24 Eylül 2026
13.8 C
İstanbul

Brunson: Erdoğan’ın ‘ver papazı al papazı” sözünden sonra çok korktum

Serbest bırakıldıktan sonra ülkesine dönen ABD’li Pastör Andrew Brunson, verdiği Türkçe röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ver papazı al papazı” sözünü duyduğunda çok korktuğunu belirtti.

12 Ekim’de İzmir’de görülen duruşmayla serbest bırakılan ve ardından ülkesine dönen ABD’li Pastör Andrew Brunson tahliyesinin ardından ilk Türkçe röportajını, Amerika’nın Sesi’nden Mehmet Toroğlu’na verdi.

Eşi Norine Brunson’la birlikte kamera karşısına geçen Andrew Brunson, Türkiye deneyimlerini, tutuklanma ve tahliye sürecinde yaşadıklarını ve Türkiye’ye duyduğu özlemi anlatırken, hakkındaki suçlamalara da yanıt verdi. Brunson, “İslami misyonerler” olarak tanımladığı Fethullah Gülen yapılanmasına ait kişilerle daha önce hiçbir tanışıklığının olmadığını, bir “merhaba” bile demediğini söyledi.

“İddianameyi okuduğumda inanamadım”

Tutuklanmadan önce 23 yıl boyunca Türkiye’de kaldıklarını ve hep kilise hizmetinde çalıştıklarını, hiçbir şey gizlemediklerini vurgulayan Brunson, “İddianameyi okuduğumda inanamadım, yani bu inanılmaz bir şey. 23 yıl polis beni takip ediyor. Hiçbir şey görmüyor. Birdenbire ben her şeyi yapmışım” diye konuştu.

 

“Kendimi çok yalnız hisettim”

İlk götürüldüğü cezaevinde FETÖ koğuşuna konulduğunu, 8 kişilik koğuşta 20-22 kişiyle kaldığını anlatan Brunson, “Kendimi çok yalnız hissettim. İlk 6 ayda herhalde 21 kilo kadar verdim. Çok stres altındaydım. Çok korktum” dedi.

VOA Türkçe: Öncelikle teşekkür ederiz vaktinizi ayırdınız. İlk tutuklanmanızla başlayalım. Bu iki yılın serüvenini sizden alalım. İlk tutuklandığınızda, cezaevine ilk adımı attığınızda, ilk gün ne hissettiniz? O anda kafanızdan neler geçti?

Andrew Brunson: “İlk önce biz birlikte gözaltına alındık. İdari gözaltı… Bunu beklemiyorduk. Biz uzun vadeli, aslında süresiz bir ikamet için, oturma izni için karakola gittik, bizi öyle bir amaçla çağırdıklarını düşünüyorduk. O zaman biz gittik, ‘Tamam, herhalde şimdi süresiz ikametimizi alacağız’ (dedik), yani büyük bir sevinçle gittik. Sonra bize dediler ‘Aslında sizi sınır dışı etmek üzere gözaltına alıyoruz.’ O zaman biz şaşırdık. Ne yaptık ki bizi sınır dışı etsinler? Sonra bizi bir sınırlı şey etme merkezi var İzmir’de, bizi oraya götürdüler. Sonra bize dediler aslında ‘Sizi milli güvenliğe tehdit olduğunuz için sınır dışı ediyoruz’ ama sonra biri bir şey yazdı, terör… Biz baktık…Terörle ilgili ne yaptık biz? Çok şaşırdık çünkü biz aslında o zamana kadar 23 yıl Türkiye’de kalmıştık, hep kilise hizmetinde ve bunu hep devletin gözü önünde yaptık. Yani hiçbir şey gizlemedik. O zaman biz dedik ‘Yaptığımız her şeyi biliyor devlet, bize hep oturma izni verdi hükümet. O zaman neden bizi şimdi terörle suçluyor?’ Çünkü yaptığımız her şeyi zaten onlar biliyordu. 2011 yılında bana bir saldırı yapıldı, silahlı saldırı ve ondan sonra bana iki tane koruma, terörle mücadeleden iki memur yanımda kalıyordu koruma sağlamak için. Bir-iki ay sonra ben istemedim artık. Ama onlar bana dedi ‘Senin kalın dosya var bizde. Biz bunu gördük.’ Demek ki her şeyi polis biliyordu bizim hakkımızda ve 23 yıl hiç sorun yaşamadık. Ama şimdi diyorlar ‘Terör.’ Terörle ilgili bir suçlamalar var. Şaşırdık.”

Norine Brunson: “Şok olduk. Sınır dışı edilmek olabilir… Yani sonuçta biz misafir olarak Türkiye’de kalıyoruz. Devlet istediği zaman bizi gönderebilir. Bunu anlıyoruz. Şükrediyoruz 23 sene orada kalabildik, gerçekten şükrettik. O sürpriz oldu. Ama gözaltına alınmak, o büyük bir şok. Birden geliyoruz merkeze ve telefonumuzu alıyorlar, biz çocuklarımıza haber veremedik, yani kim nerede olduğumuzu bilmiyor. Büyük bir şok ve ne olacağını hiç bilmiyorduk. Onun (Andrew) dediği gibi özellikle bu terör işaret ettiğinde ben düşündüm ‘Orada yanlış bir şey var’ dedim. Ne olacağını bilmiyorduk.”

“Korkunç bir yerdi”

Andrew Brunson: “Bu sadece sınır dışı edilmek değil, herhalde çok daha ciddi bir şey olacak. 13 gün birlikte kaldık eşimle ben. Kimseyle görüştürmediler. Konsolosla görüştürmediler, avukatla görüştürmediler, o zaman biz düşündük, burada çok ciddi bir şey var.”

Norine Brunson: “Biz anlamıyorduk. Tek aldığımız cevap, yani biz sorduk ‘Ne var orada, ne oluyor, ne olacak’ falan, alabildiğimiz tek cevap ‘Ankara karar verecek, Ankara’dan cevap gelecek’. Ama bekliyoruz, bekliyoruz bekliyoruz… Korktuk. Yani birbirimizden ayrı yere belki koyarlar, bilmiyorduk gerçekten, hiçbir şey bilmiyorduk.”

Andrew Brunson: “Yanımızda IŞİD’çiler de vardı. Başka hücrelerde. O zaman yani korkunç bir yerdi.”

“Hayat boyu merhaba bile demedim bir Fethullahçı’ya”

VOA Türkçe: Sonra suçlamaları gördünüz. Hakkınızdaki suçlamaları gördüğünüzde ne düşündünüz?

Andrew Brunson: “Aslında suçlamaları görmedik… Beni iki ay sonra, onu (Norine) 13 gün sonra bıraktılar. Beni toplam 63 gün tuttular gözaltında, avukatla görüştürmeden. Sonra bize söylenmedi neden orada gözaltında kaldığım. Sonra 9 Aralık 2016 tarihinde gerçek gözaltı, adli gözaltına aldılar ve savcıya çıktım, bana söyledi ‘Sen FETÖ hakkında övücü, FETÖ’yü öven bir konuşma yaptın’. ‘Ne zaman?’ Ben o gruptan hiç kimseyi tanımıyorum. Hayat boyunca merhaba bile demedim bir Fethullahçı’ya. Öyle bir şey hiç olmadı. O kadar dediler bana. Sonra beni tutukladılar. Şakran’a (cezaevi) gönderdiler. Beni orada bir FETÖ koğuşuna koydular. Orada 8 kişilik bir koğuştu orijinal olarak ama 20-21-22 kişi kaldık orada. Ben o kadar biliyordum. Sonra, ancak 18 ay sonra iddianame çıktı. O zaman dediler ‘Sen darbeyi planladın, Gezi olaylarını sen düzenledin, talimat verdin, PKK’yı destekledin, Mormonlar’la birlikte, Yehova Şahitleri’ne talimat verdin, casusluk, PKK…’, yani her şeyi attılar bana. Ve ben şaşırdım. İddianameyi okuduğumda inanamadım, yani bu inanılmaz bir şey. 23 yıl polis beni takip ediyor, hiçbir şey görmüyor. Birdenbire ben her şeyi yapmışım.”

VOA Türkçe: Peki neden 23 yıl sonra siz? Neden bu suçlamalara maruz kaldığınızı düşünüyorsunuz? Neden tutuklandınız?

Norine Brunson: “Herhalde Türkiye için hassas bir dönemdi.”

Andrew Brunson: “Darbe yeni olmuştu.”

Norine Brunson: “Hem o vardı, hem mültecilerle hizmetimiz vardı, tabii ki bu sadece insani yardım değil, ruhsal destek, hem de Amerikalı’yız, Hıristiyanız. Bütün bunlar birarada, bilmiyorum, bilmiyoruz. Aslında kilisemiz herkese açık. Her türlü insan geliyor. Ne amaçla geldiklerini biz bilmiyoruz. Yani zamanla belli olur. Ama seneler içinde kiliseden bir şey isteyen kişiler geldiler. Alamadıkları zaman kızıyorlar, tehdit ediyorlar, yani birkaç kişi tehdit ederek ayrıldı mesela bizden. O zaman böyle bir şey olabilir, yanlış bir suçlama olabilir. Ama bu boyutta, bu kadar ciddi bir şey hiç beklemiyorduk.”

“Gizli tanıkların kim olduğunu biliyoruz”

Andrew Brunson: “Aslında beni suçlayan iddianamede kullanılan ve sonra duruşmalarda kullanılan gizli tanıklar var. İki türlü tanık vardı. Beni tanımayan, sadece intikam almak isteyen, kiliseden rahatsız olan vardı. Bir de tutuklu ya da hükümlü olan vardı. Beni hiç tanımayan, benim hiç tanımadığım insan benim hakkımda bir ifade veriyor. Ama bununla birlikte bizi tanıyan da vardı. Kilisemizden ayrılan, kötü bir şekilde ayrılan, onlar da beni suçladı.”

VOA Türkçe: Bu kişiler mi sizi ihbar etti? Gizler tanıklar kimler olabilir sizce?

Andrew Brunson: “Gizli tanıkların kim olduğunu biliyoruz. Ve aslında onlar sorunlu. Mesela biri kullanıldı, o Mormonlar’la birlikte çalışmıştı, onlardan kötü bir şekilde ayrıldı. Sonra onlara dava açtı, tazminat davası. Orada onları suçladı casuslukla. Ama davayı kaybetti. Sonra gidiyor bir daha savcıya ama şimdi benim ismimi ekliyor.”

Norine Brunson: “Önce yoktu.”

Andrew Brunson: “Önce yoktu. Davada benim ismim çıkmadı ilk davada. Bunu kaybediyor, sonra intikam almak için gidiyor ‘şimdi Brunson var, bu papaz var’, benim ismimi veriyor ve casuslukla suçlanıyorum o zaman.”

“Herkes Türkiye’den kaçmaya çalışırken biz Türkiye’ye döndük”

Norine Brunson: “Bir şey söylemek istiyorum. Biz o kadar, vicdanımız o kadar rahattı ki darbeden sonra biz görüyoruz yani çok kişi gözaltına alındı falan, ama biz Amerika’dan Türkiye’ye döndük.”

Andrew Brunson: “Herkes Türkiye’den kaçmaya çalışırken biz dönüyoruz Türkiye’ye.”

Norine Brunson: “Suçumuz olsaydı kesin gelmezdik. Ama rahat rahat döndük. Hiç ilgisi yoktu.”

VOA Türkçe: “Son duruşmada tanıkların ifadelerini değiştirdiğini gördük. Bunun nedeni neydi sizce?”

Andrew Brunson: “Biri yalan söylemişti. Ve sonra o dedi ‘Bu kişi bunu dedi bana, o kişi de Andrew hakkında bunu dedi, o zaman o insanlar çağrıldı, onlara soruyor gerçekten böyle bir şey dediniz mi? Hayır diyorlar, ‘Biz öyle bir şey demedik’. O zaman çelişkide kaldılar. Yani aslında bizim hakkımızda söylenen her şey yalandı. Biz Türkiye aleyhine bir şey yapmadık. Ben dedim ‘Lütfen bir delil sunulsun. Bunları destekleyen, onların dediklerini kanıtlayan bir delil sunulsun. Bir fotoğraf, sesli kayıt, bir video kaydı, bir sosyal medyadan bir şey, bir telefon arama, HTS, bunu desteklemeniz gerekiyor. Yani onlar diyor ‘Kilisede hep PKK propagandası vardı, bayraklar sallanıyordu’ bilmem ne; neden kimse fotoğraf çekmedi? Bizim kilisemiz herkese açık. Sokaktan geçen birçok kişi giriyor. Yani herkese açıktır. Böyle bir şey olsaydı biri ihbar etmez miydi? Yani kilisemizin çoğu, aslında katılanların çoğu Türk, onlar bir şey demez miydi? O zaman böyle suçlamalar kabul edildi ama asılsızdı ve hiç delil yoktu.

“İlk 6 ayda 21 kilo verdim”

VOA Türkçe: Yaklaşık iki yıl süre hapiste kaldınız. O süreçte yaşadıklarınızı bize anlatır mısınız? Hapishane koşulları nasıldı? Nasıl muamele gördünüz? Koğuşta tek mi kaldınız, diğer mahkumlar var mıydı, arkadaş edindiniz mi? Onların size muamelesi nasıldı?

Norine Brunson: “Ben söyleyeyim, o hemen hemen hiç şikayet etmedi şartlardan. Şikayeti orada bulunmak. Ama çok fazla durmadı, yemek, falan bunlara çok önem vermedi.”

Andrew Brunson: “Yemek, Şakran biraz kalabalıktı, sonra Kırıklar’da Buca yüksek güvenlik cezaevinde kaldım. Biraz soğuktu ama ben bu konuların üzerinde hiç durmadım, şikayet etmedim. Neden buradayım! Şikayetim buydu. Ben masum bir adamım. Şakran’da birlikte kaldığım koğuş arkadaşları bana iyi davrandı. Ama o yıl bana çok zor geldi. Bunu beklemiyordum. Biliyorum ben masumum. Neden tutuklandığımı da bilmiyordum. Ancak 18 ay sonra iddianame çıktığında o zaman netleşti bana karşı yapılan suçlamalar. Ondan önce bilmiyordum neden buradayım, ne kadar kalacağım, yıllarca böyle tutuklu kalabilirim bilmeden nedenini. O yıl bana çok zor geldi, kırıldım. O zaman kendimi çok yalnız hissettim. Ve ilk 6 ayda herhalde 21 kilo kadar verdim. Çok stres altındaydım. Çok korktum. Çok korku vardı. Beni kendi güvenliğim için özellikle Başkan Trump beni Başkan Erdoğan’la birlikte bir zirve yapıldı beni istedikten sonra profilim biraz yükseldi ve iki ay sonra beni başka cezaevine, Buca’ya sevkettiler. O zaman daha az kişi vardı koğuşta. Kendi güvenliğim için beni oraya koydular.”

“Beni FETÖ koğuşuna koydular”

VOA Türkçe: Yanınızdaki kişiler daha ziyade Gülen cemaatine sempati gösteren kişiler miydi?

Andrew Brunson: “Beni FETÖ koğuşuna koydular. FETÖ’yla suçlandığım için, o zaman FETÖ koğuşuna koydular. Yani orada herkes sempatizan mı, zannetmiyorum. Benim birlikte kaldığım polis memuru vardı, başka memurlar vardı, öğretmen vardı, emekli memurlar vardı, iş adamı vardı.”

Norine Brunson: “Ama genel olarak FETÖ.”

VOA Türkçe: “Aranızda neler konuşuyordunuz? Nasıl sohbetler oluyordu?”

Andrew Brunson: “Aslında fazla sohbet olmadı açıkçası.”

Norine Brunson: “’Günde belki 20 cümle kullanıyorum’ dedi. Yani çok az sohbet oldu.”

Andrew Brunson: “Yani bir iki kişiyle, beni teşvik eden güçlendirmeye çalışan vardı, gerçekten bir kaç kişi buna özen gösterdi çünkü moralim çok bozuktu, psikolojim çok bozuktu. Bir emniyet müdürü vardı, o gerçekten bana çok yardımcı oldu, bir işadamı vardı, o bana çok yardımcı oldu.”

Norine Brunson: “Yani moral verme konusunda. Ümidini kaybetme gibi şeyler…”

VOA Türkçe: Siyasetten konuşuyor muydunuz? Dini sohbetler oluyor muydu?

Andrew Brunson: “Yok yok. Siyasetten bahsetmedik. Aslında onlar tabii ki Hıristiyanlık hakkında sordular bir iki defa ama sonra o konu bırakıldı çünkü aslında benim gördüğüm hepsi adanmış Müslüman, onlar inancını bana anlatmak istiyor. Ben inancımı onlara anlatmak istiyorum. Anlattıktan sonra öyle kaldı.”

“Anne çok acı çekiyorum”

VOA Türkçe: Ailenizin sizi ziyaret ettiğini söylediniz. O anı bize anlatır mısınız? Ne söyledi size?

Andrew Brunson: “Annemle, ilk bir-iki ayda bir görüşme fırsatımız oldu ve bana dedi ‘İsa’nın döneminden ta bugüne kadar, yani iki bin yıldır İsa’nın öğrencileri sıkıntı görüyor, sıkıntı çekiyor İsa uğruna, inanç uğruna. Şimdi sıra sana geldi. O zaman dimdik durman gerekiyor. Senden önce birçok kişi sıkıntı çekti, şimdi sıra sende.’ Ben sadece istiyorum ‘Aa anne çok acı çekiyorum şimdi’ ama o dedi ‘Aslında acı çekmek acılıdır, zordur ama sadık olman gerekiyor.’”

VOA Türkçe: Serbest bırakıldığınızda, dışarıya ilk adımı attığınız anda ne hissettiniz? Serbest bırakılacağınızı ne zaman öğrendiniz?

Andrew Brunson: Ceza verdiler bana. Ve çok net oldu, birdenbire, yani sabah iyi geçmişti, yani çelişkiler vardı devletin tanıkları çelişiyorlardı birbiriyle. Bir de savunmamızı yapacaktık, sunacaktık biz. Ama sonra gördük ki savunma yapamayacağız, bizim tanıklarımız dinlenmedi. Bir de biz de delil sunacaktık, benim vaazlarım, mesela, başka videolar…”

Norine Brunson: “Mesela bir videoda o her zaman kilisemizde verdiğimiz bir ders: ‘Devlete karşı tutumumuz ne olsun?’ Teslimiyet, yani itaat ve onlar için dua etmek. Ve onu yapıyoruz.”

Andrew Brunson: “Biz hep hükümet için dua ettik kilisede.”

Norine Brunson: “İsterdik ki bunlar (videolar) çıksın, mesela medya bunları hiç yazmadı. Çok cevap verdi eşim ilk duruşmada, çok çok şeye cevap verdi.”

Andrew Brunson: “Bütün iddialara cevap verdik ve yalanladık. Ama medyada hiçbir şey çıkmadı. Sadece bir daha bir daha bir daha aynı iddialar çıkıyordu medyada.”

“Tanrı Türkiye’yi çok seviyor”

Norine Brunson: “Ona üzüldük. Çünkü gerçek ortaya çıksın, insan(lar) bilsin, hedef yaptılar bizi, ki aslında biz Türkiye’yi seviyoruz. Dün, biz biriyle konuşuyorduk, bize sordu, ‘Türkiye’nin nesini seviyorsunuz?’ Ben şöyle açıkladım: ‘Tanrı Türkiye’yi çok seviyor ve onun sevgisinin bir kısmını bizim yüreğimize de koydu. Ondan seviyoruz.”

Andrew Brunson: “Türk mutfağı çok güzel, onu çok seviyoruz. İzmir çok güzel bir şehir. Türk halkı da çok misafirperver. Gerçekten sıcak bir halk. Ama sevgimiz bundan kaynaklanmıyor.”

Norine Brunson: “Neden ülkemi bırakayım? Ailemi bırakayım? Özellikle konuşmakta zorlanacağım bir ülkeye gideyim, yeni bir dil öğreneyim… Tanrı’nın sevgisinden.”

Andrew Brunson: “Tanrı Türkiye’yi seviyor. Ve o Türkiye’yi besledi, Türkler’e Türk halkına beslediği sevginin bir parçasını bizim yüreğimize koydu. O yüzden kaldık Türkiye’de.”

VOA Türkçe: “Yani bütün bu olanlar Türkiye’ye bakışınızı değiştirmedi? İmkanınız olsa yine gider misiniz?”

Norine Brunson: “Hala seviyoruz.”

Andrew Brunson: “Evet.”

“Tanrı gerekeni yapacak, bize kalan şey affetmek”

Norine Brunson: “Affetmeye çalışıyoruz çünkü gerçekten bir haksızlık yapıldı bize orada, büyük haksızlık. Yani iki sene kaybettik, ailemiz kaybetti, çok şey kaçırdık. O zaman bunları kolay kolay affetmek olmuyor ama bize kalan şey bu, Tanrı gerekeni yapacak, ama bize kalan şey affetmek, bırakmak.”

Andrew Brunson: “Çünkü İncil bunu çok net söylüyor ve bunu aslında mahkemede söyledim, üçüncü duruşmada söyledim; Tanrı beni affetti ve benden istediği şey beni affettiğine göre, başkalarını da benim bağışlamam gerekiyor, affetmem gerekiyor. O zaman ben sıraladım bana karşı yalancı tanıklık yapan herkesi ismen ben dedim onları bağışlıyorum, affediyorum ve kin tutmayacağım yüreğimde onlara karşı. Tanrı onlara bereket versin, o merhamet etsin ama ben artık yüreğimde bir şey tutmayacağım.”

Norine Brunson: “Ama isterdik ki bu çıksın, yani aslında biz Türkiye’yi seviyoruz, bereketliyoruz, en iyisini istiyoruz Türkiye için. Gerçek bu. Ama maalesef farklı bakıyorlar bize. Üzüldük ama hep seveceğiz. Yani hep yüreğimizde olacak.”

“O zaman çok sarsıldım”

Andrew Brunson: “Yani biz, sordunuz, dönmek ister miydiniz? Şimdi dönemiyorum birçok kişi benden nefret ediyor, yanlışlıkla, çünkü medyada birçok yanlış şey söylendi benim hakkımda. Ama ileride izin verilirse ziyaret etmek isterdik en azından çünkü Türkiye yüreğimizde. Amerika’dan çok Türkiye’de oturdum ben, 25 yıl. Bir de sormuştunuz, ne hissettim serbest kaldığımda? Serbest bırakılacağımı bilmiyordum çünkü çok net oldu bizim dediğimiz gibi tanıklarımız kabul edilmedi, sunmak istediğimiz deliller kabul edilmedi, hemen yargıya… O zaman biz dedik bunu beklemiyorduk ve savcı hala beni suçluyor ve hapis istiyor benim için. Ama kaç yıl bilmiyorum, 10 yıl 15 yıl 35 yıl… Sadece gördük ki şimdi yargılanacağım. O zaman çok sarsıldım. Ve aslında o sabah yanımda hazır bir çanta vardı cezaevine dönmek için çünkü o ihtimal vardı.”

Norine Brunson: “Bilmiyorduk ne olacağını.”

Andrew Brunson: “Bilmiyorduk. O zaman beni suçlu buldular maalesef bu kötü bir emsal çünkü suçlandığım şeyler doğru değildi. Yaptığım şey misyonerlik yapmak. Ben İsa Mesih’i anlatmak başkalarına daha doğrusu. Öyle bir şeyle suçlanırsam ‘Ben suçluyum’ derim suçu kabul ederim İsa Mesih’i duyurmak istedim ama o kadar. Ama bana üç yıl ceza verdiler, sonra kaldığım süre iki yıl kalmıştım içeride, onu göze alarak bilmiyorum onu sayarak beni serbest bıraktılar. Eşimle ben orada duruşma salonunda mahkemede ikimiz diz çöktük, el tutuştuk ve dua ettik ve şükrettik Rabbe çünkü bu iki yıl süren bir şey, bir kabus benim için ve inanamadım, ‘Şimdi çocuklarımı yakında görürüm, ailemle bir daha birlikte olurum ve şükrettim Rabbe.”

“’Al papazı ver papazı’nı duyduğumda çok korktum”

VOA Türkçe: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sizin tutukluluğunuz sırasında bir sözü olmuştu ‘al papazı ver papazı” şeklinde…

Andrew Brunson: “Çok korktum bunu duyduğumda.”

VOA Türkçe: Bu sözler bunu (tutukluluğunuzu) bir pazarlık unsuru yaptığı görüşlerini, algılarını beraberinde getirdi. Sizce de niyet bu muydu, sonradan mı böyle bir niyet oluştu? Siz ne düşündünüz o anda?

Norine Brunson: “Ona sormak lazım ne düşündüğünü.”

Andrew Brunson: “Evet. Bütün bu süreci, düşüncelerimiz olabilir ama siyaseti siyasetçilere bırakmak istiyoruz. Ben Türkiye’ye ilk indiğimde aslında kaldığımız sürece hep bir şey dedik. Mesela ben Amerikalı’yım, ben ülkemi seviyorum ama ben ülkemi Amerika’yı Türkiye’ye temsil etmek için gitmedim. O zaman oradan mesela biri hakaret ediyor, biri Amerika hakkında kötü bir şey dediğinde ben Amerika’yı savunmadım. Ben sessiz kalıyordum çünkü ben Amerikalı olarak gelmedim, ben bir Hıristiyan olarak geldim. O zaman diğer kimliğimizi bir yana bırakıyoruz. Şimdi de aynı şeyi diyorum. Ben büyük bir haksızlık yaşadım Türkiye’de. Ve bu üzücü bir şey bizim için, ama siyasete girmek istemiyoruz çünkü bizim Türkiye’de var olma nedenimiz sadece İsa’yı anlatmak.”

“Başkan Erdoğan’la görüşmeyi, onun için dua etmeyi isterdik”

VOA Türkçe: “Peki (Cumhurbaşkanı) Erdoğan’la görüşme imkanınız olsa, görüşseniz ne derdiniz?”

Norine Brunson: “Çok isterdik.”

Andrew Brunson: “İsterdik. Ben kendi başkanım için dua etme fırsatım oldu Beyaz Saray’da. İkimiz Başkan Trump için dua ettik ve aslında…

Norine Brunson: “Onun için aynı şekilde yapmak isterdik.”

Andrew Brunson: “Başkan Erdoğan için dua etmek isterdik. Aslında çok dua ettik onun için kilisemizde. Biz de dua ettik onun için kişisel olarak. Onunla bir görüşme fırsatım olursa ben bu fırsatı isterdim; Sayın Başkan sizin için dua edebilir miyiz?”

VOA Türkçe: “Buradan peki ona ne mesaj göndermek istersiniz?”

Andrew Brunson: “Onun için dua ediyoruz. Tanrımız ona hikmet versin ve Türkiye’de adalet kurmak için onu kullansın.”

“Fethullahçıları İslami misyoner olarak görüyorum”

VOA Türkçe: “Fethullah Gülen yapılanması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu yapılanmayla daha önce herhangi bir temasınız oldu mu?”

Andrew Brunson: “Aslında bu yüzden çok şaşırdım çünkü bir Fethullahçı’yla hiç tanışmamıştım. Hayatım boyunca ‘Merhaba’ bile dememiştim. Benim koğuşta tanıştığım insanlar onlara baktığımda görüyorum ki aslında onlar bütün dünyaya yayıldı ve her yerde okul açıyorlar ve kendi İslam versiyonunu anlatmak istiyorlar herkese. Onları İslami misyoner olarak görüyorum, Müslüman misyoner. O zaman bizim görüşlerimiz birbirine zıt bir anlamda çünkü ben başkalarını kendi inancıma davet ediyorum, onlar başkalarını onların inancına çekmek istiyor. Ama onlarla hiç tanışmışlığım yoktu cezaevine atılana kadar.”

Norine Brunson: “Herkese karşı saygımız var.”

Andrew Brunson: “Onlardan biri kilisemize gelseydi, İncil isteseydi, bize Hıristiyanlık hakkında bir şey sormak isteseydi yani biz kilisemiz herkese açıktı.”

Norine Brunson: “Herkese aynı mesaj veriyoruz.”

Andrew Brunson: “Ama benim bildiğim kadarıyla madem ‘Her yere sızmışlar’ diyorlar ama ben kimseyle hiç tanışmadım. Kimse bana ‘Ben Fethullah Gülen hizmetine aitim, sempatizanıyım’ demedi hayatım boyunca.”

“Darbe girişimi gecesini çok iyi hatırlıyorum”

VOA Türkçe: 15 Temmuz darbe girişimi gecesini hatırlıyor musunuz? O gece neredeydiniz?

Andrew Brunson: “Çok iyi hatırlıyorum. Herhalde bir Cuma akşamı çünkü her Cuma akşamı bizim kilisemizde bir dua zamanımız var. O zaman katıldım, iki saat dua ediyoruz, oradan dairemize geçtik, Alsancak’ta oturuyoruz. Darbeden haberimiz yoktu, ama saat 9.00-9.30 gibi bitti, saat 10.00 gibi eve geldim, televizyonu açtım ve şaşırdım, orada televizyonda bir şeyden bahsediyorlardı, haberim öyle oldu. Tabii ki bir iddia oldu ‘Ben bunu planlamaya çalıştım, yani o planlara katıldım’ (diye), ben tamamen şaşırdım bunu gördüğümde. Bir kaç gün sonra, darbeden bir kaç gün sonra, zaten önceden planladığımız bir çocuklarımızla birlikte Amerika’da buluştuk çünkü onlar Amerika’da okuyordu. Çıktım Türkiye’den ama darbeden üç dört hafta sonra eşimle birlikte Türkiye’ye döndük.”

Norine Brunson: “O zamanlar ben Amerika’daydım çünkü çocuklarla daha fazla zaman geçirmek için ben erkenden gitmiştim. Ve o akşam konuştuk çünkü düşündük ne olacak acaba o çıkabilecek mi, yanımıza gelebilecek mi yani belirsizlik vardı o zaman da. Ama hepimiz şok olduk.”

“Serbest bırakılmamızı Tanrı’ya borçluyuz”

VOA Türkçe: Serbest bırakılmanızı neye bağlıyorsunuz? Türk adaleti mi yoksa Başkan Trump’ın gayretleri mi?

Norine Brunson: “Tanrı’ya.”

Andrew Brunson: “Biz hep düşündük. Aslında gittikçe gördük bu kolay çözülecek bir şey değil çünkü siyasi bir konuya dönüştü, Bu çok belli, yani iki hükümet arasında gerginlik yarattı ve bir sorun oldu. Çok kişi bizim için dua ediyordu ve biz dedik ‘Tamam Tanrı beni kurtaracak’ ama bunu nasıl yapar insan dualarını kullanarak insanları kullanır. O zaman bence Amerikan hükümeti Türk hükümetiyle çok görüşmeler yaptı ve zannediyorum…”

Norine Brunson: “Yani o kadar biliyoruz.”

Andrew Brunson: “O kadar biliyoruz.”

Norine Brunson: “Onlara sormak lazım.”

Andrew Brunson: “Ben Türkiye’nin adalet sistemi hakkında fazla söylemek istemiyorum ama bildiğim şey genel olarak bildiğim şey ben masum bir adamım, bana bir haksızlık yapıldı. İki yıl Türkiye cezaevlerinde kaldım. Olmaması gereken bir şeydi. O zaman bu konuda adalet yoktu, bana gelince. Ama buna rağmen ben pişman değilim. Yani Türkiye’den ayrılabilirdik önce. Kaldık ve böyle bir şey oldu bana, ama pişman değilim. Ben Türkiye’yi seviyorum. Ben kendim için Türkiye’de kalmadım. Tanrı’nın benim orada olmamı istediğini düşündüğüm için kaldım. O zaman bu bir itaat meselesi benim için. O zaman ben diyorum tamam iki yıl cezaevlerinde kaldım ama Tanrım da benim orada kalmamı istedi. Ve bunu Türkiye’nin bereketi için kullanacak.”

“Türkiye’nin zarar görmesini istemedik”

VOA Türkçe: Sizin tutuklu olduğunuz dönemde Türk-Amerikan ilişkileri tarihinin en krizli dönemlerinden birini yaşadı. NATO müttefikleri olmasına rağmen iki bakana yaptırım uygulayacak kadar ilişkiler kötüleşti. İlişkiler üzerinde sizin durumunuzun bu denli etki yaratması sizi nasıl etkiledi?

Andrew Brunson: “Ben çok şaşırdım ilk olarak.”

Norine Brunson: “Nasıl böyle bir duruma geldik ki bizim durumumuz böyle bir şey yaratsın.”

Andrew Brunson: “Sürreal (bir durumdu).”

Norine Brunson: “Gazeteye bakıyoruz ve ismimiz geçiyor, yani nasıl mümkün…”

Andrew Brunson: “Ve ben içerideyken tabii ki çok korktum, bu seviyeye geldi ve yine de bırakılmadım. Tabii ki Türkiye’nin zarar görmesini istemedik. O yüzden ben diyorum bu bizim istediğimiz bir şey değil, Türkiye’nin zarar görmesi ama biz Türkiye aleyhine bir şey yapmadık. Bu bizim elimizde olan bir şey değil. Bunu yapan, sorumluluk kimde, yalancı tanıklar ve onların tanıklığını kabul eden makam.”

VOA Türkçe: Tahliye oldunuz ama aklanmadınız. Bundan sonra yargı süreci nasıl ilerleyecek?

Andrew Brunson: “Şimdi itiraz ediyoruz. Ben beraatımı istiyorum çünkü bu aslında çok olumsuz bir emsal, başka Hıristiyanlar için Türkiye’de, kilise için kötü bir emsal. Çünkü aslında benim yaptığım ve çok kişinin yaptığı şey, ne denildi? ‘Sen insanları Hıristiyanlaştırmaya çalışıyorsun, Hıristiyanlaştırarak Türkiye’yi ayrıştırmak istiyorsun, bölmek istiyorsun’. Aslında biz Türkiye’nin toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Türkiye’ye kim saldırırsa onlara karşıyız, biz Türkiye’yi seviyoruz.”

“’Türkiye’yi sarsacak şeyler bekliyorduk’ derken darbeyi kastetmedim”

VOA Türkçe: 25 yıl önce ilk gittiğiniz Türkiye’yle şimdiki Türkiye arasında ne gibi farklar var? Sizde endişe uyandıran bir takım unsurlar var mı?

Andrew Brunson: “Biz bu son iki yılda zor şeyler yaşadık, bunu diyebilirim. Tabii ki Türkiye’de ortam değişti. Birçok kişi zorlanıyor şu anda. Ekonomik kriz de var. Siyasi konulara girmek istemiyorum ama bir şeyi senelerce söyledim ve bu bana karşı kullanıldı bir suçlama olarak çünkü ben dedim darbeden sonra ben dedim ‘Aslında Türkiye’yi sarsacak şeyler bekliyorduk’ ama darbeyi bekliyor anlamında değil… Biz şaşırdık buna. Ama Tanrı, Amerika olsun, Türkiye olsun, Kore olsun insanların dikkatini çekmek için insanların güvendiği şeylerin sarsılmasına izin veriyor. O zaman biz gördük Rusya’yla bir kriz yaşanmıştı, bir ekonomik zorluklar da vardı, sonra biz düşündük bunlar insanların dikkatini çekmek için Tanrı kullanabilir. Ama Amerika’da da aynı şeyi söylüyorum. Burada borsa düşebilir, insanlar borsaya güveniyor, borsa düştüğünde ne oluyor? Güvendikleri temel sarsıldı. O zaman biz Türkiye için biliyoruz şimdi birçok kişi sarsıldı, şimdi birçok kişi zor durumda bulunuyor ama Tanrı insanların dikkatini çekmek istiyor; ‘Bak bu şeyler geçici, bunlar fani şeyler.’”

VOA Türkçe: “En çok neyi özlediniz Türkiye’de?”

Norine Brunson: “Simit…Oradaki dostlarımızı çok özleyeceğiz.”

Andrew Brunson: “Türkiye’de çok değerli Türk kardeşlerimiz var. Onları özlüyoruz. Hıristiyan olmayan da bizim çok yakın arkadaşlarımız var. Değerli ilişkilerimiz var. Onları özlüyoruz.”

“Benimle diğer tutuklu Amerikalılar arasındaki fark…”

VOA Türkçe: “Türkiye’de hala tutuklu olan diğer Amerikan vatandaşları ve Amerikan diplomatik misyonlarının bazı yerel çalışanları da var. Sizce neden sadece siz serbest bırakıldınız? Bu konuda neler söylemek istersiniz?”

Andrew Brunson: Benimle onların arasındaki en büyük fark ben sadece Amerikan vatandaşıyım ama onların çoğu çift vatandaş. O zaman Türkiye onlara baktığında diyor ‘Siz Türk’sünüz’. O zaman mesela uzun bir zaman Amerikan konsolosları ziyaret yapamadı, izin verilmedi çünkü onları diyor ‘Tamam size göre Amerikalı onlar bize göre onlar Türk’tür’. Bence en büyük fark o, çünkü biliyoruz ki Amerika onlar için uğraşıyor. Çok kısa bir şey söyleyeyim; masum bir adamım. Türkiye’yi seviyoruz çünkü Tanrı Türkiye’yi seviyor.”

“Yüreğimiz Türkiye’de kaldı”

Norine Brunson: “Onun çağrısı üzerine biz Türkiye’ye gittik ve itaat ettik. Aslında bizi motive eden Tanrı’ya olan sevgimiz. Önce o bizi önce seviyor sonra biz tabii karşılıklı olarak biz onu seviyoruz. O bizi çağırdı, Türkiye’ye gönderdi, itaat ederek gittik. Sonra Türkiye’de oturanları sevmeyi öğrendik.”

Andrew Brunson: “Bizim yüreğimiz Türkiye’de kaldı, bunu diyebiliriz.”

 

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”