17 Ağustos 2026
24.7 C
İstanbul

Rusya’nın Afrin üzerinden Suriye’yi aşan hesapları I Analiz I

İznews I Haber Merkezi – Rusya, Suriye’de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün toprak kaybı ve askeri yenilgisiyle birlikte, siyasi çözümü ve bu ülkenin yeniden inşasını önceliklerinden biri haline getirmek istiyor. Ancak Kremlin bir süredir bu yeni sürecin zorluklarıyla da yüzleşmeye başladı.

Kürt sorunu, Suriye’de özellikle dış askeri güçlerin durumu, bölgedeki İran-Suudi Arabistan rekabeti gibi birçok mesele Rusya’nın tek başına çözebileceği konular değil. Üstelik Rusya’nın “yeni Suriye’ye” yönelik planlarını revize etmesine yol açabilecek riskleri de içinde barındırıyor.

Rusya, Eylül 2015’te doğrudan askeri müdahaleyle Suriye’de sahadaki güç dengelerini değiştirdi. Daha sonra da 2017 başında Türkiye ve İran’la beraber kurduğu Astana masasından önemli kazanımlar elde etti. Suriye’deki asıl başarısı ise bahsi geçen sorunları ne şekilde aşabileceği veya idare edebileceğiyle yakından ilgili olacak.

Ortadoğu’ya dönüş yapan Rusya’nın Suriye’yle beraber bölgesel nüfuzunun sınırları, dış politikasının iki temel enstrümanı olan silah ve enerjinin çok ötesinde, bölgenin kangrene dönüşmekte olan 100 yıllık sorunlarına dair ortaya koyacağı vizyonu ve karmaşık ilişki ağlarını yönetebilme kapasitesiyle netlik kazanacak.

Farklılaşan Kürt Vizyonları

Suriye’de Kürt sorunu, krizin başından beri hem gelişme gösteren hem de bütün aktörlerce ötelenen bir mesele oldu.

Krizin ilk yıllarında Suriye’nin kuzeyi önemli ölçüde Kürt Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve askeri kanadı Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) kontrolüne bırakılırken, ne Ankara ne de diğer birçok aktör sorunun şimdiki gibi karşılarına çıkacağını düşünmüyordu.

O dönem PYD’ye yönelik farklı tehdit algısına sahip olan Ankara, uzun süre PYD yönetimiyle diyalog arayan ve PYD’yi PKK’dan ayrıştırmaya çalışan bir politika izledi.

Bu süreçte muhaliflere verdiği destekle Esad’ın koltuğundan indirilmesini birinci önceliği olarak belirleyen Türk hükümeti, PYD’yi henüz “terör tehdidi” parantezine almış değildi.

ABD’nin Suriye’deki askeri mevcudiyetini meşrulaştıran IŞİD’le mücadele ise özellikle 2014 yılında örgütün Kobani kuşatması sonrasında hız kazanırken, Washington’ın PYD/YPG’yle sahada önce taktiksel, şimdilerde de stratejik işbirliğine evrilen sürecin kapısını araladı.

ABD’nin PYD’yle artan bu işbirliğine paralel olarak Türkiye’de Kürt sorununa yönelik yürütülen çözüm sürecinin 7 Haziran 2015’teki genel seçim sonrası son bulmasıyla Ankara’nın PYD’ye yönelik tehdit algısında da keskin bir dönüş yaşandı.

Rusya, Suriye’de Kürtlere Özerkliği Savunuyor

Rusya ise Suriye’deki Kürt sorununu hep siyasi çözüm sürecinde ele alınıp belirli parametreler çerçevesinde çözülebilecek bir mesele olarak gördü.

“Yeni Suriye”de Kürtlerin siyasi, idari ve sosyal haklarının her halükarda daha fazla olacağını öngören Kremlin yönetimi, Kürtlere Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde bir çeşit özerklik teklifini Ocak 2017’deki ilk Astana toplantısında sunduğu anayasa taslağıyla somut bir şekilde gündeme getirdi.

Geçen yıl muhaliflerin ve Ankara’nın tepkisiyle karşılaşan Moskova, bu önerisini geri çekmediği gibi şimdilerde daha rafine bir şekilde Birleşmiş Milletler (BM) meşruiyetinde gündeme getirmenin yollarını arıyor.

Ocak ayı sonunda Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nden çıkan en somut kararlardan biri olarak, Suriye’nin yeni anayasasının yazımına dair BM gözetiminde bir komisyon kurulması bu açıdan önemli.

Ankara’nın da desteğini alan Suudi merkezli önemli muhalif gruplardan Yüksek Müzakere Komitesi’nin Soçi’deki zirveye katılmaktan son anda vazgeçip söz hakkını Türkiye’ye devretmiş olması, bu anlamda Moskova’nın işine gelen bir tablo da oluşturdu.

‘Afrin’, Türkiye’yi Moskova’nın Vizyonuna Yaklaştırabilir

Zira anayasa yazım sürecine eş zamanda Ankara’nın başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı’nda Türk ordusunun sahada belli ölçüde yıpranarak muhtemel kayıplarının artması günün sonunda muhaliflerin yanı sıra Türkiye’yi de Moskova’nın Suriye’deki Kürt vizyonuna yaklaştıracak bir araç görevi görebilir.

Öte yandan, yeni dönemde PYD/YPG’yi Suriye’nin dış politika kararlarında, savunma/güvenlik stratejilerinde ve enerji kaynaklarının kullanımı ile transferinde Şam’a maksimum derecede bağımlı kılmaya çalışan Moskova’nın özerklik tasavvurunun, ABD’nin söz konusu bu başlıklarda PYD/YPG güçlerine açmayı planladığı manevra alanıyla temelden çeliştiğini de vurgulamak gerekiyor.

ABD’nin bölgedeki askeri varlığını Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ismi altında YPG üzerinden ilerletmesi ve tasarladığı “sınır güvenliği birimleriyle” YPG’yi güvenlik/savunma alanında Şam’dan olabildiğince bağımsız bir aktör konumuna getirmek istemesi, Rusya’nın “tek Suriye” vizyonunu oldukça zedeleyen ve Moskova’yı bir Arap ülkesinde Kürt unsuru üzerinden Washington ile komşuluğa taşıyan bir görüntü oluşturuyor.

Suriye’nin enerji kaynaklarının kontrolünde ABD’nin PYD/YPG’yi söz sahibi yapmak istemesi de yine aynı şekilde Moskova ile Washington yönetimi arasında sert bir mücadeleye yol açıyor.

En son geçtiğimiz günlerde Suriye ordusunun bölgedeki farklı bileşenleriyle beraber Deyr ez Zor’daki enerji kaynaklarını PYD/YPG’nin kontrolünden almak için başlattığı operasyon, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin gerçekleştirdiği karşı saldırıyla sonuçsuz kaldı.

Suriye’nin yeni anayasa yapım sürecinde ABD ile Rusya arasında PYD/YPG üzerinden lokal plandaki bu tarz enerji kaynaklarına yönelik mücadele önümüzdeki dönemde muhtemel ki şiddetlenerek devam edecek.

Bununla beraber, Suriye’de ABD’nin askeri varlığının kısa vadeli olmayıp tam aksine uzun dönemli bir perspektif içerdiği kanaatini taşıyan Moskova, Washington’ın bölgedeki Kürt vizyonunu -başta Türkiye nezdinde- müttefikleriyle çatışma riski hayli yüksek bir teste tabi tutma yoluyla bu müttefikleri kararlarında “teşvikkar bir tutum” izleyebilir.

Moskova’nın Stratejik Öngörüsü: Türkiye-ABD/NATO Hattında ‘Nihai Kırılma’

Her ne kadar henüz daha ziyade söylem boyutunda gözlense de Ankara’nın “terörle mücadele” kapsamında Afrin’de PYD/YPG güçlerine karşı yürüttüğü operasyonun bir süre sonra bölgede ortaya çıkarabileceği tablonun Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi, Moskova açısından uzun vadede stratejik anlamı oldukça yüksek bir jeopolitik kazanım sağlayabilir.

Pek tabii, ABD’yle haddinden fazla yakınlaşan PYD/YPG’nin Türkiye eliyle “hizaya getirilmesi”, Moskova’nın kısa vadeli hedefleri arasında yer alıyor. Ancak Rusya’nın Zeytin Dalı başladıktan sonra da olmak üzere uzun bir süredir Esad yönetimi ile PYD/YPG arasında Suriye’nin yeni devlet yapısına dair müzakerelerde bir çeşit moderatörlük görevi üstlendiği dikkate alındığında, Ankara’nın Afrin operasyonuna yaktığı “yeşil ışıkla”, Moskova’nın asıl neyi amaçladığı gözden kaçmamalı.

Türkiye’nin bir süre sonra ABD’yle ilişkilerinde girebileceği olası bir çatışma ortamı hem Washington’ın bölgedeki planlarını oldukça zora sokabilme, hem Ankara-Washington hattında ciddi kırılmalara yol açabilme, hem de Türkiye’nin siyasi ve diplomatik açıların ötesinde askeri planda da Rusya’ya ihtiyacının artması gibi Moskova için açılabilecek bazı “fırsat pencereleri” anlamına gelebilir.

Zeytin Dalı, Afrin Merkezine Girmeden Menbiç’e Yönelebilir

Bu bağlamda, Ankara’yla Afrin’e sınırlı bir operasyon için anlaşan Moskova’nın, elindeki Kürt kartını tamamen kaybetmeyecek şekilde bölgedeki güç dengeleri ve tarafların askeri yıpranmışlıkları belli bir “kıvama” geldikten sonra, Zeytin Dalı’nın Afrin merkezine ulaşmadan Menbiç’e yönelmesi konusunda Ankara’ya zorluk çıkarmama ihtimali hiç de düşük değil.

Pek tabii söz konusu bu tablo, kısa vadede Moskova açısından kendi ev ödevlerini tamamlamasıyla da yakından ilgili olacak.

Rus üslerine yakın bölgede yer alan İdlib’in kontrolünün bir an önce Şam yönetimine devri Kremlin’in 2018 ajandasının ilk sıralarında yer alıyor.

Bir süredir Rusya’nın hava desteğindeki rejim ordusunun İran destekli milis kuvvetlerle beraber sahada İdlib’e yönelik çatışmasızlık planını göz ardı ederek Astana mutabakatının aksine operasyonlarını artırması bununla yakından ilgili.

Nitekim bölgede uzun bir süredir etkinlik kazanan Heyet Tahrir Şam gibi El-Kaide bağlantılı “terör örgütlerinin” yanı sıra onlarca muhalif grubun faaliyetleri de son dönemde Rusları rahatsız edici boyutlara vardı.

Bu anlamda, 2017 sonu ve yılbaşını takip eden günlerde Rus üslerine gerçekleştirilen saldırılar ve yine geçtiğimiz günlerde bir Rus savaş uçağı Su-25’in düşürülmesi Moskova’nın bu bölgeye yönelik hedeflerini askeri bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

Ancak öte yandan, Türkiye’nin İdlib’deki sürece dair kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi de Rusya’nın arzuladığı bir durum.

Bölgedeki muhalif grupların ya silah bırakarak “terör örgütlerinde” ayrışıp siyasi süreçte masaya oturmaları ya da Rusya’ya güvenlik tehdidi oluşturmaktan çıkıp geçici bir süreliğine de olsa Türkiye’nin Suriye’deki nüfuz alanlarına doğru coğrafi olarak ötelenmeleri, Moskova’nın şimdilik olumlu değerlendirdiği iki geçerli senaryo.

İdlib’in Tamamen Muhalifsizleştirilmesi

Ancak bunlar gerçekleşmediği takdirde Kremlin yönetimi İdlib’in tamamen muhalifsizleştirilmesi yolunu takip edebilir, ki bu da İdlib’deki dengelerin askeri güç enstrümanlarıyla yeniden “harmanlanması” anlamına gelebilir.

Bu çerçevede muhtemel ki bir süre daha Moskova, Ankara’nın bölgede kurmayı üstlendiği askeri gözlem noktalarının fonksiyonelliğini kullanıp aynı zamanda Zeytin Dalı’na yaktığı yeşil ışığın feriyle de rejim ordusunun İdlib’de yolunu “aydınlatmaya” çalışacak.

Bu anlamda, Moskova’nın Zeytin Dalı’na dair kendi kırmızı çizgileri de operasyonun gidişatında önce İdlib-Afrin pazarlığındaki gelişmelerde, daha sonra Şam-PYD diyalogunda, en son olarak da Ankara-Washington hattındaki olası krizlerde daha yakından ve somut bir açıdan görülebilecek.

Bütün bu süreçte Rusya’nın karşılaşabileceği risklere bakıldığında ise iki husus öne çıkıyor.

Rusya için iki Risk

Birincisi, Ankara’nın terörle mücadele kapsamında PYD/YPG’ye karşı yürüttüğü Afrin operasyonunun bir müddet sonra kontrolden çıkıp bölgede Türk-Kürt çatışması olarak adlandırılması muhtemel bir krize yol açması.

Bu senaryonun Moskova’nın sadece Suriye’de değil Ortadoğu’daki bütün hesaplarını alt üst etme olasılığı oldukça yüksek.

Dolayısıyla her halükarda Kremlin, PYD/YPG konusunda ABD’yle de bir şekilde temasta kalmanın ve uzlaşmanın da yollarını aramaya devam edecektir.

İkinci hususu ise Rusya’nın, askeri araçlarla kendi lehine değiştirme imkanına sahip olduğu Suriye’deki denklemi ne ölçüde “yumuşak gücüyle” siyasi sürece kanalize edip kazanımlarını kalıcı hale getirmesi oluşturuyor.

Soçi Kongresi’nde bunun ön sınavını veren Moskova’nın işinin kolay olmayacağını söylemek hiç de abartı değil.

Ancak öte yandan, bölgede Arapından Acem’ine, Türkünden Kürdüne, İsraillisinden Suudisine herkesle konuşabilen tek aktörün henüz hala sadece Rusya olduğu dikkate alındığında, Moskova’nın Suriye’deki siyasi çözüme dair kapasitesini de tamamen ihmal etmek mümkün değil.

Yakın çevresinde yaşadığı güvenlik sorunlarını büyük oranda askeri güç yoluyla çözme yolunu tercih eden Rusların kılcallarına kadar güç ilişkilerinin hakim olduğu Ortadoğu’daki kazanımlarının kalıcılığı için her halükarda günün sonunda “yumuşak güç” unsurlarına başvurmak zorunda kalacak olması ise tarihin ironisi olsa gerek…

Son Haberler

İran’da İsrail’le işbirliği suçlamasıyla bir kişi daha idam edildi

İran Yargı Erki, ülke genelindeki protestolar sırasında “İsrail adına casusluk”, “ayaklanma” ve güvenlik güçlerine araçla saldırmakla suçlanan Şehram Sadıki adlı mahkûmun idam edildiğini açıkladı. İran Yargı Erki'ne bağlı Mizan Haber Ajansı'nın 16 Ağustos 2026 sabahı yayımladığı habere göre Sadıki, protestolar sırasında Kereç kentinde bir araçla güvenlik güçlerinin üzerine sürmekle suçlandı. Yargı makamları, olayda 7 güvenlik görevlisinin ağır yaralandığını ileri sürdü. Sadıki hakkında ayrıca “Mossad adına casusluk”, “ayaklanma” ve “ABD ile İsrail'in çıkarları doğrultusunda ülkenin ulusal güvenliğini bozma” suçlamalarıyla idam ve mal varlığına el konulması kararı verildi. İran Yargı Erki, Yüksek Yargı Divanı'nın kararı onaylamasının ardından 16 Ağustos sabahı idam cezasının infaz edildiğini duyurdu. Protestolarda binlerce kişi gözaltına alındı İran'da 28 Aralık 2025'te başlayan protestolar sırasında, İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı'na (HRANA) göre İran'ın farklı kentleri ile Doğu Kürdistan'da 53 bin 552 kişi gözaltına alındı. İran Yargı Erki daha önce gözaltına alınan bazı kişiler hakkında idam cezası verildiğini ve bu cezaların kısa sürede infaz edileceğini açıklamıştı.

Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu.

Kürt siyasetçi, Mahmur Mülteci Kampı Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Said Çömlek, aracında yaşamını yitirmiş halde bulundu. Aynı zamanda öğretmen olan Çömlek, 13 Ağustos günü sabah saatlerinde aracına yakıt almak için kamptan ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamadı. Bunun üzerine kamp sakinleri arama çalışması başlattı. Çömlek’in aracı saat 18.20 sıralarında aşağı Mahmur’daki mesire bulundu. Aracında hareketsiz bir şekilde duran Çömlek’in yaşamını yitirdiği bildirildi. Ölüm nedeninin belirlenmesi için cenazesi Musul’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Mahmur Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Bêwar Unver, Çömlek’in bedeninde herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığını ifade ederek, “İlk adli tıp raporuna göre Mamoste Said kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş. Ancak incelemeler devam ediyor” dedi.

Trump: Yakında Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğim

ABD Başkanı Donald Trump, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" dedi. ABD Başkanı Trump, New York'ta Nassau Polis Akademisi'nde katıldığı bir etkinlikte, İran gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını ifade ederek, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" diye konuştu. Hürmüz Boğazı'ndan ABD'nin istemediği hiçbir geminin geçemediğini kaydeden Trump, ayrıca İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini sözlerine ekledi.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Sipan Hemo, Türkiye’nin ‘terör’ listesinden çıkarıldı

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve eski SDG Komutanı Sipan...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

Hürmüz’de nöbet değişimi: USS George Washington Ortadoğu yolunda!

Pentagon'un, İran'la gerginlik devam ederken, Ortadoğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini alması için USS George Washington uçak gemisini göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, Pentagon, bölgedeki uçak gemilerinden birini rotasyona sokmaya hazırlanıyor. ABD ordusu, 250 günden fazla süredir Ortadoğu'da görevde olan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini USS George Washington uçak gemisinin alması yönünde son hazırlıklarını yapıyor. ABD'li yetkililer, önceden planlanmış bir rotasyon planı kapsamında USS George Washington'ın Ortadoğu'ya gönderileceğini ve USS Abraham Lincoln'un bir süre gerekli bakımlarının yapılacağını ileri sürdü. Halen Pasifik bölgesinde görev yapan USS George Washington'ın yakın zamanda bölgeye doğru yola çıkmasının beklendiği kaydedildi. USS Abraham Lincoln, 250 günü aşan uzun görev süresi dolayısıyla ABD Kongresi içinde tartışmalara neden olmuş ve bazı Kongre üyeleri, gemideki yaşam koşullarından endişe ettiklerini açıklamıştı. USS Abraham Lincoln, Kasım 2025'te planlı bir göreve başlamış ve ABD'nin İran'a karşı savaşının öncesinde ocak ayında Ortadoğu'ya yönlendirilmişti. Söz konusu uçak gemisi, önce, ABD’nin İran'a yönelik saldırılarında görev almış, daha sonra da ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukaya katılmıştı.

Türkiye Gündemi

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...