“Ama işte gözlere bakınca, ne uzaktan ne yakından asla yanılmazsın! En önemli şey gözlerdir.” Filip Filipoviç eğer ki sokakta karşılaştığı köpeğin gözlerine bakmış olsaydı, kim bilir belki de kötü hadiseler yaşanmayacaktı.
Evveliyatında bilim insanlarının, insanlar ve hayvanlar üzerine deney yaptıklarını okumuşuzdur. Ses getiren büyük okuyucu kitlelerine ulaşabilen romanlar olmuşlardır bu konu üzerine eğilmiş olanlar. Jules Verne’in “Doktor Ox’un Deneyi”, Iaın Bank’in “Eşekarısı Fabrikası” bir deney üzerine kurgulanmış romanlara tanık gösterilebilir. Keza “Köpek Kalbi’de” bu romanlardan biridir. Usta yazar Mihail Bulgakov “Köpek Kalbi” romanında köpek “Şarik” üzerinde uyguladığı, başarılı olduğu ve bilim dünyasını temelinden sarstığı bir deneyden bahsediyor. Bu deney Türk Eğeri’nin hemen üstünde konumlanmış hipofiz bezinin insandan alınıp köpek Şarik’e nakledilmesi temeline dayanıyor. Ancak, Avrupa’yı ve Asya’yı yaptığı çalışmalarla şaşkına çevirmiş olan Doktor Filip Filipoviç, bir şeyi gözden kaçırmıştı. Beyin sınırları olmayan bir organdır. Ve beyinin en önemli yapısından biri olan hipofiz bezinin ise etkilediği insani davranışlar ise ancak öngörülebilir. Bu öngörüler tabiri caiz ise, bir günlük zaman diliminde, bilinen yalnız bir saliseye erişebilmektedir.
Stockholm sendromunu hepimiz biliriz. Ve bu sendromun kendini daha farklı bir şekilde ortaya çıkardığına tanıklık edeceksiniz “Köpek Kalbi” romanında. Şöyle ki doktor deneyi için bir kurban seçer ve o kurban köpek Şariktir. Köpeği bir süre evinde misafir eder, hin planlarının içinde köpeğin geçireceği ameliyatı kaldırabilecek kadar güçlenmesi vardır ve altı kişiyi doyuracak yemeği köpeğin tek başına yemesine izin verir. Kurbanını masasına, kabul odasına, mutfağına Sovyet Rusya döneminde diğer insanlar için asla sahip olunamayacak bir lüks içindeki yedi odasına davet eder. Gel zaman git zaman köpek Şarik’e duygusal bir yakınlık hissetmeye başlar. Deneyin olumsuz sonuçlanması önemini yitirir, deney sonucunda köpek Şarik yaşamalıdır. Nerdeyse bu duygusal yakınlık anlam veremeyeceğiniz seviyelere ulaşır.
Bir köpeğin hipofiz bezi değiştirilerek insanlaştırılması konu edilir. Evet, peki bu nasıl bir aşamadır? Sonuçta dört ayağının üstünde gezen, havlayan bir köpek nasıl olurda insani özellikler kazanır. Bilim bunu destekler mi, varsayalım ki evet böyle bir şey oldu hayvani dürtüler engellenebilir mi? İnsan, hayvani dürtülerini kontrol altına alabilen canlılardır. Beyni insana ait olsa da kalbi hala bir “köpek kalbi” iken insani davranışlar sergilemesi mümkün müdür bir köpeğin? Tüm sorularınızı cevaplayacaktır usta yazar Mihail Bulgakov. Ve bu sorulara yanıt bulurken kimi zaman Bulgakov’a hak verecek kimi zaman bildiğiniz tüm hakaretleri savuracak, nedenlerini sorgulayacaksınız.
“Şurası kesin ki: Eğer ameliyat yapmak yerine her akşam dairemde koroyla birlikte şarkı söylemeye başlarsam, yıkım gelir, beni bulur! Eğer tuvalete gittiğimde, ifademi bağışlayın, klozetin yan tarafına işersem, üstelik Zina ve Darya Petrovna da aynısını yaparsa tuvalette yıkım ortaya çıkar. Bundan hareketle yıkım klozette değil kafalardadır.”
Mihail Bulgakov yalnız hipofiz bezinden, köpek Şarik’ten bahsetmez. Dönemin Rusya’sına bir kapı aralar ve onu olabildiğince çıplaklığıyla gözler önüne serer. Hem deneyinin hem de romanda insanlarla girmiş olduğu diyalogların temelinde, zihinlerimizin yol açtığı yıkımlar bulunmaktadır.
Mihail Bulgakov avuçlarımıza bir fikir bırakır, bir köpek yürüyebildiği, konuşabildiği düşünebildiği için insani vasıflar kazanmış sayılmamalıdır. Bedenin ve ruhun şekillenmesinde çok başka unsurlar kendini görünür kılmaktadır. Yıkım zihnimizde var olmaya devam ettikçe tavşan, köpek veya iki bacağı üstünde yürüyebilen, kelimelerle konuşabilen bir “insan” olmanız hiçbir şeyi değiştirmez. “İNSAN” olamazsınız.
İnceleme: Büşra Abacı
Kitabın Adı: Köpek Kalbi
Yazar: Mihail Bulgakov
Çeviren: Mustafa Yılmaz
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım: 6. Basım Ekim 2017
Sayfa Sayısı: 132
ISBN: 9786053325949

