24 Eylül 2026
21.2 C
İstanbul

Fuad Hüseyin: Türkiye ile diyaloğa ihtiyaç var ama önce operasyonlar durmalı

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, ABD ziyaretlerinin verimli ve başarılı geçtiğini belirterek, amaçladıkları gündemlerin tümünü görüşme fırsatı bulduklarını söyledi.

Washington’da yetkililerle Türk Silahlı Kuvveleri’nin (TSK) Kürdistan Bölgesi toprakları içerisinde devam eden askeri operasyonlarını da görüştüklerini dile getiren Hüseyin, “Türkiye’ya diyalog çağrısı yaptık ancak öncesinde askeri operasyonlar durdurulmalı” dedi.

Fuad Hüseyin, PKK’nin Irak topraklarındaki varlığının bir sorun teşkil ettiğini ancak meselenin eskiye dayandığını vurguladı.

ABD’nin Irak’taki askeri varlığına ve bu güçlerin geleceğine dair de konuşan Hüseyin, Irak ordusunun askeri yardıma ihtiyacı olduğunu, Irak’ta tüm tarafların da ABD ile ilişkilerin sürdürülmesi gerektiği görüşünde olduğunu ifade etti.

Irak Dışişleri Bakanı Hüseyin, “ABD ve diğer koalisyon güçlerinin desteği ile birlikte Peşmerge Güçleri ve Irak arasında ortak bir mekanizmanın kurulması için görüşmeler var” dedi.

Tahran ile Washington arasındaki çekişmede zarar eden tarafın Irak olduğuna dikkat çeken Hüseyin, “ABD ve İran’ın kendi aralarında sorunları Irak üzerinden halletmesi yanlıştır. Irak’ın hem ABD ve hem de İran’a ihtiyacı var” diye konuştu.

Fuad Hüseyin, Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözümü için Irak ve Kürdistan’daki siyasi taraflar arasında ciddi bir diyaloğa ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Başbakan Mustafa Kazımi ile Washington’u ziyaret eden heyette yer aldı. Hüseyin ABD Dışişleri Bakanı ve ABD Başkanı ile gerçekleştirilen görüşmelerde yer aldı.

Fuad Hüseyin, ABD ziyaretinin sonuçları, Türkiye’nin Kürdistan Böglesi topraklarında süren askeri operasyonları, Erbil ile Bağdat arasındaki sorunları, İran ve Çin ile ilişkileri ve daha birçok konu hakkında Rudaw Washington muhabiri Roja Ali Zala’nın sorularını yanıtladı.

Washington’a gelmeden önce görüşmeler kapsamında bazı amaçlar belirlemiştiniz. Bu amaçlarınıdan kaçı gerçekleşti?

Belirlediğimiz amaç ve gündemler ABD ile Irak arasındaki ilişkilerin niteliğine bağlı olarak güvenlik, askeri ve diğer konuları kapsıyordu. Ayrıca ekonomik meseleler, özellikler de enerji, elektrik, petrol, gaz ve yine Irak-Amerikan üniversiteleri arasındaki işbirliği konuları ve tabiki önemli bir diğer başlık da sağlık ve koronavirüs meselesiydi.  Amerika’ya gelmeden önce meslek bakanlıklarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirdik. Elbette her zaman Kürdistan Bölgesi’nin temsilcileri de hazır bulundu. Ve yine Iraklı siyasi liderlerle görüştük, ne istediklerini netleştirmek açısından. Ben de, yapılması mümkün olan ne varsa onun için ABD’ye geldiğimizi vurguladım. Sanırım ziyaretin amacına ve yapılan anlaşmalara baktığımızda başarılı bir ziyaret olduğunu söyleyebiliriz.

Hem ABD ve hem de Irak heyetlerinin anlaşmaya çok gönüllü ve istekli oldukları da söyleniyor. Bu doğru mu?

Evet doğru. Güvenlik ve askeri ilişkiler konusunda büyük problemler vardı. En az iki gün bu konu üzerinde tartıştık. Ortak açıklama metninde de ifade edildiği gibi sonuçta ortak bir anlaşmaya vardık.

Mike Pompeo ile gerçekleştirdiğiniz basın toplantısında Pompeo çok açık bir şekilde Irak’taki azınlıklara, özellijle de Musul’daki azınlıklara yardım etmek istediklerini vurguladı. Ancak silahlı grupların varlığı deniyle gereken yardımı sunamadıklarını söyledi ki burada Heşdi Şabi’yi ima etti. Ayrıca bu silahlı grupların yerine yerel polislerin görevlendirlmesi gerektiğini berlirtti. Bu konuda Amerikalılara yardımcı olmak için herhangi bir karar alındı mı?

Aslında bu yani sözü edilen bölgelerde yerel polislerin görevlendirilmesi çok eski bir görüş, 5-6 yıl öncesine dayanıyor ve sanırım yerinde bir görüş. Ancak Bağdat’ta yönetimi devralan hükümetler bu görüşü pratikjleştiremedi, sonrasında IŞİD geldi. Şimdi sanırım durum daha farklı. Bu konunun ciddiyetle üzerinde durulması, Bağdat’ta görüşülüp tartışılması ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü Irak’taki azınlıklar, belirgin olarak da Ninova’daki Hristiyan, Şebek ve Ezidilerin böyle bir endişesi var ve kendi güvenliklerini almak istiyorlar. Doğrusu kendi bölgelerinde yerel polis gücüne sahip olmaları kendi haklarıdır. Sanırım bu görüş üzerinde çalışacağız.

Buraya gelmeden önce Dışişleri Bakanlığı’nda ençok istişare ettiğiniz ve vurgu yaptığınız konulardan biri de Irak’ın egemenliği meselesiydi. Görüşmelerinizde sadece İran’ın Irak’a müdahalesini mi görüştünüz yoksa Türkiye’nin PKK’ye karşı Kürdistan Bölgesi topraklarında sürdürdüğü operasyonlara da değindiniz mi?

Egemenlikten bahsedildiğinde diğer ülkelerin de müdahalelerinden, askeri saldırılarından söz ediliyor ki olmaması gerekiyor. Ama malesef böyle birşey var ve bir gerçektir. Görüşmelerde tüm konular ele alındı. Bunlardan biri de Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi ve Irak’ın topraklarına yönelik devam eden askeri saldırılarıydı. Bu konu uzanca tartışıldı. Konu içerisinde PKK’den de bahsedildi. Çünkü Irak Anaysası hiçbir silahlı güce kendi topraklarını kullanarak başka bir ülkeye saldırmasına izin vermiyor. Sadece onlar (ABD tarafı) değil, biz de bu konudan bahsettik. Çünkü bu anayasal bir sorundur da. Dolayısıyla bir sorunumuz var demektir. Fakat soru şu; bu yeni bir sorun mu? Hayır çok eski bir sorun. PKK 1991’den beri Kürdistan dağlarında, İran ve Türkiye sınırlarında bulunuyor.

Bu, Irak Kürdistan halkı ve tabi Irak için de başlı başına bir mesele ve sorun yaratmış durumda. Fakat bu sorun Türklerle müzakere edilmeli. Çünkü Irak’ın Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirmeye ihtiyacı var. Bağdat, Ankara ile iyi ilişkiler kurmak istiyor ve biz Türkiye’ye diyalog çağrısında bulunduk. Sanırım böyle bir sürece varacağız. Fakat bu diyalog başlamadan önce askeri operasyonlar durdurulmalı. Savaş ve bombardımanlar sürerken diyalog geliştiremezsiniz. Özellikle belirgin bir şekilde Irak Kürdistanı köylerinden birine ve Sınır Muhafızları saldırı gerçekleştirildi. Bu kabul edilebilir bir durum değil. 

Irak Başbakanı Kazımi de bu soruna bir çözüm bulmak istediklerini belirtti. Siz Dışişleri Bakanlığı olarak Birlişmiş Milletler’den herhangi bir talepte bulundunuz mu?

Washinton’a gelmeden önce bu konu hakkında Arap ve Avrupa Birliği ülkelerinin dışişleri bakanları ile görüştüm. Şimdi de Washinton’da bu konuyu gündeme getirdik. Dönüşte bu temaslarımıza devam edeceğiz. Fakat bilirttiğimiz bir çözüm yolu var ki o da Ankara ile oturup konuşmaktır. Bu meseleyi kendileri ile görüşmektir. Çünkü Ankara ile ilişkilerimiz kötü olmamalı. Türkiye ile Irak iki komşu ülkedir sonuçta. Ortada bir sorun var ve oturup konuşmalıyız. Fakat onların başladığı gibi çözülmez, yan etkileri olur. Elbette onlar bu yaptıklarının PKK’ye saldırdırı olduğunu söylüyor ama saldrının da çeşitleri var. Bu kabul edilemez. Biz Türkiye ile diyalog sürecinin başlaması için her türlü çabayı sarfedeceğiz. Çünkü çözüm yolu buradan geçiyor. Fakat PKK’nin durumu da bizim için bir sorundur, soruna neden olmuştur.

ABD ile stratjik görüşmelerin ikinci aşamsında Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilmesinden söz ediliyor. Mike Pompeo ile düzenlediğiniz ortak basın toplantısında da ABD’li mevkidaşınız, “Irak’ın Amerikan güçlerinin ülkedeki varlığına ihtiyacı var ve bu ihtiyaç olduğu müddetçe kalacağız” dedi. ABD’nin Irak’taki askeri varlığının kaderi ne olacak?

Doğrusu bu Irak siyaset arenasında çok hassas bir mesele. Bu nedenle Washingon’a gelmeden önce Başbakan’la birlikte Irak’taki siyasi liderlerin büyük çoğu ile görüştük. Onlar da ABD ve Irak arasındaki ilişkilerin gerekliliğine vurgu yaptı. ABD’ye karşı net tavır sahibi olanlar bile iki taraf arasındaki ilişkilerin varlığını gerekli görüyor. Özellikle de ABD’ye ve Amerikan askeri varlığına karşı net tavır sahibi olanlar bile ABD ile ilişkilerin gerekli olduğunu savunuyor.  

Savunma Bakanı ile konuşuyorsunuz askeri yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyor. İçişleri Bakanı ile görüşüyorsunuz ABD’lilerin burada bulunup kendilerine yardım etmesi gerektiğini söylüyor. Peşmerge yetkilileri ve Peşmerge Bakanlığı ile görüşüyorsuzunu “ihtiyacımız var” diyorlar. Irak Anti-Terör Kuvvetleri ile görüşüyorsunuz onlar da askeri yardıma ihtiyaçları olduğunu belirtiyor. Yani Irak güvenlik güçlerinin tamamının askeri destek ve yardıma ihtiyacı var. Siyasi liderlerle görüştüğünüzde onlar da askeri yardıma ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.

Bir önceki süreçte IŞİD’le savaş döneminde ABD ve uluslararası koaliyon güçleri Irak’taydı, IŞİD’e karşı savaşta Irak güvenlik güçlerine ve Peşmerge’ye destek verdiler. IŞİD halifeliği yıkıldı ancak hala da terrorist bir güç ve düşünce olarak kalıyor. Bu bir gerçek ve Irak’ta IŞİD varlığının tamamen sona erdirilmesi için askeri işbirliğine ihtiyaç var. Amerikalılarla işbirliği gerekiyor. Bu konu hakkında görüşmelerimiz oldu, önümüzdeki süreçte Irak’taki askeri varlıklarının niteliğini de ele aldık. Yada biz Irak’ta nasıl bir Amerikan askeri varlığı istiyoruz. Bu amaçla da birkaç konuyu not ettik. Birincisi önceki Başbakan Adil Abdulmehdi’ye yazdıkları mektupta kullandıkları kelimelere dairdir ki orada askeri güçlerin Irak dışında yeniden düzenlenmesi ve ülke dışına çıkarılmasından söz ediliyor. Kendileri ile görüştüğüm Iraklı siyasi güçler uygulanması halinde bunun yerinde bir karar olduğunu söylediler. Fakat bir teminat da olmalı. Bildiride bundan da söz ettik. Fakat kim bu mesle ile ilgilenecek, muhatap olacak? Askeri tenikerler olmalı.  Biz Irak ile ABD arasındaki istihbarat işbirliğinin sürmesini istiyoruz. Yine askeri eğitim ve denotım ile askeri danışmanlar kalmalı. Birçok defa da bahsettiğimiz üzere hava desteği olmalı ki onlar da bunu kabul ettiler.  Tüm bunlar pratikte nasıl uygulanacak? Teknik bir komisyonun bu konu üzerinde çalışması gerekiyor. Bildiride bundan da söz edilmiş, ABD ve Irak’tan birer teknik ekibin birlikte oturum konuşması, ne zaman, nasıl uygulamaya konulacağı konularını netleştirmesi gerekiyor. ABD’nin Irak’taki varlığı da böylece farklı bir şekilde olacak.

Peşmerge Güçleri ile Irak’ın güvenlik güçleri arasındaki koodinasoyon anlatıldı, IŞİD’in hala akitif bir şekilde faaliyetlerinin arttığı bölgelerde ortak işbirliği yapılması konusu gündeme geldi mi?

Bir kaç çalıştay düzenlendi, bunlardan biri füvenlik ve askeri meseleleri konu alıyordu. Peşmerge Bakanlığından bir heyet de çalıştayda hazır bulundu ve Amerikalılarla konuştular. Konuşulan konulardan biri de Peşmerge güçleriyle Irak güçleri arasında bulunan bölgelerde oluşan güvenlik boşluğu nedeniyle IŞİD’in faaliyet yürütmesi meselesiydi. Güvenlik zafiyeti nedeniyle IŞİD mensupları özgürce o bölgede faaliyet yürütüyorlar. Özellikle de Kerkük, Musul ve Enbar bölgelerinde hala varlıklarını devam etiriyorlar. Söz konusu boşluğun doldurulması gerekiyor. Nasıl doldurulur diye bir soru sorarsak? Iki gücünde bir birine destek olmalı. Bu kapsamda sürece destek olmak ve oluşan güvenlik boşluğunu doldurmak için hem Irak’ta hem de yurtdışında görüşmeler devam ediyor. ABD ile koalisyon güçleri sürece yardımcı olabilirler.

Bahsettiğini ortak güç konusunda ABD’nin tutumu nasıldı?

Bu sadece Irak’ın içinde bulunduğu bir savaş değil, Peşmerge’nin de tek başına girdiği bir savaş değildir. Herkesin içinde olduğu bir savaştır.

ABD ile görüşmelerin İran ile ilişkilerinizi etkileyeceğini düşünüyor musunuz?

Hayır, biz Amerika’ya gelmeden önce Tahran’ı ziyaret ettik. Iki başbakanın da İran ziyareti sırasında ben ordaydım. Biz gereken mesajı İranlılara verdik. Onlar da bizim Washington’a geleceğimizi biliyorlardı. Yaptığımız işler şeffaf ve verdiğimiz mesajlar da açıktır. Tabiki burada bir kaç şey vardır. ABD ile İran arasındaki çekişmelerin birinci derecede zarar gören ülke Irak’tır. Tahran ile Washington arasındaki sorunlar ve çekişmeler hiç bir ülkenin iç sorunu değildir. Ancak Irak için durum aynı değil sebep ne olursa olsun, Irak için bir iç mesele haline gelmiştir. İran, Irak’ın komşusu 2003’ten bu yana Irak üzerinde etki kurmuş ve şu ana kadar hala bu etki devam etmektedir. ABD ise Irak’ın dostudur, 2003’ten bu yana Saddam Hüseyin’i tahtından eden büyük bir orduya liderlik ediyor. 160 bin askerle birlikte Irak’ta kaldı ve ülkede etkisi var. Büyük bir devlet ve Irak’ın da müttefikidir. İki ülke arasındaki çekişmeler ister istemez bizi de etkiler.

Tahran ve Washington arasında yaşanan çekişmelerin birkaç yıl öncesine bakacak olursak, Irak düzeyinde sorunların olduğunu görürüz ancak bu şekilde değildi. Irak düzeyinde bir tür anlaşmaları vardı, her hangi bir oturum gerçekleştirmeden anlaşmaya varıyorlardı. Hatta Irak Başbakanını belirleme konusunda da. Bu hoş karşılanmıyor biliyorum ama bu bir gerçek.

Tahran ve Washington arasındaki sorunlar büyüdükçe Irak’ta ise olayların rengi değişti. Bu da çok tehlikeli. Bu nedenle hem Başbakan hem de biz Amerikalılar ve İranlılarla yaptığımızı görüşmelerde açık bir şekilde İranlılarla ilişkilerimizin devam etmesi konusunda utumumuzu ortaya koyuyoroz. Ancak onlar Irak’taki meseleler için karar vermemeliler. İç meselelerde İran’ın karar vermesini istemiyoruz. Aynı şekilde ABD’nin de. İran ile normal ilişkilerimizin olmasını istiyoruz.  ABD’yle de iyi bir ilişkimizin olmasını istiyoruz. Çünkü Irak’ın her ikisine de ihtityacı vardır.

Stratejik görüşmelerde sizin de bahsettiğiniz gibi ekonomik bir boyutu var, birçk ekonomik anlaşma imzalandı. Söz konusu anlaşmaların Irak’ın siyaseti üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

2003’ten bu yana Amerikalılarla birçok anlaşma için ön protokol imzalandı ancak çoğu uygulanmadı. Söz konusu anlaşmaların yerine getirilmemesinin nedeni ABD ile Irak’a bağlı. Daha önce Maliye Bakanı olarak şimdi ise Dışişleri Bakanı olarak dikkat ettiğimi şey şu Irak’ta inceleme ve soruşturma yok. Biz Dışişleri Bakanlığı olarak bu meselelerin araştırılmasını talep ettik. ABD’li şirketlerle ilişkilerimize devam etmemiz durumunda Irak’a ekonomik açıdan önemli etkisi olacaktır. Çünkü büyük şirketler geliyorlar. Aynı zamanda yatırım için yeni kapılar aralayacaktır. Sadece Amerikalılar değil farklı ülkeler de gelirler. Ancak bu durum Irak’ın güvenliğiyle alakalıdır.

Eğer Irak’ın iç güvenliği normal değilse insanlar kendilerini riske atmazlar. Bu nedenle Irak’ın güvenliği normalleştirilmeli ki gelmek isteyen şirketler buna olumlu baksınlar ve eğer yatırım planları varsa uygulamaya başlasınlar. Gelmeleri durumunda Irak’ın ekonomisi üzerinde olumlu etkileri olacaktır.

Siyasi gözlemciler, Irak’ın araştırma komisyonu kurması ve eğer ciddi bir şekilde arştırmanın sonucu üzerinden gidilip gereken adım atılması durumunda önceki hükümetlerin Çin ile yaptığı anlaşmalarında kurtulacağı anlamına geldiğini söylüyorlar, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Devlet olarak aynı anda birkaç devletle sözleşeme imzalayabilirsin. Adil Abdulmehdi başkanlığındaki bir heyetin Çin’e ziyareti sırasında birkaç belge imzaladık. Çin, Irak’ın petrolünü satın alan ülkelerden biri, Çin ile Hindistan petrol ihracatı yaptığımız en büyük iki ülke konumunda. Irak ile Çin arasındaki ticaret kapasitesi oldukça büyük. Ancak ben koronavirüsünün yayılmasından öncesinden bahsediyorum. Çin Irak’ın petrolünü alıyor, Irak ise Çin’den farklı kalemlerde ürünler satın alıyor. Bazı dönemlerde iki ülke arasındaki ticaret hacmi 20 milyar dolara ulaştı.

Çin ile Irak arasındaki ilişkiler daha çok ekonomik minvalde seyrediyor. ABD ile Irak ilişkilerinden çok daha farklı. ABD 1991’den bu yana Kürdistan Bölgesi’nde 2003’ten u yana da Irak’ta varlığını sürdürüyor. Amerika’nın Irak’taki etkisi farklı, ilişkileri de farklı. Yani ABD-Irak ilişkilerini, Çin-Irak ilişkilerinin yerini alacağı gibi bir mukayese edemezsiniz.

Bağdat ile Erbil arasındaki mevcut ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Pompeo ve Trump’ta bir şekilde Kürtlerden bahsettiler. Her iki taraf arasındaki çelişkiler hakkında Washington’da ne konuşuldu. Sizce Erbil ile Bağdat bir çözüm ve anlaşmaya varabilecek mi?

Birkaç sorun var. Bunlardan biri Haydar İbadi’nin başbakanlığı döneminde ortaya çıktı ki bir tür güvensizliğe yol açtı ve hatta iki taraf arasında büyük bir sorun yaşanmasına neden oldu. 2003’ten sonraki dönemle mukayese edildiğinde Erbil-Bağdat ilişkileri son iki yıl daha farklıdır. Koşullar çok değişmiştir. Her iki tarafın da birbirine ihtiyacı var mı? Bu sorunun cevabı evet’tir. Fakat hangi tarafında daha çok ihtiyacı var, hangi konuda daha fazla ihtiyaç duyuyor u farklı bir konu. Her iki tarafın da sorunları var mı? Evet var ve bazıları tarihseldir. Fakat bazıları şimdiye dairdir ve bazıları için de erken çözüme ihtiç var. Örneğin bütçe meselesi acil bir sorundur, ertelemeye gelmez, çünkü halkın ekmeği sözkonusu. 

Bütçe meselesine gelince, Maliye Bakanı’yken sırtımı Bütçe Yasası’na dayamıştım. Nisan ayının sonuna kadar halkın tüm maaşı periyordik biçimde zamanında gönderiliyordu ki bu süreçte Adil Abdulmehdi’nin yazılı emir ile durduruldu. Yeni hükümet de göreve geldiğinde, Abdulmehdi’nin yazılı emir geçerli olduğu için bu Erbil ile Bağdat arasında soruna dönüştü. Şimdi de geçici bir çözüme kavuşturuldu, biz buraya gelmeden Kürdistan Bölgesi’ne maaşlarla ilgili bütçe gönderildi. Fakat bütçe yasasında köklü değişime gidilecek ki bunun için de önümüzdeki yılın bütçe tasarısı zamanında sunulmalı. Burada Kürdistan Bölgesi ile Bağdat’ın bir anlaşmaya varması ve yasalar temelinde sorunu kendi aralarında çözmeleri gerekiyor.

Fakat daha büyük sorunların çözümü için sanırım hem Irak ve hem de Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi güçler arasında daha ciddi bir diyaloğa ihtiyaç var. Bu diyalog çerçevesinde Irak ile Kürdistan Bölgesi ilişkilerinin nereye doğru gideceği tartışılmalı. Sorunlar nasıl çözülmeli, bunu konuşmak gerekiyor. Çünkü ortada bir diyalog kalmadığını hissediyorum.

Irak hükümet kabinesinde ya da parlamentosunda temsilcinizin bulunması ile sorunlar çözülmüyor. Biz şimdi Irak ile ABD arasındaki diyalogdan söz ediyoruz. Peki neden kendi aramızda diyaloğumuz olmasın? Neden sonuç almak için bir iç diyalog sistemi bulmayalım? Bunun için de ya Kürdistan’daki ya da Irak’taki siyasi tarafların inisiyatif geliştirmesi gerekiyor ki kanımca bu durumda Kürdistan’daki siyasiler bu inisiyatifi başlatmalı, “bugünkü sorunların çözümü için kapsamlı bir diyalog yürütelim, ileride birlikte nasıl ve hangi temeller üzerinde yaşayabileceğimize karar verelim” demeli. Mevcut anayasa sorunlarımızı çözdü mü, çözmediyse ne yapılmalı? Çözdüyse neden pratikte uygulanmıyor? Tüm bu sorulara yanıt verilmesi gerekiyor.

Sizce ABD de bunu destekler mi?

Bence ABD buna çok büyük destek verir.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”