27 Temmuz 2026
25.2 C
İstanbul

Türkiye-Rusya ilişkilerinde sorunlu alanlar!

Suriye’de son dönemde yaşanan çatışmalara rağmen Ankara’dan, Moskova’yla ilgili temkinli açıklamalar geliyor. Ancak Soğuk Savaş döneminde Moskova liderliğindeki Sovyet ülkelerine karşı güvenlik işbirliği oluşturmak için kurulan NATO üyesi Türkiye ile Rusya arasında, Suriye dışında birçok alanda çıkar uyuşmazlığı var. Bu uyuşmazlıklar, ekonomi ve enerji alanında yapılan işbirlikleri neticesinde son yıllarda yüksek sesle dile getirilmese de, “diplomatik çatışma alanları” olarak varlığını sürdürüyor.

Bunların başında Suriye, Libya, Erdoğan’ın ziyaretiyle yeniden gündeme gelen Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan-Ermenistan ve Sırbistan-Kosova meselesi geliyor.

SURİYE

Eylül 2015’te Türkiye’nin silah, para ve eğitim desteği verdiği muhaliflere karşı Şam’ın yanında savaşa katılan Rusya’ya ait bir savaş uçağı, Türk savaş uçakları tarafından düşürüldü.

Kasım 2015’te yaşanan olay sonrası iki ülke arasındaki ticari ilişki de büyük oranda geriledi, vize serbestisi uygulaması askıya alındı.

Ancak Suriye meselesinde Ankara’nın “terör örgütü” olarak gördüğü Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile yapılan işbirliğinden dolayı ABD başta olmak üzere Batı ve NATO ülkeleriyle güven sorunu yaşayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den özür diledi. Ağustos 2016’dan bu yana da Suriye’de Rusya’yla işbirliği yapıyor.

Son dönemde ise 2018 yazından beri Rusya ve Şam’ın ertelediği İdlib operasyonu başladı. Yedi Türk askeri, bir de sivil hayatını kaybetti.

İdlib’de Rusya destekli Suriye ordusu ile Türk ordusu arasındaki çatışmayla gün yüzüne çıkan çıkar çatışması, aslında üç yıldır Suriye’de farklı alanlarda sürüyor.

Türk ordusu, Rusya ile koordineli şekilde yürüttüğü Fırat Kalkanı operasyonuyla, Menbiç ve Afrin’deki YPG bölgelerinin arasındaki bağı kesmeyi hedefliyordu.

Operasyonun bittiği Mart 2017’de Rus askerleri, Suriye ordusuyla birlikte Menbiç sınırına giderek YPG’yi hedef alacak herhangi bir operasyonu engellemiş oldu.

2017’nin başında yeniden gündeme gelen, Türkiye’nin operasyonu yürüttüğü bölgede güvenli bölge kurma talebi Moskova’da olumlu karşılansa da ciddi bir fikir ayrılığı ortaya çıktı.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, güvenli bölgelerin Beşar Esad yönetimiyle işbirliği içinde oluşturulabileceğini söyledi. Ardından da güvenli bölgenin, YPG’nin kontrol ettiği Fırat’ın doğusunu da kapsaması gerektiği fikri gündeme getirildi.

Uçuşa yasak bölge oluşturulacağından bu teklif, Ankara için YPG’nin korunması anlamına geliyordu. Bu sebeple güvenli bölge konusunda uzlaşılamadı.

Rusya ve Türkiye orduları, Suriye'nin kuzeyinde ortak devriye görevi yürütüyor

Ocak 2018’de Afrin operasyonu sonlanırken de, Afrin’in doğusunda YPG’nin yer aldığı Tel Rıfat bölgesine Rus askerleri konuşlandı ve Türk ordusunun bölgeye ilerlemesi engellendi.

Son olarak Ekim 2019’da Fırat’ın doğusunda, Rasul’ayn ve Tel Abyad arasında Türkiye’nin YPG’yi hedef alarak başlattığı Barış Pınarı Harekâtı da, Erdoğan ve Putin’in 6 buçuk saatlik görüşmesiyle sonlandı.

Görüşme sonunda açıklanan uzlaşma metnine göre Türkiye operasyonu yürüttüğü bölgede 20 kilometre güneye kadar Türk ordusu ve muhalifler kalacak, sınırın diğer bölgelerinden de YPG en az 30 kilometre güneye çekilecekti. Rus ordusunun gözetiminde gerçekleşmesi planlanan çekilme henüz tam olarak gerçekleşmedi.

Tüm bu süre boyunca Rusya, YPG’nin siyasi kanadı olan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Şubat 2016’da Moskova’da kültür derneği çatısı altında kurduğu ofisin faaliyetlerine izin verdi. Ofis hâlâ açık.

Esad’ın Suriye Devlet Başkanı olarak kalmasını ve yönetimin de aynı şekilde devam etmesini planlayan Moskova, Ocak 2017’de Suriye için bir anayasa taslağı da hazırladı.

Taslakta “Özerk Kürt kültürel organları” ifadesi yer alıyordu. Birçok yetkinin cumhurbaşkanından parlamentoya devredilmesinin öngörüldüğü taslakta “Kürtçe de resmi dil olarak kabul edilmeli” deniyordu.

Rus uçağı düşürüldükten 5 ay sonra, ilişkilerde gerilimin yüksek olduğu bir dönemde, 13 Mayıs 2016’da PKK’nın, Türk ordusuna ait bir helikopteri Rus yapımı SA-18 Igla füzesiyle vurarak düşürdüğü ortaya çıkmıştı.

Son olarak Libya’daki durumu görüşmek üzere 13 Ocak’ta Moskova’ya giden MİT Başkanı Hakan Fidan’ın, Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük’le görüştüğü haberi, Suriye’nin resmi haber kanalı SANA tarafından duyuruldu.

Ankara’daki yetkililer, görüşmenin gizli kalmasının planlandığını, SANA’daki haberin Rusya’nın yönlendirmesiyle yayımlandığı görüşünde. Zira Putin, Ocak 2019’dan bu yana Ankara ile Şam arasında doğrudan üst düzey temasın olması gerektiğini dile getiriyor.

Suriye’de bu farklılıklar nadiren yüksek sesle dile getirildi. Bunun yerine ortak devriyeler, operasyonlarda yapılan işbirliği gündemde tutuldu.

LİBYA

Libya’daki iç savaşta Ankara, başkent Trablus’ta Birleşmiş Milletler’in meşru kabul ettiği Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) destekliyor.

Rusya ise, ülkenin doğusunda başlattığı operasyonlarla toprakların neredeyse 4’te 3’ünü kontrolü altına alan General Halife Hafter’e destek veriyor.

Libya’daki savaş da hem Rusya hem Türkiye’nin silah, mali yardım ve askeri güçle doğrudan müdahil olduğu bir iç savaş.

UMH ile askeri ve güvenlik işbirliği anlaşması imzalayan Türk hükümeti, eğitim ve danışmanlık amaçlı bir grup Türk askerini Libya’ya gönderdi.

Rusya ise Wagner adlı güvenlik şirketi üzerinden Hafter’in ordusuna destek veriyor. Hafter, Trablus hükümetine destek verdiği için Türkiye’yi “teröristleri desteklemekle” suçladığı dönemlerde Rusya’ya birçok kez ziyarette bulundu. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu’yla buluştu.

Rusya’nın petrol zengini Libya’daki öncelikleri arasında Kaddafi döneminde yapılmış enerji anlaşmalarını devam ettirecek istikrarlı bir yönetim kurulması var.

Türkiye’nin de Libya’da Kaddafi döneminde yaptığı birçok ikili ticaret anlaşması var. Bu anlaşmaların sürmesi, UMH ve lideri Fayez el Sarraj’ın kalıcı olmasına bağlı.

Ankara aynı zamanda Sarraj hükümetiyle Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların paylaşımında İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır’a karşı da deniz yetki alanları anlaşması da imzaladı.

Erdoğan ve Sarraj, Türkiye'de sık sık bir araya geliyor.

Putin ve Erdoğan’ın, tıpkı Suriye’deki gibi Libya’da da bir ateşkes anlaşmasına varılması için görüşmeler yapsa da henüz kalıcı ateşkes uzlaşmasına varılmadı.

Yabancı ülkelerin Libya’ya asker ve silah göndermemesi çağrısı yapılan 19 Ocak’taki Berlin zirvesinin ardından ise Türk askeri de Rus Wagner şirketine bağlı paralı askerler de Libya’da varlık göstermeye devam etti.

Ankara, uluslararası meşruiyeti olan hükümetin daveti ve ikili anlaşmalar kapsamında asker sevkiyatının yapıldığını, bu askerlerin muharip olmadığını savunuyor.

Hafter’in Rusya, Mısır, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğiyle Trablus’u kuşatmak için başlattığı operasyon ise sürüyor.

Kanıtlanmış 48,363 milyon varil petrol rezervi bulunan Libya, en fazla petrol rezervi olan OPEC ülkeleri arasında 7. sırada yer alıyor.

UKRAYNA

1700’lerden itibaren Rus çarlığının kontrolünde olan ve ardından Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan Ukrayna’da, Sovyetlerin dağılmasının ardından da Rusya’nın etkisi sürdü.

Bir yandan Avrupa Birliği (AB) üyesi olmaya çalışan Ukrayna’da Kasım 2013’te hükümetin AB ile anlaşmaya imza atmak yerine Rusya ile ilişkileri güçlendiren bir anlaşma imzalaması, ülkede geniş çaplı protesto gösterilerine neden oldu.

Şubat 2014’te Rus yanlısı hükümet devrildi. Rusya, bunun üzerine Rus nüfusun ağırlıklı olduğu doğu ve güneydeki Rus yanlısı gruplara silah desteği vermeye başladı ve çatışmalar çıktı.

Türkiye bu süreçte Ukrayna hükümetini destekledi.

Ancak Rusya ile Türkiye arasında Ukrayna üzerinden asıl gerilim, Kırım’daki olaylar sebebiyle arttı. Şubat 2014’te nüfusunun yüzde 60’ı Rus olan Kırım’da parlamentoya Rus bayrağı asıldı. Gelişmelere itiraz eden Tatarlar gözaltına alındı.

16 Mart 2014’te yaklaşık 250 bin Kırım Tatarı’nın boykot ettiği bir referandumun sonucuna dayanan Rusya, Kırım’ı ilhak etti. ABD, NATO ve AB’nin tepkisini çeken ilhâk, Türkiye’den de sert tepki aldı.

Kırım Tatarlarının Kırım'daki bir etkinliği

Türkiye bu süreçte Kırım Tatar Milli Meclisi’yle çok yakın çalıştı. Tatar Milli Meclisi eski başkanı ve Ukrayna milletvekili Mustafa Cemil Kırımoğlu, sık sık Türkiye’yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştü. Erdoğan, referandum sonrası ilk görüşmede “Türkiye batı dünyası ile birlikte Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunmasını istiyor. Bu konuda Türkiye’nin de içinde bulunduğu NATO bir karar alırsa biz de elbette buna uyarız” dedi.

Kırım Türkleri ve toprak bütünlüğü savunmasının yanında, Ukrayna ile Türkiye’nin ikili ticaret hacmi de önemli faktörlerden.

2018’de 4,1 milyar dolar olan ikili ticaret hacminin 2020’de 10 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. İki ülke arasında vizesiz geçiş uygulaması var.

Rusya ise Ukrayna üzerindeki etkisini sürdürmek için Rus yanlısı gruplarla çalışmaya devam ediyor. Moskova, Ukrayna’daki Rus yanlısı cumhurbaşkanının devrilmesine “Batı’nın desteklediği darbelerden biri” olarak bakıyor.

Rus doğalgazı büyük oranda Avrupa’ya, Türkiye’den giden boru hatları dışında bir de Ukrayna üzerinden geçen Batı Hattı üzerinden taşınıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’yla İdlib üzerinden yaşanan son gerilim sonrası, daha önceden planlanan Ukrayna ziyareti kapsamında Kırımoğlu ile de görüştü. Kırım’ın Rusya’ya bağlı olduğunu kabul etmedikleri mesajını verdi.

Ziyaret sonrası Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Sibiga, Ukrayna basınına yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Ukrayna ordusunun ihtiyaçları için 200 milyon liralık yardımda bulunacağını açıkladı.

Ziyaret, Rus medyasında da gündem oldu. Erdoğan’ın Kiev’deki karşılama töreninde Ukraynalı askerlere “Şan olsun Ukrayna’ya” sözleriyle selam vermesi, Rus gazetelerinde eleştirilerek yer aldı. Buna göre bu selam, Rusya karşıtı eylemlerde Ukraynalı milliyetçilerin kullandığı bir selamlaşma yöntemi.

GÜNEY KAFKASYA

16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine giren bölge, Rus Çarlığı’nın bölgeye ilerlemek istediği dönemlerden bu yana iki devlet arasında anlaşmazlık alanı olmaya devam ediyor.

Gürcistan’da bu anlaşmazlığın boyutları, 2008’deki Güney Osetya savaşında daha da belirginlik kazandı.

Sovyetler Birliği’nin dağılması sırasında Gürcistan’a bağlı özerk bir bölge olarak kalan Güney Osetya’da, Rus askeri varlığı ve Moskova’nın etkisi sürmüştü. 2008’de Güney Osetya bağımsızlığını ilan edeceğini açıkladığında, Gürcistan bölgeye askerlerini gönderdi. 8 Ağustos’ta başlayan ve Rus ordusunun özerk bölge askerlerine yoğun destek verdiği savaşı Gürcistan kaybetti. Rus yanlısı Güney Osetya yönetimi, bağımsızlığını ilan etti.

Savaş sırasında NATO, ABD ve Avrupa Birliği, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü savundu. NATO savaş gemileri Karadeniz’e konuşlandı. Türkiye, Gürcistan’da elektriği kesilen bölgelere elektrik iletti.

Rus uçakları savaş sırasında, modernizasyonu Türkiye tarafından yapılan Marneuli askeri havalimanını da bombaladı.

Batı’ya yakınlaşan ve AB üyesi olmaya çalışan Gürcistan’la Türkiye’nin ilişkileri de çok iyi. Azerbaycan doğalgazı, Gürcistan üzerinden Türkiye’ye taşınıyor. Bakü’den başlayan trenyolu hattı da Gürcistan üzerinden kesintisiz olarak Türkiye’ye ulaşıyor. İki ülke arasında vizesiz geçiş anlaşması var.

Birkaç hafta süren Güney Osetya savaşı sırasında Rusya, Türkiye’yi, Gürcistan’a 40 milyon dolarlık askeri yardım yapmakla suçladı. O dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı da, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü savunan açıklamalar yaptı.

Gürcistan askerleri, Güney Osetya savaşında hayatını kaybeden askerlerin toplu mezarında

Gürcistan’ın kuzeyindeki Güney Osetya ve Abhazya’da 2008’deki durum mevcudiyetini koruyor.

Güney Kafkasya’daki tek anlaşmazlık noktası bu değil.

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorununda da Rusya ve Türkiye farklı yaklaşıma sahip.

Yine Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ, bağımsızlık referandumu yapacağını duyurdu. Azerbaycan yönetimi, gelecekte Ermenistan’a bağlanmak için bu kararın alındığını savundu.

İki ülke arasında Dağlık Karabağ bölgesinde çatışmalar çıktı.

Rusya, bu çatışmalar sırasında iki ülkeyi de silahlandırdı, Ermenistan’a ise fazladan maddi yardımda bulundu. Türkiye ise, Azerbaycan’a açık destek verdi. Ermenistan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde bir bölgeyi işgal etmesi sonucunda 1993’te Ermenistan’la diplomatik ilişkileri kesti ve doğrudan ticareti durdurdu.

Bir yandan da Rusya, 1994’te ateşkesin uygulanmasında da büyük çaba harcadı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı çalışan düşünce kuruluşlarının düzenlediği sempozyumlara bakıldığında ise, Bakü’de, Rusya’nın mevcut ateşkes düzenini devam ettirmek istediği görüşü hakim. Sebebi ise hem Ermenistan’a hem Azerbaycan’a silah satışı yapmak, bu iki ülkeyi Dağlık Karabağ sorunu üzerinden kendine bağımlı hale getirmek ve çözümün tekelini eline almak.

Rusya ve Ermenistan orduları, bölgede ortak devriyeler de yürütüyor.

Ülkede binlerce Rus askerinin konuşlandırılmışdurumda. Rus hava ve kara savunma sistemleri, füze ve tankları da ülkede. Türkiye de Azerbaycan’a askeri destek sağlayarak bölgedeki durumu dengelemeye çalışıyor.

TÜRKİYE’DE ÖLDÜRÜLEN ÇEÇENLER

1990’larda Rusya’nın federal bölgelerinden olan Çeçenistan’da bazı ayrılıkçı silahlı grupların eylemlerinin ardından çok sayıda Rusya Federasyonu vatandaşı, Türkiye’ye kaçtı.

Türkiye’de basına, bazı Çeçenlerin suikast sonucu öldürüldüğü haberleri yansıdı.

2016’da Guardian gazetesi, Çeçen suikastleriyle ilgili yaptığı bir haberde, Türk savcıların İstanbul’daki bu cinayetlerin Rusya merkezli olduğundan kuşkulandığı bilgisi yer alıyordu.

Aynı haberde 2009’daki bir suikastte Rus özel güçleri için geliştirilen Groza tipi bir silah kullanıldığı ve bu silahın piyasada nadiren bulunduğu söyleniyor.

Türk makamlarının 2011’de üç Çeçen’in öldürülmesi olayına karışan dokuz kişinin ikisinin Rus ajanı olduğundan şüphelendiği belirtiliyor.

2016’da MİT ve Emniyet İstihbarat birimlerinin Çeçen suikastlerinin önlenmesi için yaptığı bir operasyonda, Rus uyruklu iki kişi gözaltına alındı.

Habertürk gazetesi, bu iki Rus vatandaşının, Rusya’da tutuklu olan Kırım Tatar Milli Meclisi başkan yardımcılarının Türkiye’ye gönderilmeleri karşılığında serbest bırakıldığını, 2019 yılında ise istinaf mahkemesinin iki şüpheli hakkındaki beraat kararını bozduğunu yazdı. Ancak ikisi de şu an Türkiye dışında.

SIRBİSTAN – KOSOVA

1992-1995 Bosna ve ardından 1998-1999 Kosova savaşı sırasında Sırbistan’ı destekleyen Rusya, Kosova’nın bağımsızlık talebini kabul etmiyor.

Son savaşta Türkiye, NATO kapsamında Kosova’ya asker göndermişti. Türk askeri hâlâ NATO’nun Barış Gücü Görevi kapsamında ülkede görev yapıyor.

2008’de tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova, Sırp silahlı grupların eylemlerine sahne oldu. Avrupa Birliği üyesi olmak hedefiyle Sırbistan önce savaş suçlularını uluslararası mahkemelere teslim etti, ardından 2013’te Kosova’yla normalleşme görüşmelerine başladı.

Ancak gerilim sürüyor.

Bağımsızlık ilanını Rusya hukuk dışı ilan ederken, Türkiye ilk tanıyan ülkelerden biri olmuştu. AB ülkeleri de Kosova’nın bağımsızlığını tanıyor.

Başkent Priştine’deki havalimanı, karayolları, hastane gibi temel yapıların çoğu Türk şirketlerce yapıldı. Kosova’daki Türk yatırımları toplamı yaklaşık 400 milyon dolar değerinde. Ülkede birçok Türk bankası da faaliyet gösteriyor.

Son dönemde Kosova’da polisin düzenlediği operasyonlarda Sırp kökenlilerin hedef alındığını savunan Belgrad, Kosova’ya yönelik askeri güç kullanabileceği mesajını verdi. Mayıs 2019’da gerilim tırmandığında Rus Savunma Bakanı Sergey Lavrov, Sırbistan yönetimiyle görüşmeler yaptı. Görüşmelerle ilgili yapılan açıklamada “İki ülkenin Kosova’daki duruma verilecek yanıt üzerine yakın işbirliği içinde çalıştığı” belirtildi.

Kosova'da, savaş döneminde ABD'den gelen yardımlardan sonra dönemin ABD Başkanı Bill Clinton'ın heykeli dikildi

Tüm bu gelişmeler, Sırbistan’la AB arasında Temmuz’da yapılacak normalleşme görüşmelerinin hemen öncesine denk geldi.

Amerikan düşünce kuruluşu Institute of War, Rusya’nın, NATO ve ABD’nin Doğu Avrupa’daki etkisini kırmak için bu çatışma alanlarını kullandığını ve Sırbistan, Moldova, Bulgaristan gibi ülkelerle ticaret ve güvenlik anlaşmaları imzalayarak kendine bağımlı hale getirmeye çalıştığını yazdı.

Aynı düşünce kuruluşu, Bosna Hersek’teki Sırp milisleri de Rusya’dan giden paralı askerlerin eğittiğin, para ve silah desteği de vererek güçlendirdiğini yazdı.

Türkiye’nin desteklediği Kuzey Makedonya’nın NATO üyeliğine de Rusya karşı çıkıyor. NATO’yla Şubat 2019’da katılım protokolü imzalandığında Kremlin, Balkan ülkelerinin NATO’ya üye olmasının bölgedeki güvenliği tehlikeye atacağını açıkladı ve protokolü kınadığını duyurdu.

Makedonya yönetimi, ülke içindeki NATO karşıtı grupların Rusya’dan destek aldığını savunuyor.

KIBRIS – DOĞU AKDENİZ

Ankara Kıbrıs sorununda, doğalgaz kaynaklarının tüm Ada halkı arasında bölüştürülmesinden ve daimi siyasi çözümden yanayken, Ada’nın güneyi üzerinde özellikle ekonomik alanda büyük bir etkisi olan Rusya ise mevcut durumun devamından yana.

Temmuz 2019’da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e yolladığı ikinci sondaj gemisi Yavuz’un Kuzey Kıbrıs’ın doğusuna ulaşmasının ardından Rusya, “Kıbrıs’ın egemenliğinin ihlâl edilmemesi” çağrısı yapmış ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki adımlarını desteklemediğini duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın konuyla ilgili açıklamasında “Doğu Akdeniz’deki krizin kapasitesini artıracak adımlardan kaçınılması; sorunlu konuların çözümü için diyalog ve karşılıklı çıkarlar dikkate alınarak çaba gösterilmesi çağrısı yapıyoruz” denildi.


NATO üyesi Türkiye ile Batı bloğunun ezeli rakibi Rusya arasındaki anlaşmazlık noktaları, iki ülkenin de asker bulundurduğu Afganistan’a da kısıtlı da olsa yansıyor. Türk askeri, Taliban’a karşı savaşan NATO’nun destek misyonu kapsamında ülkede görev yapıyor. Rusya’nın ise Taliban’a destek verdiği iddiaları Batı basınında zaman zaman yer alıyor.

Son dönemde Ankara’dan gelen açıklamalar ise, tüm bu anlaşmazlık noktalarına rağmen Rusya ile ekonomik ve enerji işbirliğinin süreceğini gösteriyor. NATO ülkelerinden ve ABD’den gelen yaptırım tehditleri ve uyarılara rağmen Rusya’dan alınan S-400 savunma sistemi, Rus doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak Türkakım projesi ve Rusya’nın yürüttüğü Akkuyu Nükleer santrali, bu işbirliklerinden en büyükleri.

Erdoğan, İdlib’deki olayların ardından Rusya’nın da taraf olduğu mutabakatın Şam yönetimi tarafından ihlâl edildiğini söyledi:

“Bu İdlib mutabakatının açık bir ihlalidir. Rejim için tabii ki bunun sonuçları da olacaktır… Bizim Rusya ile şu aşamada bir çatışma ya da ciddi bir çelişki içine girmemize gerek yok.”

Rusya’nın Suriye’de konuşlu iki adet S-400 savunma sistemi var. Bu sistemlerin kapsama alanına Adana, Şanlıurfa, Konya, Malatya ve Kayseri de giriyor.

Erdoğan, S-400 savunma sisteminden vazgeçilmeyeceğini söylerken de şu ifadeleri kullandı:

“Nükleer enerji meselemiz var, rakamlar orada çok ciddi. Türk Akım projesi var. Doğalgazımızı çok ciddi bir oranda Rusya’dan alıyoruz. S-400 konusu var. 20 ile 25 milyar dolar arasında bir ticaret hacmi var. Turizm noktasındaki ilişkilerimiz de iyi bir noktada, birinci sırada Rusya geliyor.

“Bunları görmezlikten gelemeyiz. Onun için de tabii her şeyi oturacağız konuşacağız. Çünkü öfke ile kalkan zararla oturur.”

Son Haberler

‘Netanyahu, Trump’ın Suriye, Lübnan ve Gazze’den çekilme talebini reddedecek’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail ordusunun Suriye ve Lübnan'ın güneyinin yanı sıra Gazze Şeridi'nden çekilmesi yönündeki talebi reddedeceği öne sürüldü. İsrail’de yayın yapan Kanal 13 televizyonunun haberinde, Netanyahu'nun ABD’ye hareket etmeden önce düzenlediği haftalık kabine toplantısında, Washington yönetiminin İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nden çekilmesini talep ettiği aktarıldı. Netanyahu'nun kabine üyelerine, "Buna şiddetle karşı çıkacağım ve onlara hayır diyeceğim" dediği belirtilen haberde, Trump'ın İsrail ordusunun çekilmesini istediği Gazze Şeridi'ne Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) girişine Tel Aviv yönetimince onay verildiğine dikkati çekildi. Kanal 13'e konuşan kaynaklar, Tel Aviv yönetiminin Hamas tamamen silahsızlanana ve Gazze Şeridi’nden çıkarılıncaya kadar İsrail ordusunun "Sarı Hat" üzerindeki kontrolünü sürdüreceği ve geri çekilme olmayacağı ilkesini savunduğunu söyledi. Sadece 200 temcilci var Kaynaklar, şu aşamada ISF'de Uganda ve Fas gibi İsrail’le dost ülkelerden yalnızca yaklaşık 200 temsilci bulunduğunu ifade etti. İsrail kabinesinin ISF'ye "Uluslararası Kuruluşlar İçin Dokunulmazlıklar" yasası çerçevesinde dokunulmazlık tanınmasını onayladığına işaret eden kaynaklar, bu güçlerin İsrail ordusunun işgali dışındaki bölgelerde ve orduyla tam koordinasyon içinde faaliyet göstereceğini vurguladı. Bir yetkili, "Herhangi bir ISF unsurunun ülkeye girişi başbakan, savunma bakanı ve dışişleri bakanının ayrı ayrı onayına tabi olacaktır. İsrail, hangi ülkelerin güç gönderebileceğini yalnızca barış anlaşmamız bulunan ve uluslararası alanda ülkeye veya yetkililerine karşı faaliyet yürütmeyen devletler arasından seçecektir” ifadelerini kullandı. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun yarın Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geleceği bildirilmişti.

Şara: ‘İsrail ile anlaşmaya çalışıyoruz’

Suriye'de geçiş yönetiminin Devlet Başkanı Ahmed Şara, ülkesinin İsrail...

CENTCOM, Trump’tan İran’a yönelik bombardımanın durdurulmasını istedi: ‘Hedefler tükendi’

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM), Hürmüz Boğazı çevresindeki bombalama harekatının etkinliğinin üst sınırına ulaştığı, daha fazlasının "hedeflerin çoğunun tükendiği" gerekçesiyle durdurulmasını tavsiye ettiği öne sürüldü. Axios'a konuşan iki kaynağa göre, CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper'ın, ABD Başkanı Donald Trump'a Hürmüz çevresini daha fazla bombalamaya gerek olmadığını önerdiği, bu önerinin Başkan'ın cuma günü İran'a yönelik saldırıları durdurma kararını etkilediği iddia edildi. Kaynaklara göre Cooper, saldırıların Tahran'ın ticari gemileri hedef alma kabiliyetini "önemli ölçüde zayıflattığını" ve tam ölçekli bir çatışmaya dönüşmeden devam eden saldırıların stratejik bir amaca hizmet etmeyeceğini belirtti. Haberde, bombalamaların durdurulması tavsiyesinin Trump'a, hem askeri hem de sivil danışmanlar tarafından yapıldığı, bundan sonra özellikle havadan yapılacak saldırılarla "ek başarı elde edilecek hedefin kalmadığının" vurgulandığı iddiasına yer verildi. Trump, yaklaşık iki haftadır her gün ABD ordusunun sunduğu saldırı planlarını onaylıyor ve bu planlar Orta Doğu'daki yerel saate göre gece yarısı sularında hayata geçiriliyordu. Başkan'ın cuma günkü saldırıları durdurma talimatı, önceki 13 gün boyunca her gün gerçekleşen saldırılara ne kadar ara verildiği hakkında tam bir netlik taşımıyor. Cuma gecesi başkent Washington'da Beyaz Saray Muhabirleri Derneğinin yemeğinde konuşan Trump, İran'ın şu anda bir anlaşma yapmaya hazır olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştu. Trump'ın İran'a yönelik yeni bir saldırı emrini onaylamamasıyla, Umman heyetinin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda görüşmeler yapmak için dün Tahran'a ulaşması yaklaşık aynı saatlere denk geliyor. Öte yandan ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, İran'a saldırılara iki gündür ara veren Başkan Donald Trump'ın İran ile diplomatik görüşmelere "alan tanıdığını" söylemiş, Başkan'ın hala "tüm seçenekleri masada tuttuğunu" kaydetmişti.

Trump, İran’a yönelik saldırıları durdurma talimatı verdi

ABD medyası, ABD Başkanı Donald Trump'ın orduya cuma günü İran'a yönelik askeri saldırıları durdurma talimatı verdiğini bildirdi. Böylece 13 gündür aralıksız devam eden günlük saldırı zinciri ilk kez kesintiye uğradı. 24 Temmuz 2026 Cuma günü, konuya yakın iki kaynak ABD merkezli Axios'a yaptığı açıklamada, Donald Trump'ın yaklaşık iki haftadır ilk kez ABD ordusunun sunduğu saldırı planını onaylamadığını aktardı. Trump, önceki 13 gün boyunca İran'daki hedeflere yönelik bombardıman emirlerini her gün veriyor ve bu saldırılar birkaç saat içinde uygulanıyordu. Ancak bu kararın geçici mi yoksa kalıcı bir duraklama mı olduğu henüz netlik kazanmadı. Analistler, Trump'ın bu kararının diplomasiye daha fazla fırsat tanıma isteğinin bir yansıması olabileceğini değerlendiriyor. Kaynaklar, ABD ordusunun geniş çaplı askeri saldırıların yeniden başlatılması ihtimaline karşı tüm planlarını hazır tuttuğunu, ancak Trump'ın şu ana kadar bu yönde yeni bir emir vermediğini belirtti. Güvenlik güçlerinin ise talimat verilmesi halinde kısa sürede yeniden harekete geçebileceği ifade edildi. Trump, söz konusu talimattan kısa süre sonra Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırıları sürdürme ya da artırma seçeneğinin hâlâ masada olduğunu söyledi. "Sahip oldukları her şeyi yok edebiliriz" diyen Trump, buna rağmen daha akıllıca stratejinin İran'la bir anlaşmaya varmak olduğunu ifade etti. ABD Başkanı, "Şu anda İranlılarla görüşüyoruz. Bence her geçen gün daha da yorgun düşüyorlar. Harekete geçmeye hazırız ve tamamen silahlıyız, ancak onlarla konuşuyoruz" dedi. Trump daha sonra Beyaz Saray muhabirleriyle düzenlediği resmi toplantıda ise, "İran'ın şu anda bir anlaşmaya hazır olduğunu düşünmüyorum, ancak ben dinlemeye hazırım" ifadelerini kullandı. Trump'ın saldırıları durdurma kararı, cuma günü Umman'dan bir diplomatik heyetin Tahran'a ulaşmasının ardından geldi. Heyetin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik yeni bir anlaşmayı görüşmek amacıyla İranlı yetkililerle temaslarda bulunduğu belirtildi. Bölgeden iki kaynak, müzakerelerde önemli ilerleme sağlandığını ve hafta sonu içerisinde Umman ile İran arasında bir anlaşmanın imzalanabileceğini aktardı. Ardından Başkan Trump'ın, önerilen anlaşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesi bekleniyor.

17 yıl sonra bir ilk: BM Genel Sekreteri Guterres, Suriye’de

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, resmi ziyaret kapsamında beraberindeki heyetle Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. SANA muhabirinin aktardığına göre, Guterres ve beraberindeki heyeti Şam Uluslararası Havalimanı'nda Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani karşıladı. 17 yıl aradan sonra Şam’ı ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri olan Guterres’in, temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya gelmesi öngörülüyor.

Trump: İran’la ya anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili iki seçenek bulunduğunu belirterek, "Ya onlarla anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz" dedi. Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran yönetiminin anlaşma yapmak istediğini söyleyen Trump, "Bazen güçlü görünmek için anlaşma istemediklerini söylüyorlar ama gerçek bu değil" ifadelerini kullandı.    Trump, Tahran yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "İki yol var: Ya onları parça parça dağıtabiliriz ya da onlarla müzakere edebiliriz. Şu anda yaptığımız da bu" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in İran tarafıyla doğrudan temas halinde olduğunu söyleyen Trump, Tahran'ın son günlerde bir uzlaşmaya varma konusunda daha istekli göründüğünü ifade etti. Trump, "Bence akıllıca olan yol bu. Ancak diğer yol, yani savaş, belki daha kolay olabilir. Biz buna da hazırız. Hazırız ve silahlıyız" dedi. "Büyük saldırılar" konusunda karar vermedi İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon kararı alıp almadığı yönündeki soruya Trump, "Hayır, henüz karar vermedim çünkü şu anda onlarla konuşuyoruz" yanıtını verdi. Trump, Venezuela örneğini hatırlatarak, başlangıçta eleştirilen bazı kararlarının daha sonra destek gördüğünü belirterek, İran konusunda da benzer bir sürecin yaşanabileceğini söyledi. "Rusya ve Çin'in İran'a yardım edeceğini düşünmüyorum" Rusya ve Çin'in İran'a destek vereceği yönündeki iddiaları da değerlendiren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisine bu yönde güvence verdiğini dile getirdi. Trump, "Şi Cinping ve Vladimir Putin bana müdahil olmayacaklarını ve Tahran'a yardım etmeyeceklerini söylediler. Onlara güveniyorum ve beni hayal kırıklığına uğratacaklarını sanmıyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamaları, ABD ile İran arasında devam eden gerilimin sürdüğü ve diplomatik temasların devam ettiği bir dönemde geldi. Öte yandan New York Times'ın haberine göre Trump'ın, İran'a yönelik askeri seçenekleri değerlendirmek üzere Beyaz Saray Durum Odası'nda üst düzey askeri yetkililerle bir toplantı yapması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması İsrail’de tepkiyle karşılandı

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Riyad'ın Amerikan teknolojisiyle nükleer santral kurup uranyum zenginleştirmesine imkan tanıyan anlaşma, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açtı. İsrailli muhalif siyasetçiler, anlaşmanın Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. ABD ve Suudi Arabistan, Riyad'ın sivil nükleer program geliştirmesini öngören tarihi anlaşmaya imza attı.Çarşamba günü duyurulan ve yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı gereken anlaşma, İsrail siyasetinde geniş yankı uyandırdı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, muhalefet ve eski üst düzey yetkililer anlaşmaya sert tepki gösterdi. Bennett: "Büyük bir stratejik başarısızlık" 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bennett yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan ile İsrail göz ardı edilerek yapılan bu nükleer anlaşma, büyük bir stratejik başarısızlıktır ve güvenliğimizi riske atmaktadır. Suudi toprağında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede kontrolsüz bir nükleer yarışa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Çılgınca bir silahlanma yarışı başlayacak" Anlaşmaya bir tepki de eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'dan geldi. Liberman, Suudi Arabistan'ın sivil programının nihayetinde askeri boyut kazanacağını öne sürerek şunları söyledi: "Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programı, nükleer silah elde edilmesiyle sonuçlanacak ve tüm Orta Doğu'da çılgınca bir silahlanma yarışına neden olacaktır." İsrail'in bölgedeki tek nükleer güç olma konumunu koruması gerektiğini vurgulayan Liberman, Tel Aviv yönetiminin ABD Kongresi nezdinde girişimde bulunarak anlaşmayı engellemesi gerektiğini kaydetti. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz ise konunun bölgesel ittifaklardan bağımsız ele alınmasını eleştirerek, "Bölgesel ılımlı bir ittifakın parçası olmadan Suudi Arabistan'a sivil nükleer kapasite verilmesinin İsrail'in güvenliğine fayda sağlayacağını savunacak hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur" değerlendirmesinde bulundu. 123 Anlaşması imzalandı 22 Temmuz 2026'da ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, kamuoyunda "123 Anlaşması" olarak bilinen çerçeve metni ve beraberindeki güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasında milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek stratejik bir ortaklığın hukuki zeminini oluşturduğu kaydedildi. Anlaşma, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sıkı denetimi altında Suudi Arabistan'ın elektrik üretimi için Amerikan teknolojisini kullanmasına imkan tanıyor. Böylece Riyad yönetimi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, ABD'li şirketler için de Suudi nükleer pazarına giriş fırsatı doğuyor. Wright: "Trump sayesinde nükleer rönesans başladı" İmza töreninin ardından konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın en yüksek güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına sahip olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın vizyonuna dikkat çeken Wright, "Başkan Trump sayesinde ABD'nin nükleer rönesansı başladı. Bu adım, her iki ülke halkına uzun vadeli ekonomik ve stratejik kazançlar sağlayacaktır" dedi. ABD Kongresi'nin onayına sunulacak olan anlaşmanın temel hedefleri arasında ABD nükleer teknolojisinin ihracatını artırmak, nitelikli istihdam yaratmak ve Washington-Riyad hattındaki stratejik ortaklığı derinleştirmek yer alıyor.

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.