin güçlü saldırılarının hedefi olacaktır" denildi. Trump: Nükleer malzemelerin saklandığı bölgeleri bombalayacağız Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün İran'a yönelik yaptığı uyarının ardından geldi. Trump, Tahran'ın nükleer ekipman ve malzemelerini sakladığı düşünülen noktalara "çok yakında" saldırabileceklerini söylemişti. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüjleri daha güvenli bölgelere taşıdığına inanıp inanmadığı sorusuna ise, "Hareketliliğin farkındayız. Büyük olasılıkla o bölgeleri çok yakında vuracağız" yanıtını verdi. İran'ın ABD saldırılarını engelleyemeyeceğini öne süren Trump, "İran bize karşı hiçbir şey yapamaz. Normalde böyle konuşmam ama eğer o yerleri koruyabileceklerini düşünseydim bunu söylemezdim. Tekrar ediyorum, o bölgeleri çok yakında vuracağız" ifadelerini kullandı. Trump'ın hedef gösterdiği yerlerden biri de Kuleng(Kazma) Dağı oldu. Kuleng Dağı neden önemli? Kuleng Dağı (Kuh-e Kolang Gaz La), İran'ın merkezinde yer alan İsfahan eyaletinde bulunmaktadır. Tahran'ın yaklaşık 220 kilometre güneyindeki stratejik Natanz nükleer tesisinin hemen 1.5 kilometre yakınında yer alır  Kuleng Dağı'nın altında gizli ve derin bir yer altı nükleer tesisi bulunduğu iddia ediliyor. İsrail ve ABD istihbarat kurumları, İran'ın hava saldırılarından korumak amacıyla binlerce uranyum zenginleştirme santrifüjünü bu tesise taşıdığına inanıyor. Tesis o kadar derindedir ki, ABD'nin en güçlü sığınak delen (bunker-buster) bombalarının bile burayı tamamen imha etmekte zorlanacağı belirtilmektedir. Trump, burayı "tam giriş kapısından" vurarak tünelleri kapatmakla ve İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemekle tehdit etmektedir. Tesisin kapıları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerine kapalı olduğu için, ABD burayı tamamen "karanlık bir nükleer kutu" ve en büyük tehdit odağı olarak görmektedir

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.