İhsan Kaçar
Savaş bölgesine geçmek için altıncı güne girmiştim…
Bana gelen telefonda bölgeye uğramam gerektiği söylendi, kültür merkezine uğradığımda, bir kalabalık vardı. Her zamanki kalabalıktan daha fazlasıydı bu…
Çocuk oyuncakları ile dolu çantalarını açıyorlardı, kültür merkezinin bahçesinde gençler oyuncakları ayıklıyorlardı.
Çok sayıda genç de, gruplar halinde sohbet ediyordu.
Sonradan öğrendim, Kobani’nin çocuklarına oyuncak kampanyası yapmışlar, götürmek için oraya gelmişler.
Suruç’ta bulunan Amara Kültür Merkezi’ne fotoğraf makinası vb. çanta ile girmem dikkatlerini çekti.
Kısa sürede merhabalaştık. Uzun zamandır sınır hattında ve Suriye’de haber yaptığımı öğrenince, heyecanla kampanyalarından söz ettiler. Her biri bir yerden gelmişti. Kobanili çocuklar için oyuncak topladıklarını söylediler.
Kobani’yi önemsedikleri ve çok merak ettikleri belliydi. İçlerinden birinin “Orayı göreyim, bir daha yaşamayım” demesi gülüşmelere sebep oldu. Bazıları Kürtçe bilmiyordu, “Kobani’de Türkçe bilen var mı?” diye sordular.
Kısa anekdotlarla, Suriye’deki savaşın seyrini onlarla paylaştım. IŞİD’in çok daha güçlü olduğu zamanlardı… Bununla ilgili çok sayıda soru sordular. Ben de yaptığım haberlerde karşılaştığım hikâyelerden örnekler vererek IŞİD’in ne durumda olduğunu aktardım.
Eğitimli ve meraklılardı…
Sordukları sorularda, Kobani kentine yeni saldırılar olabilir mi merakı da vardı. Kobani’de çocuklarla bir araya gelecekleri için bazılarında yeni bir saldırı olasılığı tedirginliği hakimdi.
Sohbet devam ederken, “Umarım beraber gideriz, bol bol hikâye dinleriz sizden” dediler. Gülümsedik…
Gülüşlerinde ve heyecanlarında, heybelerinde sadece hümanizmi taşıdıkları belliydi.
“Daha kalabalığız, gelecek arkadaşlarımız var onları bekliyoruz” dediler.
Ben görüşmemi yapıp ayrıldım. Yetkili bana “Gazetecileri ayrı gönderiyoruz.” dedi. O gün gidememiştim. Bir gün sonra tekrar bana telefon geldi ve aynı yere gittim. Bu kez biraz daha da kalabalıktılar.
Uzaktan selamlaştık.
Bursa’dan geldiğini sonradan öğrendiğim o gençlerden biri gülümseyerek yanıma geldi. “Daha gidemedin mi, bizler kendi aramızda gazeteciler torpillidir. Kesin gitmiştir diye düşünüyorduk” dedi.
“Hayır henüz gidemedim.” Diye karşılık verdim.
Çay aldık beraber, “Torpilden ziyade koşulların uygunluğuyla ilgili…” diye cevap verdim. Verdiğim cevabı yumuşatsam da, aslında geçmenin çok zor olduğunu da bir şekilde anlatmaya çalıştım.
Sadece bir tarafın uygunluğuyla ilgili değildi, sınırın her iki tarafından da koşulların uygun olması gerekirdi. Basın olarak defalarca her iki tarafla yaptığımız resmi görüşmeler gitmemiz için sonuç vermiyordu.
Birbirimize bakıp gülümsedik.
Ben ve Almanya’dan gelen bir heyetle karşı tarafa geçmiştik. İki gün geçmişti. Haber merkezi Kobani esnafı ile röportaj yapmamı istemişti. Ben de yetkililerden izin belgesi aldıktan sonra, hayalete dönmüş şehrin caddelerinde esnaf arıyordum.
Bir taraftan da savaşın atıklarını çekiyordum. Her tarafta acı hikâyeler vardı. Yoldan geçenler gazeteci görünce acılarını ve hikayelerini paylaşıyorlardı. Savaşın yoğun olduğu dönemlerde bu hikayeler çok fazla anlatılmıyordu. Herkes o zaman hikayesini yüreğine gömmüştü sanki artık anlatılmalıydı bu hikayeler. Sanırım yüreklerini artık acıtıyordu. Hikayeleriyle yüzleştiklerini ve anlatacak birilerini aradıklarını hissedebiliyordum.
Ayrıca yazmamı talep ediyorlardı.
Yazılı kaynak haline gelsin istercesine…
O koşullarda bulduğum esnafların misafirperverlikleri de ayrı bir değerdi. Kısa bir caddeyi iki saatte ancak ilerleyebilmiştim.
Suruç’ta bulunan ve daha önce de zaman zaman haber kaynaklığımı yapan Deniz, nefes nefese kelimelerini yutarak ve ağlayarak “Burası ana baba günü” dedi. “Deniz, ne oldu?” diye sordum. “Herkesi öldürdüler” diye bağırdı ve ağlamaklı bir sesle tekrarladı “Herkesi öldürdüler. Ceset parçaları her tarafa saçılmış” dedi.
Ben de bağırarak “Deniz, ne oldu?” dedim. “Abi gençleri öldürdüler, Kobani çocukları için oyuncak toplayanların hepsini öldürdüler.” “Kim öldürdü, nasıl oldu?” dedim. “Bilmiyorum, İŞİD yaptı, diyorlar” dedi.
Deniz böyle deyince “Eyvah” dedim içimden… Sonrası malum, Deniz hepsini anlattı.
Gözlerim doldu. Dalgın dalgın yürüdüm. Gerçekten boğulacaktım. Savaş gazeteciliğinde de en zor olan, sohbet ettiğin kişilerin başına bir şeylerin gelmesidir.
Düşmek üzereydim, başım döndü. Yolun karşısında, enerji içeceği satan bir bakkal gördüm. Soğuk su bulmak zordu, savaştan yeni çıkmış bir kent kendini toparlamaya çalışıyordu.
Soğuk olarak bulacağınız tek şey enerji içeceğiydi. Bir yudum almam gerekiyordu, yoksa nefes alamıyordum.
Bakkalın camı ve çerçevesi yoktu. Bakkallarda cam çerçeve bulmak çok zordu. Sarhoş gibiydim. Gördüğün her insanın ölüm öncesi ve sonrası hikayelerine tanıklık etmek oldukça zorlayıcıdır.
Yolun karşı tarafına geçmeye çalışırken, yanımdan hızlı bir araç geçti. Toz duman birbirine karıştı. Bakkaldaki çocuk da tedirginlikle kalktı ve araç geçince, arkama tekrardan dönüp hızla araca baktım. Tam içeriye girecektim ki bakkalın içinde yere fırlamış olarak buldum kendimi. O basınç iyi ki de beni fırlatmış. Bombalı araç saldırısında, demir parçaları erimiş ve her tarafa yayılmıştı.
Kendime geldiğimde Kobani’de her taraf, Deniz’in Suruç için dediği gibi, ana baba günüydü. Küçük sıyrıklarla atlatmıştık.
Suruç katliamından birkaç dakika sonra büyük bir patlama Kobani kentinde de yaşandı.
Fotoğraf makinasını açtım, ses kayıt cihazıyla olayın olduğu yere koştum. Asayiş izin vermeyince gazeteci olduğumu belirttim. Dumanlar yükseliyordu. Öyle bir refleksti ki herkes silahlıydı ve silahıyla sokağa inmişti. Tedirgin bir şekilde koşuyorlardı.
Çünkü IŞİD birkaç gün önce Kobani kentine saldırmış, çocuklar da dahil yaklaşık 300 kişiyi öldürmüştü.
İkinci patlama olma ihtimali çok yüksekti. Oraya vardığımda hayatını kaybeden üniformalı kişilerle karşılaştım.
Gazeteci olsan da, bir günde iki ağır olay fazlaydı. Sonra da keşkeler falan başlıyor… Hiç görmeseydim, hiç karşılaşmasaydım, hikayelerini hiç dinlemeseydim gibi gibi…
Velhasıl bunların hepsi heybelerimizde, her yıl anma olduğunda o anları daha taze hissedebiliyorsun.
Haberin kaynağına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz…



