26 Temmuz 2026
26.4 C
İstanbul

Brunson: Erdoğan’ın ‘ver papazı al papazı” sözünden sonra çok korktum

Serbest bırakıldıktan sonra ülkesine dönen ABD’li Pastör Andrew Brunson, verdiği Türkçe röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ver papazı al papazı” sözünü duyduğunda çok korktuğunu belirtti.

12 Ekim’de İzmir’de görülen duruşmayla serbest bırakılan ve ardından ülkesine dönen ABD’li Pastör Andrew Brunson tahliyesinin ardından ilk Türkçe röportajını, Amerika’nın Sesi’nden Mehmet Toroğlu’na verdi.

Eşi Norine Brunson’la birlikte kamera karşısına geçen Andrew Brunson, Türkiye deneyimlerini, tutuklanma ve tahliye sürecinde yaşadıklarını ve Türkiye’ye duyduğu özlemi anlatırken, hakkındaki suçlamalara da yanıt verdi. Brunson, “İslami misyonerler” olarak tanımladığı Fethullah Gülen yapılanmasına ait kişilerle daha önce hiçbir tanışıklığının olmadığını, bir “merhaba” bile demediğini söyledi.

“İddianameyi okuduğumda inanamadım”

Tutuklanmadan önce 23 yıl boyunca Türkiye’de kaldıklarını ve hep kilise hizmetinde çalıştıklarını, hiçbir şey gizlemediklerini vurgulayan Brunson, “İddianameyi okuduğumda inanamadım, yani bu inanılmaz bir şey. 23 yıl polis beni takip ediyor. Hiçbir şey görmüyor. Birdenbire ben her şeyi yapmışım” diye konuştu.

 

“Kendimi çok yalnız hisettim”

İlk götürüldüğü cezaevinde FETÖ koğuşuna konulduğunu, 8 kişilik koğuşta 20-22 kişiyle kaldığını anlatan Brunson, “Kendimi çok yalnız hissettim. İlk 6 ayda herhalde 21 kilo kadar verdim. Çok stres altındaydım. Çok korktum” dedi.

VOA Türkçe: Öncelikle teşekkür ederiz vaktinizi ayırdınız. İlk tutuklanmanızla başlayalım. Bu iki yılın serüvenini sizden alalım. İlk tutuklandığınızda, cezaevine ilk adımı attığınızda, ilk gün ne hissettiniz? O anda kafanızdan neler geçti?

Andrew Brunson: “İlk önce biz birlikte gözaltına alındık. İdari gözaltı… Bunu beklemiyorduk. Biz uzun vadeli, aslında süresiz bir ikamet için, oturma izni için karakola gittik, bizi öyle bir amaçla çağırdıklarını düşünüyorduk. O zaman biz gittik, ‘Tamam, herhalde şimdi süresiz ikametimizi alacağız’ (dedik), yani büyük bir sevinçle gittik. Sonra bize dediler ‘Aslında sizi sınır dışı etmek üzere gözaltına alıyoruz.’ O zaman biz şaşırdık. Ne yaptık ki bizi sınır dışı etsinler? Sonra bizi bir sınırlı şey etme merkezi var İzmir’de, bizi oraya götürdüler. Sonra bize dediler aslında ‘Sizi milli güvenliğe tehdit olduğunuz için sınır dışı ediyoruz’ ama sonra biri bir şey yazdı, terör… Biz baktık…Terörle ilgili ne yaptık biz? Çok şaşırdık çünkü biz aslında o zamana kadar 23 yıl Türkiye’de kalmıştık, hep kilise hizmetinde ve bunu hep devletin gözü önünde yaptık. Yani hiçbir şey gizlemedik. O zaman biz dedik ‘Yaptığımız her şeyi biliyor devlet, bize hep oturma izni verdi hükümet. O zaman neden bizi şimdi terörle suçluyor?’ Çünkü yaptığımız her şeyi zaten onlar biliyordu. 2011 yılında bana bir saldırı yapıldı, silahlı saldırı ve ondan sonra bana iki tane koruma, terörle mücadeleden iki memur yanımda kalıyordu koruma sağlamak için. Bir-iki ay sonra ben istemedim artık. Ama onlar bana dedi ‘Senin kalın dosya var bizde. Biz bunu gördük.’ Demek ki her şeyi polis biliyordu bizim hakkımızda ve 23 yıl hiç sorun yaşamadık. Ama şimdi diyorlar ‘Terör.’ Terörle ilgili bir suçlamalar var. Şaşırdık.”

Norine Brunson: “Şok olduk. Sınır dışı edilmek olabilir… Yani sonuçta biz misafir olarak Türkiye’de kalıyoruz. Devlet istediği zaman bizi gönderebilir. Bunu anlıyoruz. Şükrediyoruz 23 sene orada kalabildik, gerçekten şükrettik. O sürpriz oldu. Ama gözaltına alınmak, o büyük bir şok. Birden geliyoruz merkeze ve telefonumuzu alıyorlar, biz çocuklarımıza haber veremedik, yani kim nerede olduğumuzu bilmiyor. Büyük bir şok ve ne olacağını hiç bilmiyorduk. Onun (Andrew) dediği gibi özellikle bu terör işaret ettiğinde ben düşündüm ‘Orada yanlış bir şey var’ dedim. Ne olacağını bilmiyorduk.”

“Korkunç bir yerdi”

Andrew Brunson: “Bu sadece sınır dışı edilmek değil, herhalde çok daha ciddi bir şey olacak. 13 gün birlikte kaldık eşimle ben. Kimseyle görüştürmediler. Konsolosla görüştürmediler, avukatla görüştürmediler, o zaman biz düşündük, burada çok ciddi bir şey var.”

Norine Brunson: “Biz anlamıyorduk. Tek aldığımız cevap, yani biz sorduk ‘Ne var orada, ne oluyor, ne olacak’ falan, alabildiğimiz tek cevap ‘Ankara karar verecek, Ankara’dan cevap gelecek’. Ama bekliyoruz, bekliyoruz bekliyoruz… Korktuk. Yani birbirimizden ayrı yere belki koyarlar, bilmiyorduk gerçekten, hiçbir şey bilmiyorduk.”

Andrew Brunson: “Yanımızda IŞİD’çiler de vardı. Başka hücrelerde. O zaman yani korkunç bir yerdi.”

“Hayat boyu merhaba bile demedim bir Fethullahçı’ya”

VOA Türkçe: Sonra suçlamaları gördünüz. Hakkınızdaki suçlamaları gördüğünüzde ne düşündünüz?

Andrew Brunson: “Aslında suçlamaları görmedik… Beni iki ay sonra, onu (Norine) 13 gün sonra bıraktılar. Beni toplam 63 gün tuttular gözaltında, avukatla görüştürmeden. Sonra bize söylenmedi neden orada gözaltında kaldığım. Sonra 9 Aralık 2016 tarihinde gerçek gözaltı, adli gözaltına aldılar ve savcıya çıktım, bana söyledi ‘Sen FETÖ hakkında övücü, FETÖ’yü öven bir konuşma yaptın’. ‘Ne zaman?’ Ben o gruptan hiç kimseyi tanımıyorum. Hayat boyunca merhaba bile demedim bir Fethullahçı’ya. Öyle bir şey hiç olmadı. O kadar dediler bana. Sonra beni tutukladılar. Şakran’a (cezaevi) gönderdiler. Beni orada bir FETÖ koğuşuna koydular. Orada 8 kişilik bir koğuştu orijinal olarak ama 20-21-22 kişi kaldık orada. Ben o kadar biliyordum. Sonra, ancak 18 ay sonra iddianame çıktı. O zaman dediler ‘Sen darbeyi planladın, Gezi olaylarını sen düzenledin, talimat verdin, PKK’yı destekledin, Mormonlar’la birlikte, Yehova Şahitleri’ne talimat verdin, casusluk, PKK…’, yani her şeyi attılar bana. Ve ben şaşırdım. İddianameyi okuduğumda inanamadım, yani bu inanılmaz bir şey. 23 yıl polis beni takip ediyor, hiçbir şey görmüyor. Birdenbire ben her şeyi yapmışım.”

VOA Türkçe: Peki neden 23 yıl sonra siz? Neden bu suçlamalara maruz kaldığınızı düşünüyorsunuz? Neden tutuklandınız?

Norine Brunson: “Herhalde Türkiye için hassas bir dönemdi.”

Andrew Brunson: “Darbe yeni olmuştu.”

Norine Brunson: “Hem o vardı, hem mültecilerle hizmetimiz vardı, tabii ki bu sadece insani yardım değil, ruhsal destek, hem de Amerikalı’yız, Hıristiyanız. Bütün bunlar birarada, bilmiyorum, bilmiyoruz. Aslında kilisemiz herkese açık. Her türlü insan geliyor. Ne amaçla geldiklerini biz bilmiyoruz. Yani zamanla belli olur. Ama seneler içinde kiliseden bir şey isteyen kişiler geldiler. Alamadıkları zaman kızıyorlar, tehdit ediyorlar, yani birkaç kişi tehdit ederek ayrıldı mesela bizden. O zaman böyle bir şey olabilir, yanlış bir suçlama olabilir. Ama bu boyutta, bu kadar ciddi bir şey hiç beklemiyorduk.”

“Gizli tanıkların kim olduğunu biliyoruz”

Andrew Brunson: “Aslında beni suçlayan iddianamede kullanılan ve sonra duruşmalarda kullanılan gizli tanıklar var. İki türlü tanık vardı. Beni tanımayan, sadece intikam almak isteyen, kiliseden rahatsız olan vardı. Bir de tutuklu ya da hükümlü olan vardı. Beni hiç tanımayan, benim hiç tanımadığım insan benim hakkımda bir ifade veriyor. Ama bununla birlikte bizi tanıyan da vardı. Kilisemizden ayrılan, kötü bir şekilde ayrılan, onlar da beni suçladı.”

VOA Türkçe: Bu kişiler mi sizi ihbar etti? Gizler tanıklar kimler olabilir sizce?

Andrew Brunson: “Gizli tanıkların kim olduğunu biliyoruz. Ve aslında onlar sorunlu. Mesela biri kullanıldı, o Mormonlar’la birlikte çalışmıştı, onlardan kötü bir şekilde ayrıldı. Sonra onlara dava açtı, tazminat davası. Orada onları suçladı casuslukla. Ama davayı kaybetti. Sonra gidiyor bir daha savcıya ama şimdi benim ismimi ekliyor.”

Norine Brunson: “Önce yoktu.”

Andrew Brunson: “Önce yoktu. Davada benim ismim çıkmadı ilk davada. Bunu kaybediyor, sonra intikam almak için gidiyor ‘şimdi Brunson var, bu papaz var’, benim ismimi veriyor ve casuslukla suçlanıyorum o zaman.”

“Herkes Türkiye’den kaçmaya çalışırken biz Türkiye’ye döndük”

Norine Brunson: “Bir şey söylemek istiyorum. Biz o kadar, vicdanımız o kadar rahattı ki darbeden sonra biz görüyoruz yani çok kişi gözaltına alındı falan, ama biz Amerika’dan Türkiye’ye döndük.”

Andrew Brunson: “Herkes Türkiye’den kaçmaya çalışırken biz dönüyoruz Türkiye’ye.”

Norine Brunson: “Suçumuz olsaydı kesin gelmezdik. Ama rahat rahat döndük. Hiç ilgisi yoktu.”

VOA Türkçe: “Son duruşmada tanıkların ifadelerini değiştirdiğini gördük. Bunun nedeni neydi sizce?”

Andrew Brunson: “Biri yalan söylemişti. Ve sonra o dedi ‘Bu kişi bunu dedi bana, o kişi de Andrew hakkında bunu dedi, o zaman o insanlar çağrıldı, onlara soruyor gerçekten böyle bir şey dediniz mi? Hayır diyorlar, ‘Biz öyle bir şey demedik’. O zaman çelişkide kaldılar. Yani aslında bizim hakkımızda söylenen her şey yalandı. Biz Türkiye aleyhine bir şey yapmadık. Ben dedim ‘Lütfen bir delil sunulsun. Bunları destekleyen, onların dediklerini kanıtlayan bir delil sunulsun. Bir fotoğraf, sesli kayıt, bir video kaydı, bir sosyal medyadan bir şey, bir telefon arama, HTS, bunu desteklemeniz gerekiyor. Yani onlar diyor ‘Kilisede hep PKK propagandası vardı, bayraklar sallanıyordu’ bilmem ne; neden kimse fotoğraf çekmedi? Bizim kilisemiz herkese açık. Sokaktan geçen birçok kişi giriyor. Yani herkese açıktır. Böyle bir şey olsaydı biri ihbar etmez miydi? Yani kilisemizin çoğu, aslında katılanların çoğu Türk, onlar bir şey demez miydi? O zaman böyle suçlamalar kabul edildi ama asılsızdı ve hiç delil yoktu.

“İlk 6 ayda 21 kilo verdim”

VOA Türkçe: Yaklaşık iki yıl süre hapiste kaldınız. O süreçte yaşadıklarınızı bize anlatır mısınız? Hapishane koşulları nasıldı? Nasıl muamele gördünüz? Koğuşta tek mi kaldınız, diğer mahkumlar var mıydı, arkadaş edindiniz mi? Onların size muamelesi nasıldı?

Norine Brunson: “Ben söyleyeyim, o hemen hemen hiç şikayet etmedi şartlardan. Şikayeti orada bulunmak. Ama çok fazla durmadı, yemek, falan bunlara çok önem vermedi.”

Andrew Brunson: “Yemek, Şakran biraz kalabalıktı, sonra Kırıklar’da Buca yüksek güvenlik cezaevinde kaldım. Biraz soğuktu ama ben bu konuların üzerinde hiç durmadım, şikayet etmedim. Neden buradayım! Şikayetim buydu. Ben masum bir adamım. Şakran’da birlikte kaldığım koğuş arkadaşları bana iyi davrandı. Ama o yıl bana çok zor geldi. Bunu beklemiyordum. Biliyorum ben masumum. Neden tutuklandığımı da bilmiyordum. Ancak 18 ay sonra iddianame çıktığında o zaman netleşti bana karşı yapılan suçlamalar. Ondan önce bilmiyordum neden buradayım, ne kadar kalacağım, yıllarca böyle tutuklu kalabilirim bilmeden nedenini. O yıl bana çok zor geldi, kırıldım. O zaman kendimi çok yalnız hissettim. Ve ilk 6 ayda herhalde 21 kilo kadar verdim. Çok stres altındaydım. Çok korktum. Çok korku vardı. Beni kendi güvenliğim için özellikle Başkan Trump beni Başkan Erdoğan’la birlikte bir zirve yapıldı beni istedikten sonra profilim biraz yükseldi ve iki ay sonra beni başka cezaevine, Buca’ya sevkettiler. O zaman daha az kişi vardı koğuşta. Kendi güvenliğim için beni oraya koydular.”

“Beni FETÖ koğuşuna koydular”

VOA Türkçe: Yanınızdaki kişiler daha ziyade Gülen cemaatine sempati gösteren kişiler miydi?

Andrew Brunson: “Beni FETÖ koğuşuna koydular. FETÖ’yla suçlandığım için, o zaman FETÖ koğuşuna koydular. Yani orada herkes sempatizan mı, zannetmiyorum. Benim birlikte kaldığım polis memuru vardı, başka memurlar vardı, öğretmen vardı, emekli memurlar vardı, iş adamı vardı.”

Norine Brunson: “Ama genel olarak FETÖ.”

VOA Türkçe: “Aranızda neler konuşuyordunuz? Nasıl sohbetler oluyordu?”

Andrew Brunson: “Aslında fazla sohbet olmadı açıkçası.”

Norine Brunson: “’Günde belki 20 cümle kullanıyorum’ dedi. Yani çok az sohbet oldu.”

Andrew Brunson: “Yani bir iki kişiyle, beni teşvik eden güçlendirmeye çalışan vardı, gerçekten bir kaç kişi buna özen gösterdi çünkü moralim çok bozuktu, psikolojim çok bozuktu. Bir emniyet müdürü vardı, o gerçekten bana çok yardımcı oldu, bir işadamı vardı, o bana çok yardımcı oldu.”

Norine Brunson: “Yani moral verme konusunda. Ümidini kaybetme gibi şeyler…”

VOA Türkçe: Siyasetten konuşuyor muydunuz? Dini sohbetler oluyor muydu?

Andrew Brunson: “Yok yok. Siyasetten bahsetmedik. Aslında onlar tabii ki Hıristiyanlık hakkında sordular bir iki defa ama sonra o konu bırakıldı çünkü aslında benim gördüğüm hepsi adanmış Müslüman, onlar inancını bana anlatmak istiyor. Ben inancımı onlara anlatmak istiyorum. Anlattıktan sonra öyle kaldı.”

“Anne çok acı çekiyorum”

VOA Türkçe: Ailenizin sizi ziyaret ettiğini söylediniz. O anı bize anlatır mısınız? Ne söyledi size?

Andrew Brunson: “Annemle, ilk bir-iki ayda bir görüşme fırsatımız oldu ve bana dedi ‘İsa’nın döneminden ta bugüne kadar, yani iki bin yıldır İsa’nın öğrencileri sıkıntı görüyor, sıkıntı çekiyor İsa uğruna, inanç uğruna. Şimdi sıra sana geldi. O zaman dimdik durman gerekiyor. Senden önce birçok kişi sıkıntı çekti, şimdi sıra sende.’ Ben sadece istiyorum ‘Aa anne çok acı çekiyorum şimdi’ ama o dedi ‘Aslında acı çekmek acılıdır, zordur ama sadık olman gerekiyor.’”

VOA Türkçe: Serbest bırakıldığınızda, dışarıya ilk adımı attığınız anda ne hissettiniz? Serbest bırakılacağınızı ne zaman öğrendiniz?

Andrew Brunson: Ceza verdiler bana. Ve çok net oldu, birdenbire, yani sabah iyi geçmişti, yani çelişkiler vardı devletin tanıkları çelişiyorlardı birbiriyle. Bir de savunmamızı yapacaktık, sunacaktık biz. Ama sonra gördük ki savunma yapamayacağız, bizim tanıklarımız dinlenmedi. Bir de biz de delil sunacaktık, benim vaazlarım, mesela, başka videolar…”

Norine Brunson: “Mesela bir videoda o her zaman kilisemizde verdiğimiz bir ders: ‘Devlete karşı tutumumuz ne olsun?’ Teslimiyet, yani itaat ve onlar için dua etmek. Ve onu yapıyoruz.”

Andrew Brunson: “Biz hep hükümet için dua ettik kilisede.”

Norine Brunson: “İsterdik ki bunlar (videolar) çıksın, mesela medya bunları hiç yazmadı. Çok cevap verdi eşim ilk duruşmada, çok çok şeye cevap verdi.”

Andrew Brunson: “Bütün iddialara cevap verdik ve yalanladık. Ama medyada hiçbir şey çıkmadı. Sadece bir daha bir daha bir daha aynı iddialar çıkıyordu medyada.”

“Tanrı Türkiye’yi çok seviyor”

Norine Brunson: “Ona üzüldük. Çünkü gerçek ortaya çıksın, insan(lar) bilsin, hedef yaptılar bizi, ki aslında biz Türkiye’yi seviyoruz. Dün, biz biriyle konuşuyorduk, bize sordu, ‘Türkiye’nin nesini seviyorsunuz?’ Ben şöyle açıkladım: ‘Tanrı Türkiye’yi çok seviyor ve onun sevgisinin bir kısmını bizim yüreğimize de koydu. Ondan seviyoruz.”

Andrew Brunson: “Türk mutfağı çok güzel, onu çok seviyoruz. İzmir çok güzel bir şehir. Türk halkı da çok misafirperver. Gerçekten sıcak bir halk. Ama sevgimiz bundan kaynaklanmıyor.”

Norine Brunson: “Neden ülkemi bırakayım? Ailemi bırakayım? Özellikle konuşmakta zorlanacağım bir ülkeye gideyim, yeni bir dil öğreneyim… Tanrı’nın sevgisinden.”

Andrew Brunson: “Tanrı Türkiye’yi seviyor. Ve o Türkiye’yi besledi, Türkler’e Türk halkına beslediği sevginin bir parçasını bizim yüreğimize koydu. O yüzden kaldık Türkiye’de.”

VOA Türkçe: “Yani bütün bu olanlar Türkiye’ye bakışınızı değiştirmedi? İmkanınız olsa yine gider misiniz?”

Norine Brunson: “Hala seviyoruz.”

Andrew Brunson: “Evet.”

“Tanrı gerekeni yapacak, bize kalan şey affetmek”

Norine Brunson: “Affetmeye çalışıyoruz çünkü gerçekten bir haksızlık yapıldı bize orada, büyük haksızlık. Yani iki sene kaybettik, ailemiz kaybetti, çok şey kaçırdık. O zaman bunları kolay kolay affetmek olmuyor ama bize kalan şey bu, Tanrı gerekeni yapacak, ama bize kalan şey affetmek, bırakmak.”

Andrew Brunson: “Çünkü İncil bunu çok net söylüyor ve bunu aslında mahkemede söyledim, üçüncü duruşmada söyledim; Tanrı beni affetti ve benden istediği şey beni affettiğine göre, başkalarını da benim bağışlamam gerekiyor, affetmem gerekiyor. O zaman ben sıraladım bana karşı yalancı tanıklık yapan herkesi ismen ben dedim onları bağışlıyorum, affediyorum ve kin tutmayacağım yüreğimde onlara karşı. Tanrı onlara bereket versin, o merhamet etsin ama ben artık yüreğimde bir şey tutmayacağım.”

Norine Brunson: “Ama isterdik ki bu çıksın, yani aslında biz Türkiye’yi seviyoruz, bereketliyoruz, en iyisini istiyoruz Türkiye için. Gerçek bu. Ama maalesef farklı bakıyorlar bize. Üzüldük ama hep seveceğiz. Yani hep yüreğimizde olacak.”

“O zaman çok sarsıldım”

Andrew Brunson: “Yani biz, sordunuz, dönmek ister miydiniz? Şimdi dönemiyorum birçok kişi benden nefret ediyor, yanlışlıkla, çünkü medyada birçok yanlış şey söylendi benim hakkımda. Ama ileride izin verilirse ziyaret etmek isterdik en azından çünkü Türkiye yüreğimizde. Amerika’dan çok Türkiye’de oturdum ben, 25 yıl. Bir de sormuştunuz, ne hissettim serbest kaldığımda? Serbest bırakılacağımı bilmiyordum çünkü çok net oldu bizim dediğimiz gibi tanıklarımız kabul edilmedi, sunmak istediğimiz deliller kabul edilmedi, hemen yargıya… O zaman biz dedik bunu beklemiyorduk ve savcı hala beni suçluyor ve hapis istiyor benim için. Ama kaç yıl bilmiyorum, 10 yıl 15 yıl 35 yıl… Sadece gördük ki şimdi yargılanacağım. O zaman çok sarsıldım. Ve aslında o sabah yanımda hazır bir çanta vardı cezaevine dönmek için çünkü o ihtimal vardı.”

Norine Brunson: “Bilmiyorduk ne olacağını.”

Andrew Brunson: “Bilmiyorduk. O zaman beni suçlu buldular maalesef bu kötü bir emsal çünkü suçlandığım şeyler doğru değildi. Yaptığım şey misyonerlik yapmak. Ben İsa Mesih’i anlatmak başkalarına daha doğrusu. Öyle bir şeyle suçlanırsam ‘Ben suçluyum’ derim suçu kabul ederim İsa Mesih’i duyurmak istedim ama o kadar. Ama bana üç yıl ceza verdiler, sonra kaldığım süre iki yıl kalmıştım içeride, onu göze alarak bilmiyorum onu sayarak beni serbest bıraktılar. Eşimle ben orada duruşma salonunda mahkemede ikimiz diz çöktük, el tutuştuk ve dua ettik ve şükrettik Rabbe çünkü bu iki yıl süren bir şey, bir kabus benim için ve inanamadım, ‘Şimdi çocuklarımı yakında görürüm, ailemle bir daha birlikte olurum ve şükrettim Rabbe.”

“’Al papazı ver papazı’nı duyduğumda çok korktum”

VOA Türkçe: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sizin tutukluluğunuz sırasında bir sözü olmuştu ‘al papazı ver papazı” şeklinde…

Andrew Brunson: “Çok korktum bunu duyduğumda.”

VOA Türkçe: Bu sözler bunu (tutukluluğunuzu) bir pazarlık unsuru yaptığı görüşlerini, algılarını beraberinde getirdi. Sizce de niyet bu muydu, sonradan mı böyle bir niyet oluştu? Siz ne düşündünüz o anda?

Norine Brunson: “Ona sormak lazım ne düşündüğünü.”

Andrew Brunson: “Evet. Bütün bu süreci, düşüncelerimiz olabilir ama siyaseti siyasetçilere bırakmak istiyoruz. Ben Türkiye’ye ilk indiğimde aslında kaldığımız sürece hep bir şey dedik. Mesela ben Amerikalı’yım, ben ülkemi seviyorum ama ben ülkemi Amerika’yı Türkiye’ye temsil etmek için gitmedim. O zaman oradan mesela biri hakaret ediyor, biri Amerika hakkında kötü bir şey dediğinde ben Amerika’yı savunmadım. Ben sessiz kalıyordum çünkü ben Amerikalı olarak gelmedim, ben bir Hıristiyan olarak geldim. O zaman diğer kimliğimizi bir yana bırakıyoruz. Şimdi de aynı şeyi diyorum. Ben büyük bir haksızlık yaşadım Türkiye’de. Ve bu üzücü bir şey bizim için, ama siyasete girmek istemiyoruz çünkü bizim Türkiye’de var olma nedenimiz sadece İsa’yı anlatmak.”

“Başkan Erdoğan’la görüşmeyi, onun için dua etmeyi isterdik”

VOA Türkçe: “Peki (Cumhurbaşkanı) Erdoğan’la görüşme imkanınız olsa, görüşseniz ne derdiniz?”

Norine Brunson: “Çok isterdik.”

Andrew Brunson: “İsterdik. Ben kendi başkanım için dua etme fırsatım oldu Beyaz Saray’da. İkimiz Başkan Trump için dua ettik ve aslında…

Norine Brunson: “Onun için aynı şekilde yapmak isterdik.”

Andrew Brunson: “Başkan Erdoğan için dua etmek isterdik. Aslında çok dua ettik onun için kilisemizde. Biz de dua ettik onun için kişisel olarak. Onunla bir görüşme fırsatım olursa ben bu fırsatı isterdim; Sayın Başkan sizin için dua edebilir miyiz?”

VOA Türkçe: “Buradan peki ona ne mesaj göndermek istersiniz?”

Andrew Brunson: “Onun için dua ediyoruz. Tanrımız ona hikmet versin ve Türkiye’de adalet kurmak için onu kullansın.”

“Fethullahçıları İslami misyoner olarak görüyorum”

VOA Türkçe: “Fethullah Gülen yapılanması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu yapılanmayla daha önce herhangi bir temasınız oldu mu?”

Andrew Brunson: “Aslında bu yüzden çok şaşırdım çünkü bir Fethullahçı’yla hiç tanışmamıştım. Hayatım boyunca ‘Merhaba’ bile dememiştim. Benim koğuşta tanıştığım insanlar onlara baktığımda görüyorum ki aslında onlar bütün dünyaya yayıldı ve her yerde okul açıyorlar ve kendi İslam versiyonunu anlatmak istiyorlar herkese. Onları İslami misyoner olarak görüyorum, Müslüman misyoner. O zaman bizim görüşlerimiz birbirine zıt bir anlamda çünkü ben başkalarını kendi inancıma davet ediyorum, onlar başkalarını onların inancına çekmek istiyor. Ama onlarla hiç tanışmışlığım yoktu cezaevine atılana kadar.”

Norine Brunson: “Herkese karşı saygımız var.”

Andrew Brunson: “Onlardan biri kilisemize gelseydi, İncil isteseydi, bize Hıristiyanlık hakkında bir şey sormak isteseydi yani biz kilisemiz herkese açıktı.”

Norine Brunson: “Herkese aynı mesaj veriyoruz.”

Andrew Brunson: “Ama benim bildiğim kadarıyla madem ‘Her yere sızmışlar’ diyorlar ama ben kimseyle hiç tanışmadım. Kimse bana ‘Ben Fethullah Gülen hizmetine aitim, sempatizanıyım’ demedi hayatım boyunca.”

“Darbe girişimi gecesini çok iyi hatırlıyorum”

VOA Türkçe: 15 Temmuz darbe girişimi gecesini hatırlıyor musunuz? O gece neredeydiniz?

Andrew Brunson: “Çok iyi hatırlıyorum. Herhalde bir Cuma akşamı çünkü her Cuma akşamı bizim kilisemizde bir dua zamanımız var. O zaman katıldım, iki saat dua ediyoruz, oradan dairemize geçtik, Alsancak’ta oturuyoruz. Darbeden haberimiz yoktu, ama saat 9.00-9.30 gibi bitti, saat 10.00 gibi eve geldim, televizyonu açtım ve şaşırdım, orada televizyonda bir şeyden bahsediyorlardı, haberim öyle oldu. Tabii ki bir iddia oldu ‘Ben bunu planlamaya çalıştım, yani o planlara katıldım’ (diye), ben tamamen şaşırdım bunu gördüğümde. Bir kaç gün sonra, darbeden bir kaç gün sonra, zaten önceden planladığımız bir çocuklarımızla birlikte Amerika’da buluştuk çünkü onlar Amerika’da okuyordu. Çıktım Türkiye’den ama darbeden üç dört hafta sonra eşimle birlikte Türkiye’ye döndük.”

Norine Brunson: “O zamanlar ben Amerika’daydım çünkü çocuklarla daha fazla zaman geçirmek için ben erkenden gitmiştim. Ve o akşam konuştuk çünkü düşündük ne olacak acaba o çıkabilecek mi, yanımıza gelebilecek mi yani belirsizlik vardı o zaman da. Ama hepimiz şok olduk.”

“Serbest bırakılmamızı Tanrı’ya borçluyuz”

VOA Türkçe: Serbest bırakılmanızı neye bağlıyorsunuz? Türk adaleti mi yoksa Başkan Trump’ın gayretleri mi?

Norine Brunson: “Tanrı’ya.”

Andrew Brunson: “Biz hep düşündük. Aslında gittikçe gördük bu kolay çözülecek bir şey değil çünkü siyasi bir konuya dönüştü, Bu çok belli, yani iki hükümet arasında gerginlik yarattı ve bir sorun oldu. Çok kişi bizim için dua ediyordu ve biz dedik ‘Tamam Tanrı beni kurtaracak’ ama bunu nasıl yapar insan dualarını kullanarak insanları kullanır. O zaman bence Amerikan hükümeti Türk hükümetiyle çok görüşmeler yaptı ve zannediyorum…”

Norine Brunson: “Yani o kadar biliyoruz.”

Andrew Brunson: “O kadar biliyoruz.”

Norine Brunson: “Onlara sormak lazım.”

Andrew Brunson: “Ben Türkiye’nin adalet sistemi hakkında fazla söylemek istemiyorum ama bildiğim şey genel olarak bildiğim şey ben masum bir adamım, bana bir haksızlık yapıldı. İki yıl Türkiye cezaevlerinde kaldım. Olmaması gereken bir şeydi. O zaman bu konuda adalet yoktu, bana gelince. Ama buna rağmen ben pişman değilim. Yani Türkiye’den ayrılabilirdik önce. Kaldık ve böyle bir şey oldu bana, ama pişman değilim. Ben Türkiye’yi seviyorum. Ben kendim için Türkiye’de kalmadım. Tanrı’nın benim orada olmamı istediğini düşündüğüm için kaldım. O zaman bu bir itaat meselesi benim için. O zaman ben diyorum tamam iki yıl cezaevlerinde kaldım ama Tanrım da benim orada kalmamı istedi. Ve bunu Türkiye’nin bereketi için kullanacak.”

“Türkiye’nin zarar görmesini istemedik”

VOA Türkçe: Sizin tutuklu olduğunuz dönemde Türk-Amerikan ilişkileri tarihinin en krizli dönemlerinden birini yaşadı. NATO müttefikleri olmasına rağmen iki bakana yaptırım uygulayacak kadar ilişkiler kötüleşti. İlişkiler üzerinde sizin durumunuzun bu denli etki yaratması sizi nasıl etkiledi?

Andrew Brunson: “Ben çok şaşırdım ilk olarak.”

Norine Brunson: “Nasıl böyle bir duruma geldik ki bizim durumumuz böyle bir şey yaratsın.”

Andrew Brunson: “Sürreal (bir durumdu).”

Norine Brunson: “Gazeteye bakıyoruz ve ismimiz geçiyor, yani nasıl mümkün…”

Andrew Brunson: “Ve ben içerideyken tabii ki çok korktum, bu seviyeye geldi ve yine de bırakılmadım. Tabii ki Türkiye’nin zarar görmesini istemedik. O yüzden ben diyorum bu bizim istediğimiz bir şey değil, Türkiye’nin zarar görmesi ama biz Türkiye aleyhine bir şey yapmadık. Bu bizim elimizde olan bir şey değil. Bunu yapan, sorumluluk kimde, yalancı tanıklar ve onların tanıklığını kabul eden makam.”

VOA Türkçe: Tahliye oldunuz ama aklanmadınız. Bundan sonra yargı süreci nasıl ilerleyecek?

Andrew Brunson: “Şimdi itiraz ediyoruz. Ben beraatımı istiyorum çünkü bu aslında çok olumsuz bir emsal, başka Hıristiyanlar için Türkiye’de, kilise için kötü bir emsal. Çünkü aslında benim yaptığım ve çok kişinin yaptığı şey, ne denildi? ‘Sen insanları Hıristiyanlaştırmaya çalışıyorsun, Hıristiyanlaştırarak Türkiye’yi ayrıştırmak istiyorsun, bölmek istiyorsun’. Aslında biz Türkiye’nin toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Türkiye’ye kim saldırırsa onlara karşıyız, biz Türkiye’yi seviyoruz.”

“’Türkiye’yi sarsacak şeyler bekliyorduk’ derken darbeyi kastetmedim”

VOA Türkçe: 25 yıl önce ilk gittiğiniz Türkiye’yle şimdiki Türkiye arasında ne gibi farklar var? Sizde endişe uyandıran bir takım unsurlar var mı?

Andrew Brunson: “Biz bu son iki yılda zor şeyler yaşadık, bunu diyebilirim. Tabii ki Türkiye’de ortam değişti. Birçok kişi zorlanıyor şu anda. Ekonomik kriz de var. Siyasi konulara girmek istemiyorum ama bir şeyi senelerce söyledim ve bu bana karşı kullanıldı bir suçlama olarak çünkü ben dedim darbeden sonra ben dedim ‘Aslında Türkiye’yi sarsacak şeyler bekliyorduk’ ama darbeyi bekliyor anlamında değil… Biz şaşırdık buna. Ama Tanrı, Amerika olsun, Türkiye olsun, Kore olsun insanların dikkatini çekmek için insanların güvendiği şeylerin sarsılmasına izin veriyor. O zaman biz gördük Rusya’yla bir kriz yaşanmıştı, bir ekonomik zorluklar da vardı, sonra biz düşündük bunlar insanların dikkatini çekmek için Tanrı kullanabilir. Ama Amerika’da da aynı şeyi söylüyorum. Burada borsa düşebilir, insanlar borsaya güveniyor, borsa düştüğünde ne oluyor? Güvendikleri temel sarsıldı. O zaman biz Türkiye için biliyoruz şimdi birçok kişi sarsıldı, şimdi birçok kişi zor durumda bulunuyor ama Tanrı insanların dikkatini çekmek istiyor; ‘Bak bu şeyler geçici, bunlar fani şeyler.’”

VOA Türkçe: “En çok neyi özlediniz Türkiye’de?”

Norine Brunson: “Simit…Oradaki dostlarımızı çok özleyeceğiz.”

Andrew Brunson: “Türkiye’de çok değerli Türk kardeşlerimiz var. Onları özlüyoruz. Hıristiyan olmayan da bizim çok yakın arkadaşlarımız var. Değerli ilişkilerimiz var. Onları özlüyoruz.”

“Benimle diğer tutuklu Amerikalılar arasındaki fark…”

VOA Türkçe: “Türkiye’de hala tutuklu olan diğer Amerikan vatandaşları ve Amerikan diplomatik misyonlarının bazı yerel çalışanları da var. Sizce neden sadece siz serbest bırakıldınız? Bu konuda neler söylemek istersiniz?”

Andrew Brunson: Benimle onların arasındaki en büyük fark ben sadece Amerikan vatandaşıyım ama onların çoğu çift vatandaş. O zaman Türkiye onlara baktığında diyor ‘Siz Türk’sünüz’. O zaman mesela uzun bir zaman Amerikan konsolosları ziyaret yapamadı, izin verilmedi çünkü onları diyor ‘Tamam size göre Amerikalı onlar bize göre onlar Türk’tür’. Bence en büyük fark o, çünkü biliyoruz ki Amerika onlar için uğraşıyor. Çok kısa bir şey söyleyeyim; masum bir adamım. Türkiye’yi seviyoruz çünkü Tanrı Türkiye’yi seviyor.”

“Yüreğimiz Türkiye’de kaldı”

Norine Brunson: “Onun çağrısı üzerine biz Türkiye’ye gittik ve itaat ettik. Aslında bizi motive eden Tanrı’ya olan sevgimiz. Önce o bizi önce seviyor sonra biz tabii karşılıklı olarak biz onu seviyoruz. O bizi çağırdı, Türkiye’ye gönderdi, itaat ederek gittik. Sonra Türkiye’de oturanları sevmeyi öğrendik.”

Andrew Brunson: “Bizim yüreğimiz Türkiye’de kaldı, bunu diyebiliriz.”

 

Son Haberler

Trump, İran’a yönelik saldırıları durdurma talimatı verdi

ABD medyası, ABD Başkanı Donald Trump'ın orduya cuma günü İran'a yönelik askeri saldırıları durdurma talimatı verdiğini bildirdi. Böylece 13 gündür aralıksız devam eden günlük saldırı zinciri ilk kez kesintiye uğradı. 24 Temmuz 2026 Cuma günü, konuya yakın iki kaynak ABD merkezli Axios'a yaptığı açıklamada, Donald Trump'ın yaklaşık iki haftadır ilk kez ABD ordusunun sunduğu saldırı planını onaylamadığını aktardı. Trump, önceki 13 gün boyunca İran'daki hedeflere yönelik bombardıman emirlerini her gün veriyor ve bu saldırılar birkaç saat içinde uygulanıyordu. Ancak bu kararın geçici mi yoksa kalıcı bir duraklama mı olduğu henüz netlik kazanmadı. Analistler, Trump'ın bu kararının diplomasiye daha fazla fırsat tanıma isteğinin bir yansıması olabileceğini değerlendiriyor. Kaynaklar, ABD ordusunun geniş çaplı askeri saldırıların yeniden başlatılması ihtimaline karşı tüm planlarını hazır tuttuğunu, ancak Trump'ın şu ana kadar bu yönde yeni bir emir vermediğini belirtti. Güvenlik güçlerinin ise talimat verilmesi halinde kısa sürede yeniden harekete geçebileceği ifade edildi. Trump, söz konusu talimattan kısa süre sonra Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırıları sürdürme ya da artırma seçeneğinin hâlâ masada olduğunu söyledi. "Sahip oldukları her şeyi yok edebiliriz" diyen Trump, buna rağmen daha akıllıca stratejinin İran'la bir anlaşmaya varmak olduğunu ifade etti. ABD Başkanı, "Şu anda İranlılarla görüşüyoruz. Bence her geçen gün daha da yorgun düşüyorlar. Harekete geçmeye hazırız ve tamamen silahlıyız, ancak onlarla konuşuyoruz" dedi. Trump daha sonra Beyaz Saray muhabirleriyle düzenlediği resmi toplantıda ise, "İran'ın şu anda bir anlaşmaya hazır olduğunu düşünmüyorum, ancak ben dinlemeye hazırım" ifadelerini kullandı. Trump'ın saldırıları durdurma kararı, cuma günü Umman'dan bir diplomatik heyetin Tahran'a ulaşmasının ardından geldi. Heyetin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik yeni bir anlaşmayı görüşmek amacıyla İranlı yetkililerle temaslarda bulunduğu belirtildi. Bölgeden iki kaynak, müzakerelerde önemli ilerleme sağlandığını ve hafta sonu içerisinde Umman ile İran arasında bir anlaşmanın imzalanabileceğini aktardı. Ardından Başkan Trump'ın, önerilen anlaşmayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesi bekleniyor.

17 yıl sonra bir ilk: BM Genel Sekreteri Guterres, Suriye’de

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, resmi ziyaret kapsamında beraberindeki heyetle Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. SANA muhabirinin aktardığına göre, Guterres ve beraberindeki heyeti Şam Uluslararası Havalimanı'nda Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani karşıladı. 17 yıl aradan sonra Şam’ı ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri olan Guterres’in, temasları kapsamında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya gelmesi öngörülüyor.

Trump: İran’la ya anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili iki seçenek bulunduğunu belirterek, "Ya onlarla anlaşacağız ya da onları parça parça edeceğiz" dedi. Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran yönetiminin anlaşma yapmak istediğini söyleyen Trump, "Bazen güçlü görünmek için anlaşma istemediklerini söylüyorlar ama gerçek bu değil" ifadelerini kullandı.    Trump, Tahran yönetimiyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "İki yol var: Ya onları parça parça dağıtabiliriz ya da onlarla müzakere edebiliriz. Şu anda yaptığımız da bu" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in İran tarafıyla doğrudan temas halinde olduğunu söyleyen Trump, Tahran'ın son günlerde bir uzlaşmaya varma konusunda daha istekli göründüğünü ifade etti. Trump, "Bence akıllıca olan yol bu. Ancak diğer yol, yani savaş, belki daha kolay olabilir. Biz buna da hazırız. Hazırız ve silahlıyız" dedi. "Büyük saldırılar" konusunda karar vermedi İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon kararı alıp almadığı yönündeki soruya Trump, "Hayır, henüz karar vermedim çünkü şu anda onlarla konuşuyoruz" yanıtını verdi. Trump, Venezuela örneğini hatırlatarak, başlangıçta eleştirilen bazı kararlarının daha sonra destek gördüğünü belirterek, İran konusunda da benzer bir sürecin yaşanabileceğini söyledi. "Rusya ve Çin'in İran'a yardım edeceğini düşünmüyorum" Rusya ve Çin'in İran'a destek vereceği yönündeki iddiaları da değerlendiren Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisine bu yönde güvence verdiğini dile getirdi. Trump, "Şi Cinping ve Vladimir Putin bana müdahil olmayacaklarını ve Tahran'a yardım etmeyeceklerini söylediler. Onlara güveniyorum ve beni hayal kırıklığına uğratacaklarını sanmıyorum" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklamaları, ABD ile İran arasında devam eden gerilimin sürdüğü ve diplomatik temasların devam ettiği bir dönemde geldi. Öte yandan New York Times'ın haberine göre Trump'ın, İran'a yönelik askeri seçenekleri değerlendirmek üzere Beyaz Saray Durum Odası'nda üst düzey askeri yetkililerle bir toplantı yapması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması İsrail’de tepkiyle karşılandı

ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan ve Riyad'ın Amerikan teknolojisiyle nükleer santral kurup uranyum zenginleştirmesine imkan tanıyan anlaşma, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açtı. İsrailli muhalif siyasetçiler, anlaşmanın Ortadoğu'da nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceğini belirtiyor. ABD ve Suudi Arabistan, Riyad'ın sivil nükleer program geliştirmesini öngören tarihi anlaşmaya imza attı.Çarşamba günü duyurulan ve yürürlüğe girmesi için ABD Kongresi'nin onayı gereken anlaşma, İsrail siyasetinde geniş yankı uyandırdı.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, muhalefet ve eski üst düzey yetkililer anlaşmaya sert tepki gösterdi. Bennett: "Büyük bir stratejik başarısızlık" 27 Ekim'de yapılması planlanan seçimlerde yeniden başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmanın İsrail'in güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Bennett yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan ile İsrail göz ardı edilerek yapılan bu nükleer anlaşma, büyük bir stratejik başarısızlıktır ve güvenliğimizi riske atmaktadır. Suudi toprağında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede kontrolsüz bir nükleer yarışa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Çılgınca bir silahlanma yarışı başlayacak" Anlaşmaya bir tepki de eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'dan geldi. Liberman, Suudi Arabistan'ın sivil programının nihayetinde askeri boyut kazanacağını öne sürerek şunları söyledi: "Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programı, nükleer silah elde edilmesiyle sonuçlanacak ve tüm Orta Doğu'da çılgınca bir silahlanma yarışına neden olacaktır." İsrail'in bölgedeki tek nükleer güç olma konumunu koruması gerektiğini vurgulayan Liberman, Tel Aviv yönetiminin ABD Kongresi nezdinde girişimde bulunarak anlaşmayı engellemesi gerektiğini kaydetti. Eski Savunma Bakanı Benny Gantz ise konunun bölgesel ittifaklardan bağımsız ele alınmasını eleştirerek, "Bölgesel ılımlı bir ittifakın parçası olmadan Suudi Arabistan'a sivil nükleer kapasite verilmesinin İsrail'in güvenliğine fayda sağlayacağını savunacak hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur" değerlendirmesinde bulundu. 123 Anlaşması imzalandı 22 Temmuz 2026'da ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, kamuoyunda "123 Anlaşması" olarak bilinen çerçeve metni ve beraberindeki güvenlik garantileri anlaşmasını imzaladı. ABD Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın iki ülke arasında milyarlarca dolarlık ve onlarca yıl sürecek stratejik bir ortaklığın hukuki zeminini oluşturduğu kaydedildi. Anlaşma, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sıkı denetimi altında Suudi Arabistan'ın elektrik üretimi için Amerikan teknolojisini kullanmasına imkan tanıyor. Böylece Riyad yönetimi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, ABD'li şirketler için de Suudi nükleer pazarına giriş fırsatı doğuyor. Wright: "Trump sayesinde nükleer rönesans başladı" İmza töreninin ardından konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, anlaşmanın en yüksek güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarına sahip olduğunu vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump'ın vizyonuna dikkat çeken Wright, "Başkan Trump sayesinde ABD'nin nükleer rönesansı başladı. Bu adım, her iki ülke halkına uzun vadeli ekonomik ve stratejik kazançlar sağlayacaktır" dedi. ABD Kongresi'nin onayına sunulacak olan anlaşmanın temel hedefleri arasında ABD nükleer teknolojisinin ihracatını artırmak, nitelikli istihdam yaratmak ve Washington-Riyad hattındaki stratejik ortaklığı derinleştirmek yer alıyor.

Rojava Üniversitesi’nde kritik görüşme: Şam’daki yükseköğretim sistemine bağlanacak

Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun akademik ve hukuki kriterlere göre yürütülerek, öğrencilerin eğitim hakkı ile akademik kadroların haklarının esas alınacağını söyledi.  Suriye Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırmalar Bakanı Mervan El Helebi, Kamışlo’da bulunan Rojava Üniversitesi'nin yükseköğretim sistemine entegrasyonunun öğrencilerin ve akademik kadroların haklarını esas alan kapsamlı bir akademik ve hukuki çerçevede yürütüleceğini açıkladı. Haseke Valisi Nureddin İsa'nın da dahil olduğu, Rojava Üniversitesi Meclisi ile gerçekleştirilen görüşmede entegrasyon sürecine ilişkin hazırlanan yol haritasının ele alındığını belirten El Helebi, sürecin aşamalı ve planlı biçimde ilerleyeceğini ifade etti. İlk aşamada üniversitenin akademik ve idari yapısı, eğitim programları, öğrencilerin durumu, akademik kadrolar ve eğitim altyapısının kapsamlı biçimde değerlendirileceğini kaydeden El Helebi, "Amaç, öğrencilerin hiçbir hak kaybına uğramamasını ve eğitim süreçlerinin kesintisiz devam etmesini sağlamaktır" dedi. İkinci aşamada ise müfredatın, akademik kararların ve ders saatlerinin bilimsel ölçütler doğrultusunda uyumlaştırılacağını belirten El Helebi, ders denkliklerinin sağlanması ve akademik gerekliliklerin yerine getirilmesi için adil bir mekanizmanın oluşturulacağını söyledi. "Bu sayede entegrasyon süreci düzenli şekilde ilerleyecek, eğitim kalitesi ve akademik standartlar korunacaktır" diyen El Helebi, ilerleyen aşamalarda Hesekê'deki yükseköğretim kurumları arasındaki bütünleşmeyi güçlendirecek hukuki ve akademik düzenlemelerin de tamamlanacağını ifade etti.  Bakanlığın, öğrenciler ve akademik kadroların haklarını güvence altına alacak teknik ve hukuki değerlendirmeler tamamlanmadan herhangi bir adım atmayacağını vurgulayan El Helebi, sürecin adalet ve şeffaflık ilkeleri temelinde yürütüleceğini kaydetti.

New York Belediye Başkanı Mamdani, Netanyahu’yu tutuklama yetkisinin olmadığını söyledi

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, 22 Temmuz'da İsrail...

İran’dan ABD’ye: Nükleer tesislere saldırı olursa sert karşılık veririz

İran'ın Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı, ABD'nin ülkenin nükleer tesislerine saldırması halinde komşu ülkelerdeki Amerikan üslerine sert karşılık vereceklerini açıkladı. Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı dün gece yayımladığı açıklamada, ABD'nin İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer ve diğer hassas tesislerine saldırı tehdidinde bulunduğunu belirtti. Açıklamada, "ABD'nin saldırgan ordusu böyle bir aşamaya geçerse, bunu bölgedeki savaşın daha da genişletilmesi olarak değerlendireceğiz. ABD'nin, müttefiklerinin ve bu asi ve savaş yanlısı ülkeyi destekleyenlerin tüm çıkarları, İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri'nin güçlü saldırılarının hedefi olacaktır" denildi. Trump: Nükleer malzemelerin saklandığı bölgeleri bombalayacağız Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün İran'a yönelik yaptığı uyarının ardından geldi. Trump, Tahran'ın nükleer ekipman ve malzemelerini sakladığı düşünülen noktalara "çok yakında" saldırabileceklerini söylemişti. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüjleri daha güvenli bölgelere taşıdığına inanıp inanmadığı sorusuna ise, "Hareketliliğin farkındayız. Büyük olasılıkla o bölgeleri çok yakında vuracağız" yanıtını verdi. İran'ın ABD saldırılarını engelleyemeyeceğini öne süren Trump, "İran bize karşı hiçbir şey yapamaz. Normalde böyle konuşmam ama eğer o yerleri koruyabileceklerini düşünseydim bunu söylemezdim. Tekrar ediyorum, o bölgeleri çok yakında vuracağız" ifadelerini kullandı. Trump'ın hedef gösterdiği yerlerden biri de Kuleng(Kazma) Dağı oldu. Kuleng Dağı neden önemli? Kuleng Dağı (Kuh-e Kolang Gaz La), İran'ın merkezinde yer alan İsfahan eyaletinde bulunmaktadır. Tahran'ın yaklaşık 220 kilometre güneyindeki stratejik Natanz nükleer tesisinin hemen 1.5 kilometre yakınında yer alır  Kuleng Dağı'nın altında gizli ve derin bir yer altı nükleer tesisi bulunduğu iddia ediliyor. İsrail ve ABD istihbarat kurumları, İran'ın hava saldırılarından korumak amacıyla binlerce uranyum zenginleştirme santrifüjünü bu tesise taşıdığına inanıyor. Tesis o kadar derindedir ki, ABD'nin en güçlü sığınak delen (bunker-buster) bombalarının bile burayı tamamen imha etmekte zorlanacağı belirtilmektedir. Trump, burayı "tam giriş kapısından" vurarak tünelleri kapatmakla ve İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemekle tehdit etmektedir. Tesisin kapıları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerine kapalı olduğu için, ABD burayı tamamen "karanlık bir nükleer kutu" ve en büyük tehdit odağı olarak görmektedir

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.