Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş 30 Ocak’ta Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’de tampon bölge kurma planlarını kınarken Ankara’nın Suriyeli Kürtleri tecrit etme gayretlerinden hem BAE’nin hem ABD’nin endişe duyduğunu söyledi.
Bakan’ın Suriye Kürtleri ile dayanışma göstermesi, BAE’nin Suriye’de Türkiye’nin nüfuzunu baskılama ve Suriye meselesinin çözümünde önemli bir yer edinme isteğini yansıtıyor. Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’deki savaşçı tutumuna BAE’nin tepki göstermesi, iki ülke arasında süren daha geniş çerçeveli çekişmeden kaynaklanıyor. Bu çekişmeyi, Türkiye’nin Katar’la ortaklığı, Müslüman Kardeşler’le yakınlığı ve Afrika Boynuzu’ndaki rakip menfaatler tetikledi. Bu konularla başlayan gerilim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BAE’yi 2016’daki darbe girişimini desteklemekle suçlamasından sonra sürekli olarak yükseldi.
Türkiye-BAE çatışmasında Suriye ilk başlarda ikinci bir konumdaydı. İki ülke arasındaki jeopolitik çekişmenin Suriye’ye uzandığı ocak 2018’de su yüzüne çıktı. Abu Dabi o günlerde Türkiye’nin Kürt ağırlıklı Afrin bölgesine askeri müdahale başlatmasını sert bir şekilde eleştirdi. Gargaş 22 Ocak’ta Arap ülkelerine seslenerek ortak güvenlik konularında koordinasyonun artırılmasını istedi. BAE medyası “Afrin’deki Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) Türk işgaline karşı koyan direnişçiler olarak” niteledi, Türk güçlerinin mart 2018’de Afrin’i “yağmalamasını” sert bir dille eleştirdi.
Türkiye’nin 21 Mart’ta Afrin’de çıkan rejim yanlısı isyanı bastırmasının ardından bölgedeki çatışmanın yoğunluğu azaldı ancak BAE, kuzeydoğu Suriye’de Türk varlığına direnen Kürt grupları desteklemeye devam etti.
BAE, YPG’ye askeri alanda işbirliği yaparken kuzeydoğu Suriye’ye ekonomik alanda da desteğe başladı. Ağustos 2018 itibarıyla BAE’nin kuzeydoğu Suriye’de IŞİD’den kurtarılan bölgelere yaptığı yatırım 50 milyon dolara ulaşmıştı ve bu sermaye akışına paralel olarak Suudi Arabistan da Kürt önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği bölgelere 100 milyon dolarlık yatırım yaptı.
Henry Jackson Society’de Suriye uzmanı olan Kyle Orton da Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Körfez devletlerinin SDG’yi finanse etmesinin Türkiye’yi “rahatsız etme” ve itibarsızlaştırma çabası olduğunu, bunun Türkiye ile askeri bir çatışmaya veya “vekâlet” savaşına dönüşmeyeceğini söyledi.
BAE ile Suriyeli Kürtler arasındaki işbirliği Türk tehdidi nedeniyle genişlerken BAE Suriye meselesinde arabulucu olmaya da çalışıyor. BAE’nin BM Daimi Temsilci Vekili Amira El Hefeiti 30 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Suriye için siyasi çözüm ihtiyacını vurguladı.
BAE’nin 27 Aralık’ta Şam’daki büyükelçiliğini açma kararı da ülke medyasında Abu Dabi’nin Suriye çözüm masasında yer edinme çabasının işareti olarak yorumlandı. BAE Suudi Arabistan’la ittifakını sürdürürken kendine özgü diplomatik girişimlerle dış politikada bağımsız olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu bağlamda Suriye’de daha ağırlıklı bir diplomatik rol üstlenmek BAE’nin Arap dünyasındaki güç iddiaları açısından kritik önem taşıyor.
‘BAE Şam’la SDG arasında etkili bir arabulucu olabilecek şekilde konumlanmış durumda’
Gelinen noktada, BAE Şam’la SDG arasında etkili bir arabulucu olabilecek şekilde konumlanmış durumda. BAE 2017’nin başlarında SDG’nin Esad’la ortak menfaatleri bulunduğunu vurgulayarak SDG ile ilişkilerini güçlendirmişti. Bu ortak menfaatlerin arasında Türkiye’nin müdahalelerini önlemek ve daha önce IŞİD’in eline geçen Elbab’daki yakıt pazarının Suriyeli tüccarların elinde kalmasını sağlamak yer alıyor.
ABD’nin IŞİD’e karşı SDG’yle yakın işbirliği yapması ve aynı zamanda Esad’ı devirmek istemesi, savaş süresince SDG-Şam işbirliğini büyük ölçüde engelledi. Şimdi ABD’nin yakında çekilecek olması Esad’la SDG’yi Türkiye’nin müdahale tehdidine karşı yan yana hizalanmaya itiyor. BAE bu durumdan yararlanarak Kürt meselesini hızlı bir şekilde çözmek istiyor. Zira bu meselenin çözümü BAE’ye, İran ve Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzuna karşı çifte çevreleme stratejisi izleme imkânı veriyor. BAE, ABD’nin çekilmesine hazırlık olarak SDG’yi silahlandırarak ve bu arada Esad yönetimiyle, çatışmaların hızla bitirilmesini gerektiren yeniden inşa süreci için yardım programları görüşerek iki yönlü teşvikte bulunuyor: Kürtleri enerjilerini Türkiye’yle mücadeleye odaklamaya, Esad’ı ise SDG’nin ele geçirdiği bölgeleri zor kullanarak geri almamaya teşvik ediyor.
Suriye savaşını izleyen pek çok analistin gözden kaçırdığı BAE-SDG ilişkisi, Abu Dabi’nin Türkiye’yi sıkıştırma çabalarını artırma isteğini ve Suriye savaşında arabulucu olma arzusunu yansıtıyor. Esad ve SDG’yle ilişkilerini eş zamanlı güçlendirmeye devam eden BAE, Suudi Arabistan’ın gölgesinden kurtulmak ve Suriye’de önemli bir diplomatik aktör olmak için iyi bir konum yakalamış durumda. | Al Monitor

